Kolektif – Siyasetteki Gölge: Korku (2019)

Korku, bireyi, toplumu ve siyaseti nasıl esir alır?

Elimizdeki derlemede, farklı alanlardan gelen sosyal bilimciler hem bu sorunun yanıtını arıyor hem de korkunun bireyi, toplumu ve dolayısıyla siyaseti esir almaması için neler yapılabileceğine kafa yoruyor.

  • Korkunun siyasetteki rolünün ne olduğu,
  • Siyaset felsefesinde korkunun yeri,
  • Gündelik hayatta deneyimlenen korkunun göçmen karşıtlığına evrilmesinin altındaki başlıca dinamikler,
  • Korkunun egemenliğini besleyen faktörler olarak terör ve faşizm olguları ile popülist söylemlerin korkuyu üretmedeki etkileri,
  • Kadın düşmanlığıyla kadın korkusu arasındaki ilişki,
  • Akademik dünyada kaygı, korku ve sansür,
  • Korkuyla yüzleşme ve onu aşmanın yolları,
  • Ve bunun gibi konular tartışılıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Erdoğan Altun, Hacı Çevik, Kadir Dede, Tuğçe Erçetin, Özgür Olgun Erden, Emre Erdoğan, Utku Özmakas ve Pınar Uyan Semerci.

  • Künye: Kolektif – Siyasetteki Gölge: Korku, editör: Pınar Uyan Semerci ve Emre Erdoğan, İthaki Yayınları, siyaset, 256 sayfa, 2019

Platon – Yasalar (2019)

Platon’un ‘Yasalar’ı (Nomoi), başlı başına çok önemli bir eser olmasının yanı sıra, filozofun ideal yönetim biçimi sorguladığı ‘Devlet’ (Politeia) adlı kült yapıtının bir anlamda devamı olmasıyla da vazgeçilmezdir.

Şimdi ‘Yasalar’, gözden geçirilmiş yeni baskısıyla raflardaki yerini aldı.

Platon bu yapıtında, insana yaraşır bir toplum düzeninin imkânlarını sorguluyor ve bu bağlamda,

  • Adaletin ne olduğu,
  • Adaletin doğru ve adil bir şekilde nasıl sağlanabileceği,
  • Devleti ayakta tutacak yasaların neler olduğunu,
  • Yasaları aklın ışığında çıkaracak olan yasakoyucunun ne denli büyük bir sorumluluk taşıdığını tartışıyor.

12 kitaptan oluşan ‘Yasalar’, eğitim, sanat, ahlak, hukuk, din, ekonomi, toprağın paylaşılması, ticaret, yasama, ceza, ceza yasası, aile, evlilik, askerlik ve hatta spor gibi, neredeyse toplum düzeniyle ilgili hemen her konu üzerine derinlemesine düşünüyor.

  • Künye: Platon – Yasalar, çeviren: Candan Şentuna ve Saffet Babür, Pharmakon Kitap, felsefe, 440 sayfa, 2019

Raymond Geuss – Sokrates’ten Adorno’ya Felsefe (2019)

Bizde ‘Kamusal Şeyler, Özel Şeyler’ ve ‘Eleştirel Teori’ adlı kitapları da çevrilmiş bulunan Raymond Geuss, şimdi de felsefenin tarihini en eski çağlardan bugüne izlediği bu rehber kitapla karşımızda.

Guess’in kitabını diğer felsefe tarihi çalışmalarından ayıran ve dolayısıyla kitabı daha etkili kılan asıl husus, kapsamı geniş tutmak yerine konusunu on iki filozofla sınırlaması.

Guess ele aldığı filozofların düşüncelerinden yola çıkarak, felsefenin başından beri yanıt aradığı soruların izini sürüyor, bunun yanı sıra felsefenin bireysel ve toplumsal sorunların aşılması konusunda ne gibi perspektifler sunabileceğini tartışıyor.

Kitap, Batı tarihinin en yenilikçi ve en önemli bazı filozoflarını yetkin bir yaklaşımla anlatırken, yine bu filozofların tutumundan yola çıkarak felsefenin nasıl yapılması gerektiğini ortaya koyuyor.

  • Künye: Raymond Geuss – Sokrates’ten Adorno’ya Felsefe, çeviren: İbrahim Yıldız, Dipnot Yayınları, felsefe, 302 sayfa, 2019

Kolektif – Felsefenin İhmal Edilmiş On Klasiği (2019)

Her alanda olduğu gibi, felsefede de ihmal edilmiş yapıtlar vardır.

Bazı kitaplar, hak etmedikleri halde fazla görünür olurken, bazı kitaplar ne akademik dünyada ne de okurun gözünde olması gerektiği yeri bir türlü bulamaz.

İşte bu kitap, tam da bu gayeden yola çıkarak felsefenin ihmal edilmiş on kitabını kapsamlı bir bakışla okura açıklıyor.

Kitaba katılan yazarlar, söz konusu eserlerin anlam ve önemini açıklamakla kalmıyor, aynı zamanda bugün profesyonel felsefenin dışlama kalıplarını gözler önüne seriyor ve ayrıca, bu klasik yapıtlardan hareketle güncel felsefenin nasıl yenilenebileceği üzerine derinlemesine düşünüyor.

Kitapta ele alınan on eser şöyle:

  • Gorgias’ın ‘Helen’e Övgü’sü,
  • Fénelon’un ‘Telemakhos’u,
  • Thomas Paine’in ‘Tarımsal Adalet ve Sosyal Sigortanın Kökenleri’i,
  • Hermann Lotze’un ‘Mikrokosmus’u,
  • F. H. Bradley’in ‘Görünüş ve Gerçeklik’i,
  • Jane Addams’ın ‘Kadınlar ve Kamusal Ev İdaresi’,
  • Ernst Cassirer’ın ‘Substanzbegriff und Funktionsbegriff’i,
  • Edith Stein’ın eserleri,
  • E. B. Du Bois’nın ‘Şimde Nereye ve Neden’i,
  • Ve Jonathan Bennett’in ‘Rasyonalite’si.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Rachel Barney, Ryan Patrick Hanley, Elizabeth Anderson, Frederick Beiser, Michael Della Rocca, Sally Haslanger, Alan W. Richardson, Kris McDaniel, Chike Jeffers ve Daniel Dennett.

  • Künye: Kolektif – Felsefenin İhmal Edilmiş On Klasiği, editör: Eric Schliesser, çeviren: İlker Aksu ve Onur İşci, Heretik Yayıncılık, felsefe, 286 sayfa, 2019

Taner Timur – İslam, Laiklik ve Aydınlanma Savaşı (2019)

AKP iktidarında din ve laiklik konuları sıklıkla tartışılıyor.

Fakat bunlar klişe tartışmalardan öteye gidemiyor.

Zira bu tartışmalar, dinin, bilim, felsefe ve toplumsal ilerlemeyle ilişkisinin ne olduğu ve ne olabileceğini irdelemiyor.

İşte Taner Timur’un elimizdeki çalışması, İslam, akılcılık, toplumsal devrim ve karşıdevrim sorununu çok yönlü bir bakışla tartışıyor.

Kitap, uzun bir girişi takip eden dört kısımdan oluşuyor.

İlk kısımda, İslam’ın 7. yüzyılda, Mekke’de, hangi toplumsal ve düşünsel dönüşüm koşulları içinde doğduğunu inceliyor.

Burada, Abbasiler döneminde eski Yunan felsefesi ve akılcılık ile buluşarak Ortaçağ’da ilk aydınlanma kıvılcımlarının çakılışı, fakat bir süre sonra bu ilk aydınlanma sürecinin bir karşıdevrimle nasıl bastırıldığı ele alınıyor.

Timur izleyen dönemde de, Sünni İslam’ın üç boyutlu (fıkıh, kelam ve tasavvuf) gelişme çerçevesinde rasyonalizmden nasıl koptuğunu ve Batı Avrupa, Farabi, İbn Sina, İbn Rüşd gibi çağlarının ilerisinde düşünürleri de özümseyerek Ortaçağ’ı aşarken, İslam’ın akıldan gittikçe uzaklaşarak nasıl karanlığa gömüldüğünü gözler önüne seriyor.

Timur, bu hazin gelişmenin, Müslüman dünyanın neden daha sonra sömürge statüsüne dönüştüğünün anahtarını verdiğini belirtiyor.

Yazar çalışmasının ikinci kısmında ise, bu tartışmayı Cemaleddin Afgani’nin kozmopolit “anti-kolonyalist” kavgası ile Hindistan’da Seyit Ahmet Han’ın  “işbirlikçi reformizmi” bağlamında izliyor.

Bu sorunu Osmanlı ve Türkiye örnekleri üzerinden de izleyen Timur, din, toplum ve siyaset ilişkisi alanında tezleriyle etkili olmuş üç ismin, yani Namık Kemal, Mehmed Akif ve Necip Fazıl’ın düşünceleri çerçevesinde inceliyor.

  • Künye: Taner Timur – İslam, Laiklik ve Aydınlanma Savaşı, Yordam Kitap, siyaset, 270 sayfa, 2019

Slavoj Žižek – Matrix ya da Sapkınlığın İki Yüzü (2009)

Slavoj Žižek’in bu kitabının ilk versiyonu, 1999 tarihinde, yani Matrix’in devam filmleri henüz ortada yokken, Karlsruhe’de yapılan ‘Inside the Matrix’ sempozyumuna sunulmuştu.

Devam filmlerinin ardından Žižek’in yaptığı değişiklikler ise elimizdeki versiyonda yer alıyor.

Matrix’in ideal seyircisini budala olarak tanımlayan Žižek, filmi Lacancı bir analize tabi tutuyor.

Filmi metaforları, anlam ve yan anlamlarıyla irdeleyen Žižek’e göre, Matrix’in entelektüel cazibesi, Platon’un ‘Devlet’inde tasvir ettiği mağara düzenini tekrar etmesinden ibaret.

  • Künye: Slavoj Žižek – Matrix ya da Sapkınlığın İki Yüzü, çeviren: Bahadır Turan, Encore Yayınları, felsefe, 103 sayfa

August Thalheimer – Diyalektik Materyalizme Giriş (2009)

‘Diyalektik Materyalizme Giriş’, August Thalheimer’ın “Modern Dünya Görüşü” başlığıyla 1927 baharında Moskova’da Sun-Yat-Sen Üniversitesi’nin öğrencilerine verdiği derslerden oluşuyor.

Öğrencilere, karşılarına çıkan başlıca felsefi dünya görüşleri arasında yollarını bağımsız olarak bulmalarını kolaylaştırmayı amaçlayan dersler, tarihsel bir sunumla verilmiş. Thalheimer bu rehber kitabında din, Yunan materyalizmi, Yunan idealizmi, Hindistan materyalizmi, Hegel ile Feuerbach, diyalektik, diyalektik materyalizm, diyalektik metaryalizmin tarih teorisi, materyalist bilgi kuramı, eski Çin felsefesi ve pragmatizm konularını anlatıyor.

  • Künye: August Thalheimer – Diyalektik Materyalizme Giriş, çeviren: Sevinç Altınçekiç, Yordam Kitap, felsefe, 192 sayfa

R. S. Woodhouse – Ampirist Filozoflar (2019)

Ampirist filozoflar Bacon, Hobbes, Gassendi, Locke, Berkeley ve Hume’un bilgi felsefesine dair görüşleri hakkında çok önemli bir eser.

Kitabın yazarı R. S. Woodhouse, “İnsan bilgisinin ve idelerinin kaynağı nedir?”, “Farklı yollarla elde edilen farklı bilgi türleri var mı?” ve “Bilimin yapısı nasıldır?” gibi sorulara, modern düşüncenin bu kurucu isimlerinin eserlerinde ne gibi yanıtlar bulabileceğimizi tartışıyor.

Woodhouse bunu yaparken, aynı zamanda bu düşünürlerin ahlak ve siyaset felsefeleri üzerine düşünmeyi de ihmal etmiyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Bilgi, sistematik olarak geliştirilmiş olsun ya da olmasın, duyu-algısı ile başlamaktadır, bu yüzden de duyu-algısının gerçekte ne olduğunu anlamadan fazla bir şey bildiğimiz gibi bir kendini beğenmişliğe kapılmamamız gerekir.”

“İnsan aklını başına alarak ve alçakgönüllülükle tanrısal ve insani şeyler arasında, duyunun ve inancın sağladıkları arasında bir ayrıma gitmelidir; aksi takdirde varacağı nokta ya sapkın bir din ya da hayal ürünü bir felsefe olur.”

“Doğayı araştırmanın dinsizlik olduğu görüşü on yedinci yüzyılda yüzleşilmesi gereken pek çok şeyden biri olmuştur.”

“Ahlakiliği Kutsal Kitap’tan almamız, sadece ona ve otoritesine güvenmemiz ve ahlaki bilgi hakkındaki tüm düşüncelerimizden vazgeçmemiz anlamına gelmez.”

  • Künye: R. S. Woodhouse – Ampirist Filozoflar, çeviren: Gökhan Murteza, Pinhan Yayıncılık, felsefe, 208 sayfa, 2019

M. Nuri Durmaz – Marx’ın Yasaları (2019)

Nuri Durmaz’ın bu çalışması, bizdeki Marx okumalarına zengin bir katkı sunuyor.

Kitap, çok yönlü bir sorgulamayla ilerliyor.

Bir yandan Marx’ın pozitivist mi veya Aydınlanmacı mı olduğu tezlerine karşı, Marx’ın yapıtlarını derinlemesine izleyerek yanıt veriyor, diğer yandan da, Marx’ın yapıtındaki potansiyelleri yeniden öne çıkarıyor.

Bunu yaparken Marx’ın onto-epistemolojisinin yasa fikri üzerinden nasıl anlaşılması gerektiğini sorgulayan Durmaz, modern bilgi yapısının bilim ile felsefeyi ayrıştıran müdahalesiyle yüzleşiyor ve sosyal bilimi birbirinden ilişkisiz mikro iktidar alanlarına dönüştüren güncel katı disipliner ayrıştırma politikasına muhalefet ediyor.

Yazara göre, toplumsal gerçekliğe ilişkin entelektüel faaliyet bir mücadeledir ve dolayısıyla ne bilim ile felsefe ayrıştırılabilir, ne de sosyal bilim disipliner parçalanmışlığa kurban edilebilir.

Zira her iki sistemik müdahale de toplumsal gerçeklik üzerinde eyleyen sosyal bilimin cendereye alınması anlamına gelir.

Kitabın, pozitivist, indirgemeci, mekanizm ve ekonomizm karşısında radikalizmin teorik cephesine katkı sunduğunu söylemeliyiz.

Entelektüel üretimlerin modern bilgi yapısının boğucu kıskacı ile “sterilizasyona” zorlanarak içeriksizleştirildiği bugün, Durmaz’ın çalışması, bir yıkıcı teorik eleştiri olarak radikalizme başvurmasıyla önemli.

Kitap, bu Cuma (19 Nisan) raflardaki yerini alıyor.

  • Künye: M. Nuri Durmaz – Marx’ın Yasaları: Onto-Epistemolojik Bir Okuma, Metis Yayınları, felsefe, 344 sayfa, 2019

Marcus Steinweg – Aşikârlık Dehşeti (2019)

‘Aşikârlık Dehşeti’, felsefeyi, akademinin koridorlarından çıkarıp gündelik hayatın içinde düşünen bir eser.

Alman felsefeci Marcus Steinweg, can sıkıntısından ırkçılığa, aşktan piyasaya, dinden naifliğe farklı konulara dair aforizma ve yorumlarını bizimle paylaşıyor.

Hayata olduğu kadar felsefeye de duyulan kuşkudan taviz vermeyen Steinweg, felsefenin de bir yaşam tarzı olarak özünde bir tutarsızlık deneyimi olduğunu düşünüyor.

Aynı zamanda sanatın felsefeyle buluştuğu bir alanda yer alan kitap, kendimiz ve hayat üzerine yeniden düşünmek için iyi bir fırsat.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Mükemmelliyetçilik narsisizmdir.”

“Düşünmek dünyanın geçersizliğini deneyimlemeyi ima eder.”

“Naifler onları epey önce terk etmiş masumiyetlerine sıkı sıkıya tutunanlardır.”

“Yalan söylemek ile sevmek arasında basit bir çelişki yoktur. İkna edici bir biçimde sevenler, aşkın sahici olmayışını kabul etmek için gerekli cesareti toplarlar. Sadece seviyormuş gibi yaptıkları anlamına mı gelir bu? Hayır, yalan söyleme ve sevmenin birlikte olanaklı olduğu düzlemde, âşığın aşk için her şeyi riske attığı anlamına gelir.”

“Kozmos ölçülemezdir. Hiçbir değeri yoktur. Kendi zihninin kozmik kayıtsızlığa kapatmamak temel felsefe deneyiminin parçasıdır.”

“İster sıkıntıdan ister rahatlama duygusuyla ister çaresizlikten ötürü olsun, herkesin önünde ağlamak bugün siyasi bir gerçekliktir. Empati ve hislerin teşhiri, siyaseti bir vicdan dramı ve bir adalet komedisi olarak sahneye koyması bakımından siyasetten giderek uzaklaşan bir toplumun buyruğudur.”

    • Künye: Marcus Steinweg – Aşikârlık Dehşeti: Sahte Kesinlikler, çeviren: Erkal Ünal, İthaki Yayınları, felsefe, 176 sayfa, 2019