William G. Lycan – Dil Felsefesi (2022)

‘Dil Felsefesi: Güncel Sorunlar, Çözümler ve Tartışmalar’ öğrencileri özellikle dilsel fenomenlere odaklanarak yirmi birinci yüzyıl dil felsefesindeki ana meseleler ve teorilerle tanıştırıyor.

Yazar William G. Lycan, kitabı dört genel bölüme ayırıyor.

Birinci Kısım’da,

  • Gönderme ve göndermede bulunma,
  • Russell’ın Betimlemeler Kuramı,
  • Donnellan’ın Ayrımı, Anaforik İfadeler,
  • Özel Adlar: Betimlemeci Kuram, Searle’ün Küme Kuramı ve Nedenselci-Tarihselci Gönderme Kuramı gibi konuları,

İkinci Kısım’da,

  • Anlam Kuramları,
  • Doğruluk-Koşulu kuramları ve Doğrulamacılık,

Üçüncü Kısım’da,

  • Edimbilim ve söz edimleri,
  • Edimsöz gücü,
  • Sezdiri bağıntıları,

Dördüncü Kısım’da ise,

  • Anlatımsal dil ve değişmeceli dil,
  • İroni ve iğneleme ile çeşitli açıklayıcı dil biçimlerini,
  • Eğretileme’nin ne olduğu ve çoğu dinleyicinin bunu nasıl kolayca kavradığı,
  • Ve bunun gibi konular ele alınıyor.

Künye: William G. Lycan – Dil Felsefesi: Güncel Sorunlar, Çözümler ve Tartışmalar, çeviren: R. Levent Aysever, Say Yayınları, felsefe, 456 sayfa, 2022

Frédéric Lenoir – Öngörülemeyen Bir Dünyada Yaşamak (2022)

Covid-19 salgını hayatımızın her alanında köklü değişikler yarattı, en temel özgürlüklerimizi kısıtladı ve yakın geleceği dahi planlamayı olanaksız kılan bir belirsizlikle bizleri karşı karşıya bıraktı.

Mekânla ve zamanla olan ilişkimizi dönüştürdü, küreselleşmiş dünyanın kırılganlığını ve istikrarsızlığını açıkça gözler önüne serdi.

Fransız düşünür Frédéric Lenoir “hayatta kalmaya ve olgunlaşmaya dair” bir kılavuz olarak tasarladığı bu kitabında pandemiden yola çıkarak daha genel bir soruna, kriz zamanlarında nasıl daha iyi yaşanabileceğine odaklanıyor.

Stoacılar, Montaigne, Spinoza gibi geçmiş zaman filozoflarından aldığı ilhamla sinirbilim ve psikoloji kaynaklı daha çağdaş düşünceleri bir araya getirerek şu sorulara karşılık arıyor:

“Gittikçe daha kaotik ve öngörülemez hale gelen bir dünyada nasıl sakin, hatta mutlu kalmaya çalışabiliriz?

İstikrarımızı, dengemizi bozan bir gerçekliğe mümkün olduğunca olumlu bir şekilde uyum sağlamak için kendimizi nasıl değiştirebilir veya bakış açımızı nasıl dönüştürebiliriz?”

  • Künye: Frédéric Lenoir – Öngörülemeyen Bir Dünyada Yaşamak, çeviren: Murat Erşen, İş Kültür Yayınları, felsefe, 72 sayfa, 2022

Seneca – Öfke Üzerine (2022)

Roma’nın belki de en tartışmalı imparatorlarından Nero’nun eğitmenliğini yapmış, Roma’nın o çetin ve katlanılması zor dönemlerinde Stoa felsefesine sığınıp ahlâk üzerine pek çok eser vermiş olan Lucius Annaeus Seneca bu eserinde ‘tutkuların en kötüsü’ olarak nitelediği öfkenin kaynağını, türlerini ve çarelerini araştırıyor.

İnsanların kötülüğe olan meylinin ancak mantık yoluyla dizginlenebileceğini savunan Seneca, öfke kontrolünde de mantık yürütme sonucunda ortaya çıkması gereken yüce gönüllülüğü, hoşgörüyü ve telkinleri ön plana çıkarıyor.

Romalı bir yazarın tüm insanlığı ilgilendiren bir sorun olan öfke üzerine yazdığı bu eser, evrensel çapta uygulanabilecek pek çok öğüdü de içeriyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Kısa süre sonra şu son nefesimizi vereceğiz. Bu anda, henüz nefes alıp verirken, henüz insanların arasındayken insanlığı onurlandıralım. Kimseye korku salmayalım, kimse için tehlike arz etmeyelim, kayıplarımızı, uğradığımız haksızlıkları, suiistimalleri, sataşmaları hiçe sayalım ve zaten kısa ömürlü olan aksiliklere yüce gönüllülükle katlanalım. Dedikleri gibi, biz hesap kitap yapıp kaygılanmakla meşgul olurken ölüm her an bizi bulabilir.”

  • Künye: Seneca – Öfke Üzerine, çeviren: A. Doğucan Hanegelioğlu, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 138 sayfa, 2022

Georg Simmel – Schopenhauer ve Nietzsche (2022)

İki Alman yaşam felsefesi ustasını fikirleri, çelişkileri ve tezatlıklarını oyuna dahil eden enfes bir kitap.

Georg Simmel’in çalışması, hem Schopenhauer hem de Nietzsche’nin felsefeleri üzerine yapılmış çok iyi bir açıklama ve yorum.

Nietzsche genellikle Schopenhauer’un derinden etkilediği filozoflardan biri olarak görülür.

Bu kitap da, iki düşünürün felsefi konumlarını tartışması ve karşılaştırmasıyla çok önemli.

  • Künye: Georg Simmel – Schopenhauer ve Nietzsche, çeviren: Emre Güler, Beyoğlu Kitabevi, felsefe, 2022

Sanem Yazıcıoğlu – Husserl Fenomenolojisinde Zaman Algı Bellek (2022)

Fenomenoloji, felsefi kavrayışın ilkelerini yeniden kurmaya yönelik bir projedir.

Bu kitap, felsefeyi bitimsiz bir anlama, yaşamı da bitimsiz bir deneyim alanı olarak yeniden kuran bu projeyi yakından inceliyor.

Husserl fenomenolojisiyle olanaklı hâle gelen bu yeni kavrayış, kitapta zaman, algı ve bellek kavramlarının ayrılmaz birliği içerisinde inceleniyor ve konuya kapsamlı bir bakış sunuyor.

Zaman deneyimi her bir anın deneyimi ile başlar.

Ancak tıpkı bir melodide olduğu gibi, süreklilik ve devamlılık, zamanı da, bilinci de bir akış olarak kurmamızı sağlayan anahtar kavramlardır.

Algı ve bellek arasında ‘bilincin oyun alanı’ olarak betimlenebilecek bir ilişki vardır.

Algı ‘şimdi’ye, anımsama ve unutma gibi bilinç etkinlikleri ise ‘geçmiş’e aittir.

Fakat geçmiş, olup bitenin orada kaldığı durağan bir alan değil, bellekte etkin bir biçimde yeniden kurulan bir alandır.

Husserl’in geliştirdiği ve Çağdaş Kıta felsefesine yön veren fenomenolojinin zaman, algı ve bellek üzerinden bu okuması, Heidegger’den Derrida’ya çağdaş kuramları anlamak bakımından da önemli bir başlangıç zemini sağlıyor.

  • Künye: Sanem Yazıcıoğlu – Husserl Fenomenolojisinde Zaman Algı Bellek, Fol Kitap, felsefe, 272 sayfa, 2022

François Recanati – Dil (ve zihnin) Felsefesi (2022)

Dil felsefesi ve zihin felsefesi artık ayrışmaz bir bütün oluşturur.

Dilsel anlatım “anlam içerir”.

Peki, bu ne anlama gelir?

François Recanati üç olası yanıtı birbirinden ayırt eder.

Birinci yanıta göre anlam içermek, (dilsel bir anlatım için) zihinsel temsillerle ilişkilendirilmektir.

İkici yanıta göre anlam içermek, “atıfta bulunmak” ve dünyada bir şeye –dil dışı bir gerçekliğe– gönderme yapmaktır.

Üçüncü yanıta göre ise anlam içermek, söz denilen bu toplumsal etkinlikte ayırt edici bir rol oynamaktır.

Birinci yanıt zihinsel temsillere gönderme yapar.

Ancak zihinsel temsil için bir içeriğe sahip olmak ne demektir?

Asıl soru daha geneldir diye bir düşünceye yöneliriz:

Anlam içermek ya da bir içeriğe sahip olmak ne demek?

(Dilsel ya da zihinsel) bir temsil nedir?

Çağdaş filozoflar, düşüncenin yanı sıra dile de uygulanabilecek kadar geniş bir içerik kuramı arayışındadırlar.

Recanati bunların çabalarını bize tanıtıp Wittgenstein’dan ilham alınmış “pragmatik” yaklaşım lehinde bir sonuca ulaşır.

Düşünceyi ve dili dünyayı temsil ettiren şey, her şeyden önce düşünce ve dilin dünyada olması, ‘burada’ bir yere sahip olması ve ‘burada’ bir rol oynamasıdır.

  • Künye: François Recanati – Dil (ve zihnin) Felsefesi, çeviren: Ayşe Meral, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 191 sayfa, 2022

Kemalettin Özden – Otorite ve Öteki (2022)

Kıtlık ve savaş, insan davranışlarında büyük travmalar yaratır.

Kemalettin Özden, yaşamı derinden etkileyen COVID-19 pandemi krizinin insan davranışlarında ne tür refleksleri ortaya çıkardığını ve insan doğasının karmaşık yapısının arkasında yatan dinamikleri tartışıyor.

Kitapta, otorite, iktidar ilişkileri, komplo teorilerinin beslendiği alanlar, antroposen çağı, maske kullanımının farklı anlamları, salgın filmlerinin belli başlı temaları ve Ötekileştirme kavramları üzerine bir tartışma gerçekleştiriyor.

Özden bununla da yetinmeyerek, günümüzde yaşananlardan esinlenerek gelecekte bizleri bekleyen muhtemel davranış kalıplarını belirliyor.

Yazara göre, salgın bağlamında ortaya çıkan davranışlar dar anlamda düşünülmemeli, diğer büyük felaketlerde de ortak temaları yansıtabileceği akılda tutulmalıdır.

  • Künye: Kemalettin Özden – Otorite ve Öteki: Salgın Çağında İnsan Doğası, Yeni İnsan Yayınevi, felsefe, 248 sayfa, 2022

Arthur Asa Berger – Kültür Eleştirisi (2022)

İletişim alanının önde gelen profesörlerinden, felsefi romanlarıyla da bildiğimiz Arthur Asa Berger’in ‘Kültür Eleştirisi’, kültür kavramına dair netlik kazanmak isteyen herkesin ve özellikle öğrencilerin, deyim yerindeyse, imdadına koşuyor.

Edebiyat teorisinden Marksizme, psikanalizden göstergebilim ve sosyolojiye kadar pek çok kavram bu çalışmada son derece sade ve anlaşılır bir dille çok sayıda örnekle anlatılıyor.

Kitabın meramı yazarın şu sözlerinde de ifade buluyor:

“Etrafınızdaki dünyayı farklı görmeye başladığınızda ya da bu kitapta öğrendiklerinizi medyaya, politikaya, sanata, popüler kültüre ve gündelik yaşamın çeşitli yönlerine uygulayabileceğinizi düşündüğünüzde bu yapıt amacına ulaşmış olacaktır.”

  • Künye: Arthur Asa Berger – Kültür Eleştirisi: Kültürel Kavramlara Giriş, çeviren: Özgür Emir, Alfa Yayınları, kültürel çalışmalar, 232 sayfa, 2022

Kolektif – Emek ve Mülkiyet (2022)

Aristoteles’e göre kendi yaşamlarına hizmet eden her araç insanlar tarafından mülk edinilebilir; hatta köleleştirilmiş diğer insanlar da buna dâhildir.

Locke’a gelindiğinde mülkiyet hâlâ özgürlükle ilintili sayılmakla birlikte, emek ve çalışma değersiz olmaktan çıkmış, bizzat Tanrı tarafından herkes için emredilen şeyler hâline gelmiştir.

Ona göre emek, dünyanın ham ve insan için yararsız malzemesini değerli kılan dönüştürücü güçtür.

Rousseau uygarlığın da yozlaşmanın da başlangıcını özel mülkiyetin ortaya çıktığı âna tarihler.

Rousseau’nun tersine, Hegel, uygarlığın gelişmesi ile insanın olumlu niteliklerini gerçekleştirerek iyileşmesi arasında doğrusal bir ilişki olduğuna inanır; toplumsal yaşam içerisinde mülkiyeti en temel hak olarak görür ve mülkiyetin kaldırılması düşüncesine şiddetle karşı çıkar.

Marx’a göre insanlık tarihinin hareket ettiricisi, emeğin sorumluları ile mülkiyetin sahipleri arasındaki çelişki ve gerilimdir.

Anarşist kuramcı Proudhon’a göre emek asla mülkiyet hakkı yaratmaz; o bunu “Mülkiyet hırsızlıktır!” sözüyle ifade eder.

Bu kitapta, Platon’dan Locke’a; Hegel’den Marx’a ‘emek’ ve ‘mülkiyet’ kavramlarının felsefi soykütüğüne girişiliyor.

Filozoflar arasındaki benzerlik ve farklılıklar gösterilerek, felsefe tarihinin hem kendi içinde çelişen hem de bütünleşen yapısı açık bir dille sergileniyor.

  • Künye: Kolektif – Emek ve Mülkiyet: Aristoteles, Locke, Rousseau, Hegel, Marx, Proudhon, editör: Işıl Bayar Bravo ve Hamdi Bravo, Fol Kitap, felsefe, 184 sayfa, 2022

Özgür Taburoğlu – Varlık İzleri (2022)

“Varlık hiçbir zaman dolaysız, kendi hâlinde açığa çıkmaz.”

Her zaman varoluşun ve varolanların arasına gömülmüş olarak izlerini belli eder.

Varlıkla yüzleşen ve ‘müstesna’ bir fail olan Dasein’a kendisini duyuran izler, onun çeşitli ruh hâllerine bürünmesine neden olur.

Varlık, ona doğru sorular soranlara, bir çeşit olay gibi açılır.

Ama aydınlandığı anda yeniden karanlığa gömülür.

‘Varlık İzleri’, klasik bir sözlük çalışması değildir, Heidegger’in yapıtına bir bakış denemesi.

Genel bir değerlendirmeden çok, ışık ve ses gibi temel fenomenler etrafında düşünürün temel kavramlarını yorumlama çabası.

Özgür Taburoğlu, Heidegger’in temel eseri ‘Varlık ve Zaman’dan önceki ve sonraki varlık anlayışlarının geçirdiği değişimlerin de işaretlerini takip ediyor.

Öncesinde kararlı ve iradeli bir duruşla varlığın önündeki perdeleri aralamaya çalışan Dasein’ın, sonrasında varlık hakkında daha çok düşündüğünü, onu seyre daldığını ortaya koyuyor.

Varlığa teknik çerçeveler, hazır görüşlerle yaklaşmanın tehlikelerini sergileyerek, ona, şiirli ve sabırlı biçimde eşlik ediyor.

  • Künye: Özgür Taburoğlu – Varlık İzleri: Işık ve Ses Heidegger’de Temel Kavramlar, Fol Kitap, felsefe, 272 sayfa, 2022