Étienne Henry Gilson – Ortaçağ’da Felsefe (2021)

 

Ortaçağ’da felsefe üzerine, bin sayfayı bulan bir şaheser.

Yerinde bir tercihle ciltli olarak basılmış kitap, Yunan ve Latin babalardan Karolenj atılımına ve oradan ta 14. yüzyılın realistlerine uzanarak konuyu çok yönlü bir bakışla ortaya koyuyor.

Sorbonne’un Ortaçağ felsefesi uzmanı Étienne Henry Gilson’ın çalışmasını özgün kılan hususlardan biri de, konuyu yalnızca Avrupa Ortaçağ felsefesiyle sınırlı tutmaması.

Yazar, aynı dönemde varlık göstermiş Arap ve Yahudi felsefelerinin katkılarını da aydınlatıyor, bunun yanı sıra Yunan-Arap etkisinin Avrupa’da üniversitelerin kuruluşu üzerindeki etkilerini de tartışmaya açıyor.

Ortaçağ dünyasında akıl, metafizik, felsefe, teoloji, inanç ve skolastik düşüncenin niteliği konusunda aydınlanmak isteyenlerin kaçırmak istemeyeceği bir çalışma.

  • Künye: Étienne Henry Gilson – Ortaçağ’da Felsefe, çeviren: Ayşe Meral, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 991 sayfa, 2021

Daniel R. DeNicola – Cehaleti Anlamak (2020)

Komplo teorilerinin ve yalan haberlerin cirit attığı bugünlerde, cehalet altın dönemlerini yaşıyor.

Sadece Boğaziçi Üniversitesi’nde olup bitenlere baktığımızda dahi, cehalet ile pervasızlığın köklü bir kuruma dahi nasıl göz koyabileceğini ve amacına ulaşmak için nasıl akla hayale gelmez adımlar atabileceğini görebiliyoruz.

Cehalet boldur ve çok da dirayetlidir.

Felsefe profesörü Daniel DeNicola da, bir nevi anlaşılamaz olanı anlamaya girişerek cehaleti keşfetmeye koyuluyor.

Cehaletin bilgiyle kurduğu karmaşık ilişkiyi daha iyi kavramamıza yardımcı olan DeNicola, düşünülenin aksine, cehaletin basit bir bilgi eksikliği olmadığını, bundan çok daha fazlası olduğunu ortaya koyuyor.

DeNicola cehaletin bir eksiklik ve boşluktan fazlası olduğunu, bilgi ile dinamik ve karmaşık etkileşimlerde bulunduğunu belirtiyor.

‘Cehaleti Anlamak’ın, 2018 yılında Amerikan Yayıncılar Birliği’nden PROSE ödülünü kazandığını da ayrıca belirtelim.

  • Künye: Daniel R. DeNicola – Cehaleti Anlamak: Bilmediklerimizin Şaşırtıcı Etkisi, çeviren: Semih Süren, Sola Unitas Yayınları, inceleme, 320 sayfa, 2020

Jonathan Balcombe – Balıkların Bildikleri (2021)

Balık hafızalı deyimini kullananlar bir daha düşünsün.

Etolog Jonathan Balcombe, balıkların hissetmekle kalmayıp aynı zamanda çevrelerinin farkında olan, iletişim kuran, sosyalleşen, alet kullanan, erdemli, hatta entrikacı canlılar olduğunu ortaya koyuyor.

Balıklara, geçmişte mümkün olmamış bir biçimde ses veren ‘Balıkların Bildikleri’, etoloji, sosyobiyoloji, nörobiyoloji ve ekoloji alanlarındaki son yıllarda kaydedilmiş çığır açıcı bulgulardan yola çıkarak dünyanın balıklara nasıl göründüğünü, balıkların neler algıladığını, hissettiğini ve deneyimlediğini gözler önüne seriyor.

Kitabını bu “isimsiz trilyonlara” adayan Balcombe, balıkların, hayatları kendi içinde değerli olan kendilerine özgü varlıklar olduğunu ve bunun tam da, onları ahlaki sorgulamalarımıza dâhil edecek türden bir durum olduğunu söylüyor.

Balıkların dünya üzerinde toplu olarak en çok sömürülen (ve aşırı sömürülen) omurgalı hayvan kategorisini oluşturduğunu belirten yazar, balıkların duyumsal ve bilişsel kapasitelerini inceleyen bilimin bu kadar geliştiği çağımızda, balıklar hakkındaki düşüncelerimizde ve onlara davranma şekillerimizde bir paradigma değişikliğine gitmemizin vaktinin geldiğini söylüyor.

  • Künye: Jonathan Balcombe – Balıkların Bildikleri: Sualtında Yaşayan Kuzenlerimizin İç Dünyaları, çeviren: Elvin Vural, Metis Yayınları, bilim, 320 sayfa, 2021

Michel Foucault – Özgürlük ve Bilgi (2021)

Michel Foucault’dan bilgi ile özgürlük arasında mecburi bir ilişki olduğu varsayımı üzerine usta işi bir sorgulama.

Foucault ile Hollandalı filozof Fons Elders arasında, Foucault’nun yaşamında politik faaliyetlerin yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşmişti.

Bilgi ile özgürlük arasında mecburi bir ilişki olduğu varsayımına göre, bilgi özgürlüğü, özgürlük de bilgiyi getirecektir.

Başka bir deyişle, ne kadar çok bilirsek o kadar çok özgür oluruz yahut tersi.

Bu varsayım en olgunlaşmış haliyle, aklın evrensel bilgi ve mutlak özgürlük ile tamamlanmasını bir ideal olarak konumlandırır.

Foucault ise, delilik temasından hareketle, “Deliliği anlamak için ilk önce kimin ya da neyin dışlandığına bakmak gerekir.” diyor ve buradan yola çıkarak şu varsayımda bulunuyor: Bilgimizin evrenselliği dışlamalar, yasaklamalar, inkârlar, reddedişler pahasına; gerçeklik açısından bir tür zalimlik pahasına kazanılmıştır.

Başka bir deyişle Foucault, evrensel bilginin bedelinin bir zulüm kısır döngüsü olduğunu savunuyor.

Düşünür bunun yanı sıra çarpıcı bir öneride de bulunuyor:

Şayet özgürlük istiyorsak, evrensel bilginin peşine düştüğümüz, asla tatmin edici olamayacak ve şiddet içeren bir arayışa kalkışmak yerine evrensel bilgi idealini “terk etmeliyiz.”

  • Künye: Michel Foucault – Özgürlük ve Bilgi, söyleşi: Fons Elders, çeviren: Utku Özmakas, Sel Yayıncılık, felsefe, 120 sayfa, 2021

Ali Akay – Delilik Gemisi (2021)

Michel Foucault, kült yapıtı ‘Deliliğin Tarihi’nin ikinci baskısı için yazdığı önsözde, kitabının yaşlandığından söz etmişti.

Oysa zaman Foucault’yu haksız çıkaracaktı.

Zira ‘Deliliğin Tarihi’, hâlâ canlılığını ve gençliğini koruyor.

İşte Ali Akay da bu çalışmasında, bu şaheser üzerine yeniden eğiliyor ve kitabın hâlâ güncel bazı sorunları düşünmekte bize nasıl yol gösterdiğini gözler önüne seriyor.

‘Delilik Gemisi’, Akay’ın Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde 2017 ikinci sömestrde yaptığı derslerin ürünü.

Daha önce Foucault’nun bu kitabını ele alan çalışmalar, daha çok kitabın psikiyatri kısmı ve bu bağlamda deliliğin dönüşümü üzerine eğilmişti.

Akay ise, daha özgün bir yol tercih ederek kitabı edebiyat ve plastik sanat metinleri olarak değerlendiriyor, esere sanatsal bir bakışla odaklanıyor.

  • Künye: Ali Akay – Delilik Gemisi, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 160 sayfa, 2021

Blaise Pascal – Taşra Mektupları (2021)

Nietzsche, Blaise Pascal hakkında şöyle yazar:

“Pascal’dan bu yana hiçbir şey yapılmamıştır; onun yanında, Alman filozoflarının sözü bile edilmez.”

Avrupa’da skolastik, dogmatik, sorgulamayan din anlayışının aşılmasında, dindar filozof Blaise Pascal, tek başına on kaplan gücündedir.

Yayımlandığında büyük yankı uyandırmış ve el altından hızla yayılmış ‘Taşra Mektupları’ ise, bunda aslan payına sahiptir.

Düşünür burada, sansürün anlamsızlığı, kutsal yazıların sorgusuz sualsiz kabul edilen otoritesinin yarattığı sorunlar, beşeri yasalar ile dini yasalar arasındaki farklılıklar, sahte bağlılık ve yoksulların din tüccarları tarafından suistimal edilmesi gibi ilgi çekici konuları tartışıyor.

Pascal’ın mektupları, Cizvitlerin “gevşek” din ve ahlak anlayışlarına savaş açmak amacıyla yazmış olsa da, dinin o dönemdeki örgütlenişi üzerine getirdiği sıkı eleştirilerle halkın din anlayışının değişiminde büyük bir rol oynadı.

Aynı zamanda Pascal’ın din felsefesine ve aynı zamanda dönemin felsefe, teoloji ve insan anlayışına da ışık tutan ‘Taşra Mektupları’, hakikat yolunda mücadele eden her eleştiricinin kitaplığında bulunmalı.

  • Künye: Blaise Pascal – Taşra Mektupları, çeviren: Mehmet Alkan, Fol Kitap, felsefe, 296 sayfa, 2021

Gilles Deleuze – Sinema 2: Zaman-İmge (2021)

“Öyle olur ki, daima günün öyle bir saati gelir ki, gece yarısında veya gün ortasında artık ‘sinema nedir?’ diye değil, ‘felsefe nedir?’ diye sormak gerekir.”

Daha önce ilk cildine burada da yer verdiğimiz Gilles Deleuze’ün sinema üzerine yazıları, ‘Zaman-İmge’ başlıklı ikinci cildiyle karşımızda.

Deleuze, sinemanın zamanı dolaysız bir şekilde sunma kapasitesine kavuşmuş yeni bir imge türüne sahip olduğunu belirtiyor ve bu yeni kavramsal pratikleri zaman-imge kavramıyla karşılıyor.

Düşünür bunu yaparken Rosselini, De Sica, Godard, Rivette, Antonioni, Visconti, Fellini ve Orson Welles gibi pek çok yönetmenin yapıtlarını kat ediyor ve bu bağlamda,

  • Sinemada yeni gerçekçilik,
  • Sinema, semiyoloji ve dil,
  • Zaman-imgenin hareket-imgeye tabiiyeti,
  • Zamanın dolaylı temsili olarak montaj,
  • Orson Welles’te hakikat meselesi,
  • Bedenin sineması ve bedenlerin sinematografik yaratımı,
  • Sinema ve politika,
  • Görsel imgenin boyutu olarak sesli film,
  • Ve bunun gibi pek çok konuyu tartışıyor.

Deleuze’ün buradaki yazıları, yönetmenlerin nasıl birer filozof ve kuramcı olduklarını ortaya koymasıyla dikkat çekiyor.

  • Künye: Gilles Deleuze – Sinema 2: Zaman-İmge, çeviren: Burcu Yalım ve Emre Koyuncu, Norgunk Yayıncılık, felsefe, 343 sayfa, 2021

Catarina Belo – İbni Sina ve İbni Rüşd (2021)

Belirlenimcilik, dünyadaki her olayın ya da tözün başka türlü olamayacağı şekilde belirli ve zorunlu bir nedeni olması kuramı olarak tanımlanır.

Bu görüş, dünyayı katı bir zorunlu nedenselliğin yönettiğini varsayar ve buna göre her şey nedeni ya da nedenleri tarafından zorunlu biçimde koşullanır.

İşte bu kitap da, İbni Sina ve İbni Rüşd felsefelerinin, ezelden beri filozofların ilgisini çekmiş belirlenimcilik sorununa verdikleri özgün cevaplar üzerine usta işi bir karşılaştırma olarak okunabilir.

Ortaçağ İslam felsefesi uzmanı ve özellikle İbni Sina’nın ve İbni Rüşd’ün metafizik ve fizik görüşleri üzerine yaptığı çalışmalarla bildiğimiz Catarina Belo, İbni Sina ve İbni Rüşd’ün rastlantı, madde ve zorunluluk, göksel nedensellik ve öngörü üzerine görüşlerini kapsamlı bir şekilde ortaya koyuyor.

Belo, Aristotelesçi gelenek içinde yetişmiş ve İslami bir çevrede iş gören bu iki Müslüman filozofun belirlenimcilik karşısında nasıl konumlandığını derinlemesine karşılaştırırken, aynı zamanda Antik Yunan’dan günümüze felsefe tarihini de gözden geçiriyor.

  • Künye: Catarina Belo – İbni Sina ve İbni Rüşd: Belirlenimcilik ve Rastlantı, çeviren: Öndercan Muti, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 256 sayfa, 2021

Alain Badiou ve Nicolas Truong – Aşka Övgü (2021)

‘Aşka Övgü’, hedonizmin ve tüketimciliğin kuşattığı 21. yüzyıl modernliği karşısına yeni bir aşk anlatısı koyma girişimi.

Alain Badiou, Nicolas Truong ile birlikte kaleme aldığı bu kitabında, Rimbaud’nun “Aşkı yeniden icat etmeli, besbelli” sözünden yola çıkarak aşkı varoluşsal bir proje, sürekli gelişen bir hakikat arayışı olarak ele alıyor.

Kierkegaard, Platon, de Beauvoir ve Proust gibi isimlerin de karşımıza çıktığı çalışma, bizi, antikapitalist aşkın birleştirici gücüne yakından bakmaya, ondan korkmamaya, başkalarını keşfetmeye ve kendimize olan saplantımızdan uzaklaşmaya davet ediyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Bu dünyayı doğrudan, ötekiyle birlikte olmanın bana kazandırdığı mutluluğun kaynağı olarak görüyorum ben.”

“‘Seni seviyorum’ sözü şuna dönüşür: Senin benim yaşamım için oluşturduğun kaynak bu dünyada var. Bu kaynağın sularında, sevincimizi, öncelikle seninkini görüyorum. Mallarmé’nin şu şiirindeki gibi görüyorum onu: Döndün dalga içinde Çıplak sevincine.”

  • Künye: Alain Badiou ve Nicolas Truong – Aşka Övgü, çeviren: Orçun Türkay, Tellekt Kitap, felsefe, 72 sayfa, 2021

Onur Kartal – Başkasının Politikası (2021)

“Başkalık” kavramı, nasıl olup da 20. yüzyıl felsefi düşüncesine yön veren isimlerin gündemine kurucu bir kategori olarak girdi?

Onur Kartal, Edmund Husserl, Martin Heidegger ve Emmanuel Levinas’ı merkeze alarak bu soruya yanıt arıyor.

Özellikle 20. yüzyılın ilk yarısında Avrupa kültürünün krizi, başka birçok alanda olduğu gibi felsefede de detaylıca masaya yatırıldı ve başkalık ile kriz arasındaki ilişki bu yoğunlaşma sürecinde belirginlik kazandı.

Onur Kartal da yukarıda isimlerini andığımız üç düşünürün bir yandan Avrupa kültürünün krizine çözüm ararken, öte yandan da bu çözümü “başkalık”la ve “başkası”yla nasıl ilişkilendirdiklerini derinlemesine tartışıyor.

  • Künye: Onur Kartal – Başkasının Politikası: Husserl, Heidegger, Levinas, Fol Kitap, felsefe, 296 sayfa, 2021