Fatih Yaşlı – Devlet, Düzen, Anarşi (2022)

‘Devlet, Düzen, Anarşi’, Türkiye’de antikomünizmin macerasını edebiyat cephesinden irdeleyen özgün bir inceleme.

Fatih Yaşlı çalışmasında, Nihal Atsız, Necip Fazıl, Peyami Safa gibi sağcı yazarların Nâzım Hikmet, Sabahattin Ali, Aziz Nesin gibi solcu yazarlara yönelik polemiklerini de analiz ediyor.

Türkiye’nin Soğuk Savaş’a dâhil oluşuyla birlikte, antikomünizm siyasetin merkezine yerleşir ve ülkenin her alanına sirayet ederken, bunun edebiyat alanına yansıması da kaçınılmaz oldu.

Bu antikomünist dalga, sağcı edebiyatçıların solun kültürel hegemonyasına karşı yazdıkları yazılarda ve ürettikleri eserlerde kendini göstermişti.

Yaşlı, kitabında antikomünizmin edebiyattaki yansımalarını iki boyutuyla inceliyor.

Bir yandan Türk sağının edebiyatçı kimlikleriyle politik kimliklerini birleştiren Nihal Atsız, Necip Fazıl, Peyami Safa gibi isimlerinin Nâzım Hikmet, Sabahattin Ali, Aziz Nesin gibi solcu yazarlara yönelik polemiklerini ve hücumlarını belgelendirirken, bir yandan da antikomünist romanlardaki ideolojik boyutun bir incelemesini sunuyor.

Böylece hem Soğuk Savaş’la birlikte antikomünist söylemin inşasında edebiyatçıların rolünü hem de antikomünist edebî yapıtlarda solcuların, komünistlerin ve 1965-80 arası Türkiye tarihinin nasıl resmedildiğini ortaya koyuyor.

Antikomünizmin günümüze devrettiği miras ve bu mirasın belirleyiciliği üzerine kapsamlı bir değerlendirme sunan kitap, Türkiye tarihini antikomünizm üzerinden okuma literatürüne önemli bir katkı.

  • Künye: Fatih Yaşlı – Devlet, Düzen, Anarşi: Türkiye’de Edebiyat ve Antikomünizm, Yordam Kitap, inceleme, 416 sayfa, 2022

Adam Phillips ve Barbara Taylor – İyilik Üzerine (2022)

Bugün insanlar, çok daha menfaatçi ve daha bencil.

Adam Phillips ve Barbara Taylor, bu yabancılaşmaya ve düşmanca tutuma panzehir olarak iyiliği, cömertliği ve fedakârlığı öneriyor.

‘İyilik Üzerine’de psikanalist Phillips ve tarih bilimci Taylor, iyiliğin ortaya koyduğu memnuniyet duygusunu ve iyiliğin risklerini derinlemesine inceliyor.

Modern zaman insanlarına eylemlerin özünde düşmanca, güdülerinin ise çıkarcı algılanması gerektiği öğretildi.

Entelektüel tarihten, edebiyattan, psikanalizden ve çağdaş sosyal teorilerden yararlanan bu kitap, bağ kurmak yerine yalnızlığı nasıl ve neden tercih ettiğimizi açıklıyor.

‘İyilik Üzerine’, başkaları ile içgüdüsel ve sıcak bir özdeşleşme içerisinde yaşanan hayatın, kendimiz için seçmemiz gereken hayat olduğunu vurguluyor.

Hayrete düşürücü gözlemlerle dolu bu kısa ama önemli kitap, cömertliğin ve merhametin yaşattığı yoğun duyguları okura tekrar hatırlatıyor.

  • Künye: Adam Phillips ve Barbara Taylor – İyilik Üzerine, çeviren: Selin Siral, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 112 sayfa, 2022

Kolektif – Sabiha Sertel (2022)

Sabiha Sertel’in Türkiye sol tarihinde unutulmaz yeri var.

Bu çalışma da, Sertel’in entelektüel mirasını irdeleyen araştırmacıların metinleri ile Sertel’e dair kişisel tanıklıkları bir araya getiren çok değerli bir derleme.

Sertel 1895’te Selanik’te doğdu.

1919’da çıkan Büyük Mecmua’da “Türk Feminizmi”ni ilk kez ismiyle zikreden kendisidir.

Evliliği de sıra dışıydı.

İlk kez Yahudi Dönme cemaatinden bir kadın, cemaat dışında bir evlilik gerçekleştirdi.

Zekeriya Sertel ile evlilikleri İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin yüksek düzeyde ilgisine mazhar oldu.

Dahası mahkemede yargılanan ilk Türk kadın gazetecidir.

Üstelik çok fazla bilinmese de Amerika’da sosyal hizmetler eğitimi alarak memleketin ilk sosyal hizmetler uzmanı vasfını kazandı.

Yazdığı yazılar nedeniyle basında sıkça polemiklerle karşı karşıya kaldı.

1937’de dönemin Cumhuriyet gazetesinin hedefindeydi.

Bu yazılarda kendisine “Bolşevik Dudu”, “vatan haini” bile dendi.

Dönmeliği ve Yahudi kökleri teşhir edildi.

Sabiha Sertel yine sözünü esirgemedi ve yazmaktan vazgeçmedi.

Sertel, “Fikre Artık Yeter Tahakkümünüz” başlıklı yazısını yazdığında tarih 5 Kasım 1945’i gösteriyordu, 50 yaşındaydı ve daha Tan Gazetesi’nin bir baskın sonucu talan edilmesi ve yıkıma uğratılmasına neredeyse bir ay vardı.

Türkiye Komünist Partisi üyesiydi.

Sürgüne gittikten sonra partiye yardımcı olmak için altı ülke (Fransa, Macaristan, Almanya, Çekoslovakya, Bulgaristan, Sovyetler Birliği) değiştirdi.

1968’de Bakü’de hayata gözlerini yumdu.

Bu derleme, onun farklı entelektüel alanlara yaptığı katkıları odağına alan araştırmacıların ve kişisel tanıklıkların ışığında kendisinin yaşamına başka açılardan bakmayı amaçlıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Mehmet Ö. Alkan, Aynur Soydan Erdemir, Nur Deriş, Barış Çatal, Bengü Aydın Dikmen, İnci Özkan Kerestecioğlu, Çiğdem Akanyıldız-Gölbaşi, Aylin Özman, Kadir Dede, Ömer Durmaz, Özlem Özkal, Hülya Öztekin, Korhan Atay ve Gül Benderli.

  • Künye: Kolektif – Sabiha Sertel: Hayatı ve Entelektüel Mirası, hazırlayan: Barış Çatal, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, inceleme, 252 sayfa, 2022

Adam Greenfield – Radikal Teknolojiler (2022)

En basitinden cep telefonları dahi günlük hayatımızı sömürgeleştirerek bizi birer köleye dönüştürdü.

Adam Greenfeld, sanal gerçeklikten kripto paralara radikal teknolojilerin toplumu, siyaseti, dilimizi ve psikolojimizi nasıl dönüştürdüğünü gözler önüne seriyor.

Greenfield, insanlığın toplumsal, ekonomik, siyasal, kültürel evrimine hızla yön vermesi nedeniyle radikal teknolojiler adını verdiği yeni teknolojik sistemlerin nasıl işlediğini, toplumlarımız, siyasal alanlar, dil ve psikolojimiz üstündeki etkilerini inceliyor.

Radikal teknolojilerin “günlük hayatı bilgi işleme yoluyla sömürgeleştirmesi”ne ve “yaygın ütopyacılığa” karşı hayati cevaplar veriyor.

‘Radikal Teknolojiler’de, aniden ortaya çıkarak gündelik hayatlarımızı hızla dönüştüren ve önümüzdeki yıllarda, daha da çok etkiyecek olan uzun bir radikal teknolojiler sarmalını, yani akıllı telefonları, internetin o geniş, şeffaf ve henüz ne olup bittiğini tam anlayamadığımız uçsuz bucaksız gibi görünen yeni “dünyaları”nı; artırılmış ve sanal gerçekliği; 3D yazıcı ve diğer dijital üretim teknolojilerini; kripto-para ve blok zinciri; dronları; algoritmalar, makine öğrenmesi, otomasyon ve yapay zekâyı sarmalayan yoğun fikir ve gündelik hayat komplekslerinin nasıl işlediğini keşfedeceğiz.

Kafamızı çevirdiğimiz her yerde, hayatımızı hızla değiştiren “yeni” bir cihazla karşılaşıyoruz.

Bu cihazlar cebimizde, çantamızda, evimizde, arabamızda, işyerimizde, sokakta, havada kısacası her yerde ve hayatımızın her ânındalar.

Bu cihazlar olmadan hayatlarımızı sürdüremeyecek bir durumun tam ortasında ve içindeyiz. Ve bu cihazları yöneten o şeytanî, karmaşık algoritmalar “birileri”nin kontrolü altında, geri plandaki bir yerlerde sessizce çalışıyor: Algoritmalar bu sırada ekonomiyi yeniden şekillendiriyor, siyasal alanların temel terimlerini dönüştürüyor ve hatta insan olmanın ne demek olduğunu yeniden tanımlıyor.

Teknoloji ve teknolojilerin sunduğu değişim kaçınılmazdır.

Asıl soru şudur:

  • Teknolojik süreçlere rağmen kendimizi nasıl yeniden şekillendiririz?
  • Bu yeni ve tamamen şeffaf dünyada hayatlarımızı nasıl sürdürüyoruz?
  • Yaşadığımız teknolojik durum ya da şeyin toplumsal sonuçları nelerdir?

‘Radikal Teknolojiler’, bütün bu sorulara, teknoloji uzmanı olmayan okuru da hesaba katarak çok önemli cevaplar veriyor.

  • Künye: Adam Greenfield – Radikal Teknolojiler: Gündelik Hayatın Tasarımı, çeviren: Melehat Kutun, Epos Yayınları, inceleme, 358 sayfa, 2022

Alan Jacobs – Okumanın Hazzı (2022)

‘Okumanın Hazzı’, kitaplarla ilişkimiz üzerine enfes bir inceleme.

Alan Jacobs, dijital bir çağda kitabın anlamı üzerine derinlemesine düşünmekle yetinmiyor, aynı zamanda yeni teknolojileri okuma zevkimizi artırmak için nasıl kullanacağımızı da tartışıyor.

  • Kitaplarla ve özellikle edebiyatla olan ilişkimizi yeniden gözden geçirmenin zamanı gelmedi mi?
  • Okumak erdemli bir faaliyet midir?
  • Karakterimizi güçlendirir ya da yüceltir mi?

‘Okumanın Hazzı’, mevcut kültürel ve teknolojik iklimin ‘okuma’ zerindeki olumsuz etkisini gösterirken, dijital dünyanın sunmuş olduğu avantajlarla bu durumu lehimize çevirmenin yollarını araştırıyor.

Jacobs, okumanın mecburiyetten değil, öncelikle zevk almak amaçlı bir aktivite olması gerektiğini savunuyor. “Ne okuduğumuzu, ne kadar okuduğumuzu ve ne okumadığımızı saplantı hâline getirmeyi bırakırsak daha mutlu, daha iyi okuyucular oluruz. Ancak en güçlü okuma deneyimini yaşamak için, kişinin çoğu zaman ‘alışkanlığın keskinleştirdiği irade gücü’yle yaratılması gereken ‘derin bir yalnızlığa’ sahip olması gerekir.”

Elbette okuma zevkine yönelik en büyük tehdit, boş zamanlarımızın giderek daha fazlasını tüketen, çoğunluğu dijital olan dikkat dağıtıcıların saldırısıdır.

Ancak Jacobs, gündelik hayatımızın önemli bir parçası olan son teknolojik cihazları “okumanın düşmanı” olarak görmenin mantıksız olduğunu savunuyor, çünkü bu sayede günümüz dünyasında kitaplara ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay.

  • Künye: Alan Jacobs – Dikkat Dağıtıcı Bir Çağda Okumanın Hazzı, çeviren: Nural İdrisoğlu, Sander Yayınları, inceleme, 176 sayfa, 2022

Carlos Gutiérrez-Jones – İntihar ve Bilimkurgu (2022)

Bilimkurgu edebiyatının başyapıtlarını intihar, kriz, nükleer imha ve yapay zekâ gibi temalar bağlamında okuyan özgün bir inceleme.

Carlos Gutiérrez-Jones, çok farklı kriz halleri hakkında düşünme imkânı veriyor.

Gutiérrez-Jones, çağdaş bilimkurgu yapıtlarından oluşan malzemesinde, psikolojinin karanlık tarafındaki intihar krizlerinin nasıl yorumlandığını inceliyor.

Sadece kriz anlarındaki intihar eğilimleri değil, dibe vurmalar, kendine zarar verme örüntüleri, yeniden başlatma imkânları gibi geniş çaplı olasılıkları bilimkurgu edebiyatının bazı başyapıtları ve yakın dönem sinemanın ses getirmiş iki filmi üzerinden ele alıyor.

Böylece Viktorya döneminde Darwin’in yarattığı kaygılardan uzay çağındaki nükleer imha tehdidine, yapay zekânın gelişiminden bilinçaltının sibernetik istilasına ve oyunlaşan dünyada şirketlerin egemenliğinden ufuktaki ekolojik felakete ve biyoterörizmin yükselişine çok farklı kriz halleri hakkında düşünme imkânı veriyor.

İlk bölümün odaklandığı ‘Dr. Moreau’nun Adası’nda, H.G. Wells Darwin’in evrim kuramının doğurduğu krize ve insan özgücülüğe meydan okumasına yanıt veriyor.

Stanislaw Lem’in ‘Solaris’ine ayrılan ikinci bölüm, yazarın bilimin gelişmesine dair, kaçınılmaz gibi görünen ve yabancı yaşamla teması son derece sorunlu bir hale getirebilecek bir önyargı, bir insanbiçimcilik olarak ifadesini bulan, derin kuşkuculuğunu ele alıyor.

Üçüncü bölüm yapay zekâlarla paylaşılan bir dünyada insanlığın statüsüne dair kaygıları işleyen bir romanı, William Gibson’ın ‘Neuromancer’ını inceliyor; burada Gibson özellikle bu tür zekâların yaratıcılarından ne tür düşünce alışkanlıklarını almış olabileceklerini soruyor.

Dördüncü bölüm yakın tarihli iki filmi, Christopher Nolan’ın Başlangıç’ını (Inception) ve Rian Johnson’un Tetikçiler’ini (Looper) analize tabi tutuyor.

Margaret Atwood’un ‘Deli Adem’ üçlemesini inceleyen beşinci bölüm, yazarın kıyamet sonrası tahayyülünün modern çevreci hareketin gelişmesinde önemli bir rol oynayan Malthusçu dinamiklerin kapsamlı bir eleştirisini ortaya koyduğunu savunuyor.

  • Künye: Carlos Gutiérrez-Jones – İntihar ve Bilimkurgu, çeviren: Barış Cezar, Koç Üniversitesi Yayınları, inceleme, 216 sayfa, 2022

Ömer Faruk – Bir Aşağılama Aracı Olarak Çöp (2022)

Sürekli kriz haliyle boğuşan bugünün toplumu, artık çöpten başka bir şey üretemiyor.

Ömer Faruk da bu kitabında, çöp, sınırlar, duvarlar ve tek adamlık gibi temalardan yola çıkarak bugünkü dünyanın pek alışık olmadığımız gerçeklerini ifşa ediyor.

Faruk burada, hayata İkiz Kuleler’den, tapınaklardan, saraylardan, parlamentolardan, üniversitelerden ya da kışlalardan değil de; başlangıç ve sona, üretim ve tüketime, temiz ve kirliye, severek dokunmaya ve iğrenerek atılmaya yakından tanıklık eden vajina, penis ve anüs arasından, perineden bakmayı öneriyor.

Böylece, “aşağılama” ve “çöp”ün bize ait olduğu gerçeğini kabul edeceğimizi, içerisinde yaşadığımız için bahane de üretemeyeceğimizi belirtiyor.

Çünkü şimdiye kadar kulak verdiğimiz üretim, büyüme, tapınak, duvar, gökdelen, düzenli ordu içerisinden biçimlenen perspektif bizi “sonsuz kötülük”e ve “son”a taşıyor.

Artık aşağıladıklarımız, tükettiklerimiz ve çöp olarak yaftaladıklarımızı dikkate alarak, öngörülemeyenden söz ederek, ele geçirilemez bir “sır” edinmeye dikkat ederek düşünce ve pratik üretmemiz gerektiğinin altını çiziyor.

  • Künye: Ömer Faruk – Bir Aşağılama Aracı Olarak Çöp, Yeni İnsan Yayınevi, inceleme, 256 sayfa, 2022

Renata Salecl – Cehalet Tutkusu (2022)

‘Cehalet Tutkusu’, cehalet veya inkârın sosyal ve psikolojik motivasyonları ile sonuçları üzerine muazzam bir inceleme.

Renata Salecl’in kitabı, sahte haberlerin, propagandaların, siyasi söylemlerin ve tartışmaların medyaya hâkim olduğu bu zamanda özellikle okunmalı.

Bilginin ve bilgiye ulaşma yollarının yeniden tanımlandığı günümüzün hakikat sonrası, post-endüstriyel dünyasında gerçekle yalanı ayırt etmek zaman zaman imkânsız hale geliyor, bu da kasıtlı olarak bilmemeyi seçen insanların sayısının gitgide artmasına neden oluyor.

Filozof, sosyolog ve hukuk teorisyeni Salecl ‘Cehalet Tutkusu’nda, insanlık durumunun daima bir parçası olduğunu savunduğu “cehalet”i ve bağlantılı olarak “inkâr” kavramını masaya yatırıyor; hem travmatik bilgiye ulaşmaktan kaçınan insan doğasını hem de ideolojik mekanizmaları sekteye uğratacak bilgiyi inkâr yollarını insanlık durumu üzerinden açıklıyor.

Kasıtlı cehaletin bilhassa kriz anlarında olumlu bir yanının da olabileceği fikrini dile getiriyor; cehaletin güce nasıl dönüşebileceğini disiplinlerarası örneklerle aktarıyor.

Felsefeden, psikanalitik ve sosyal teoriden, popüler kültürden ve kendi deneyimlerinden yola çıkıp Lacan, Foucault, Claude Lévi-Strauss gibi isimlerin argümanlarına referanslarda bulunarak cehaletin sosyal ve psikolojik nedenlerini inceliyor; cehalet tutkusunun aşktan hastalığa, travmadan genetiğe, adli tıptan büyük veriye kadar hayatımızın pek çok alanını nasıl etkilediğine dikkat çekiyor.

Çalışma, günümüzün yaygın cehalet tutkusunu ve bunun toplumun pek çok farklı düzeyinde nasıl işlediğini araştırıp belgelemesiyle çok önemli.

  • Künye: Renata Salecl – Cehalet Tutkusu: Neyi Neden Bilmek İstemeyiz?, çeviren: Şafak Tahmaz, Timaş Yayınları, inceleme, 192 sayfa, 2022

John Kampfner – Almanlar Neden Daha İyi Yapıyor? (2022)

Almanya her ne kadar bizi kıskansa da, iş etiğiyle olsun eşi görülmemiş başarılarıyla olsun dünyanın örnek ülkelerindendir.

İngiliz gazeteci John Kampfner, kendini küllerinden yeniden doğurmuş bu ülkeyi başarılı kılan unsurlara yakından bakıyor.

Herkesin aklında aynı sorular:

  • Almanlar neden daha iyi yapıyor?
  • Önceki yüzyılı iki büyük yenilgi ve hatta bölünmeyle kapatmasına karşın tüm dünyaya örnek teşkil edecek bir hız ve sağlamlıkla kendini yeniden var eden bu “gizemli” ülkenin sırrı ne olabilir?
  • Omuzlarında geçmişin büyük yükleriyle bu yaralı toplum tüm dünyada yükselen salgın, iklim krizi ve savaş gibi muazzam tehlikeler karşısında ne hissediyor ve çözümü nerede arıyor?

‘Almanlar Neden Daha İyi Yapıyor?’, çokkültürlü yapısı, umut vadeden start-upları, şaşkınlık yaratan iş etiği ve kendine has çözümler üretme kapasitesiyle 20. yüzyılın en çalkantılı ülkelerinden Almanya’yı objektif, samimi ve adil bir değerlendirmeden geçiriyor.

Kampfner Avrupa’nın kalbindeki bu başarılı ülkede herkesin merak ettiği cevapların peşine düşüyor.

Kitap, yaşamakta olduğumuz bu milliyetçilik, aydınlanma karşıtlığı ve korku çağında Almanya’nın dünyaya kazandırabileceği daha pek çok şeyin olabileceğini gözler önüne seriyor.

  • Künye: John Kampfner – Almanlar Neden Daha İyi Yapıyor?: Gelişmiş Bir Ülkeden Notlar, çeviren: Nermin Mollaoğlu, İthaki Yayınları, inceleme, 312 sayfa, 2022

Thomas M. Siebel – Dijital Dönüşüm (2022)

Yeni teknolojiler dünyayı köklü bir biçimde dönüştürdü.

Silikon Vadisi yatırımcılarından Thomas Siebel de, bugünün yeni bilgi ekonomisini tarihsel bir perspektifle irdeliyor ve bu ekonomide hayatta kalabilmenin yollarını açıklıyor.

Siebel, doğru kullanılmazlarsa iş dünyası ve devletler için yıkıcı olabilecek yeni teknolojileri derinlemesine inceliyor ve organizasyonlara dijital kurumlara dönüşmek için bu teknolojilerden yararlanma yollarını gösteriyor.

Yazara göre elastik bulut bilişim, büyük veri, yapay zekâ ve nesnelerin internetinin birbirlerine yaklaşması, işletmelerin ve devletlerin 21. yüzyılda faaliyet gösterme biçimlerini temelden değiştirecek.

Yazar, dijital dönüşüme yol açan bu teknolojileri ele alıyor ve bunlardan stratejik bir fırsat olarak yararlanmanın yol haritasını çiziyor.

Enel, 3M, Royal Dutch Shell, ABD Savunma Bakanlığı ve başka kurum ve kuruluşların yapay zekâ ve nesnelerin internetini nasıl uyguladıklarını ve bu sayede müthiş sonuçlar aldıklarını anlatıyor.

  • Künye: Thomas M. Siebel – Dijital Dönüşüm: Kitlesel Yok Oluş Çağında Hayatta Kalmak ve Başarılı Olmak, çeviren: Berkan Bayındır, Deniz Yengin ve Tamer Bayrak, Paloma Yayınevi, inceleme, 268 sayfa, 2022