Can Kozanoğlu ve Mirgün Cabas – Bıçkın ve Ağlak (2018)

‘Yeni Türkiye’nin Hikâyesi’ alt başlığıyla yayınlanan ‘Bıçkın ve Ağlak’, daha önce ‘Cilalı İmaj Devri’, ‘Pop Çağı Ateşi’, ‘İnternet Dolunay Cemaat’ ve ‘Yeni Şehir Notları’ gibi kitaplarında 1990’lar Türkiye’sini anlatmış Can Kozanoğlu’nun AKP iktidarının bütün yönleriyle nüfuz ettiği “yeni Türkiye”de yaşanan kültürel, toplumsal ve siyasi dönüşümü irdeliyor.

Yaklaşık bir yıl önce ‘2001: Eski Türkiye’nin Son Yılı’ adlı kitabı yayınlanan Mirgün Cabas’ın söyleşileriyle ilerleyen kitapta, ANAP’ın iktidara geldiği 1980’lerden başlayarak mafyanın popülerleşmesinden arabeskin yeniden yükselişine, sosyal medyanın önemli bir muhalif güç olarak ortaya çıkışından AKP ve Erdoğan fenomenlerine, Kürt siyasetinden Gezi direnişine, Gülen cemaatinden 15 Temmuz felaketine, akademinin dönüşümünden İstanbul’un ranta kurban edilişine ve yerel mutfaklardan çakma gurmelere pek çok konu tartışılıyor.

Can Kozanoğlu, yukarıda bahsettiğimiz 90’lı yıllar Türkiye’sine dair kitaplarına 2000’li yıllarda ara vermişti.

‘Bıçkın ve Ağlak’, bir anlamda aradaki eksik halkayı tamamlayıcı nitelikte olmasıyla çok önemli.

Dolayısıyla biz de, “Uzun bir aradan sonra, hoş geldin Can Kozanoğlu” diyoruz.

  • Künye: Can Kozanoğlu ve Mirgün Cabas – Bıçkın ve Ağlak, Can Yayınları, kültür, 496 sayfa, 2018

Evelyne Bloch-Dano – Sebzelerin Efsanevi Tarihi (2015)

Evelyne Bloch-Dano, dünya kültür tarihinde ihmal edilmiş sebzeye hak ettiği değeri veriyor.

Lahana turşusunun Hollanda denizciliğinin gelişmesine katkısı ve cadılar bayramında balkabağından önce hangi sebzenin yer aldığı benzeri konular kadar, barındırdığı sebze yemekleri tarifleriyle de ilgiyi fazlasıyla hak eden bir kitap.

Kitaptan öğreneceğimiz diğer ilgi çekici konular ise şöyle:

  • Rönesans döneminde enginar, afrodizyak etkilerinden dolayı çok rağbet görüyordu.
  • Avrupalılar yerelması yemeyi Kanada yerlilerinden öğrenmişlerdi.
  • Marcel Proust taze fasulye tutkunuydu.
  • Gregor Mendel kalıtım yasasını bezelyeler üzerinden keşfetmişti.
  • Domatesin adamotuyla karanlık ilişkisi, Avrupalıların uzun süre ondan sakınmalarına sebep olmuştu.
  • Külkedisi balkabağından arabası sayesinde prensesliğe terfi etmiş, başka bir prensesin prenses olduğuysa bir bezelye tanesi sayesinde anlaşılmıştı.
  • Biber gazının ana maddesi olan capsaicine’i en yoğun olarak barındıran biber türlerinden biri Kuzey Hindistan’da keşfedilmişti…

Künye: Evelyne Bloch-Dano – Sebzelerin Efsanevi Tarihi, çeviren: Nihan Özyıldırım, Ruhun Gıdası Kitaplar

Kolektif – Ulusal Kültürlerin Sonu mu? (2015)

Disipliner bir yaklaşımla, çağdaş dünyada kültür politikalarının geleceğini tartışan bir çalışma.

Çeşitliliğin fiilen uygulandığı yerel, ulusal pek çok örnek tartışılıyor, küreselleşme sürecinin kültürlere olası etkileri konusundaki farklı görüşler bir araya getiriliyor.

Kitapta,

  • Çokkültürcülük,
  • Çokkültürcü politika ve pratikler,
  • Hoşgörü ve farklılık,
  • Küreselleşmenin yarattığı yerel imgeler ve kültürel kimlikler,
  • Yirmi birinci yüzyılın kültür politikalarında kültürel çeşitliliğin belirginliği,
  • Güncel kültür politikalarının hazırlanmasında politikanın rolü,
  • Temel sermaye olarak toplumsal sermaye,
  • Küreselleşmenin meydan okumaları karşısında kültür politikaları,
  • Ve kültür politikalarının ve kültür endüstrilerinin küreselleşme süreçleri gibi pek çok ilgi çekici konu tartışılıyor.

Künye: Kolektif – Ulusal Kültürlerin Sonu mu?, derleyen: Lluís Bonet ve Emmanuel Négrier, çeviren: Işık Ergüden, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları

Sema Erder – İstanbul Bir Kervansaray (mı?) (2015)

Göç ve kentleşme alanlarında önemli çalışmalar yapmış Sema Erder, iç ve dış göçlerle sürekli yeniden yapılanan İstanbul’un sosyolojik dönüşümünün kaydını tutuyor.

İstanbul’a göç edenlerin bu kente taşıdıkları hayat tarzları, kentte gecekondunun doğuşu ve kentsel dönüşümün mağdur ve muhatapları konularında bir başucu kitabı.

  • Künye: Sema Erder – İstanbul Bir Kervansaray (mı?), İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları

Elise Ricadat ve Lydia Taieb – Üzerime Giyecek Hiçbir Şeyim Yok! (2015)

Giyinmek ne demektir, kime yöneliktir, giysi neyi ifade eder ve hangi derin tatminsizliğe işaret etmektedir?

Kimi zaman zevk veren bazense işkenceye dönüşebilen bu güncel davranışın bilhassa kadınlar için bilinçdışına dair ne barındırdığı ve neyi ifşa ettiği, Elise Ricadat ve Lydia Taieb imzalı elimizdeki psikanalitik incelemenin konusu.

Giysinin aslında neden sadece giyinmek olmadığını ve hatta olamayacağını daha iyi kavramak için, bu çalışma birebir.

  • Künye: Elise Ricadat ve Lydia Taieb – Üzerime Giyecek Hiçbir Şeyim Yok!, çeviren: Tuvana Gülcan, İletişim Yayınları

Frank Bures – Deliliğin Coğrafyası (2017)

Kültür, hayatımızı ne kadar etkileyebilir?

Gazeteci Frank Bures, bu ilginç kitabında, kültürün bizi bunalıma sürükleyebilecek, hatta bizi delirtebilecek gerçek örneklerinin izini sürüyor.

Nijerya, Tayland, Borneo, Singapur, Japonya, Hong Kong, Çin ve daha pek çok coğrafyayı kapsayan araştırmalarında Bures, halk arasında yüzyıllara yayılan kültürel hurafelerin, ne denli sınır tanımaz boyutlar alabileceğini, daha da önemlisi, bu inanışların bireyin ruh sağlığı üzerinde nasıl derin izler bırakabileceğini gözler önüne seriyor.

Kitaptan birkaç örnek şöyle:

  • Büyüyle cinsel organın kaybedilmesi,
  • Amok diye bilinen Malezya’ya özgü cinnet hali,
  • Japon toplumunda, bazı kişilerin başkalarının utançlarından korktuğu “taijin kyufusho” durumu,
  • Malezya’da, ani bir korku sonrasında, çevrelerindekilerin sözlerini ve hareketlerini tekrar etme anlamına gelen “latah” hali,
  • Vudu ölümleri,
  • Japonya’da, özellikle genç bireyleri sosyalleşmekten aşırı derecede alıkoyan “sessiz salgın” furyası,
  • Kamboçya’da, insanlarda baş dönmesi, nefes alma zorluğu, uyuşukluk ve ateşlenmeye neden olduğuna inanılan “rüzgâr saldırısı” sendromu,
  • Hintli erkeklerin, fiziksel ve cinsel güçsüzlüğe uğradıklarını düşündükleri “dhat” sendromu…

Kitap, bu ve bunun gibi pek çok dikkat çekici örnek üzerinden, kültürün, algılamamızı ve davranışımızı nasıl güçlü bir biçimde şekillendirebileceğini gösteriyor.

  • Künye: Frank Bures – Deliliğin Coğrafyası, çeviren: Baysan Bayar, Paris Yayınları, kültür, 207 sayfa, 2017

Vefa Zat – Barmen (2009)

Vefa Zat en çok, rakı kültürü ve İstanbul’un eğlence hayatını konu alan eserleriyle bilinir.

Zat’ın bu kitabıysa, kendisinin İkinci Dünya Savaşı’ndan 12 Eylül’e uzanan anılarından, kişisel tanıklıklarından oluşuyor.

Zat’ın anıları, Samatya’da, küçük bir esnaf meyhanesinde miço olarak mesleğe başladığı dönemlerden, Hilton’da uzun yıllar süren barmenliğine uzanıyor.

Ayrıca yazarın, Jerry Lewis, Mısır Prensesi Elizabeth, Gönül Yazar, Orhan Boran, İsmet İnönü, Nadir Nadi, Çetin Altan, Benli Belkıs, Louis Armstrong ve Hrant Lusigyan gibi ünlü isimlere dair anıları da kitabı renkli kılan hususlardan biri.

Zat, okura, İstanbul’un gece hayatı ve içki kültürüne dair zengin, renkli ayrıntılar sunuyor.

  • Künye: Vefa Zat – Barmen, Doğan Kitap, anı, 238 sayfa

Abram de Swaan – Sözcüklerin Dünyası (2018)

‘Sözcüklerin Dünyası’, siyaset sosyolojisi alanında önemli çalışmalara imza atmış Abram de Swaan’ın önemli eserlerinden biri.

Kitapta,

  • Dilin bir iletişim aracı olarak ortaya çıkışının kökenleri,
  • Dilin iletişim değeri,
  • Yeryüzü üzerindeki eşitsiz metin değiş tokuşu,
  • Dil ve siyaset ilişkisi,
  • Kültür sosyolojisinde dillerin ele alınış biçimleri,
  • Ve bunun gibi birçok ilgi çekici konu tartışılıyor.

Sömürgecilik sonrası dünyada, dil üzerinden kurulan yeni iktidar biçimlerini gözler önüne sermesiyle de dikkat çeken kitap, çok dilli toplumlarda dil siyasetini ve genel olarak da dil ve siyaset ilişkisini ayrıntılı bir bakışla tartışmasıyla büyük öneme haiz.

  • Künye: Abram de Swaan – Sözcüklerin Dünyası, çeviren: Sinem Gül, Dost Kitabevi, sosyoloji, 295 sayfa

Gökhan Demirkol – Gırgır (2018)

Türkiye’de mizah dergileri, basın tarihi içerisinde önemli bir yere sahip olmakla birlikte akademide siyasi dergi ve günlük gazetelere oranla daha az çalışılan bir alan olarak kaldı.

Bu durumdan, Türkiye mizah yayıncılığında bir fenomen olmuş, efsane haline gelmiş Gırgır Dergisi de nasibini ziyadesiyle aldı.

Basın tarihi alanında çalışan Gökhan Demirkol’un bu incelemesi de, tam da böylesi bir boşluğu doldurmasıyla önemli.

Daha önce mizah dergilerini ele alan çalışmalar, daha ziyade ele aldıkları dergilerin “muhalif” yönlerini merkeze almıştı.

Oysa Demirkol, sadece “muhaliflik” olgusu çerçevesinden bu tür dergileri incelemenin, dergilerin toplumsal hayata dair sağlayacağı yeni yaklaşım, olgu ve olanakları göz ardı etmek anlamına geldiğini düşünüyor.

Demirkol böylece, gündelik hayat pratiklerinden beslenen bir mizah dergisi olarak Gırgır’ı, Türkiye toplumunun geçmişini ve bugününü anlama konusunda verimli bir kaynak olarak inceliyor.

“Gırgır’ın alamet–i farikası neydi?” sorusunun yanıtını arayan her okurun ilgiyle okuyacağı bir çalışma.

  • Künye: Gökhan Demirkol – Gırgır: Bir Mizah Dergisinde Gündelik Hayatın Dönüşümü (1972-1989), İletişim Yayınları, inceleme, 182 sayfa, 2018

Gertrude Stein – Alice B. Toklas’ın Özyaşamöyküsü (2018)

Yirminci yüzyıl modernist edebiyatın öncülerinden Gertrude Stein, uzun yıllarını birlikte geçirdiği Alice B. Toklas’ın gözünden Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasının zengin bir fotoğrafını çekiyor.

Yirminci yüzyılın başındaki Paris’te bir araya gelen ve o zaman adları pek bilinmeyen bir dizi genç sanatçı ve edebiyatçının yaşadıkları çevre hakkında aydınlatıcı ve keyifli bir metin olarak okunabilecek kitap, Picasso, Matisse, Gris, Braque, Apollinaire, Ernest Hemingway ve Sherwood Anderson gibi isimleri karşımıza çıkarıyor.

Kitap, büyük bir yıkımının Avrupa’yı kasıp kavurduğu bu dönemde, kendi edebi ve sanatsal eserlerinin ilk nüvelerini yaratmaya koyulan, her şeye rağmen ümidini kaybetmeyen yenilikçi bir kuşağın dünyasından ayrıntılar sunmasıyla önemli.

Bu yönüyle döneme dair bilgilendirici bir kültür tarihi kitabı okunabilecek kitap, ustaca betimlenen bir yaratıcılık atmosferi içinde, 20. yüzyıl başlarının pek çok ünlü adayı canlı portre çizimleri ve eğlendirici anekdotlarla arzı endam ediyor.

Dönemin kültür olayları, sanatçıların bir Bohem yaşantısı içinde sürdürdükleri yaratma savaşımları, I. Dünya Savaşı’nın getirdiği değişimler, yazarın kendi yaşamı ve yaratıcılık süreciyle iç içe anlatılıyor.

Gertrude Stein, kendine has edebiyat denemeleriyle bilinir.

Bu kitabı da, yazarın bu sıra dışı tarzından tam olarak bağımsız düşünmek mümkün değil.

Stein, ayrıksı birtakım dil kullanımlarıyla, incelikli ve soyut anlatım biçimini burada da görüyoruz.

Bizdeki ilk baskısı 1992’de yapılan kitap, uzun zamandır temin edilemiyordu.

Bu yeni baskının Stein hayranlarını sevindireceğini söylemeliyiz.

  • Künye: Gertrude Stein – Alice B. Toklas’ın Özyaşamöyküsü, çeviren: Nesrin Kasap, Metis Yayınları, anlatı, 280 sayfa, 2018