Lucinda Hawksley – Kadın Hakları Tarihi (2025)

Lucinda Hawksley’nin bu kitabı, Britanya’daki kadınların oy hakkı ve toplumsal eşitlik mücadelesini derinlemesine ele alan tarihsel bir anlatı. ‘Kadın Hakları Tarihi: Oy Mücadelesinde Zafere Yürüyenler’ (‘March, Women, March’), 19. yüzyılın sonlarından itibaren süfrajet hareketinin nasıl şekillendiğini, hangi zorluklarla karşılaştığını ve kadınların nasıl cesurca direndiğini çarpıcı örneklerle anlatıyor. Sadece tanınmış liderler değil, mücadeleye katkı sunmuş isimsiz kadınlar da anlatının merkezinde yer alıyor.

Hawksley, dönemin belgelerine, mektuplara, gazete arşivlerine ve kişisel tanıklıklara dayanan titiz bir araştırma yürütmüş. Kitap, sadece orta sınıf kadınların değil, aynı zamanda işçi sınıfından kadınların da mücadeleye katıldığını ve sınıfsal ayrımların hareket içinde hem gerilim hem de zenginlik yarattığını ortaya koyuyor. Kadınların karşılaştığı şiddet, baskı ve tutuklamalara rağmen geri adım atmaması, kolektif kararlılığın gücünü gösteriyor.

Yazar, kadınların oy hakkı mücadelesini eğitim, mülkiyet hakları, evlilik hukuku ve toplumsal roller gibi konularla ilişkilendirerek çok boyutlu bir tarih inşa ediyor. Ayrıca erkek müttefiklerin ve hareket içinde farklı stratejiler benimseyen kadınların da hikâyelerine yer vererek dönemi daha dengeli bir bakışla sunuyor.

‘Kadın Hakları Tarihi’, yalnızca geçmişe ışık tutan bir tarih kitabı değil; aynı zamanda özgürlük, dayanışma ve eşitlik için verilen mücadelelerin bugün de ne kadar değerli olduğunu hatırlatan güçlü bir eser.

  • Künye: Lucinda Hawksley – Kadın Hakları Tarihi: Oy Mücadelesinde Zafere Yürüyenler, çeviren: Funda Sezer, Say Yayınları, kadın, 288 sayfa, 2025

Ünsal Çimen – Su, Kan ve Akıl (2025)

Batı kültüründe mitolojik düşünceden felsefi düşünceye geçiş genellikle bir ilerleme, insan aklının bir zaferi, çocuksu mitlerin gölgesinden çıkış, kaosun yerini düzenin alışı olarak görülüp kutlanageldi. Oysa bu geçişin simgesel bir “cinayet” ile gölgelenmiş karanlık bir yüzü de vardır: Kozmolojik annenin öldürülerek dişil unsurun ve kadınlığın sistemli biçimde bastırılması ve bunun karşısında filozof tipinde kendini gösteren erkekliğin tahakkümü ve ataerkinin zaferi.

Bu kitap işte bu bastırmanın izini sürüyor. Felsefe tarihinde Thales’in her şeyin kökeni olarak gördüğü “su” unsurunun geçirdiği dönüşüm üzerinden, dişil ilkenin nasıl görünmez kılındığını ele alıyor. Mitolojilerde, dinlerde, hatta çağdaş bilimde yaşamın kaynağı olarak görülen suyun bir varlık eğretilemesi olmaktan çıkarılıp kontrol edilmesi gereken çalkantılı bir karmaşaya indirgenişini ele alıyor ve Antik Yunan’da temellenen felsefeyi bir de bu gözle değerlendirmeye davet ediyor. Mitolojik ve felsefi düşüncenin belirli uğraklarında suyun yalnızca bir madde, pagan dünya görüşünde doğanın bir ögesi olmadığını, bir anlam taşıyıcı, bir mitos, hafıza ve iktidar mücadelesi sahnesi olduğunu gösteriyor. Oedipus anlatısında, Klitemnestra’nın öldürülüşünde, Platon’un idealar dünyasında, Aristoteles’in ilk neden anlayışında, İslam felsefesinde ve Kogiler gibi yerli halkların yaratılış anlatılarında biçimlendirici ilke olarak suyun nasıl mitoloji ile felsefe arasındaki kırılma noktasını teşkil ettiğini, düşünce tarihinin sadece söylenenlerle değil, ayrıca bastırılanlar ve susturulanlarla da kurulduğunu ortaya koyuyor.

  • Künye: Ünsal Çimen – Su, Kan ve Akıl: Mitolojiden Felsefeye Geçişin Hikâyesi, Fol Kitap, felsefe, 136 sayfa, 2025

Bilge Ulusman – Edebi Babanın Reddi (2025)

Türkçe edebiyat tarihinde kadın yazını, yalnızca edebi değil, aynı zamanda siyasi ve toplumsal bir varoluş mücadelesinin de alanı olmuştur. Kadın yazarlar, geç Osmanlı’dan erken Cumhuriyet dönemine uzanan süreçte, erkek-egemen edebiyat kamusu ve kanonik yapılanmaların sınırlarını aşarak kendi sözünü kurmanın yollarını aramışlardır. Ancak bu üretim, edebiyat tarihi yazımında çoğunlukla marjinalleştirilmiş ya da eril normların belirlediği çerçevede okunmuştur.

‘Edebi Babanın Reddi’, 1895’ten 1950’ye dek Türkçe edebiyatın içinde kendine yer açmaya çalışan kadın yazarların üretimlerini, onların özgün manevralarını ve edebi patikalarını takip eden bütünlüklü bir analize katkıda bulunuyor. Edebiyat tarihi yazımının ıskaladığı metinleri mercek altına alırken, kanon dışına itilen kadın yazınının eril vesayete karşı nasıl bir mücadele verdiğini; kadın yazarların kendi anlatısal stratejilerini, erkek şiddetine ve ataerkine karşı geliştirdikleri eleştirel söylemleri ve edebiyat içindeki yerlerini nasıl inşa ettiklerini de gösteriyor.

Kadın yazınına özgü deneyimleri ve anlatısal pratikleri tanıyan bir eleştiri mümkün mü? Bilge Ulusman, edebiyat tarihçiliğinde bir kadın yazını tarihçiliğinin gerekliliğini vurgularken, kadın yazarların edebi ve siyasi mücadelelerini birlikte ele alan bir eleştiri modeli sunuyor.

  • Künye: Bilge Ulusman – Edebi Babanın Reddi: Kadın Yazınında Kurucu Söylem, Türsel İşlev ve Anlatısal Arayışlar (1895-1950), Metis Yayınları, inceleme, 400 sayfa, 2025

Pat Brewer – Kadının Mülksüzleştirilmesi (2025)

Pat Brewer’ın ‘Kadının Mülksüzleştirilmesi’ (‘The Dispossession of Women’) adlı kitabı, kadınların tarihsel ve güncel olarak mülksüzleştirilmesini, yani ekonomik, sosyal ve siyasi güçten yoksun bırakılmasını inceleyen bir eserdir. Brewer, bu kitabında, kadınların mülksüzleştirilmesinin sadece ekonomik bir sorun olmadığını, aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin temel bir boyutu olduğunu savunuyor.

Brewer, kadınların mülksüzleştirilmesinin tarihsel kökenlerini, ataerkil sistemlerin ve kapitalizmin gelişimine kadar izliyor. Ona göre, kadınların toprak, mülk ve gelir kaynaklarından yoksun bırakılması, onları erkeklere bağımlı hale getirmiş ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin temelini oluşturmuştur. Brewer, sömürgecilik, savaşlar ve ekonomik krizler gibi olayların, kadınların mülksüzleştirilmesini nasıl derinleştirdiğini de inceliyor.

Kitapta, kadınların mülksüzleştirilmesinin farklı boyutları ele alınıyor. Brewer, kadınların eğitim, sağlık, istihdam ve siyasi katılım gibi alanlarda yaşadığı eşitsizlikleri inceliyor. Ayrıca, kadınların şiddet, ayrımcılık ve yoksulluk gibi sorunlarla nasıl karşı karşıya kaldığını da ele alıyor. Brewer, kadınların mülksüzleştirilmesinin sadece gelişmekte olan ülkelerde değil, gelişmiş ülkelerde de devam ettiğini vurguluyor.

Brewer, kadınların mülksüzleştirilmesine karşı mücadele etmek için, toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik eden politikaların ve programların uygulanması gerektiğini savunuyor. Ona göre, kadınların ekonomik, sosyal ve siyasi güçlenmesi, sadece kadınlar için değil, tüm toplum için faydalı olacaktır. Kitap, kadınların mülksüzleştirilmesinin karmaşık ve çok yönlü bir sorun olduğunu ve bu sorunun çözümü için kapsamlı ve bütüncül bir yaklaşım gerektiğini vurguluyor.

  • Künye: Pat Brewer – Kadının Mülksüzleştirilmesi: Kadınların Ezilmişliğinin Kökenlerine İlişkin Yeni Delil ve Bulgular Üzerine Marksist Bir İnceleme, çeviren: Meral Üst, Sümer Yayıncılık, inceleme, 110 sayfa, 2025

Gülhan Balsoy – Osmanlı’da Avare Kadınlar (2025)

On dokuzuncu yüzyıl Osmanlı toplumunda, “çoklu kriz” olarak adlandırılan bir dönemde, kadınlar yalnızlığın farklı biçimleriyle yüzleşmek zorunda kalmışlardır. Kimileri eşlerini kaybetmiş, kimileri terk edilmiş, kimileri ise başka nedenlerle yalnızlığa itilmiştir. Bu kadınlar, sadece ekonomik zorluklarla değil, aynı zamanda ahlaki ve toplumsal yargılarla da mücadele etmek zorunda kalmışlardır. Dönemin orta sınıf ahlak anlayışı, bu kadınları büyük bir tehdit olarak görmüştür. Onlar ya başıboş, toplumsal düzeni tehdit eden “kurtlar” gibi algılanmış ya da korunmaya muhtaç, yozlaşmaya açık “kuzular” olarak etiketlenmişlerdir.

Gülhan Balsoy’un bu eseri, Osmanlı toplumunda kadınların yalnızlığının nasıl algılandığını, sosyal yardım kuruluşlarının bu kadınlara nasıl yaklaştığını ve terk edilen kadınların nasıl damgalandığını derinlemesine inceliyor. Kitap, evlilik dışı ilişkiler, gayrimeşru çocuklar ve toplumun gözünde “düşmüş kadın” imgesi etrafında şekillenen bir anlatı sunarak, bireysel trajedilerle toplumsal kaygıların nasıl iç içe geçtiğini gözler önüne seriyor. Arşiv belgelerinin yanı sıra, 20. yüzyılın başlarında yazılan ‘Refet’ ve ‘Gayya Kuyusu’ romanlarından da yararlanan Balsoy, “avare kadınların” devlet ve toplum arasında nasıl hayatta kalma mücadelesi verdiklerini incelikli bir yaklaşımla ortaya koyuyor. Bu kitap, Osmanlı toplumunun kadınlara yönelik bakış açısını ve yalnız kadınların yaşadığı zorlukları anlamak için önemli bir kaynak niteliği taşıyor.

  • Künye: Gülhan Balsoy – Osmanlı’da Avare Kadınlar: 19. Yüzyıl Aile Krizi ve Kadın Yoksulluğu, Fol Kitap, tarih, 200 sayfa, 2025

Susan Arndt – Seksizm (2025)

Susan Arndt’ın ‘Seksizm’ kitabı, seksizmin sadece bireysel önyargılar değil, aynı zamanda toplumsal, ekonomik ve politik sistemlerin derinlemesine yerleşmiş bir yapı olduğunu vurguluyor. Kitap, seksizmin tarihsel kökenlerini, günümüzdeki yansımalarını ve bu durumu değiştirmek için neler yapılabileceğini derinlemesine inceliyor.

Arndt, seksizmin sadece kadınları değil, erkekleri de etkilediğini ve toplumdaki cinsiyet rollerini sınırladığını belirtiyor. Kitapta, seksizmin neden bu kadar güçlü olduğu ve günümüzde ne gibi şekillerde ortaya çıktığı gibi sorulara yanıtlar aranıyor.

Yazar, seksizmin üstesinden gelmek için bireysel ve toplumsal düzeyde atılabilecek adımları ve uygulanabilecek stratejileri sunuyor. Farkındalık yaratmanın, eğitim verme ve politik değişimlerin önemini vurguluyor.

  • Künye: Susan Arndt – Seksizm: Eski Zamanlardan Beri Süregelen Baskı, çeviren: Beyza Akkurt, Yeni İnsan Yayınevi, siyaset, 368 sayfa, 2025

Bonnie G. Smith – Dünya Tarihinde Kadınlar (2024)

Bonnie G. Smith’in ‘Dünya Tarihinde Kadınlar’ adlı kitabı, dünya tarihine kadınların bakış açısıyla eleştirel bir yaklaşım sunan kapsamlı bir çalışma.

Kitap, 1450 yılından günümüze kadar farklı coğrafyalardaki kadınların deneyimlerini, rollerini ve mücadelelerini inceliyor.

Kitap, sadece Batı dünyasına değil, Çin’den Rusya’ya, Afrika’dan Asya’ya kadar farklı kıtalardaki ve kültürlerdeki kadınların yaşamlarını ele alır.

Bu sayede, kadınların deneyimlerinin coğrafi ve kültürel çeşitliliğini gözler önüne serer.

Kitapta, farklı sosyal sınıflardan, etnik kökenlerden ve dinlerden kadınların yaşamları incelenir.

Köleleştirilmiş kadınlardan, soylu kadınlara, kırsal kesimde yaşayanlardan şehirli kadınlara kadar geniş bir yelpazede kadın deneyimleri sunulur.

Kitap, geleneksel tarih yazımının erkek merkezli bakış açısını eleştirir ve kadınların tarihteki rollerini ve etkilerini yeniden değerlendirir.

Kadınların siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlardaki katkılarını vurgular.

Kitap, kronolojik bir anlatı yerine tematik bir yaklaşım benimser.

Aile, iş, din, siyaset, savaş gibi farklı temalar altında kadınların deneyimlerini inceler. Bu sayede, farklı zaman dilimlerinde ve coğrafyalarda benzer temaların kadınların yaşamlarını nasıl etkilediği daha net bir şekilde görülür.

Kadınların köleleştirilmesi ve ticaretinin tarih boyunca nasıl bir rol oynadığı incelenir.

Sömürgeciliğin kadınların yaşamları üzerindeki etkileri ve kadınların sömürgeciliğe karşı direnişleri ele alınır.

Sanayi Devrimi’nin kadınların iş hayatı ve aile rolleri üzerindeki etkileri incelenir.

Savaşların ve devrimlerin kadınların yaşamlarını nasıl etkilediği ve kadınların bu olaylarda nasıl roller üstlendiği ele alınır.

Farklı dönemlerdeki kadın hareketleri ve feminizm akımları incelenir.

  • Künye: Bonnie G. Smith – Dünya Tarihinde Kadınlar: 1450’den Günümüze, çeviren: Merve Öztürk, İletişim Yayınları, tarih, 423 sayfa, 2024

Chowra Makaremi – Kadın! Yaşam! Özgürlük! (2024)

‘Kadın! Yaşam! Özgürlük!’, 2022 Eylül’ünden itibaren İran’da yaşanan ve “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganıyla birleşen geniş çaplı protestoları derinlemesine inceliyor.

Kitap, bu hareketin ortaya çıkış nedenlerini, gelişme sürecini ve İran toplumundaki yankılarını detaylı bir şekilde ele alıyor.

Jina Amini’nin ahlak polisi tarafından gözaltına alınmasının ardından yaşamını kaybetmesi, ülke genelinde büyük bir öfkeye yol açmış ve protestoların fitilini ateşledi.

Kitap, bu olayın protestoların başlangıç noktası olduğunu vurguluyor.

Protestoların en önemli özelliklerinden biri, gençlerin öncülük etmesi.

Kitap, gençlerin cesaretini, yaratıcılığını ve mücadele azmini anlatarak, onların bu hareketteki kilit rolünü ortaya koyuyor.

“Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganı, kadınların eşitlik ve özgürlük taleplerini merkeze alıyor.

Kitap, kadınların bu hareketteki aktif rolünü ve mücadelelerini detaylı bir şekilde inceliyor.

Protestolara farklı etnik ve dini gruplardan insanlar katılmış, bu da İran toplumunun çeşitliliğini ve birlik ruhunu gözler önüne sermiştir.

Kitap, bu çeşitliliği ve farklı kimliklerin bir araya gelmesini vurguluyor.

Protestolar, dünya genelinde büyük bir dayanışma ile karşılanmıştır.

Kitap, uluslararası medyanın rolünü, sosyal medyanın gücünü ve diğer ülkelerdeki destek gösterilerini ele alıyor.

İran rejimi, protestolara şiddetli bir şekilde müdahale etmiştir.

Kitap, rejimin taktiklerini, insan hakları ihlallerini ve protestoculara yönelik baskıyı detaylandırıyor.

Kitap, Ortadoğu’nun en önemli siyasi olaylarından biri olan İran protestolarını ilk elden takip etmek isteyenler için değerli bir kaynak.

Kitap, kadınların hakları için verilen mücadeleyi ve bu mücadelenin evrensel boyutunu ortaya koyuyor.

Gençlerin değişim için nasıl bir güç olabileceğini ve geleceğin şekillenmesindeki rolünü vurguluyor.

Kitap, İran toplumunun karmaşık yapısını, farklı kimlikleri ve siyasi dinamiklerini daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor.

  • Künye: Chowra Makaremi – Kadın! Yaşam! Özgürlük!: İran’da Devrimci Bir Ayaklanmanın Yankıları, çeviren: Sinem Özer, Otonom Yayıncılık, feminizm, 320 sayfa, 2024

Kelly Oliver – Nietzsche’nin Kadınları (2024)

Felsefenin kadına olan bakışı hakkında ne biliyoruz?

Nietzsche, Derrida, Freud, Lacan gibi felsefe tarihindeki önemli ve birincil isimler kadınlar ve felsefe arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendirdiler?

Feminist felsefe, çağdaş felsefenin en çok üzerinde durduğu ve yeni şeyler söylenmeye olan ihtiyacın günden güne arttığı alanlardan biri olarak karşımızda duruyor.

‘Nietzsche’nin Kadınları’nda Kelly Oliver, detaylı ve derin incelemeleri sayesinde Nietzsche’nin metinlerinde kadının konumunu analiz ederek felsefenin dişil ve anaç olanla ilişkisine dair daha geniş bir soruyu tartışmaya açıyor.

Nietzsche, Derrida, Irigaray, Kristeva, Freud ve Lacan’dan okumalar sunan Oliver, etiğe yeni bir yaklaşım öneren özneler arası ilişkilerin ontolojisi için de yenilikçi bir temel inşa ediyor.

Yazar, felsefenin sınırlarına meydan okuyan büyük filozofların bile kadınların, kadınlığın ve anneliğin sınırlanması yahut dışlanmasına yaptıkları karmaşık ve genellikle fark edilmeyen yatırımların güçlü bir okumasını yapmış.

  • Künye: Kelly Oliver – Nietzsche’nin Kadınları: Felsefenin “Dişil” ile İlişkisi, çeviren: Müge Sözen, Say Yayınları, inceleme, 320 sayfa, 2024

Richard A. Bauman – Antik Roma’da Kadınlar ve Politika (2024)

Antik çağ toplumlarında kadınların rollerine dair araştırmalar son yıllarda tekrar dikkatleri çeker hale geldi.

Bu kitap, Romalı kadınların yalnızca hükümet, hukuk ve genel olarak kamu işlerinde etkili ve manipülatif rollerini değil, aynı zamanda kadınların etkili olduğu siyasi ve özgürlükçü hareketlerin ortaya çıkışını da inceliyor.

Profesör Bauman’ın araştırması MÖ 350’den MS 68’e kadar olan dönemi; dolayısıyla Orta ve Geç Cumhuriyet ile Erken Principate dönemlerini kapsıyor.

Romalı kadınların bu dönemdeki hikâyesinin bir uyum ve süreklilik hikâyesi olduğu, kadınların kamu işlerindeki rollerinin istikrarlı bir şekilde arttığı gösteriliyor.

Bu artış ile birlikte hukuk bilgisinin edinilmesi ve kullanılması ile kadın hareketlerinin etkisi gibi, bu genişlemenin hangi araçlarla sağlandığı kitabın ana temasını oluşturuyor.

Bauman’ın ele aldığı konular esas olarak kronolojiktir ve sıralı gelişimi vurgulayarak İmparatorun Sarayının büyük hanımları ile son bulur.

  • Künye: Richard A. Bauman – Antik Roma’da Kadınlar ve Politika, çeviren: Burcu Okay, Liberus Yayınları, tarih, 360 sayfa, 2024