Kolektif – Feminizm, Ekoloji, Toplumsal Direniş (2022)

‘Feminizm, Ekoloji, Toplumsal Direniş’, iklim krizine karşı alternatif yaklaşımlar, mücadele pratikleri ve örgütlenme deneyimleri sunuyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar, konuyu feminist iktisattan yeşil ekonomiye ve alternatif gıda topluluklarına geniş bir perspektiften irdeliyor.

Türkiye ve dünya önemli bir değişim döneminden geçiyor.

Doğal olarak böyle bir dönem pek çok alandaki tartışmaların yeniden ele alınmasına yol açıyor.

Günümüzün en önde gelen tartışma başlıklarını kapsayan ‘Feminizm, Ekoloji, Toplumsal Direniş’ akademik faaliyetlerini, daha yaşanabilir, özgür ve adil bir dünya ve ülke yaratma mücadelesiyle birleştiren Şemsa Özar’a öğrencileri, yol arkadaşları ve meslektaşları tarafından armağan olarak hazırlandı.

Bu kitapta, kapitalizme, erkek egemenliğine, ana akım iktisat yaklaşımına ve tüm bunların elbirliği ile yol açtığı iklim krizine ilişkin eleştirel analizlere ve daha iyi bir dünya idealiyle oluşturulan alternatif yaklaşımlara mücadele pratikleri ve örgütlenme deneyimleriyle ilgili ufuk açıcı örnekler eşlik ediyor.

Her biri kendi alanında yetkin yazarlarca kaleme alınan metinler ve söyleşiler, dünyanın ve ülkenin güncel meselelerine ilişkin entelektüel tartışmaları yansıtmakla yetinmiyor; entelektüel faaliyeti, hayatı dönüştürmeye yönelik pratikle bütünlüğü içinde ele alıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Aylin Vartanyan Dilaver, Ayşe Damla Pinçe, Begüm Özkaynak, Ceren Özselçuk, Ebru Kongar, Emel Memiş, Feryal Saygılıgil, Gülay Günlük-Şenesen, Gülay Toksöz, Handan Çağlayan, İlke Ercan, Serap Güre, Murat Koyuncu, Mustafa Şahin, Nurcan Baysal, Tülin Arman, Yahya Mete Madra, Zeynep Gambetti, Zeynep Kadirbeyoğlu ve Kaner Atakan Türker.

  • Künye: Kolektif – Feminizm, Ekoloji, Toplumsal Direniş, editör: Handan Çağlayan ve Kaner Atakan Türker, Nota Bene Yayınları, ekoloji, 328 sayfa, 2022

Kolektif – Post-Post-Kemalizm (2022)

Demokratikleşme ve otoriterleşme sorunlarını salt Kemalizme indirgeyen post-Kemalist paradigma, günümüz Türkiye’sini anlamaya yetiyor mu?

Bu kitapta bir araya gelen yazılar, bu soruya ufuk açıcı yanıtlar veriyor.

Post-Kemalizm kavramı, modern Türkiye analizinde tek parti dönemini ülkenin bütün temel problemlerinin “anası” olarak gören eleştirel yaklaşımı özetliyor.

“Kemalizm”le tanımlanan bu deneyimi sorgulayarak aşmayı, demokratikleşmenin anahtarı olarak gören yönelimleri tanımlıyor.

Post-post-Kemalist paradigma ise, “tek parti döneminin büyüsünün bozulmasını” sağlayan bu eleştirel birikimin, 2000’lerin seyri içinde “bir ortodoksinin yerine başka bir ortodoksiyi koyma” eğilimini doğurduğu tespitinden yola çıkıyor.

Bu nedenle, eleştirinin eleştirisini yaparak bir adım daha atmayı öneriyor.

1908-1945 arası dönemine sıkışmadan, sonraki dönemlerin alt üst edici siyasal ve toplumsal gelişmelerinin hakkını veren; demokratikleşmenin ve otoriterliğin salt Kemalizm’e indirgenen sorunlarının başka kaynaklarına da mercek tutan bir analizin yolunu açmaya çalışıyor.

‘Post-Post-Kemalizm’, konuyu hem siyaset bilimi, kadın çalışmaları, dış politika ve tek parti dönemi çalışmaları bağlamında sosyal bilim disiplinleri açısından; hem liberal söylem, kültür politikası, laiklik, vesayet eleştirisi, İslâm ve siyasal partiler bağlamında tematik olarak ele alan makalelerden oluşuyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: İlker Aytürk, Berk Esen, Sencer Ayata, Tanıl Bora, Zana Çitak, Ersin Kalaycıoğlu, Berrin Koyuncu-Lorasdağı, Yüksel Taşkın, İlhan Uzgel ve Şebnem Yardımcı Geyikçi.

  • Künye: Kolektif – Post-Post-Kemalizm: Türkiye Çalışmalarında Yeni Arayışlar, derleyen: İlker Aytürk ve Berk Esen, İletişim Yayınları, inceleme, 486 sayfa, 2022

Carlos Martinez – Başlangıcın Sonu (2022)

Dünyanın ilk sosyalist devleti Sovyetler, yetmiş yıllık macerasının ardından çöktü.

Carlos Martinez, sosyalistler için bu yenilginin ne anlama geldiğini ve bundan ne gibi dersler çıkarılabileceğini tartışıyor.

“Sonun başlangıcı” sık işittiğimiz bir söz. Bu kez “başlangıcın sonu” var karşımızda.

Yetmiş yıllık sosyalizm deneyimi insanlık tarihinde yeni bir başlangıçtı ve çöktü.

  • Peki bu başlangıcın sonu nasıl geldi?
  • Sovyetler’in çöküşünde ne gibi etmenler, hangi ağırlıklarla rol oynadı?
  • Ve belki de en önemlisi; bu etmenleri iyi çözümleyebilir, onlardan gerekli dersleri çıkarabilirsek “başlangıcın sonu” yeni başlangıçlara gebe olabilir mi?

Carlos Martinez, yirmi beş yılı aşkın süredir solun tartışma gündeminden düşmeyen bu konuyu, soru ve sorunları, bu kitabında özlü bir biçimde yanıtlıyor.

Başka sorular ve yanıt arayışlarıyla birlikte: Ekonomide, siyasette, kültür ve ideoloji alanlarında; dış politikada, “barış içinde bir arada yaşama” çabalarında ve silahlanma yarışında; içeride, halkın devrimin ilk yıllarındaki coşkusunu koruma ve geliştirme anlamında neler yaşandı, nerelerde eksik kalındı? 1970’lerden itibaren ekonomideki büyüme eğilimi neden yavaşladı, bilim ve teknolojide Batı’yla girilen rekabette ne gibi hatalar yapıldı?

Çin ile ilişkiler, Macaristan ve Çekoslovakya’daki müdahaleler neleri değiştirdi?

Hruşçov’un “destalinizasyon politikası”ndan Gorbaçov’a nasıl bir yol uzanıyor?

Glasnost ve perestroyka gerekli miydi; bunlar ilk başta nasıl göründü, sonradan nasıl değişti?

Afganistan Savaşı çöküşte ne gibi bir rol oynadı?

Peki ya, Gorbaçov ve ekibinin ihaneti?

1991 darbe girişimi başarılı olsaydı, Sovyetler Birliği şimdi tıpkı Çin gibi yaşar mıydı?

  • Künye: Carlos Martinez – Başlangıcın Sonu: Sovyetler’in Çöküşünden Dersler, çeviren: Ali Haluk İmeryüz, Yordam Kitap, siyaset, 160 sayfa, 2022

Hikmet Çağrı Yardımcı – Cumhuriyet ve Hissiyat (2022)

Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde duygu siyaseti nasıl tasavvur edildi?

Hikmet Çağrı Yardımcı, Erken Cumhuriyet döneminin düşünce dünyasına ve ruh haline güçlü bir ışık tutuyor.

Ulus-devletlerin inşasının, milliyetçi ideolojilerin oluşumunun ve modernleşme sürecinin uzun süre ihmal edilen bir cephesi, duygu rejimidir.

Bu kapsamlı toplumsal inşa ve dönüşüm projeleri, hangi duygulara hitap eder, hangilerini “coşturur” ve bunu nasıl yaparlar?

Yardımcı, ‘Cumhuriyet ve Hisssiyat’ta, Türkiye’de Cumhuriyet’in kuruluş döneminde duygu siyasetinin nasıl tasavvur edildiğine bakıyor.

Bunun için, yeni duygu rejiminin etkili ve gözde bir taşıyıcısı olarak Falih Rıfkı Atay’a odaklanıyor.

  • Osmanlı-Türk Batılılaşmasında duygu rejimi, kibirden aşağılık duygusuna ve o duygudan kurtulma gayretine doğru, nasıl bir seyir izledi?
  • Yeni bir şeref anlayışının (“milli şerefin”) ve yeni bir duygular cemaatinin inşası, nasıl tahayyül edildi?
  • Garp medeniyetinin mutluluğunun “sırrını” arayan Falih Rıfkı ve diğer Cumhuriyetçi öncüler, o mutluluğun peşinde nasıl bir “saadet terbiyesi”ne giriştiler?

Erken Cumhuriyet döneminin düşünce dünyasına ve ruh haline tutulan bu mercek, Cumhuriyet tarihi boyunca duygu siyasetlerini analiz edebilmenin de anahtarıdır.

  • Künye: Hikmet Çağrı Yardımcı – Cumhuriyet ve Hissiyat: Falih Rıfkı Atay’da Modernlik, Ulus ve Duygular, İletişim Yayınları, inceleme, 262 sayfa, 2022

Georges Sorel – Şiddet Üzerine Düşünceler (2022)

Georges Sorel’in ‘Şiddet Üzerine Düşünceler’i, şiddetin etkileri ve sonuçları hakkında şu ana kadar yazılmış en devrimci metinlerdendir.

Özellikle neoliberalizmin her yeri, her şeyi talan ettiği bu dönemde yeniden ve yeniden okunması gereken bir kitap.

Sorel’in ‘Şiddet Üzerine Düşünceler’i 20. yüzyılın en tartışmalı, en dehşet verici ve en tehlikeli kitaplarından biri.

Ne sol ne de sağ Sorel’in çağrısını sahiplenir, kendisinden ilham alan devrimci hareketleri dahi korkutmuştur, ekseriya deccal muamelesi görür.

Sorel şiddet, mit, genel grev kavramları etrafında ördüğü kuramıyla, modern çağın kapitalist dekadansını ve burjuva toplumunun çıkışsızlığını yarmak ister.

Avrupa’da ebedi barışın konuşulduğu fin de siècle (yüzyıl sonu) ikliminde Sorel kana bulanacak bir yüzyılın haberini verir, işçi sınıfını barbarlığın geri dönüşüne hazırlar.

İngiliz romancı J.B. Priestley, altmışını geçmiş, Légion d’honneur’lü emekli bir mühendisin nasıl olup da böyle bir kitap yazdığı anlaşılırsa modern çağ da anlaşılmış olur der.

Neoliberalizmin, geçtiğimiz yüzyılın mücadelelerinin kazanımlarını tarumar edişinin ardından devrimci sendikalizmin bu kurucu metni yeniden okunmayı ve bu kez anlaşılmayı talep ediyor.

Cana Bostan’ın sunuşu, Jacques Julliard’un önsözü, Isaiah Berlin’in sonsözü ve Anahid Hazaryan’ın çevirisiyle.

  • Künye: Georges Sorel – Şiddet Üzerine Düşünceler, çeviren: Anahid Hazaryan, Telemak Kitap, siyaset, 424 sayfa, 2022

Laurence Louër – Sünniler ve Şiiler (2022)

Sünni-Şii ilişkilerine yön vermiş siyasi, sosyolojik ve tarihi dinamikler üzerine çok önemli bir çalışma.

Ortadoğu üzerine çalışmalarıyla tanınan siyaset bilimci Laurence Louër, kitabının ilk kısmında halifelik tartışmasının başlangıcından günümüze Sünniler ve Şiilerin küresel bir siyasi tarihini sunuyor.

Bunu yaparken çağdaş çatışmaların tarihî kökenlerini açıklıyor, tarihî süreklilikler ve kopuşları vurguluyor, düşmanlık ve örtüşme noktalarının altında yatan dinamiklere ışık tutuyor.

İkinci kısımda, siyasal alanın Sünni-Şii ayrımıyla yapılandırıldığı birçok ulusal konfigürasyona ilişkin tarihsel ve sosyolojik bir araştırma yürütülüyor.

Böylece Sünni ve Şii kimliklerinin diğer toplumsal, etnik, dilsel, bölgesel, iktisadi ve statüsel kimliklerle nasıl eklemlendiği ortaya konuluyor.

Yazara göre, birçok Ortadoğu ülkesinde var olmakla birlikte, Sünni-Şii ayrımının ulusal ve bölgesel siyasi bağlamlara bağlı olarak şiddetli çatışmalara yol açıp açmamasının gerisinde, –her toplumun kendi koşullarına özgü– bu eklemlenme yatıyor.

Sünni-Şii ilişkilerinin tarihi, nereden bakılırsa bakılsın bin yılı aşkın süredir devam eden kesintisiz bir çatışmanın hikâyesidir.

Bu bitimsiz mücadele, Hz. Muhammed’in halefi etrafındaki anlaşmazlıklardan doğan kadim nefrete bağlansa da, aradan geçen yüzyıllar, mevcut ihtilafın siyasi bağlama göre kâh canlanıp kâh sönümlendiğine işaret eder.

Bu iniş çıkışlar çoğu zaman hükmeden ile hükmedilen grupların ihtiyaçlarına göre şekillenirken, bazen siyasi elitlerin meşruiyet kazanmasına yaramış, bazen de isyancıların başkaldırısının veya din adamlarının nüfuz kazanma çabasının aracı olmuştur.

‘Sünniler ve Şiiler: Bir İhtilafın Siyasi Tarihi’ bugün hâlâ devam eden bu gerilimin tarihteki izini sürerken, İslâm’ın iki büyük mezhebi arasındaki süreklilik ve kopuşları da araştırıyor.

Louër, uluslararası camiada başvuru kaynağı olarak kabul gören kitabında Irak, Pakistan, Suudi Arabistan, İran, Yemen ve Lübnan gibi farklı ülkelerin kendilerine has siyasi koşullarını ve toplumsal yapılarını göz ardı etmeden, serinkanlı bir Ortadoğu panoraması ortaya koyuyor.

  • Künye: Laurence Louër – Sünniler ve Şiiler: Bir İhtilafın Siyasi Tarihi, çeviren: Barış Özkul, İletişim Yayınları, siyaset, 253 sayfa, 2022

Pierre Dardot ve Christian Laval – Bitmeyen Kâbus (2022)

Varlığını saldırganlığına borçlu olan neoliberalizm, krizlerden korkmaz, bilakis onları ustaca kullanır.

Pierre Dardot ve Christian Laval, küresel mantığı mat edecek demokratik ve enternasyonal bir alternatifin nasıl oluşturulabileceğini tartışıyor.

  • Büyük Buhran’dan bu yana tarihin en karanlık tablolardan birini ortaya çıkaran 2008 ekonomik krizinden sorumlu güçlerin ayakta kalabilmesi, hatta süreçten güç kazanarak çıkması nasıl açıklanabilir?
  • Krizi yaratan ekonomi politikaları nasıl oldu da her zamankinden daha etkili hale geldi?

Neoliberalizmi basit bir ekonomik doktrinden fazlası olarak gören Laval ve Dardot’ya göre çıkar birliği kuran oligarşilerce desteklenen neoliberalizm, varlığını saldırganca sürdürmeye muktedir hakiki bir politik-kurumsal sistemdir.

Bir dengesizlik ve karmaşa süreci olmak şöyle dursun, kriz etkin bir yönetim kipine dönüşmüştür.

Dardot ve Laval, ‘Bitmeyen Kâbus’ta sistemi kristalize ederek; neoliberalizmin krizlere rağmen değil, onlardan beslenerek, neden olduğu en olumsuz sonuçları yine kendi yararına sömürmesi sayesinde güçlendiğini, neoliberal boyunduruğun demokrasinin tedricen işlevsizleştirilmesiyle yörünge değişikliklerine nasıl ket vurduğunu faş eder.

Karışıklığı ve tasfiyeleri tırmandıran “hükümete gelmiş sol”un söz konusu oligarşik mantığı güçlendirmek üzere bilfiil görev alarak demokrasiden nihai çıkış ihtimalini artıran sonuçlar doğurduğunu ise örneklerle açıklar.

Küresel neoliberal mantığı mat etmeye, yeni neoliberalizmin özgüllüğünü kavramaya ve farklı deneylerin aktörlerini kapsama gücü olan demokratik ve enternasyonal bir alternatifin inşasına hizmet eden bu ön açıcı çalışma, Türkçe baskısı için kaleme alınmış önsözüyle…

  • Künye: Pierre Dardot ve Christian Laval – Bitmeyen Kâbus: Neoliberalizm Demokrasiyi Nasıl Ortadan Kaldırıyor, çeviren: Ferda Keskin, Sel Yayıncılık, siyaset, 200 sayfa, 2022

Konstantin Nikolayeviç Leontyev – Bizansçılık ve Slavlık (2022)

Slav halklarının siyasi dinamiklerini aydınlatan bu kitap, bugünkü Rusya’yı da daha iyi anlamamıza olanak sağlayacak türden.

Konstantin Nikolayeviç Leontyev’in siyasi ve felsefi görüşlerini barındıran çalışma, aynı zamanda on dokuzuncu asır Rus entelektüel tarihine ışık tutuyor.

Rus düşünce hayatının en zengin ve üretken olduğu on dokuzuncu yüzyıl, sosyal ve siyasi yaşamda da oldukça çalkantılı ve hareketli bir devir oldu.

Bu kitap, Rus düşünce hayatının nevi şahsına münhasır bir kalemi, bir tıp doktoru ve tecrübeli bir diplomat olan Konstantin Nikolayeviç Leontyev’in kendi toplumu ve devleti başta olmak üzere Slav halklarının siyasi dinamiklerine dair koyduğu tanıları ve Çarlık rejiminin bekâsı için yazdığı “yegane kurtuluş reçetesini” içeriyor.

İmparatorluğunun kapsamlı reformlara giriştiği bir ortamda otokrasinin savunusunu veren düşünür, ortaya koyduğu yaklaşımla Rusya’nın niçin diğer devletlerden farklı olduğunu ve olması gerektiğini izah ediyor.

Rus siyasi kültürünün Batı’nınkinden farklı bir gelişim sürecine sahip oluşunu Bizans mirasçılığı zaviyesinden ele alan Leontyev, panslavist ideolojiye de ağır eleştiriler getirmektedir.

İmparatorluk Türkiye’sinde Dersaadet, Selanik, Girit (Hanya), Tulça, Yanya ve Edirne’de, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun ise Bohemya Eyaleti’ndeki Rus elçiliklerinde 1863-1872 yılları arasında yoğun ve üretken bir diplomatlık kariyerine sahip olan Leontyev’in siyasi ve felsefi görüşlerini ihtiva eden ve başyapıtı olarak kabul edilen ‘Bizansçılık ve Slavlık’ adlı eseri, on dokuzuncu asır Rus entelektüel tarihine ışık tutarken okurunu da Rusya’nın uluslararası ilişkilerde dünkü ve bugünkü konumunu düşünmeye sevk etmektedir.

  • Künye: Konstantin Nikolayeviç Leontyev – Bizansçılık ve Slavlık, çeviren: Alihan Büyükçolak, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 224 sayfa, 2022

Paul Hühnerfeld – Heidegger (2022)

Martin Heidegger’in felsefesini yaşamı ve kişiliğiyle bağlantılı şekilde ele alan çalışmalar çok azdır.

Paul Hühnerfeld’in 1959 tarihli bu çalışması ise, Heidegger’in kişiliği ve özellikle politik kimliği hakkındaki tartışmalar için bugün de en önemli kaynaklardan biri.

Kitap, neredeyse peygamber sayılmış ve bazı çevrelerce etrafına bir esrar perdesi çekilmiş bir adamı teşrih masasına yatırıyor.

Hühnerfeld, büyük bir açıklık ve açık sözlülükle, filozofun kendi ‘varolana atılmışlık’ını, yani kişiliğini sergiliyor.

Kitap kutsal olana saygısızlık etkisi bırakıyor ve 1930’lu yılların Heidegger’ini gözümüzün önünde bir skandal figür hâline getiriyor.

Heidegger’in felsefesi ve kişiliği hakkında sahip olduğu temel bilgilere dayanarak, Karaorman’ın efsanevi düşünürü hakkında şunu düşünmemizi istiyor: Heidegger felsefesi Nazizmden unsurlar barındırıyor mu?

  • Künye: Paul Hühnerfeld – Heidegger: Bir Filozof, Bir Alman, çeviren: Doğan Özlem, Fol Kitap, felsefe, 144 sayfa, 2022

Sedat Ulugana – Kürt-Ermeni Coğrafyasının Sosyopolitik Dönüşümü (2022)

Kürt-Ermeni coğrafyası, Tanzimat, II. Abdülhamid ve İttihat ve Terakki dönemlerinde nasıl dönüştü?

Sedat Ulugana, Bitlis’i merkeze alarak bu süreçteki sosyal, ekonomik ve siyasi dinamikleri aydınlatıyor.

Kitap aynı zamanda 20. yüzyıl Kürt tarihinin en az bilinen sayfalarından biri olan Bitlis İsyanı’nı ele alan ilk referans olmasıyla da çok önemli.

Kitap, Tanzimat’la birlikte resmî ve gayriresmî idari biçimlerin değiştiği bu coğrafyada Osmanlı’nın aşiretlerle olan ilişkilerini inceliyor.

Jön Türklerden başlayarak ele alınan “şiddet”, bölgedeki gayrimüslimlerin, Sünni olmayan unsurların kaderini gözler önüne seriyor.

Jön Türk Devrimi’nin önce yarattığı heyecanı, akabinde yaşattığı hayal kırıklığı ve kaosu ve bu hayal kırıklığının isyana nasıl dönüştüğünü anlatıyor.

Ermeniler ve Kürtlerin birlikte hareket edememelerinin sonuçlarını, kısa bir süre sonra gerçekleşecek soykırımı da bu çerçeveden çıkarmadan inceliyor.

‘Kürt-Ermeni Coğrafyasının Sosyopolitik Dönüşümü (1908-1914): Halidîler, Hamidiyeliler, Bedirhaniler ve Taşnaklar’, ihmal edilmiş bir coğrafyayı ele alarak tarihin eksiklerinden birini gideriyor.

  • Künye: Sedat Ulugana – Kürt-Ermeni Coğrafyasının Sosyopolitik Dönüşümü (1908-1914): Halidîler, Hamidiyeliler, Bedirhaniler ve Taşnaklar, İletişim Yayınları, tarih, 440 sayfa, 2022