Burak Özçetin – Kitle İletişim Kuramları (2018)

Burak Özçetin’in elimizdeki yoğun ve titiz çalışması, kitle iletişim kuramları hakkında bir başvuru kaynağı.

Kitap, iletişim bilimlerindeki paradigmatik farklılığa, anaakım ve eleştirel kuram olmak üzere her iki paradigmanın ontolojik, epistemolojik ve metodolojik olarak insan-toplum ve kitle iletişim araçları arasındaki ilişkilenmelere yönelik kavramsal-kuramsal tartışmalarına ilişkin sarih bir anlatıma sahip olmasıyla dikkat çekiyor.

On bölümden oluşan kitapta,

  • İletişim araştırmaları ve kitle iletişim kuramlarının temel ilgi alanları,
  • Chicago Okulu,
  • Sembolik etkileşimcilik,
  • Walter Lippmann ve Kamuoyu,
  • Harold D. Lasswell ve Propaganda,
  • Carl Hovland ve iknanın yapısı,
  • Kitle iletişim modelleri,
  • Eleştirel iletişim kuramları,
  • Frankfurt Okulu,
  • İngiliz kültürel çalışmaları,
  • İletişimin ekonomi politiği,
  • Medya ve modernite,
  • Ve bunun gibi pek çok önemli konu ele alınıyor.

Kitap bu yönüyle, iletişim kuramlarının, sosyal ve beşeri bilimler içerisinde derinlikli bir çalışma alanı olduğunu ortaya koymasıyla da çok önemli.

  • Künye: Burak Özçetin – Kitle İletişim Kuramları: Kavramlar, Okullar, Modeller, İletişim Yayınları, medya, 280 sayfa, 2018

Kevin B. Anderson – Marx Sınırlarda (2018)

Bilindiği gibi, Karl Marx’ın Hindistan, Çin, Rusya, Polonya, Amerika Birleşik Devletleri, İrlanda ve Cezayir gibi, o zamanın kapitalist sisteminin sınırlarında kalmış ülkeler hakkında kaleme aldığı, fakat üzerinde pek durulmamış yazıları bulunuyor.

Kevin Anderson da bu muazzam çalışmasında, söz konusu binlerce sayfalık yazıyı didik didik ederek, Marx’ın kapitalizmin farklı coğrafyalardaki seyri konusundaki düşüncelerini açıklığa kavuşturuyor.

Bunu yaparken Marx’ın 1848-1883 arasında düşüncelerinin gelişimini de kayda alan Anderson’ın kitabı bununla da yetinmiyor.

‘Marx Sınırlarda’, Marx’ın ‘Kapital’in Fransızca basımı için yaptığı kritik değişiklikleri, New York Tribune için yaptığı gazetecilik faaliyetlerini, diğer yazılarını ve tuttuğu kitap notlarını da yorumlayarak, özgün bir Marx portresi de sunuyor.

Bu portredeki Marx, sınıfın yanında ulus, ırk ve etnisiteyi de hesaba katan bir teorisyen olarak karşımıza çıkıyor.

Kitabın bu nitelikleriyle, birçok tartışmaya kapı aralayacağını söylemeliyiz.

  • Künye: Kevin B. Anderson – Marx Sınırlarda: Etnisite, Ulus, Ulusçuluk ve Batı Dışı Toplumlar, çeviren: Deniz Gedizlioğlu, Yordam Kitap, siyaset, 432 sayfa, 2018

Julia Kristeva – Hannah Arendt (2018)

Julia Kristeva’nın bu kitabı, Hannah Arendt’in eserlerinin dil, benlik, beden, politik mekân ve yaşam gibi felsefi kavramları derinlemesine sorguluyor.

Kristeva’nın çalışması, esasında, kendisinin Toronto Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Merkezi’nde yaptığı bir dizi konferansa dayanıyor.

Kristeva’nın, politik olmaktan ziyade felsefi olan bu çalışmasının, bilhassa Arendt hakkındaki bazı çelişkileri ve Arendt’in konumlarına dair yanlış anlaşılmaları netleştirmek bakımından faydalı olduğunu düşünüyoruz.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Anlatı derhal paylaşılan eylemdir ve dolayısıyla ilk politik eylemdir.”

“Düşünce, irade gösterme ve muhakeme onu felsefi gibi görünen tefekkürlere, tıpkı politikanın kendisine yaptığı gibi felsefeyi parçalarına ayıran tefekkürlere yöneltir ve bunlar, özgürlüğe bakmak için yeni bir yol, bilhassa Arendtçi olan yeni bir yol tasarlamaya devam eder.”

“Bağışlama eyleme değil, kişiye hitap eder. Birisi cinayeti ya da hırsızlığı bağışlayamaz, sadece katili ya da hırsızı bağışlayabilir. Bağışlama, bir şeyi değil de birisini amaçlayarak, kendisini bir sevgi eylemi olarak açığa vurur; fakat sevgi olsun ya da olmasın, bağışladığımız kişiyi dikkate alır.”

  • Künye: Julia Kristeva – Hannah Arendt: Yaşam Bir Anlatıdır, çeviren: Necdet Dümelli, İletişim Yayınları, felsefe, 80 sayfa, 2018

Paul Ricoeur – Tarih ve Anlatı (2009)

‘Tarih ve Anlatı’, Fransız felsefecisi ve yorumbilimcisi Paul Ricoeur’ün anlatı yorumbilimi alanındaki başyapıtı olarak nitelendirilen ‘Zaman ve Anlatı’nın ikinci cildi.

Hatırlanacağı gibi, yazarın kuramsal görüşlerini temellendirdiği ilk cilt ‘Zaman-Olaygörüsü-Üçlü Mimesis’ 2007’de yayımlanmıştı.

İkinci ciltte Ricoeur, zaman ve anlatı ilişkisini yorumlarken, öykülemeye karşı çıkan tarih yazarları ile öykülemeye ağırlık veren tarih yazarlarının görüşlerini tartışıyor; tarihi açıklama ile tarihi anlama arasındaki karşıtlığın belirgin özelliklerini gösteriyor ve tarihyazımındaki olay tarihçiliği ile uzun süre tarihçiliğini çözümlüyor.

Ricoeur, tarihsel anlatıya yönelik bu araştırmayı geliştirirken, kendine özgü yorumbilimsel kazı işlemini, tarihyazımının ve tarih felsefesinin önde gelen isimlerinin temel yapıtlarına uyguluyor.

  • Künye: Paul Ricoeur – Tarih ve Anlatı: Zaman ve Anlatı 2, çeviren: Mehmet Rifat, Yapı Kredi Yayınları, felsefe, 235 sayfa

Louis Althusser – Felsefede Marksist Olmak (2018)

Louis Althusser’in felsefe ve Marksizm arasındaki ilişkiyi derinlemesine irdelediği yazıları, bu kitapta.

Althusser bu ilişkiyi sorgularken,

  • Felsefi dil ve sıradan dil ilişkisi,
  • Öznesiz süreç,
  • Felsefi kurgu,
  • Mutlak hakikat,
  • İdealizm/materyalizm,
  • Bilimin felsefe tarafından sömürülmesi,
  • Doğruluk/haklılık,
  • Özne/nesne,
  • Pratik/teorik,
  • Materyalist felsefe,
  • Bilgi teorisinin çöküşü,
  • Marksist gnoseoloji ve mitoloji,
  • Maddenin düşünceye göre önceliği,
  • Sınıf mücadelesi,
  • Ve Felsefenin ideolojik ve politik işlevi gibi, birçok konu ve kavramı tartışıyor.

Althusser’in çalışması, tarihsel gelişim çizgisi içinde felsefenin ne olduğunu, siyasal mücadele alanı olarak bilgi üretiminin nasıl tanımlanacağını ve daha da önemlisi, felsefecinin sınıf savaşı açısından önemini ortaya koymasıyla dikkat çekiyor.

  • Künye: Louis Althusser – Felsefede Marksist Olmak, çeviren: İsmet Birkan, Can Yayınları, felsefe, 248 sayfa, 2018

Ahmet Soysal – Heidegger’de Zaman Üzerine (2018)

Ahmet Soysal bu kitaptaki denemelerinde, Martin Heidegger felsefesinde zaman sorunsalına odaklanıyor.

Kitap, Heidegger’in ilk ve son zamanlarında zaman kavramının nasıl ele aldığı konusunda önemli perspektifler sunuyor.

Soysal burada,

  • Zamanın özsel bir belirlenimini tanımlayan ekstatikon kavramını,
  • Heidegger’in tanımladığı şekliyle zamanın “ekstaz”larının ne anlama geldiğini,
  • Heidegger’de zamanın uzay’la eş-kökenselliği durumunu,
  • Ve Heidegger’in sıklıkla kullandığı Zeit-Raum (uzay-ve-zaman) deyişinin ne anlama geldiğini tartışıyor.

Kitapta bu iki denemenin yanı sıra, Volkan Çelebi ile kapsamlı bir söyleşi, Bergson ve Husserl’de zaman sorunsalı üzerine bir sunum ve bir Heidegger terimleri sözlüğü de yer alıyor.

  • Künye: Ahmet Soysal – Heidegger’de Zaman Üzerine, MonoKL Yayınları, felsefe, 128 sayfa, 2018

Theodor W. Adorno – Müzik Yazıları (2018)

Theodor Adorno’nun modern müzik sosyolojisi üzerine önemli saptamalar sunan yazıları her açıdan olağanüstüdür.

İşin tuhafı, bu yazılar şu ana dek Türkçeye çevrilmemişti.

İşte bu kitap, bu boşluğu dolduruyor.

“Bir dil olarak müzik katıksız bir ada, dolaysızlığı nedeniyle insan bilgisinin erişimine tamamen kapalı olan, şeyle göstergenin mutlak birliğine yönelir.” diyen Adorno burada, Bach, Wagner, Schubert, Beethoven, Schönberg gibi bestecilerle, caz ve opera gibi müzik türleri üzerine derinlemesine düşünüyor.

Bunların da ötesinde, müziğin toplumsal işlevi, kültür endüstrisindeki rolü ve açmazları üzerine düşünen Adorno’nun yazıları, müzik üzerine ufuk açıcı saptamalar sunmalarıyla güncelliğini koruyor.

Yukarıda yaptığımız Adorno alıntısı, şöyle devam ediyor:

“Müziğin ada yönelik ütopyacı ve aynı zamanda umutsuz çabaları onu felsefeyle ilişkilendirir ki, müzik düşüncesi tam da bu yüzden, öteki her sanat dalından daha yakındır felsefeye.

Günümüzde felsefeyle müziğin ilişkisi üzerine düşünmek müziğin zamansız esasının aslında bir kuruntudan ibaret olduğunun görülmesine yol açacaktır. Sadece tarih, bütün sıkıntıları ve çelişkileriyle gerçek tarih kurar müziğin hakikatini.”

  • Künye: Theodor W. Adorno – Müzik Yazıları, çeviren: Şeyda Öztürk, Yapı Kredi Yayınları, müzik, 288 sayfa, 2018

Oscar Benifier ve Pascal Lemaître – Her Şeyi Bilmem Gerekir mi? (2015)

“Her şeyi bilmek zorunda mısın?”

“Öğrenmek için okula gitmek zorunda mısın?”

“Evrenin var olduğunu nereden biliyorsun?”

Sadece çocukların değil, yetişkinlerin de felsefe aracılığıyla yüzyıllardır yanıt aradığı üç soruya verilen ilginç yanıtlar, görünenin arkasına çocuk gözüyle bakan bu kitapta.

  • Künye: Oscar Benifier ve Pascal Lemaître – Her Şeyi Bilmem Gerekir mi?, çeviren: Gökçe Mine Olgun, Tudem Yayın Grubu

Kolektif – H. L. A. Hart ve Hukuk-Ahlâk Ayrımı (2015)

Modern hukuk felsefesinde bir gayya kuyusu olarak tanımlayabileceğimiz hukuk-ahlâk ilişkisini enine boyuna irdeleyen makaleler bu derlemede.

Kitaba katılan yazarlar, alanın en önemli kuramcılardan biri olarak kabul edilen H. L. A. Hart’ın hukuk-ahlâk konusuna getirdiği başlıca katkılara ve Hart ile Lord Devlin arasındaki tartışmaya odaklanmakta.

  • Künye: Kolektif – H. L. A. Hart ve Hukuk-Ahlâk Ayrımı, editör: Sercan Gürler, Tekin Yayınevi

René Descartes – Tabiat Işığı ile Hakikati Arama (2015)

Batı felsefesinin kurucu babası, akıl ve yetilerimizi kullanarak hakikate nasıl ulaşacağımızı tartışıyor.

Tabiatın saf ışığının, sıradan bir insanın dine ve felsefeye ihtiyaç duymadan her şey hakkındaki düşüncesini belirlediğini söyleyen Descartes, üç hayali kişinin diyaloğu üzerinden kendi felsefi sistemini açıklıyor.

  • Künye: René Descartes – Tabiat Işığı ile Hakikati Arama, çeviren: Sanem Sollers, Say Yayıncılık