Thomas N. Mitchell – Atina (2024)

Thomas N. Mitchell’in bu eseri, Batı medeniyetinin temel taşlarından biri olan Atina demokrasisini kapsamlı bir şekilde inceliyor.

Yazar, bu eserinde Atina’nın siyasi, sosyal ve kültürel hayatını Antik Yunan dönemi boyunca detaylı bir şekilde ele alarak, dünyanın ilk demokrasisinin doğuşunu, yükselişini ve çöküşünü mercek altına alıyor.

Atina’da demokrasinin nasıl ortaya çıktığı, diğer Yunan şehir devletleriyle olan ilişkileri ve bu sistemin diğer toplumlardan farklı kılan özellikleri.

Atina’daki siyasi kurumlar, yasama, yürütme ve yargının nasıl işlediği, ünlü devlet adamları ve siyasi tartışmalar.

Atinalı vatandaşların günlük yaşamları, kadınların ve kölelerin durumu, eğitim sistemi ve kültürel etkinlikler.

Atina’nın ekonomik yapısı, ticaret, tarım ve sanayi gibi konular.

Atina’nın felsefe ve sanat alanındaki gelişmeleri, Sokrates, Platon ve Aristo gibi önemli filozofların düşünceleri.

Atina demokrasisinin neden çöktüğü, bu çöküşün sonuçları ve gelecek nesillere bıraktığı miras.

Mitchell, Atina demokrasisini sadece siyasi bir sistem olarak değil, aynı zamanda toplumsal, kültürel ve felsefi bir olgu olarak ele alıyor.

Bu sayede okuyucu, Atina’yı sadece bir tarihsel olaylar dizisi olarak değil, aynı zamanda modern demokrasilerin kökenlerini anlamak için önemli bir referans noktası olarak görüyor.

  • Künye: Thomas N. Mitchell – Atina: Dünyanın İlk Demokrasisinin Tarihi, çeviren: Özge Acar-Vastardis, Bilge Kültür Sanat Yayınları, tarih, 488 sayfa, 2024

Randolph Bourne – Devlet (2024)

Randolph Bourne’un ‘Devlet’ adlı kitabı, devletin doğası, savaşla ilişkisi ve birey üzerindeki etkileri üzerine derinlemesine bir inceleme yapıyor.

Bourne’a göre, devlet, özellikle savaş zamanlarında bireylerin özgürlüklerini kısıtlayan, toplumsal birliği baskıcı bir şekilde sağlayan bir kurumdur.

“Savaş, devletin sağlığıdır” sözüyle bu durumu özetleyen yazar, devletin savaş sayesinde güçlendiğini ve genişlediğini savunur.

Ancak bu durum, bireylerin özgürlüklerinin feda edilmesi anlamına gelir.

Savaş, devletin varlık nedenidir ve bireyleri bir araya getirirken, aynı zamanda muhalifleri bastırır.

Devlet, bireyleri toplumsal birliğe zorlar ancak bu birlik, bireylerin özgürlüklerini sınırlar. Savaş, bu durumu daha da belirgin hale getirir.

Bourne, devleti eleştirel bir gözle inceler ve onun birey üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çeker.

Bourne’a göre, savaşın uluslara değil, devletlere ait bir işlev olması ve devletin, ulusun enerjisini yıkıcı amaçlar için tüketmesi önemli bir paradoksa işaret eder: Devlet savaşla güçlenir ve genişler, ancak bu genişleme çoğunlukla yurttaşların özgürlüklerinden ödün verilmesini gerektirir.

Savaş, topluluğun sürü duygusunu canlandırarak, kolektif bir kimlik yaratırken muhalifleri dışlama ve bastırma eğilimini doğurur; bu, devletin kendi varlığını koruma çabasının bir tezahürüdür.

  • Künye: Randolph Bourne – Devlet, çeviren: Güney Çeğin, A.Halim Karaosmanoğlu, Nika Yayınevi, siyaset, 2024

Alper Demirdöğen, Emine Olhan – Tarım Politikası (2024)

Tarım, insanlığın varoluşundan bu yana en temel ihtiyaçlarından biri olan beslenmeyi sağlayan kritik bir sektördür.

Bu nedenle, tarım sadece ekonomik bir faaliyet değil, aynı zamanda toplumların sosyal, kültürel ve politik yapılarını şekillendiren bir güçtür.

Ancak, tarım politikaları kadar önemli ve herkesi ilgilendiren bir konuda, bilimsel temellere dayalı ve kapsamlı kaynaklar yetersiz kalmaktadır.

Bu kitap, bu boşluğu doldurmayı hedefleyen önemli bir çalışma.

Yazarlar, tarım politikalarının çok yönlü yapısını, akademik bir titizlikle ve güncel örneklerle harmanlayarak anlaşılır bir dille aktarıyorlar.

Kitapta, tarım politikalarının ne olduğu, neden var oldukları, nasıl şekillendikleri ve hangi araçlarla uygulandığı gibi temel sorulara yanıtlar bulunuyor.

Ayrıca, üreticiler, tüketiciler ve devlet arasındaki karmaşık ilişkiler ve tarım politikalarının bu ilişkilere etkileri detaylı bir şekilde inceleniyor.

Kitapta neler bulacaksınız:

Tarım Politikalarının Temelleri: Tarım politikasının ne olduğu, amacı ve önemi gibi temel kavramların açık ve net bir şekilde tanımlanması.

Politikaların Değişim Dinamikleri: Tarım politikalarının zaman içinde nasıl değiştiği, bu değişimlerin nedenleri ve etkileri.

Üretici-Tüketici İlişkileri: Tarım politikalarının üreticiler ve tüketiciler arasındaki ilişkilere etkisi, gıda güvenliği ve kalitesi gibi konular.

Politikaların Değerlendirilmesi: Tarım politikalarının etkilerini bilimsel yöntemlerle değerlendirme yöntemleri ve bu yöntemlerin önemi.

Türkiye ve Dünya Örnekleri: Farklı ülkelerdeki tarım politikalarının karşılaştırmalı analizi ve Türkiye’deki uygulamaların değerlendirilmesi.

  • Künye: Alper Demirdöğen, Emine Olhan – Tarım Politikası, İmge Kitabevi, tarım, 267 sayfa, 2024

Bülent Diken – Yeni Despotizm (2024)

Bülent Diken, ‘Yeni Despotizm: Eski Bir Canavarın Yeniden Canlandırılması’ adlı eserinde, günümüz dünyasında yükselen otoriter eğilimleri ve bu eğilimlerin tarihsel köklerini derinlemesine inceliyor.

Diken, bu kitabında modern demokrasilerin karşı karşıya kaldığı en büyük tehditlerden biri olarak gördüğü yeni despotizmi, farklı coğrafyalarda ve farklı siyasi sistemlerde ortaya çıkan ortak özelliklerle ele alıyor.

Diken, yeni despotizmi, geleneksel otoriter rejimlerden farklılaşan, ancak demokratik kurumları içten çürüten bir yönetim biçimi olarak tanımlıyor. Yeni despotizmin temel özellikleri arasında kişi kültü, hukukun zayıflatılması, medya üzerindeki baskı, siyasi muhalefetin bastırılması ve popülist söylemler yer alıyor.

Diken, yeni despotizmin köklerini 20. yüzyıl totaliter rejimlerinde ve daha eski despotik yönetimlerde arıyor.

Ancak, yeni despotizmin, geçmişteki totaliter rejimlerden farklı olarak, demokratik araçları kullanarak iktidara geldiğini ve sürdürdüğünü vurguluyor.

Diken, küreselleşmenin, yeni despotizmin yükselişinde önemli bir rol oynadığını savunuyor

Globalleşmenin yarattığı ekonomik eşitsizlikler, kültürel değişimler ve siyasi belirsizlikler, popülist liderlerin yükselişine zemin hazırlıyor.

Diken, kitabında Türkiye’yi yeni despotizmin yükselişine örnek olarak gösteriyor.

Türkiye’de yaşanan siyasi değişimleri, hukukun zayıflatılmasını ve demokratik kurumların erozyonunu detaylı bir şekilde analiz ediyor.

Diken, günümüz dünyasının en önemli sorunlarından biri olan otoriter eğilimleri, tarihsel ve karşılaştırmalı bir perspektifle ele alarak önemli bir boşluğu dolduruyor.

Sonuç olarak ‘Yeni Despotizm: Eski Bir Canavarın Yeniden Canlandırılması’, günümüz dünyasının siyasi ve sosyal yapısını anlamak isteyen herkes için önemli bir kaynak.

Diken, kitabında, demokrasinin korunması ve güçlendirilmesi için yapılması gerekenleri de tartışarak, okurlara önemli bir çağrıda bulunuyor.

  • Künye: Bülent Diken – Yeni Despotizm: Eski Bir Canavarın Yeniden Canlandırılması, çeviren: Ayşecan Ay, Metis Yayınları, siyaset, 2024

Noam Chomsky – Halk Üzerinden Kazanç (2024)

Noam Chomsky, ‘Halk Üzerinden Kazanç: Neoliberalizm ve Küresel Düzen’ adlı eserinde, günümüz dünyasını şekillendiren neoliberal politikaların ve küresel düzenin köklü eleştirisini yapıyor.

Kitapta Chomsky, neoliberalizmin sadece ekonomik bir ideoloji olmadığını, aynı zamanda siyasi ve sosyal yaşamı derinden etkileyen bir güç olduğunu vurgular.

Chomsky, neoliberalizmin 1970’lerden itibaren dünya genelinde yaygınlaştığını ve bu süreçte devletin rolünün küçüldüğünü, piyasanın ise her alanda belirleyici hale geldiğini savunur.

Neoliberal politikaların, eşitsizlikleri derinleştirdiğini, işçi haklarını zayıflattığını ve çevre sorunlarını daha da kötüleştirdiğini ortaya koyar.

Chomsky, küresel düzenin, güçlü devletler ve şirketler tarafından şekillendirildiğini ve bu güçlerin kendi çıkarlarını korumak için uluslararası kuruluşları ve anlaşmaları kullandığını belirtir.

Bu durumun, dünya genelinde adaletsizlikleri ve sömürüyü artırdığını savunur.

Chomsky’ye göre, neoliberalizm, demokratik süreçleri zayıflatmakta ve şirketlerin siyasi karar alma süreçlerine müdahale etmesine olanak tanımaktadır.

Bu durum, halkın iradesinin siyaset üzerindeki etkisini azaltmaktadır.

Chomsky, mevcut düzene karşı alternatif bir dünya mümkün olduğunu savunur.

Demokratik katılımın artırılması, eşitsizliğin azaltılması ve sürdürülebilir bir gelecek için çaba gösterilmesi gerektiğini vurgular.

Chomsky’nin çözüm önerileri:

Demokrasinin güçlendirilmesi: Siyasi karar alma süreçlerine halkın katılımının artırılması.

Eşitsizliğin azaltılması: Gelir dağılımının daha adil hale getirilmesi ve sosyal devlet anlayışının güçlendirilmesi.

Sürdürülebilir bir gelecek için mücadele: Çevre sorunlarına karşı daha etkili önlemler alınması ve doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı.

  • Künye: Noam Chomsky – Halk Üzerinden Kazanç: Neoliberalizm ve Küresel Düzen, çeviren: Süreyyya Evren, Alfa Yayınları, siyaset, 168 sayfa, 2024

André-Jacques Holbecq – Ekotoplumculuk (2024)

‘Ekotoplumculuk’, toplumsal ekonomik örgütlenmenin dayatılandan başka yolları olduğu ve geleneksel ekonomi mantığının kökten değiştirilerek farklı biçimlerle doğa ve toplum endeksli bir bakış açısıyla yürütülebileceği, daha adil ve eşitlikçi bir toplum yaratabilme örneklerinden birini anlatıyor.

Holbecq mevcut sosyo-ekonomik sistemi eleştirir ve yerine daha adil ve sürdürülebilir bir toplum inşa etmek için ekotoplumculuğu öneriyor.

Yazar, bireysel çıkarların nasıl toplumun genel çıkarlarıyla uyumlu hale getirilebileceğini, özellikle ekotoplumcu ekonomik ve politik mekanizmalar üzerinden inceliyor.

Kitap, ekolojik krizleri ve sosyal eşitsizlikler arasındaki bağlantıyı ele alarak, ekotoplumculuğun bu sorunlara çözüm önerilerini sunuyor.

Ekotoplumculuk, genellikle katılımcı demokrasi ile ilişkilendirildiği için, Holbecq yönetim ve vatandaş katılımı konularını ekotoplumcu bir perspektifle ele alıyor.

Mevcut ekonomik, sosyal ve çevresel durum bir çıkmazdır; kısa vadede tam bir değişime mahkumuz.

André-Jacques Holbecq’in önerisi, gecikmeden alternatifleri hayal etmektir; radikal bir adım atın.

Ekotoplumsalcılık, sosyal ve parasal sonuçlarıyla alternatif bir ekonomik sistemdir.

Para, tüketim, üretim, dağıtım, takas, ücret, barınma kavramlarını derinlemesine revize ederek yeni bir sermaye vizyonu sunuyor.

  • Künye: André-Jacques Holbecq – Ekotoplumculuk, çeviren: Gülser Öztunalı Kayır, Yeni İnsan Yayınevi, ekoloji, 104 sayfa, 2024

Edward W. Said – Filistin Sorunu (2024)

Edward Said’in ‘Filistin Sorunu’ adlı eseri, Filistin-İsrail çatışmasını tarihsel, siyasi ve kültürel bir perspektifte ele alan önemli bir çalışma.

Said, bu kitapta, Filistin sorununun kökenlerini, gelişimi ve güncel durumunu derinlemesine analiz eder.

Said, Filistin sorununu sadece güncel bir çatışma olarak değil, uzun ve karmaşık bir tarihsel sürecin ürünü olarak ele alır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılması, İngiliz mandası, Birleşmiş Milletler kararları ve 1948 Arap-İsrail Savaşı gibi önemli dönüm noktalarını detaylı bir şekilde inceler.

Said, siyasi güçlerin Filistin sorunundaki rolünü ve bu sorunun uluslararası siyaset üzerindeki etkilerini analiz eder.

Büyük güçlerin bölgedeki çıkarlarını, İsrail devletinin kuruluşunu ve Filistin halkının mücadelesini ele alır.

Said, Filistin sorununu sadece siyasi bir mesele olarak değil, aynı zamanda kültürel bir çatışma olarak da görür.

Batı’nın Ortadoğu’ya bakış açısını, oryantalizm kavramı üzerinden eleştirir ve Filistin kimliğinin inşası üzerinde durur.

Said, Filistin halkının kendi perspektifinden bir tarih sunarak, genellikle Batı medyasında ve akademik çalışmalarda ihmal edilen bir bakış açısı ortaya koyar.

Filistin sorununu sömürgecilik ve emperyalizm bağlamında ele alarak, uluslararası güçlerin bölgedeki rolünü ve Filistin halkının maruz kaldığı haksızlıkları vurgular.

Said, kitapta Filistin sorununa kalıcı bir çözüm bulunması için çeşitli önerilerde bulunur.

Adil bir barışın ancak iki devletli çözümle mümkün olabileceğini savunur.

  • Künye: Edward W. Said – Filistin Sorunu, çeviren: Alev Alatlı, Alfa Yayınları, siyaset, 392 sayfa, 2024

Laurent Bove – Conatus’un Stratejisi (2024)

Laurent Bove’un ‘Conatus’un Stratejisi: Spinoza’da Olumlama ve Direniş’ adlı eseri, Spinoza’nın felsefesindeki “conatus” kavramını derinlemesine inceleyerek, filozofun etik ve politik düşüncesine yeni bir bakış açısı sunuyor.

Spinoza’ya göre, her varlık kendi varlığını sürdürme ve güçlendirme eğilimindedir.

Bu içsel dürtüye “conatus” adı verilir.

Conatus, sadece biyolojik bir hayatta kalma içgüdüsü değil, aynı zamanda varlığın özünü oluşturan bir kuvvettir.

Bu kavram, Spinoza’nın felsefesinde merkezi bir yer tutar ve hem bireysel hem de evrensel düzeyde geçerliliğini korur.

Bove, Spinoza’nın felsefesini, varlığın sürekli olarak onaylanması ve dış güçlere karşı direnmesi üzerine kurulu bir mücadele olarak görür.

Conatus, bu mücadelede temel bir güçtür.

Kitap, Spinoza’nın etik sistemini politik bir boyutta ele alır.

Bove’a göre, Spinoza’nın felsefesi, sadece bireysel kurtuluş için değil, aynı zamanda daha adil ve özgür bir toplum inşa etmek için de bir rehberdir.

Bove, Spinoza’nın düşüncelerini günümüz sorunlarına ve mücadelelerine taşıyarak, felsefenin güncelliğini vurgular.

Bove, Spinoza’nın felsefesini sadece tarihsel bir metin olarak değil, aynı zamanda günümüzün politik ve sosyal sorunlarına cevaplar sunan bir düşünce sistemi olarak sunar.

Conatus’un Çok Yönlülüğü: Conatus kavramını hem bireysel düzeyde (mutluluk arayışı) hem de toplumsal düzeyde (özgürlük mücadelesi) ele alarak, kavramın geniş kapsamlılığını gösterir.

Direniş ve Özgürlük: Kitap, Spinoza’nın felsefesini, baskıya ve otoriteye karşı direnmenin ve özgürlüğün felsefesi olarak yorumlar.

  • Künye: Laurent Bove – Conatus’un Stratejisi: Spinoza’da Olumlama ve Direniş, çeviren: Ece Durmuş, Otonom Yayıncılık, felsefe, 328 sayfa, 2024

Kolektif – Askeri Devrimlerin Dinamikleri (2024)

‘Askerî Devrimlerin Dinamikleri: Savaşın Değişen Yüzü, 1300-2050’ kitabı, 1300’lerden günümüze uzanan geniş bir zaman diliminde askeri değişimleri ve devrimleri inceleyen kapsamlı bir çalışma.

Kitap, savaşın sadece bir güç mücadelesi değil, aynı zamanda karmaşık insan ilişkilerinin, sosyal yapıların ve teknolojik gelişmelerin bir yansıması olduğunu ortaya koyuyor.

“Askerî devrim” kavramını derinlemesine inceleyerek, bu kavramın tarihsel kökenlerini ve farklı yorumlarını sunar.Askerî devrimlerin, sadece teknolojik yeniliklerle değil, aynı zamanda kültürel ve ideolojik dönüşümlerle de şekillendiğini vurgular.

1300’lerden günümüze kadar olan süreçte savaşın nasıl değiştiğini, teknolojik gelişmelerin savaş taktiklerini ve stratejilerini nasıl etkilediğini detaylı bir şekilde analiz eder.

Savaşın sadece askeri değil, aynı zamanda siyasi, ekonomik ve sosyal hayata olan etkilerini inceler.

Savaşların devletlerin yükselişi ve düşüşü, toplumların dönüşümü ve uluslararası ilişkilerin şekillenmesi üzerindeki etkilerini vurgular.

Kitap, gelecekteki savaşların nasıl olabileceği üzerine tahminlerde bulunur.

Yapay zekâ, biyoteknoloji ve diğer teknolojik gelişmelerin savaş alanını nasıl değiştirebileceğini tartışır.

  • Künye: Kolektif – Askeri Devrimlerin Dinamikleri: Savaşın Değişen Yüzü, 1300-2050, derleyen: MacGregor Knox, Williamson Murray, çeviren: S. Erdem Türközü, Fol Kitap, tarih, 296 sayfa, 2024

Banu Bargu – Beden Bir Silah Olunca (2024)

  • İnsan yaşamı diğer her şeyin üzerinde midir?
  • Yaşamın kendisi bir direniş biçimi alabilir mi?
  • Yaşamı ortaya koyarak direnmek hem diğer direniş biçimleri arasında hem de genel politik çerçevede nerede ve nasıl konumlandırılabilir?

Banu Bargu, 2015’te Amerikan Siyaset Bilimi Derneği’nin (APSA) en iyi ilk kitap ödülünü alan bu eserinde “zor” ve “çetin” soruların peşinden gidiyor, Türkiye’de ölüm orucu mücadelelerinin kazısını yapıyor; bu mücadelenin içindekilerle de konuşarak yaşamını politik bir adanmışlıkla sınayan aktörleri devleti, toplumsal ve politik bağlamı hesaba katıp incelerken, bedeni ölüme yatırmanın politik ve felsefi veçhelerini değerlendiriyor.

Kitap, Türkiye’deki sol görüşlü siyasi tutukluların yüksek güvenlikli hapishanelerin getirilmesine karşı ölüm oruçları düzenleyerek kendi bedenlerini birer silah haline getirme mücadelesini derinlemesine inceliyor.

Bargu, ölüm oruçlarını sadece bireysel bir intihar girişimi olarak değil, aynı zamanda siyasi bir direniş ve devlete karşı bir güç gösterisi olarak ele alıyor.

Michel Foucault’nun biyopolitika kavramından yola çıkarak, devletin hayat üzerindeki gücünü ve bu güce karşı bedenin nasıl bir araç olarak kullanıldığını analiz ediyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Bu kitaptaki iddialardan biri ve kitabın üzerine oturduğu mantık, kıyıda köşede kalıp isyan edenlerin bakış açısıyla merkezdekilerin nasıl göründüğünü ve devletin bakış açısıyla iktidarın kıyıda köşede kalmışları nasıl etkilediğini teşhir etmek suretiyle, iktidarı ve direnişi hem iki uçlu bir zıtlık hem de aynı hikâyenin birbirini tamamlayan parçaları halinde sunabilmek. Çok sayıda aktörün ağzından aktarılan hikâyeler vasıtasıyla yerinde tespit edilen bu bakış açılarının her biri, diğerinin belirli bir ‘hakikatini’ ortaya çıkarma işlevi görüyor ve diğerinin gizli gerçekliğine göz atma imkânı sağlıyor.”

  • Künye: Banu Bargu – Beden Bir Silah Olunca: Ölüm Oruçları, çeviren: İsmail Ferhat Çekem, İletişim Yayınları, inceleme, 419 sayfa, 2024