Philippe Mengue – Yürümek, Koşmak, Yüzmek (2018)

Philippe Mengue, doğal fiziksel yetenekleri kadar, sporu da seven, spor tutkunu bir babanın etkisiyle, içine çok erken yaşlarda spor aşkı aşılanmış olmasıyla, hayatı boyunca fiziksel aktivitelere ilgi duydu.

Bu ilginin neticesi olan elimizdeki kitabı ise, yürümek, koşmak, yüzmek gibi fiziksel aktiviteler konusunda, oldukça özgün bir felsefi sorgulama sunuyor.

Mengue burada,

  • Deleueze’da sporun içgüdüsel olarak reddini,
  • Rimbaud’nun Habeşistan günlerini,
  • Rousseau ve Kerouac’taki yola koyulma fikrini,
  • Merleau-Ponty ile Maldiney’e göre “estetik” beden veya görüngübilimcilerin duyumsayan bedeni,
  • Kötülük yazınında Sade’la, Bataille’la ele alınan erotik bedeni,
  • Artaud ile “organsız beden”i,
  • Bedenin Eros aracılığıyla Platon’dan beri en yüce felsefeyle bağlantılı olma halini,
  • Tanrısal tapınma aracı olarak antik spor müsabakalarını,
  • Bedenin denizde aldığı “oluşlar”ı,
  • Ve bunun gibi, spor ve hareket halindeki beden üzerine sistemli pek çok düşünce egzersizi yapıyor.

Künye: Philippe Mengue – Yürümek, Koşmak, Yüzmek: Kaçak Beden, çeviren: Orçun Türkay, Yapı Kredi Yayınları, felsefe, 244 sayfa, 2018

Leo Strauss – Nietzsche: İyinin ve Kötünün Ötesinde (2018)

Leo Strauss, 1971-72 güz ve bahar döneminde St. John’s College’da, Friedrich Nietzsche’nin ‘İyinin ve Kötünün Ötesinde’ adlı kitabı üzerine seminer vermişti.

Bu seminerler, Nietzsche’nin söz konusu kitabı kadar, düşünürün sistemini farklı yönleriyle ele almasıyla da önemlidir.

Strauss burada, öncelikle Nietzsche’nin güç istencinin kendisinin sisteminde temel gerçek olduğu iddiasıyla ilgileniyor ve bu iddiaların yorumdan öteye geçemediğini savunuyor.

Strauss ayrıca, kendi düşünüşünde başat yer tutan doğa sorunu ya da doğa ve tarih sorununun da Nietzsche’nin merkezi temalarından biri olduğunu gösteriyor.

Strauss, seminerinde bu konulara merkezi yer verse de, Nietzsche’den yola çıkarak Platon, Spinoza, Locke, Kant, Hegel, Marx, Freud ve Heidegger gibi düşünürlerin fikirlerini de uzanıyor.

Mark Blitz’in editörlüğü ve sunuşuyla sunulan kitabın bir diğer ilgi çekici yanı ise, bu seminer esnasında Strauss ile öğrenciler arasında yapılmış ufuk açıcı tartışmaları da sunması.

  • Künye: Leo Strauss – Nietzsche: İyinin ve Kötünün Ötesinde, çeviren: Özgüç Orhan, Pinhan Yayıncılık, felsefe, 376 sayfa, 2018

 

Kojin Karatani – İzonomi ve Felsefenin Kökenleri (2018)

Felsefenin ve modern demokrasinin beşiğinin genellikle Antik Yunan, ya da daha doğru bir ifadeyle Atina olduğu söylenir.

Kojin Karatani de bu harika incelemesinde, Atina’nın felsefe ve demokrasideki bu rolünü teslim etse de, bu sistemin daha gelişmiş, yani daha eşitlikçi halinin İyonya’da yaşandığını söylüyor.

Atina’daki sistemin İyonya’daki sistemin yozlaşmış biçimi olduğunu savunan Karatani, İyonya’daki daha eşitlikçi sistemi “izonomi” kavramıyla tanımlıyor.

Düşünüre göre Atina’daki demokrasi sınıf eşitsizlikleri ve kölelik barındırırken İyonya’daki izonomi gerçek anlamda bir ekonomik ve siyasi eşitlik ile hareket özgürlüğü sunmaktaydı.

Karatani bu karşılaştırmayı yaparken, Yunan filozoflarının İyonya doğa felsefesi ve etiğiyle olan bağlarını açıklıyor.

Karatani bu bağlamda, Hippokrates, Hesiodos, Homeros, Heredotos, Herakleitos, Sokrates, Platon ve Pythagoras gibi filozofların düşüncelerinden hareketle İyonya toplumu ve düşüncesini, İyonya doğa felsefesinin arka planını ve İyonya doğa felsefesinin temel noktalarını açıklıyor.

Karatani öte yandan, Antik Yunan’daki demokrasi deneyimini, günümüzde demokrasinin karşı karşıya olduğu ciddi kriz bağlamında yeniden yorumluyor ve bugün reel demokrasinin potansiyel tehlikelerine karşı bizi daha uyanık olmaya davet ediyor.

Düşünüre göre, “Tiranlık ile demokrasi birbirinden göründüğü kadar farklı değildir.”

  • Künye: Kojin Karatani – İzonomi ve Felsefenin Kökenleri, çeviren: Ahmet Nüvit Bingöl, Metis Yayınları, felsefe, 200 sayfa, 2018

Selahattin Hilav – Felsefe El Kitabı (2009)

Yazar ve felsefeci Selahattin Hilav’ın ‘Felsefe El Kitabı’ isimli elimizdeki kitabı, aydınlanmacı felsefenin ve Marksizm’in Türkiye’de kuramsal olarak anlaşılmasında önemli katkısı var.

Daha önce ‘Entelektüeller ve Eylem’, ‘Edebiyat Yazıları’ ve ‘Felsefe Yazıları’ isimli çalışmaları da yeniden yayımlanan Hilav’ın, ilk olarak 1970’te ve ‘100 Soruda Felsefe El Kitabı’ başlığıyla yayımlanan bu eseri, felsefe alanındaki birçok sorunun yanıtını, kapsamlı bir biçimde vermesiyle göz dolduruyor.

Hilav bu çalışmasında, “Felsefe Nedir?”, “İlkçağda Felsefe”, “Ortaçağda Felsefe”, “Yeniçağda Felsefe” ve “Tarihsel Gerçeğimiz ve Felsefe” başlıkları altında, yüz önemli soruya cevap veriyor.

Kitabın güncel kapağı da aşağıda.

  • Künye: Selahattin Hilav – Felsefe El Kitabı, Yapı Kredi Yayınları, felsefe, 262 sayfa

 

Byung-Chul Han – Zamanın Kokusu (2018)

Diskroni, yani zamansal bozulma, bireysel ve toplumsal hayatı nasıl etkiliyor?

Byung-Chul Han, diskroninin zorunlu bir hızlanmanın sonucu olmadığını, diskroninin esas sorumlusunun, zamanın atomlaşması olduğunu belirtiyor.

‘Zamanın Korkusu’, diskroninin tarihsel ve sistematik nedenlerinin izini sürüyor ve bunu yaparken tarihe dönüp bakarak, zaman krizinin aşılması için yaşamın, gündelik hayatın en küçük unsuruna kadar farklı bir biçim almasının zorunlu olduğunu işaret ediyor.

Zaman krizini iyileştirmenin imkânları üzerine düşünen Byung-Chul Han, bu amaçla, öteki, farklı zamansallıkların veya kurgulanmış zamansallıkların da peşine düşüyor ve böylelikle zamana itibarını iade etmeye çabalıyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Günümüzün zaman krizinin önemli nedenlerinden biri, vita activa’nın, eylemlilik yaşamının mutlaklaştırılması. Bu mutlaklaştırma, insanı bir animal laborans, “çalışan hayvan” derekesine indiren bir çalışma buyruğuna yol açıyor.”

“Gündelik hayattaki hiperkinezi, aşırı hareketlilik, insan yaşamındaki tefekkür unsurunu, durma becerisini ortadan kaldırıyor. Dünyanın ve zamanın kaybına yol açıyor.”

“Hayatın hızlandığı hissi, amaçsızca dönüp duran zamanın yol açtığı bir duygu aslında. Diskroni zorunlu bir hızlanmanın sonucu değil. Diskroninin esas sorumlusu, zamanın atomlaşması. Zamanın eskisine göre çok daha hızlı geçtiği hissi de bundan kaynaklanıyor. Bu zamansal dağılma nedeniyle, süremin deneyimlenmesi de imkânsızlaşıyor.”

“Daha hızlı yaşamaya çalışan herkes nihayetinde daha hızlı ölecektir. Hayatı daha doyurucu hale getiren şey olayların toplam miktarı değil, sürem deneyimidir. Bir olayın diğerinin hemen ardından geldiği yerde, kalıcı hiçbir şey meydana gelmez. Tamamlanma ve anlam nicelikten yola çıkarak açıklanamaz. Hızla yaşanan ve hiçbir şeyin uzun kalmadığı, yavaş hiçbir şey içermeyen bir hayat, hızlı, kısa vadeli ve kısa yaşanan deneyimlerle nitelenen bir hayat, ‘deneyim oranı’ ne kadar yüksek olursa olsun, kısa bir hayattır.”

  • Künye: Byung-Chul Han – Zamanın Kokusu: Bulunma Sanatı Üzerine Felsefi Bir Deneme, çeviren: Şeyda Öztürk, Metis Yayınları, felsefe, 136 sayfa, 2018

Peter Sloterdijk – Yeniçağın Kötü Çocukları (2018)

Peter Sloderdijk’ın, insanlığın ilerleme mefhumunun karamsar bir tablosunu çizdiği ‘Yeniçağın Kötü Çocukları’, tarihte iz bırakmış kimi isimlerin yapıp ettikleri üzerinden ilerliyor.

Sloterdijk bunu yaparken, insanlığın ilerleme dürtüsünün kaynağının ne olduğu ve tarihsel sürecin özgürlüğü beraberinde getirip getirmeyeceği gibi önemli soru ve sorunlara yanıt arıyor.

Bu bağlamda, Madame de Pompadour, Napoleon, İsa, Deleuze, Guattari, Çernişevskiy ve Stalin gibi tarihe geçmiş isimlerin izini süren Sloterdijk, modernitede gelenek bağlarının koptuğu ve nesiller arası alışverişin zayıfladığı günümüzde, tarih ve ilerlemenin ne anlama geldiği üzerine derinlemesine düşünüyor.

‘Yeniçağın Kötü Çocukları’ karamsar olduğu kadar gerçekçi ve dolayısıyla hakiki bir sorgulama.

  • Künye: Peter Sloterdijk – Yeniçağın Kötü Çocukları, çeviren: Şeyda Öztürk, Edebi Şeyler Yayınları, siyaset, 408 sayfa, 2018

Bertrand Russell – Felsefe Yazıları (2015)

Felsefenin farklı konularına odaklandıkları gibi, Bertrand Russell’ın felsefi sisteminin evrimini de serimleyen denemeler.

Etiğin öğeleri, tarih, bilim ve hipotez, pragmatizm, William James’in doğruluk anlayışı, monistik doğruluk kuramı, doğruluğun ve yanlışlığın doğası konularında sağlam bir tartışma arayanlara öneriyoruz.

  • Künye: Bertrand Russell – Felsefe Yazıları, çeviren: Funda Sezer, Say Yayınları

Émile Durkheim – Felsefe Dersleri (2018)

Sosyoloji disiplininin kurucusu Émile Durkheim’ın henüz genç yaştayken lisede felsefe öğretmeni deneyimi olduğunu pek kimseler bilmez.

Evet, Durkheim, 1882 yılında henüz yirmi dört yaşındayken, Fransa’nın küçük nüfuslu bir kasabasına felsefe öğretmeni olarak atanmış ve buradaki lisede felsefe dersleri vermeye başlamıştı.

İşte bu kitap da, Durkheim’ın bu lisedeki öğrencilerinden biri olmuş, daha sonra kendisi de ünlü bir düşünür olacak André Lalande’ın tuttuğu ders notlarını bir araya getiriyor.

Seksen başlık altında toplanan bu notlarda Durkheim’ın anlatımı, psikoloji, mantık, etik ve metafizik gibi geniş bir alanda geziniyor.

Ele aldığı konuları açık, anlaşılır bir üslupla irdelemesiyle dikkat çeken kitap, bunun yanı sıra, Durkheim’ın genç bir entelektüel olarak ne denli yetkin bir düşünce yapısına sahip olduğunu da ortaya koyuyor.

Kitaptan iki alıntı:

“Her insan kendiyle kuşatılmıştır.”

“Bir ressamın yalnızca resim yapma tutkusu değil aynı zamanda resmettiği insanlara dair de tutkusu olmalı.”

  • Künye: Émile Durkheim – Felsefe Dersleri, çeviren: Dença Kantun ve Adem Beyaz, Pinhan Yayıncılık, felsefe, 384 sayfa, 2018

Doğan Özlem – Türkçede Felsefe (2015)

Doğan Özlem’in yayımladığı yazı ve söyleşilerinden oluşan, Türkiye’de felsefenin geçmişi ve bugününü sorgulayan, bize özgü bir felsefe tarzının inşa edilip edilemeyeceğini tartışan bir kitap.

İkinci Meşrutiyet döneminde fikir hareketleri, felsefe geleneği ve Türkiye aydını, Cumhuriyet döneminde felsefe ve 1980’den sonra felsefe çalışmaları, kitaptaki kimi konular.

  • Künye: Doğan Özlem – Türkçede Felsefe, Notos Kitap

Alan Woods ve Ted Grant – Aklın İsyanı (2018)

‘Aklın İsyanı’, Marksist felsefenin temel düşüncelerini açıklayan ve onunla modern dünyadaki bilim ve felsefenin durumu arasındaki ilişkiyi gösteren çok önemli bir çalışma.

Alan Woods ve Ted Grant, asıl olarak, 20. yüzyılda bilim alanında yaşanan önemli gelişmelere diyalektik materyalizmi referans alarak bakıyor.

“Matematik gerçeği yansıtır mı?” ve “Bilimsel yöntem nedir?” gibi soruların yanıtlarının arandığı kitapta ele alınan kimi konular şöyle:

  • Felsefe ve din,
  • Mantık ve diyalektik,
  • Kuantum mekaniği,
  • Kesinsizlik ve idealizm,
  • Determinizm ve kaos,
  • Marksizm ve özgürlük,
  • Görelilik teorisi,
  • Termodinamiğin ikinci yasası,
  • Büyük patlama,
  • Jeolojinin diyalektiği,
  • Yaşamın ortaya çıkışı,
  • Dinozorlar çağı,
  • İnsansı maymunlar,
  • İnsanın gelişimi,
  • İnsanın gelişiminde alet yapımının rolü,
  • Aklın doğuşu,
  • Marksizm ve Darvincilik,
  • Bencil gen teorisi,
  • Irkçılık ve genetik,
  • Kaos teorisi,
  • Bilgi teorisi,
  • Ampirizmin sınırları,
  • Kapitalizm ve yabancılaşma…

Yeni bir baskıyla raflardaki yerini alan kitap, yalnızca Marksist felsefe ve bilim arasındaki ilişkiyi daha görünür kılmakla yetinmiyor, aynı zamanda modern bilimin içinde bulunduğu krizi de ortaya koyan, çok iyi bir alternatif bilim tarihi çalışması.

  • Künye: Alan Woods ve Ted Grant – Aklın İsyanı: Marksist Felsefe ve Modern Bilim, çeviren: Ufuk Demirsoy ve Ömer Gemici, Yordam Kitap, bilim, 477 sayfa, 2018