Jacob Rogozinski – Ben ve Ten (2018)

Ben dışsal gerçeklik tarafından üretilen bir yanılsama mıdır?

Önde gelen çağdaş Fransız düşünürlerinden Jacob Rogozinski’nin bu kitabı, “ben” konusuna geniş bir çerçeveden bakmasıyla önemli.

Rogozinski kitabına, iki ego katili olarak tanımladığı Heidegger ve Lacan’ın düşüncelerini irdeleyerek başlıyor ve oradan da Descartes, Husserl, Merleau-Ponty ve Artaud’un fikirlerine uzanarak ben ile ben-olmayan arasındaki farkı çok yönlü bir bakışla tartışıyor.

Yazar bunu yaparken de, fenomenolojinin ve psikanalizin zengin mirasından olabildiğince yararlanıyor, ayrıca yaşam, ölüm, aşk ve nefret gibi varoluşun temel sorularıyla sıkı bir yüzleşmeye girişiyor.

Kitaptan alıntı:

“Yaşamın benim yaşamım olmaktan çıktığı ve kolektif bir antiteye aktarılmak üzere egonun içkinliğinden koparıldığı andan itibaren faşizmi uzaklarda aramamıza gerek kalmaz.”

“Direnmek bir ben’in değil, bir biz’in işidir: Bir halkın, bir sınıfın ya da diyelim ki bir çokluğun işidir.”

  • Künye: Jacob Rogozinski – Ben ve Ten: Ego-Analize Giriş, çeviren: Melis Aktaş, Pinhan Yayıncılık, psikoloji, 392 sayfa, 2018

Sean Sayers – Marksizm ve İnsan Doğası (2009)

Sean Sayers ‘Marksizm ve İnsan Doğası’nda, tarihsel bir olgu olarak insan doğasını anlatıyor.

Yazar, kolay anlaşılabilir üslubuyla, Marx ve Hegel’in çalışmalarına dayanarak, Marksist hümanizmin çerçevesini oluşturuyor.

Kitabın ilk bölümünde, çalışmanın insan yaşamındaki rolüne ilişkin felsefi sorunlara odaklanılıyor.

Sayers burada, Marx’ın felsefesinin özgün niteliklerinden birisinin, insanların aslen üretken varlıklar olduklarını ve çalışmanın potansiyel olarak özgürleştirici ve insanın kendini gerçekleştirmesine yardımcı bir faaliyet olduğunu söylüyor.

Yazar, ikinci bölümde ise, özellikle insan doğası bağlamında, Marksizmin ahlaki içerimlerine odaklanıyor.

  • Künye: Sean Sayers – Marksizm ve İnsan Doğası, editör: Yıldız Silier, çeviren: Şükrü Alpagut, Yordam Kitap, felsefe, 264 sayfa

Frederick C. Beiser – Aydınlanma, Devrim ve Romantizm (2018)

Frederick Beiser, Alman İdealizmi, Alman Romantizmi, İngiliz Aydınlanması ve genel olarak 19. yüzyıl felsefesi konusundaki çalışmalarıyla, dünya çapında ün sahibi bir felsefeci.

Beiser’in bu kapsamlı çalışması da, 1790 ile 1800 arasındaki on yıllık zaman diliminde modern Alman politik düşüncesinin nasıl biçimlendiğini incelemesiyle çok değerli.

Beiser, bu on yıl zarfında, Fransız Devrimi karşısında oluşan reaksiyon, Almanya’da liberalizm, muhafazakârlık ve romantizm gibi üç karşıt politik geleneğin ortaya çıkmasına neden olduğunu ve bu geleneklerden her birinin, modern Alman politik düşüncesinin on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllardaki gelişiminde merkezî rol oynadığını belirtiyor.

Yazar, bu geleneklerin köken ve bağlamlarını belirleyerek temel politik ideallerine dair bir analiz ortaya koyuyor.

1790’ların belli başlı politik düşünür ve hareketlerinin bir incelemesi niteliğinde olan çalışmada her bölüm, bu on yılın merkezî figürlerini, bunların politik teorilerinin kökenlerini, Fransız Devrimi karşısındaki tepkilerini ve savundukları düşüncelerde politikanın önemini tartışıyor.

Kitabın en dikkat çekici katkısı ise, Alman düşüncesinin on sekizinci yüzyıl ve hatta Fransız Devrimi boyunca apolitik olduğu yönündeki, hâlâ hâkim olan görüşe temelden karşı çıkması.

Beiser, 1790’lardaki Alman felsefesinde hâkim olan politik amacı ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor.

  • Künye: Frederick C. Beiser – Aydınlanma, Devrim ve Romantizm: Modern Alman Politik Düşüncesinin Doğuşu (1790-1800), çeviren: Aslı Önal, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 576 sayfa, 2018

Jean-Pierre Changeux ve Paul Ricoeur – Neden, Nasıl Düşünürüz? (2009)

 

‘Neden, Nasıl Düşünürüz?’, sinir biyoloğu ile bir filozofun etik, insan doğası ve beyin konularına uzanan tartışmalarından oluşuyor.

Kitapta Jean-Pierre Changeux beyinle ilgili bilimsel açıklamalarda bulunurken, Paul Ricoeur ise, felsefi bakışıyla bu açıklamaları yorumluyor.

Changeux ve Ricoeur böylece, “Beynin yapısı ve işleyişi hakkında bilgi edinmek kendi benliğimize dair bilgimize nasıl bir katkıda bulunur?”, “Beynimizi tanımak günlük yaşamdaki deneyimimizi, dünyayla ve ‘öteki’yle olan ilişkimizi nasıl etkiler?” ve “Beyin ile düşünce/bilinç arasında nasıl bir ilişki vardır?” gibi soruların muhtelif yanıtlarını tartışıyor.

  • Künye: Jean-Pierre Changeux ve Paul Ricoeur – Neden, Nasıl Düşünürüz?: Etik, İnsan Doğası ve Beyin Üzerine Bir Tartışma, çeviren: İsmet Birkan, Metis Yayınları, bilim, 294 sayfa

Friedrich Nietzsche – Platon Öncesi Filozoflar (2018)

Friedrich Nietzsche’nin 1872-1873 tarihleri arasında, Platon öncesi antik filozoflar üzerine verdiği dersler burada.

Fakat Nietzsche’nin arşivlerdeki elyazmalarından yola çıkan Paolo D’lorio, bu notları yeniden derlemiş ve böylece derslerin daha önceki 1913 ve 1921 tarihli Almanca baskılarında eksik olan kısımları tamamlamış.

Dolayısıyla Nietzsche’nin dersleri nihayet eksiksiz biçimde bize ulaşmış oluyor.

Nietzsche burada, Platon öncesi filozofların düşünme biçimleri üzerine derinlemesine düşünüyor ve böylece Antik dünya felsefesinin zengin bir fotoğrafını çekiyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Tanrılar veya sözünü ettiğim şeyler hakkında hakikati hiç kimsenin bilmediği ve hiç bilmeyeceği kesindir. Zira gerçek bir şey olabildiğince mükemmel tarzda söylense bile yine de gerçekten bilinmez. Kanı herkesi gafil avlar.” –Ksenophanes

“Çok bilgi insanı akıllı yapmaz; öyle olsa Hesiodos’u, Pythagoras’ı, Ksenophanes’i ve Hekataios’u akıllı yapardı.”

“Akıl yalnızca gizli bir hazzı istememelidir, tamamıyla özgür olmalı ve kendi saturnalialarını kutlamalıdır. Özgürleşen akıl, bakışını şeylere çevirir: Böylece ilk kez mundane existence (gündelik varoluş) ilgiye değer ve problematik görünür. İşte felsefi gayretin hakiki işareti: Gözümüzün önünde bulunana şaşırmak.”

“Tiran, kendisi ve yakın dostları dışında hiç kimsenin birey olmasına katlanmaz.”

  • Künye: Friedrich Nietzsche – Platon Öncesi Filozoflar, derleyen: Paolo D’lorio, sunuş ve notlar: Paolo D’lorio ve Francesca Fronterotta, çeviren: Nur Nirven, Pinhan Yayıncılık, felsefe, 400 sayfa, 2018

 

Manuel DeLanda – Yeni Bir Toplum Felsefesi (2018)

Manuel DeLanda ‘Yeni Bir Toplum Felsefesi’nde, toplumsal ontolojiye yeni bir yaklaşım getiriyor.

DeLanda bunu yaparken de, 20. yüzyılın son on yıllarında öbekleşmelere ve kendi tarihsel kimliklerini yaratıp istikrarlı kılan süreçlere ilişkin “öbekleştirme” kuramını oluşturan Gilles Deleuze’nin fikirlerinden yola çıkıyor.

Deleuze bu kuramı, heterojen parçalardan inşa edilmiş çok çeşitli bütünlere uygulayıp atomlar ve moleküllerden biyolojik organizmalara, türlerden ekosistemlere dek birçok varlığı öbekleşmeler biçiminde değerlendirdi ve buradan hareketle de onları tarihsel süreçlerin ürünü varlıklar olarak saptadı.

DeLanda ise, “öbekleştirme” kavramından yola çıkarak hem Deleuzecü ontolojinin bütününü çözümleyici bir tarzda yeniden kuruyor ve hem de “öbekleştirme”yi bir adım öteye taşıyor.

Buradan yola çıkarak, gerçekçiliğin kusurlarını bertaraf etmeye imkân tanıyan “yeni bir öbekleşme kuramı”nın temel fikirlerini ve kavramlarını irdeleyen DeLanda, Deleuze’ün yanı sıra, Max Weber, Fernand Braudel, Michel Foucault, Pierre Bourdieu, Erving Goffman gibi düşünürlerin yaklaşımlarını da irdeliyor.

De Landa ayrıca, öbekleşmeleri Hegelci tümlüklerle mukayese ediyor ve inorganik, organik ve toplumsal öznelerin sentezini açıklamada tarihsel süreçlere başvuruyor.

  • Künye: Manuel DeLanda – Yeni Bir Toplum Felsefesi: Öbekleşme Teorisi ve Toplumsal Karmaşıklık, çeviren: Serkan Çalcı, Kolektif Kitap, felsefe, 248 sayfa, 2018

Platon – Kratylos (2018)

‘Kratylos’, Platon’un geç dönem diyaloglarından biri ve günümüzde özellikle dil felsefesinin gelişmesiyle birlikte daha fazla ilgi çeken bir eser.

Zira ‘Kratylos’ diyaloğu, adlar üzerinden dil konusunu derinlemesine tartışıyor.

  • Bir adı doğru yapan nedir?
  • Adların doğruluğunun üzerinde yükseldiği zemin nedir?
  • Adların ait oldukları şeylerle ne kadar ilişkisi vardır?
  • Adların işlevi nedir?
  • Bir şeyin kaç tane doğru adı olabilir?

Bu ve bunun gibi, dilbilim felsefesinin bugün de üzerine yoğun şekilde tartıştığı birçok sorunun yanıtını arayan Platon, dilin, sadece insanlar arasındaki iletişimi sağlayan bir araç değil, aynı zamanda varlığın ve bilmenin önemli unsurlarından biri olduğunu söylüyor.

‘Kratylos’, dilin felsefi, dinsel ve bilimsel yönlerini sorgulayan pek çok soru barındırmasıyla, bugün de güncelliğini koruyan muhteşem bir yapıt.

  • Künye: Platon – Kratylos, çeviren: Cenap Karakaya, İletişim Yayınları, felsefe, 125 sayfa, 2018

Jacques Rancière – Nasıl Bir Zamanda Yaşıyoruz? (2018)

Filozof Jacques Rancière ile yayıncı ve aktivist Eric Hazan arasında demokrasi ve demokrasinin geleceği üzerine ufuk açıcı bir tartışma.

Kısa, fakat oldukça yoğun bu kitap, verili demokrasiyi, onun temsiliyet kabiliyetini ve demokrasiyi yozlaştıran ve içini boşaltan bir olgu olarak popülizmi tartışıyor ve bütün bu tartışmayı da sınıf mücadelesi ve tahakküm gibi kavramlara dönük derin bir sorgulama bağlamında yürütüyorlar.

Rancière ve Hazan bunun yanı sıra, devlet ve şirketlerin tahakküm ve dayatmalarına karşı son on yıl içinde dünya çapında ortaya çıkmış halk hareketlerini de masaya yatırıyor.

İkili, bu isyanların başarılı veya başarısız olduğu yönleri irdelerken, bunların geleceğin muhalefeti açısından ne gibi potansiyel imkânlar barındırdıklarını da tartışıyor.

Demokrasinin güncel sorunları kadar, geleceğin demokrasi deneyiminin neye benzemesi gerektiği üzerine kafa yormak isteyenlerin de muhakkak okumak isteyeceği bir söyleşi.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Demokrasi temsilcilerin seçilmesi değil, iktidarı icra etme vasfı olmayanların iktidarıdır.”

“Hâkim kanı, temsili aşağıdan gelen bir hareket olarak sunar: Halk bu tasavvurda kendisine temsilci seçen kolektif bir gövde gibidir. Ama siyasal bir halk önceden var olan bir veri değil, bir sonuçtur.”

“Özgürleşme, zamanın normal düzeni içinde bir başka zaman yaratmanın bir biçimi, duyumsanabilir dünyada ortaklaşa ikamet etmenin başka bir tarzı olmuştur daima.”

“Gelecek için çalışılmaz, şimdi içinde kazıp bir mesafe yaratmak, bir saban izi bırakmak için, başka bir var olma tarzının deneyimini yoğunlaştırmak için çalışılır.”

“Bugün en başta gelen sorun daha ileri gitmeyi denemek değil, hâkim hareketin akıntısına karşı kulaç atmaktır.”

“(Bilim) Eylemin üstüne fazla büyük bir elbise biçer ve kendisini felç eden ayrıntı bolluğu içinde kaybolur.”

  • Künye: Jacques Rancière – Nasıl Bir Zamanda Yaşıyoruz?, söyleşi: Eric Hazan, çeviren: Murat Erşen, Metis Yayınları, siyaset, 64 sayfa, 2018

 

Charlotte Greig – Felsefe Eşliğinde Aşka Yolculuk (2009)

Charlotte Greig ‘Felsefe Eşliğinde Aşka Yolculuk’ta, başkahramanı Susannah’ın, Nietzsche, Heidegger ve Kierkegaard gibi üç önemli Avrupalı filozofun rehberliğinde hayatı deneyimlemesini hikâye ediyor.

Susannah’ın günleri, 1970’lerin toplumsal ve cinsel özgürlüğünün damgasını vurduğu üniversite kampüsünde hayat, felsefe, arkadaşlık ve aşk üzerine düşünmekle geçer.

Bu esnada, sınıf arkadaşı Rob’la hesapta olmayan bir ilişki yaşayan Susannah, aynı zamanda, gelecek kaygılarıyla da yüzleşir.

Susannah’ın bu kaygı ve sıkıntılarla yüzleşmesine yardımcı olacak kişiler ise, Avrupa felsefesinin mihenk taşlarından Nietzsche, Heidegger ve Kierkegaard olacaktır.

  • Künye: Charlotte Greig – Felsefe Eşliğinde Aşka Yolculuk, çeviren: Aliye Yılmaz, Sel Yayıncılık, roman, 283 sayfa

Henri Lefebvre – Diyalektik Materyalizm (2018)

Henri Lefebvre’den diyalektik materyalizm üzerine derinlemesine bir sorgulama.

Bunu yaparken praksisi diyalektik materyalizmin çıkış ve varış noktası olarak tanımlayan Lefebvre, hem prakisisi daha berrak bir ifadeye kavuşturmaya hem de onu bilinçli ve tutarlı bir toplumsal pratiğe dönüştürmeye çalışıyor.

Diyalektik materyalizmin bir dogma değil, araştırma ve eylem aracı olduğunu söyleyen Lefebvre, praksisin varlığı ve bilinci tanımlamak yerine onları konumlandırdığını belirtiyor.

Formel mantığın içerikle biçim arasında kurduğu ilişki sorunludur ve eleştiriye açıktır. Formel mantık hem çok fazla hem de çok az içeriğe sahiptir, içerik tökyönlüdür; alınıp kopartılır, hareketsiz kılınır ve metafizik bir düzleme yerleştirilir.” diyen Lefebvre, formel mantığı aşan ama idealizme saplanan Hegelci diyalektiğin sıkı bir Marksist eleştirisini yapıyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

Bilgin bilgiyi ilerleterek düşüncenin hareketini tanıtlamış olur; ancak filozof da bilimin değerini tartışma konusu edip intikamını alır. Kesinlik ile üretkenlik arasındaki çelişki şiddetlenir;  bilimin değeri meselesi ve bilgi meselesi ortaya çıkar.”

Yaşamın anlamı, insan potansiyellerinin tam anlamıyla gelişmesinde yatar. Bu olanağı sınırlayan ve felç eden şey doğa değil, toplumsal ilişkilerin sınıfsal karakteridir.”

Formel mantığın içerikle biçim arasında kurduğu ilişki sorunludur ve eleştiriye açıktır. Formel mantık hem çok fazla hem de çok az içeriğe sahiptir, içerik tökyönlüdür; alınıp kopartılır, hareketsiz kılınır ve metafizik bir düzleme yerleştirilir. Bu mantıksal-metafizik postulat tam da  “büyüsel”  düşüncenin postulatına denk düşer: Biçimle içeriğin ilişkisi bir tür ortaklık olarak kavranır. Formel özdeşlik, büyüsel düşüncedekine benzer bir özdeşlik şeması haline gelir. Aslen büyü doktrinlerine ve gizemciliğe karşı yöneltilen formel mantık bu hedefine varamaz, rasyonel kesinlikten yoksun bu türden teorileri gerçek anlamda aşamaz ve onların düzeyinde kalır.”

  • Künye: Henri Lefebvre – Diyalektik Materyalizm, çeviren: Barış Yıldırım, Sel Yayıncılık, felsefe, 116 sayfa, 2018