Christian Wolff – Genel Felsefe (2020)

Felsefe nasıl icra edilir?

Felsefe yaparken nelere dikkat edilmesi gerekir?

1679-1754 yılları arasında yaşamış ve Leibniz ile Kant arası dönemdeki en büyük Alman filozofu olarak bilinen Christian Wolff, felsefe yapmanın esaslarını açıklıyor.

Wolff, iyi bir felsefeye giriş kitabı olarak okunabilecek çalışmasında ilkin, “nedenlerin bilgisi” olarak gördüğü felsefeyi önce “olguların bilgisi” dediği tarih ve “niceliklerin bilgisi” dediği matematikten ayırıyor.

Düşünür, felsefenin bu bilgi türleriyle ilişkisini gösterdikten sonra da onun sınırlarını ve dallarını belirliyor.

Bu tasniften sonra da Wolff, felsefenin nasıl icra edilmesi gerektiğini, felsefe yaparken dikkat edilmesi gerekenleri, felsefede doğru yöntemin ne olduğunu, filozofun kullanması gereken üslubu ve felsefe yapma özgürlüğünün önemini irdeliyor.

Özellikle felsefenin kısımlarına ilişkin tasnifi hâlâ geçerliğini koruyan ve ontolojinin isim babası kabul edilen Wolff’ün bu çalışması, felsefeye yeni başlayanlar kadar alanın uzmanlarının da yararlanacağı bir eser.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Felsefe ince sözden değil, hakikatten tat alır.”

“Filozof, iletmek için yazar -ne hatip gibi ikna etmek için, ne de şair gibi hoşnut etmek için. Filozofun tek amacı, ileri sürdüğü hakikati bilinir kılmaktır. Çünkü o, hakikat aşkıyla cezp olanlara yazar.”

“Felsefi yönteme göre felsefe geliştirmeyenler, yalnızca diğer yazarların sözlerinden hareketle bir bulamaç yaparlar. Başkalarının söylediklerini yeni bir ışıkla aydınlatmadıkları gibi, daha da karartırlar.”

“Bir ispatı hiçbir zaman seçik bir şekilde anlamayanlar, hakiki mantıktan ya da mantığı uygulama alışkanlığından yoksun olanlar, yargılarını aklın sunduğu delile değil de, türlü türlü dış etmenlere dayandırırlar. Dolayısıyla, rızaları iradeye dayanır ve bu nedenle çelişkinin her iki tarafına da kayıtsızdır. Bugün şevkle savunduklarının aksini yarın aynı coşkuyla savunduklarını görürsünüz.”

“İnsan bilmediği iyiyi arayamaz, bilmediği kötüden de kaçamaz.”

  • Künye: Christian Wolff – Genel Felsefe, çeviren: M. Mağsum Gökyüz, Pinhan Yayıncılık, felsefe, 104 sayfa, 2020

 

Henri Bergson – Plotinos (2020)

Büyük antik filozof Plotinos, Yeni Platonculuğun kurucusu olarak bilinse de, felsefi düşünüşe katkıları bununla sınırlı değildir.

Plotinos, Doğu felsefe ekolleri ile Aristoteles ve Platon’u ustaca harmanlayan özgün bir mistik felsefi sistem kurmuştur.

Bu kitap ise, Henri Bergson’un Plotinos üzerine verdiği dersleri bir araya getiriyor.

Bergson burada, Plotinos’un hayat hikâyesini ve felsefi yolculuğunu izliyor.

Bergson, bir Platon yorumcusu olarak Plotinos’un ortaya koyduğu katkıları ve düşünürün ruhun taşması, ruhun yayılması, kendisini düşünen ‘evrense ruh’, ruhların düşüşü ve bilinç teorisi gibi kavramlarını çok yönlü bir bakışla irdeliyor.

  • Künye: Henri Bergson – Plotinos: Tanrı, Ruh ve Mit, çeviren: Adnan Akan, Fol Kitap, felsefe, 104 sayfa, 2020

Zygmunt Bauman – Akışkan Korku (2020)

Lucien Febvre, modern çağın doğmak üzere olduğu zaman olan on altıncı yüzyıl Avrupası’ndaki yaşam deneyimini “Peur toujours, peur partout” (“Hep ve her yerde korku”) cümlesiyle özetlemişti.

Modernite ise, bizi bütün korkularımızdan kurtaracağını vaat etmişti.

Oysa durum, bunun tam tersi oldu.

Şimdi çevre felaketleri, terör saldırıları, doğal afetler ve salgın hastalıklar gibi güncel korkularımız bulunuyor.

Peki, sıkışıp kaldığımız bu endişe ikliminden nasıl kurtulabiliriz?

Zygmunt Bauman’a göre, diğer tüm insani birlikte yaşam biçimleri gibi akışkan modern toplumumuz da korkulu bir hayatı yaşanabilir kılmaya çalışan bir aygıttır.

Başka bir deyişle potansiyel olarak silahsızlaştıran ve yeteneksizleştiren tehlike korkusunu bastırma, toplumsal düzeni koruma adına etkin bir şekilde önlenemeyen ya da önlenmemesi gereken tehlikelerden türeyen bu korkuları susturma amaçlı bir aygıttır.

Bauman çalışmasında, modern zaman korkularının bir soykütüğünü çıkarıyor ve bizi, bu korkuların nedenlerini keşfedip zorluklarıyla gerçek anlamda yüzleşmeye çağırıyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Korku en fazla, yaygın, dağınık, belirsiz, bağlantısız, gayrı sabit, gezici olduğunda, açık bir adresi ya da nedeni olmadığında, bize görünmeyen bir uyak ya da nedenle musallat olduğunda, korkmamız gereken tehdit her yerde belirip hiçbir yerde görünmediğinde korkunçtur.”

“‘Korku’, belirsizliğimize, tehdide ve bunu yörüngesinde durdurmak veya durdurmak gücümüzün ötesindeyse mücadele etmek için ne yapılacağına ya da ne yapılabilip ne yapılamayacağına dair bilgisizliğimize verdiğimiz addır.”

“En korkuncu korkuların her yerde hazır ve nazır oluşudur; bunlar evlerimizin ya da gezegenimizin herhangi bir kuytu ya da çatlağından sızabilir. Karanlık sokaklardan ve parlak ışıklı televizyon ekranlarından. Yatak odalarımızdan ve mutfaklarımızdan. İşyerlerimizden ve oralara gidip gelmek için kullandığımız yeraltı treninden. Tanıştığımız insanlardan ve fark edemediğimiz insanlardan. Yuttuğumuz bir şeyden ve bedenimizin temas ettiği bir şeyden.”

“Uğursuz ‘milenyum böceği’ tarafından kimin bilgisayarı çökertilmişti? Halı akarlarının kurbanı olan kaç kişiyle karşılaştınız? Deli dana hastalığından kaç arkadaşınız öldü? Tanıdığınız insanlardan kaçı genetiği değiştirilmiş yiyeceklerden hasta ya da sakat oldu? Komşularınızdan ya da tanıdıklarınızdan hangisi hain ve kötü mülteciler tarafından saldırıya uğradı ve yaralandı? Panikler gelir gider ve ne kadar korkunç olursa olsun, bunların tüm diğerleriyle aynı kaderi paylaşacaklarını güvenle varsayabilirsiniz.”

“Modern akışkan düzende, hiçbirinin zorlu olduğundan kuşkulanılmasa bile korkuyu tetikleyen tehlikelerin insan hayatının kalıcı, ayrılmaz eşlikçileri olduğuna inanılır hale gelirken, korkulara karşı mücadelenin yaşam boyu bir iş olduğu ortaya çıkmıştır.”

“Hayatımız korkudan muaf olmak dışında her şeydir, bunun yürütüleceği akışkan modern düzen de tehlike ve tehditlerden muaf olmak dışında her şeydir. Artık sağlıklı bir hayat, korkuların potansiyel acizleştirici etkisine karşı, bizi korkaklaştıran gerçek ve varsayılan tehlikelere karşı uzun ve muhtemelen kazanılamayacak bir mücadeledir.”

  • Künye: Zygmunt Bauman – Akışkan Korku, çeviren: Cumhur Atay, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 224 sayfa, 2020

William Godwin – Anarşizmin Felsefi Temelleri (2020)

Sağcılar, işlerine gelmeyen, kendilerine rakip her politik yaklaşımı öcüleştirir.

Buna verilebilecek en iyi örneklerden biri de, kuşkusuz anarşizmdir.

Anarşi şiddetle, kargaşayla ve örgütsüzlükle özdeşleştirilir.

Oysa anarşist düşünce ve kuramların neredeyse tamamında toplumsal huzur ve birliktelik arayışı öne çıkar.

Anarşinin bugünkü anladığımız şekli için milat 18. yüzyıl olarak alınır ve William Godwin de modern dönemin ilk anarşisti olarak bilinir.

Bir derleme olan elimizdeki kitap ise, Godwin’in düşünceleriyle tanışmak için çok iyi fırsat.

Yaklaşık 250 yıl önce kaleme alınmış bu yazılar, anarşizm, felsefe ve siyaset bilimi alanında bir başyapıt olmaya devam ediyor.

Godwin bu yazılarında insanın düşünceleri ve bunların iradi eylemler üzerindeki etkileri, birey ve toplum, etik, toplum sözleşmesi, yasa ve hukuk, mülkiyet meselesi, ekonomik adalet ve özgür toplumda eğitim gibi konuları tartışıyor.

Yazar kitabının son bölümünde ise, anarşizmin felsefi temellerini özgürlük, anarşi, özyönetim, adalet ve savunma, devletin feshi ve toplumsal düzen kavramlarını merkeze alarak ayrıntılı bir bakışla açıklıyor.

  • Künye: William Godwin – Anarşizmin Felsefi Temelleri, çeviren: Deniz Uludağ, Doğu Batı Yayınları, siyaset, 128 sayfa, 2020

Adnan Esenyel – Nietzsche Sokrates’i Neden Öldürdü? (2020)

Tanrının ölümüyle birlikte tümüyle yönsüz, amaçsız ve hedefsiz bir varoluşa hapsolduk.

Bundan sonra bizi hedonist, yozlaşmış ve nihilizme bulanmış bir varolma halinin beklediğini ilk dile getiren kişi Nietzsche olmuştu.

Nietzsche bunu ifade ederken de, Batı felsefesiyle ve onun babası olan Sokrates’le kıyasıya bir hesaplaşmaya girişmişti.

Nietzsche’ye göre Batı felsefesi, yozlaşmış, aşağılık sürülerin yaratıcısı bir ahlaktan başka bir şey değildir.

Bu amaçla 2000 yıllık Batı felsefesinin vücut bulmuş hâli Sokrates’in peşine düşer.

Zira kendisine göre, Batı felsefesiyle hesaplaşmak Sokrates’le hesaplaşmaktır.

İşte Adnan Esenyel’in bu kitabı da, Nietzsche’nin Sokrates’i neden ve nasıl öldürdüğünü irdeliyor.

Esenyel’e göre, Nietzsche açısından Sokrates’i öldürmek, onun felsefi kişiliğine tüneyen tanrıyı, onun kimliğinde beliren Batı felsefesini yıkmanın ve üstinsanı yaratmanın tek yoludur.

Kitap, Batı felsefesinin yaşamı nasıl değerlendirdiği ve Nietzsche’nin üstinsan idealini yaratırken Sokratik ideal ve hakikatle nasıl hesaplaştığı üzerine derinlemesine düşünmek için çok iyi fırsat.

  • Künye: Adnan Esenyel – Nietzsche Sokrates’i Neden Öldürdü?, Fol Kitap, felsefe, 216 sayfa, 2020

Özgür Taburoğlu – Yavaşlık Felsefesi (2020)

Hız, yeryüzüyle, kendimizle ve diğer canlılarla olan ilişkilerimizi mahvediyor.

Özgür Taburoğlu da, hızlanmış varlıklar ve olaylar arasında yavaşlamanın imkânları üzerine düşünerek bir yavaşlık felsefesi inşa ediyor.

Bunu yaparken romantizmden geç kapitalizme ve avangarda, modern düşünce üzerine derinlemesine düşünen Taburoğlu, hem düşünsel hem de fiziksel anlamda bizlere ivme kazandıran, hızlandıran ve yavaşlamamızı zorlaştıran etkileri ortaya koyuyor.

Kitapta, romantizmde ifade ve iradenin önemi, geç kapitalizmde hız ve yavaşlık, Tao’nun gösterişsiz fiilleri, edebiyatta dinginlik arayışları, yürümenin felsefesi, yaşam hamlesine karşı durma felsefesi, ifade ve iradenin sonu olarak Beckett karakterleri ve yavaş eğitim gibi ilgi çekici konular tartışılıyor.

  • Künye: Özgür Taburoğlu – Yavaşlık Felsefesi: Khôra, Tao ve Aralıklar, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 424 sayfa, 2020

John Ellis McTaggart – Ölümsüzlük ve Ezeliyet (2020)

Ölümsüzlük hepimizin hayalidir.

Oysa muhakeme yeteneği olan her insan, bunun imkânsız olduğunu da bilir.

İngiliz idealizminin önde gelen figürlerinden John Ellis McTaggart’ın bu kitabı ise, ölümsüzlük ve ezeliyet üzerine ilgi çekici bir yapıt.

İlk olarak 1916’da yayımlanmış çalışmasında McTaggart, ölümsüzlüğe dair inançlarımızın kökenlerini, felsefe tarihinden örnekler eşliğinde irdeliyor.

Düşünür, insan ruhunun ölümsüz olup olmadığını ve felsefenin buna nasıl yanıt verebileceğini kapsamlı bir şekilde tartışıyor.

  • Künye: John Ellis McTaggart – Ölümsüzlük ve Ezeliyet, çeviren: Barış Uzun, Fol Kitap, felsefe, 96 sayfa, 2020

Jürgen Habermas – Söylem Etiği (2020)

Jürgen Habermas’ın kavramsallaştırdığı şekliyle söylem etiği, evrenselci ve yararcı ahlak anlayışlarına karşı bireylerin kendi aralarında tartışmaları sonucu elde ettikleri normatif bir alandır.

Söylem etiği, bir konuşmada tarafların geçerlilik iddiaları ortaya koydukları ve makul gerekçelerle uzlaşıma varmaya çalıştıkları, söylem merkezli etik kuramdır.

Başka bir deyişle, söyleme katılmakla, söylemin kuralları kabul edilmiştir.

Bu kitap ise, söylem etiğinin ne demek olduğunu ve hangi ahlaki sezgileri kavramsallaştırdığını kapsamlı bir şekilde irdelemesiyle önemli.

Kantçı ahlak teorisini yeniden yorumlayan Habermas burada, Hegel’in, Kantçı etiğin biçimciliğine yönelik itirazını, bir yaşam biçimini rasyonel yapan unsurları, bireyin ahlaki gelişimini, pratik aklın etik ve ahlaki kullanımını tartışıyor.

  • Künye: Jürgen Habermas – Söylem Etiği, çeviren: Seyit Coşkun, Fol Kitap, felsefe, 258 sayfa, 2020

Gilles Deleuze ve Félix Guattari – Kafka: Minör Bir Edebiyat İçin (2020)

Kafka edebiyatının sıkı bir felsefi analizi için muhakkak okunması gereken bir yapıt.

Gilles Deleuze ve Félix Guattari, çağımızın en büyük yazarlarından olan Kafka’nın yapıtlarından mektuplarına ve günlüklerine neredeyse tüm külliyatını kat ederek, Kafka’yı kullandığı kelimeler, metaforlar, simgeler ve semboller üzerinden politik ve felsefi bir bakış açısıyla yeniden okuyor ve bu büyük yazarın yarattığı müstesna dilin büyük toplumsal makineleri nasıl parçalayıp dağıttığını ortaya koyuyor.

Felsefenin sanat yapıtını kullanma, onu kendine mal etme stratejileri; aşırı yorumun olanakları; dil üzerinde yeni bir alan oluşturma gerekliliği gibi konular üzerine okurunu düşünmeye davet eden çalışma, Kafka’yı başka bir gözle okumak için harika bir fırsat.

Kitaptan bir alıntı:

“Kafka yalnızca yabancılaşmış çalışma koşullarını düşünmekle kalmaz: Dehası, erkeklerin ve kadınların, yan yana sürdürdükleri faaliyetlerinde, aşklarında, protestolarında, öfkelerinde de makinenin parçası olduklarını öne sürmesinden ileri gelmektedir.”

  • Künye: Gilles Deleuze ve Félix Guattari – Kafka: Minör Bir Edebiyat İçin, çeviren: Işık Ergüden, Sel Yayıncılık, felsefe, 144 sayfa, 2020

Søren Kierkegaard – İtirazlara Cevaben (2020)

Platon’un en ünlü diyaloglarından biri olan ‘Symposion (Şölen)’, aşk ve ahlak üzerine kült bir metindir.

Søren Kierkegaard’ın ‘İtirazlara Cevaben’ adlı bu kitabı ise, ‘Symposion’un mizahi uyarlaması.

Kierkegaard’ın bir içki masasında geçen metni, katılımcıların kadına ve evliliğe ilişkin sert yargılar ortaya koymalarıyla açılır ve böylece devam eder.

Kitabın ikinci bölümünde ise, Yargıç Vilhelm adındaki karakter söz almaya başlar ve ifade edilen yargılara yanıt vererek bunları birer birer çürütmeye koyuluyor.

Kitap aynı zamanda, Kierkegaard’ın 1845 yılında yayımlanmış olan ‘Stadier paa Livets Vej (Hayat Yolundaki Merhaleler)’ adlı eserinin ikinci bölümünü oluşturuyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Bir kadının tüm sevimliliğini erkeği ikna etmek için tükettiğini görmek ne azaptır.”

“Sevdalanışın en yüce ifadesi, sevenin kendisini sevdiğinin karşısında bir hiç gibi hissetmesidir, ve bu karşılıklıdır, zira kendini bir şey gibi hissetmek sevdaya ters düşer.”

“Dediği şeye kendi de inanmayan bir rahibi dinlemek iğrençtir ama, makamına rağmen inanç sahibi olmayan bir evli erkek görmek daha da iğrençtir, ve daha da bir sarsıcıdır.”

“Kırık sevda bir insana yeterlidir ama onu koparıp atacak olan, sevenin kendisi olacaksa, o vakit bunun yükü onun elinde iki tarafı keskin kılıç gibidir, sapı yoktur, ama yine de onu sımsıkı tutmak zorundadır; o vakit bu hareket haysiyet yönünden de aynen duygudaşlık yönünden olduğundaki kadar derin acı verir.”

  • Künye: Søren Kierkegaard – İtirazlara Cevaben: Evlilik Üzerine Muhtelif Gözlemler (Bir Kocanın Kaleminden), çeviren: Nur Beier, Pinhan Yayıncılık, felsefe, 112 sayfa, 2020