Akın Bakioğlu – Büyük Madenci Yürüyüşü (2022)

Zonguldak madenci yürüyüşü, Türkiye işçi sınıfının en görkemli eylemlerinden biriydi.

Akın Bakioğlu, 1991 madenci grevini ve Ankara’ya doğru çıkılan uzun yürüyüşü enine boyuna irdeliyor.

‘Büyük Madenci Yürüyüşü’, trajik bir cephesi de olan bu büyük direnişi, işçi sınıfının kendini inşa etme deneyiminin kurucu bir anı olarak resmediyor.

Bu hikâyeyle özdeşleşen sendika önderi Şemsi Denizer’in portresiyle birlikte…

Bir işçi havzası olarak Zonguldak’ın emek tarihindeki yerini hatırlatan çalışma, aynı zamanda bu büyük grev ve yürüyüşün Zonguldak’ta bıraktığı etkilerin izini sürüyor.

Kitap, sendika tabanında 1991’i örgütleyenlerin, Zonguldak’tan başlayan Ankara yürüyüşüne katılanların sesine kulak vererek grevin ve yürüyüşün arka planını ele alıyor.

  • Künye: Akın Bakioğlu – Büyük Madenci Yürüyüşü: Zonguldak’ın Büyük Grevi (1990-1991), İletişim Yayınları, inceleme, 167 sayfa, 2022

Padovalı Marsiglio – Seküler Yönetim Üzerine Yazılar (2021)

Laiklik, kabaca din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması değil, ifade özgürlüğü, ilerleme ve demokrasiyle birebir ilişkilidir.

Bu gerçeği henüz Orta Çağ’da keşfetmiş Padovalı Marsiglio’nun bu klasik yapıtı, daha sonraki yüzyıllarda ortaya çıkacak olan seküler yönetim tarzının temel taşlarını oluşturdu.

Orta Çağ Avrupası’nın önemli fikir adamlarından biri olan Padovalı Marsiglio’nun kaleme aldığı Seküler Yönetim Üzerine Yazılar isimli bu eser, yazıldığı dönemde dinî otorite ile siyasi otorite arasındaki iktidar mücadelesinin detaylarını ortaya koyarken yazarın tercihini siyasi otoriteden yana kullandığını gözler önüne sermektedir. Yazar, bu tercihini gerekçelendirirken de oldukça detaylı bir şekilde dünyevi otoritenin gerekliliği ve üstünlüğünden bahsetmektedir.

Kitap, ‘Defensor Minor’ ve ‘De Translatione İmperii’ isimlerini taşıyan iki ayrı çalışmanın Cambridge University Press tarafından ‘Writings on the Empire’ adıyla bir araya getirilmesiyle meydana gelmiş.

Yazıldığı dönem için oldukça aşırı gibi görünen bu düşünceler daha sonraki yüzyıllarda ortaya çıkacak olan seküler yönetim tarzının temel taşlarını oluşturdu.

Bu eser, Batı siyaset düşüncesini derinden etkileyen klasik metinlerin başında gelir.

Orta Çağ’da Kilise ile İmparatorluklar arasındaki güç mücadelesinin siyasi ve toplumsal yaşam üzerindeki etkilerinden yola çıkarak imparatorlukların yanında yer alan ve bu pozisyonunu yazdığı eserlerle sağlamlaştıran önemli bir isimdir Padualı Marsiglio.

Bu çalışmasında da Orta Çağ Avrupası için oldukça dikkat çekici ve rahatsız edici bulunan dinin dünyevi olan üzerindeki etkisinin azaltılması fikrini ortaya atmış ve detaylandırarak savunmuş.

Padualı Marsiglio’nun, imparatorluklar ile Papalık kuruşu arasındaki çekişmelerin yaşandığı bir dönemde, imparatorlukların haklı olduğunu ortaya koymak için kaleme aldığı metinleri, ilerleyen dönemlerde çizgileri netleşen laik yönetim anlayışının çerçevesini de çizdi.

Kitaptan bir alıntı:

“Ayrıca dünya hayatında mücbir yasalar oluşturma veya vaz etme veya bir şeyi yapma veya terk etme adına dünya hayatındaki insanları sıkıştırarak, bu yasalar doğrultusunda canlara veya mallara verilen ceza vasıtasıyla mücbir yargılamada bulunma otoritesi veya yetkisi, toplu veya müstakil olmaları fark etmeksizin, hiçbir piskoposa veya presbitere, ne de onlardan oluşan münferit bir meclise de ait değildir.”

  • Künye: Padovalı Marsiglio – Seküler Yönetim Üzerine Yazılar, çeviren: İbrahim Gezer, Timaş Yayınları, siyaset, 144 sayfa, 2021

Judith Butler – Şiddetsizliğin Gücü (2022)

Şiddeti özsavunma olarak meşrulaştırmanın sorunları üzerine harika bir tartışma.

Judith Butler, toplumsal çatışmalarda şiddete ve şiddetsizliğe başvurmanın siyasi ve etik boyutlarını irdeliyor.

Açıkça şiddetsizlikten yana tavır alan Butler, meşru şiddet tekelini elinde tutan aktör olarak devletin şiddet tanımındaki muğlaklığı kendi amaçları doğrultusunda nasıl kullanabildiğini gösterirken, bir yandan da şiddetsizliği savunmak için yeni bir tasavvur geliştiriyor ve şiddetsizliği toplumsal eşitliğin bir gereği olarak temellendiriyor.

Şiddetin özsavunma olarak meşrulaştırılmasında sorunlu bulduğu sınırı, kimin “öz”, yani “biz” olarak tanımlanageldiğini ve bu sınır var olduğu sürece şiddeti özsavunmayla gerekçelendirmenin nasıl bir dışlama, dolayısıyla eşitsizlik yarattığını tartışıyor.

Yine eşitlik açısından, bütün yaşamların aynı derecede önemli addedilmesi için insanlar daha hayattayken “yası tutulabilirliğin” nasıl pay edildiğini düşünmeye çağırıyor.

Klasik sözleşmeciliğin temelinde yatan bireyciliğin eleştirisiyle birlikte, Butler şiddetsizliği karşılıklı bağımlılığın kaçınılmazlığına dayandırıyor.

Siyaset ve felsefeyle ilgilenen okurlarımızın zevkle okuyacağına inanıyoruz.

  • Künye: Judith Butler – Şiddetsizliğin Gücü: Etik-Politik Bir Düğüm, çeviren: Başak Ertür, Metis Yayınları, siyaset, 192 sayfa, 2022

Daniel W. Conway – Nietzsche’nin Politik Tahayyülü (2021)

Nietzsche’nin politik görüşlerinin evrimi üzerine eşsiz bir inceleme.

Daniel W. Conway, Nietzsche’deki politik mükemmeliyetçilikten düşünürün politik mirasına, konuyu geniş bir pencereden izliyor.

Kitap, Nietzsche’nin ilk eserlerinden başlayıp ‘Zerdüşt’e ve sonrasına uzanan geniş bir düşünsel hat üzerinden Nietzsche’nin insanın kusursuzlaşmasına dönük inancı ile politik fikirleri arasındaki değişen ilişkiyi çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.

Nietzsche’nin gençlik eserlerindeki büyük politik beklentilerinin giderek öznel alana sıkıştığını ve kişisel düzeyde ancak çok az kimsenin erişebileceği bir çileci etiğe bağlanmayı gerektirdiğini ileri sürüyor Conway.

Ama bu etiğin Nietzsche’nin yazılarından hiçbir zaman silinmediğini de söylüyor.

Conway, Nietzsche’nin politik özlemlerinin tam merkezinde insanın mükemmelleştirilebilirliğine ilişkin büyük bir ideal olduğunu ileri sürüyor.

Bu ideal, modernitenin alacakaranlığa gömüldüğü bir çağda, cılız da olsa Nietzsche’nin düşüncesindeki yerini korur.

Üst-insan, sanatçı ve aziz gibi Nietzscheci figürler, hep bu idealin gerçekleşeceği somut koşulları tarif edebilmek amacıyla ileri sürülen figürlerdir.

Çağdaş felsefeye baktığımızda ise, Nietzsche’nin etkisinde kalan Foucault, Haraway, Habermas ve McIntyre gibi filozofların, ya Nietzscheci etikten yana ya da bu etiğin tam karşısında konumlandıklarını görüyoruz.

Conway’in kitabı Nietzscheci etiğin ve antropolojinin çağdaş bağlamda nasıl alımlandığına ilişkin dikkate değer içgörüler sunuyor.

Nietzsche’nin bütün yapıtlarını baştan sonra kat eden kitap, siyaset felsefesi ve etik tartışmaları bağlamında önemli bir boşluğu dolduruyor.

  • Künye: Daniel W. Conway – Nietzsche’nin Politik Tahayyülü, çeviren: Kadir Gülen, Phoenix Yayınları, siyaset, 280 sayfa, 2021

Kolektif – İletişim Çalışmalarında Kırılmalar ve Uzlaşmalar (2021)

İletişim teorileri hakkında iyi bir giriş arayanlar bu kitabı kaçırmasın.

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ndeki görevinden 2017 yılında ihraç edilen barış imzacısı akademisyen Sevilay Çelenk’in derlediği bu kitap, Stuart Hall’den Douglas Kellner’a, alana büyük katkılar sunmuş isimlerin makalelerine yer veriyor.

‘İletişim Çalışmalarında Kırılmalar ve Uzlaşmalar’, iletişim çalışmaları alanındaki temel teorik yönelimlerin kendilerini tarif etme ve yeniden kurma çabalarını içeren, alanda başvuru metni niteliğindeki kimi önemli makalelerden oluşuyor.

Kuşkusuz alana değgin en önemli ve en verimli tartışmayı yürüten iki temel yaklaşım bu metinlerde de başrolde: ekonomi politik ve kültürel çalışmalar.

Kitapta bir araya getirilen makale ve söyleşiler ya doğrudan ekonomi politik ve kültürel çalışmalar arasındaki önemli bir tartışmanın metinleridir ya da bu tartışmanın öncesinde ve sonrasında kaleme alınmış, aynı konu ile yoğun ilişkisi olan metinler…

Kitap, içerdiği bu malzemeyle iletişim çalışmalarında paradigmatik kopuşların ve farklı yaklaşımların ayırt edici niteliklerini gösterirken, aynı zamanda bunların “hayat”a nasıl ve nereden dâhil olduklarına incelikli betimlerle açıklık getiriyor.

İletişim ve medya çalışmaları alanında temel teorik metinleri bir arada sunan bu kitap, iletişim çalışmaları alanında vazgeçilmez bir kaynak niteliğinde.

Kitapta makaleleri bulunan isimler: Todd Gitlin, Nicholas Garnham, Stuart Hall, Lawrence Grossberg, Douglas Kellner, Janice Peck ve Christian Fuchs.

  • Künye: Kolektif – İletişim Çalışmalarında Kırılmalar ve Uzlaşmalar, derleyen: Sevilay Çelenk, Dipnot Yayınları, inceleme, 318 sayfa, 2021

Robert P. Millon – Zapata Hareketi (2021)

“Zalim hükümetlerden elinizde şapkanızla değil, silahla adalet isteyiniz.”

Meksika köylüsü adına toprak reformu ve demokratik haklar için bayrak açan Emiliano Zapata, Sovyet Devrimi’nden çok önce Orta Amerika’yı devrimci mücadele ortamına sürüklemişti.

Robert Millon, Zapata’nın devrimci mücadelesinin niteliğini ve neden başarıya ulaşamadığını anlatıyor.

Meksika Köylü Devrimi’nin yaşandığı o zamanlar genç bir bilim insanı olan Millon, derinlemesine bir araştırma sonunda meydana getirdiği bu eserinde, Zapata’yı ve devrimci hareketini, çeşitli yönleriyle tanıtıyor ve devrimler tarihi içinde gerçek yerine oturtuyor.

“Ne kölelere layık bir barışı ne de mezardaki bir barışı asla istemiyoruz. Özgürlük esaslı inancımızın öngördüğü toprak reformunun temelleri üzerine kurulu siyasi bir reform ve barış istiyoruz. Biz ne kardeşlerimizin kanı üzerinden pazarlığa oturacak insanlarız ne de düşmanlarımızın kemiklerine basarak devlet ve kilisede mevkilere konmaya niyetli insanlarız.”

  • Künye: Robert P. Millon – Zapata Hareketi: Meksika Köylü Devrimi, çeviren: Salim Uzun, Dorlion Yayınları, siyaset, 144 sayfa, 2021

Félix Guattari – Kaozmos (2021)

Félix Guattari’nin aramızdan ayrıldığı 1992 yılında yayımlanan bu son kitabı, gerek filozofun öznellik, semiyotik, şizoanaliz, ekonomi ve politika gibi üstüne çalışma yürüttüğü muhtelif alanlara dair analizinin genel bir toparlanışı niteliğindeki sunumu gerekse güncel politik gidişata ve geleceğe dair öngörülerinin en kuvvetli ifadelerinden biri olması bakımından gerçek bir entelektüel miras niteliği taşıyor.

Bir ömürlük psikoterapi ve militanlık tecrübesinin en rafine ifadesine ulaştığı bu kitapta Guattari, gölge oyununu anıştıran klasik altyapı-üstyapı ayrımını bertaraf eden ve genelleştirilmiş bir tercüme edilebilirlik kıstası temin ederek bileşenlere özgü heterojenliği ezip geçen Varlık, Tin, Mutlak, Gösteren, Sermaye, İyi, Tanrı, Güzel gibi aşkın göndergelerin altını oyan kolektif öznelliğin makinesel heterogenezinin peşinde.

Katı uzam-zamansal sınırlandırmaların hafiflediği o kaozmik geçidin psikotik aurasının gizemlerinde dolaştığı, Evrenin dört ontolojik işlevi olan cisimsiz Evrenleri, makinesel Filumları, Akışları ve Varoluşsal Yeryurdları incelediği eser boyunca Guattari, öznelliğin kapitalist yersizyurtsuzlaşma eşiğinin kendi maksimine ulaştığı zamanımızın ötesine doğru nasıl bir tekilleşme kıvılcımı oluşturabileceğimizi soruşturuyor.

Öznelliğin muhafazakâr bir yeniden-yerliyurtlulaşması için sermaye tarafından seferber edilen arkaizmler, ekolojik krizin göz ardı edilemez vahameti ve Sovyetler sonrası solun akameti gibi çeşitli garabetlerle son kez hesaplaşıyor.

  • Künye: Félix Guattari – Kaozmos: Etik-Estetik Bir Paradigma, çeviren: M. Çağrı Uluğer ve Gözde Erdoğan, Otonom Yayıncılık, felsefe, 230 sayfa, 2021

Kolektif – Anarşizm (2021)

Doğudan Batıya “Anarşi Irmağı”nın tarihsel ve düşünsel kaynaklarını tartışan 704 sayfalık eşsiz bir çalışma.

Derleme, anarşizmin Antik köklerinden dokuzuncu yüzyıl Müslüman anarşistlere ve Cumhuriyet dönemi Türk düşünürlerinde anarşizm görüşüne konuyu geniş bir zeminde tartışıyor.

Anarşi ve anarşizm sözcükleri ve ifade ettikleri anlamlar geçmişte olduğu gibi bugün de bir ürkütücülüğe ve bir o kadar da çekiciliğe sahip.

Öyle ki tarihsel gelişim süreci içerisinde anarşizm, pek çok kimsenin sakıncalı bularak söz konusu dahi etmekten çekindiği buna karşın pek çok kimsenin de sesini yükselterek ısrarla sahip çıktığı; muhaliflerine göre oldukça kışkırtıcı, aykırı, ütopik ve alışılmadık, taraftarlarına göre ise gayet doğal ve insani bir düşünceyi ifade eder.

Bu farklı uç bakışlar, onun oldukça girift ve tartışmalı bir mesele etrafında şekillendiğini gösterir ki, bu da bireysel ve toplumsal özgürlük meselesidir.

Anarşizm, Doğu ve Batı arasında daha derin tarihsel-düşünsel köklere sahip olmakla birlikte, en belirgin biçimde modern zamanlarda ortaya çıkarak yerleşik toplumsal-siyasal düzene ve onu biçimlendirmeye aday teori ve ideolojilere karşı özgürlük adına yaptığı itirazlarla açık hale geldi.

Ancak bu itirazlarını bazen yıkıcı şiddet yoluyla ortaya koymasından dolayı belli çevrelerde adının kötüye çıkmasına, terörle ilişkilendirilmesine ve rasyonel temelden yoksun abartılmış duygusal bir tepki olarak görülmesine, bazen de yapıcı, şiddetsiz ve pasif bir tavır almasından dolayı barışçıl bir hareket olarak değerlendirilmesine sebep oldu.

Her ne şekilde değerlendirilirse değerlendirilsin, insani bir tavır olarak tüm insanlık tarihinde bir felsefe, ideoloji, sosyal ve siyasal teori olarak da son üç yüz yıllık yakın tarihte etkin bir biçimde varlık gösteren anarşizm, bugün de varlığını ve etkinliğini sürdürüyor.

Bu bağlamda tarihsel ve güncel bir gerçekliğe sahiptir ve insanın, toplumun ve onlara ilişkin tarihsel ve güncel fenomenlerin anlaşılması ve doğru bir biçimde değerlendirilebilmesi açısından incelenmeyi ve araştırılmayı hak eden bir düşüncedir.

İşte bu kitap da, böylesi bir incelemeyi hakkıyla yapmasıyla çok önemli.

  • Künye: Kolektif – Anarşizm: Doğu ve Batı Arasında Tarihsel Bir Bakış, editör: Kemal Bakır, Doğu Batı Yayınları, siyaset, 704 sayfa, 2021

Benno Teschke – Uluslararası Tarihsel Sosyoloji (2021)

Uluslararası İlişkilere politik Marksizm perspektifinden bakan çok iyi bir çalışma.

Benno Teschke, Uluslararası İlişkiler teorisinde egemen olan rasyonalizm, yapısalcılık ve pozitivizme alternatif bir uluslararası tarihsel sosyolojinin ana hatlarını çiziyor.

‘Uluslararası Tarihsel Sosyoloji’, Politik Marksizmin Uluslararası İlişkiler disiplinindeki kilit öncülerinden Benno Teschke’nin Uluslararası Tarihsel Sosyoloji (UTS) ile ilgili görüşlerini içeriyor.

Marksist UTS, Dünya Sistemleri Perspektifi, neo-Gramscici Uluslararası Politik Ekonomi, Amsterdam Okulu, Politik Marksizm, neo-Leninizm ve Post-Kolonyal Teoriyi de içeren çeşitli ve zengin geleneklerden beslenir.

Politik Marksizm görüşünden yola çıkan Teschke de, ana akım Uluslararası İlişkiler teorisinde hâkim olan rasyonalizm, yapısalcılık ve pozitivizme alternatif bir UTS’nin ana hatlarını çiziyor.

Teschke yaklaşımını Marksizmin hümanist fail bazlı yorumlarıyla bilimselci yapısalcı yorumları arasındaki tartışmanın eksenine yerleştirerek, toplumsal mülkiyet ilişkilerine dayanan fail bazlı bir Marksist UTS’nin temel savlarını savunuyor.

Teschke’nin asıl hedefi ise Justin Rosenberg tarafından Uluslararası İlişkilere uygulanan Eşitsiz ve Birleşik Gelişme (EBG) Teorisinin yapısalcı görüşler.

Faruk Yalvaç ise, bu kitap için kaleme aldığı giriş yazısında, Marksizmin eleştirel gerçekçi bir yorumundan yola çıkarak, Teschke’nin görüşlerinin temelini oluşturan ve Marx’ın erken çalışmalarıyla geç çalışmaları arasındaki farka dayanan “hümanist” ve “bilimsel” Marksizmin ayrımının hatalı olduğunu belirtiyor.

Yalvaç, Marx’ın ne tamamen hümanist ne de tamamen yapısalcı olduğunu, fakat iki unsurun da bir arada bulunduğu bir toplumsal teori geliştirdiğini ve Marksist bir UTS’nin bu temellerde geliştirilmesi gerektiğini vurguluyor.

  • Künye: Benno Teschke – Uluslararası Tarihsel Sosyoloji, çeviren: Oğulcan Köksal, Nika Yayınevi, sosyoloji, 128 sayfa, 2021

David Madden ve Peter Marcuse – Aşırı Metalaşma Çağında Konutu Savunmak (2021)

“Barınamıyoruz” hareketinden de gördüğümüz gibi, bugün konut hakkı yalnızca ekonomik gücü yetebilenlerin ulaşabildiği toplumsal bir ayrıcalığa dönüşmüş durumda.

Planlamacı Peter Marcuse ile sosyolog David Madden da, bütün dünyayı etkileyen konut krizinin nedenlerini ve sonuçlarını inceleyip ilerici alternatifler ortaya koyuyorlar.

Günümüzde dünyanın bütün büyük kentlerinde konut krizi yaşanıyor.

Buraya nasıl gelindi ve bu konuda neler yapabiliriz?

Konut herkesin ihtiyacı ve hakkıdır.

Fakat bugün, yuvamız olan konutlar birer metaya dönüştürülmekte ve bu durum, kentlerdeki eşitsizliği daha da ağırlaştırıyor.

Gayrimenkul kârları, toplumsal ihtiyaç olarak konuttan daha önemli hale geldi.

Yoksullar daha kötü konutlar için daha fazla ödemek zorunda kalmakta, mahalle toplulukları kentsel yenileme yoluyla seçkinleştirmenin ve yerinden edilmenin şiddetine maruz kalmaktadırlar.

İnsana yaraşır konut sahibi olmak ya da böyle bir konutta yaşamak, bugün ancak ekonomik gücü buna yetenlerin erişebileceği bir toplumsal ayrıcalığa dönüşmüştür.

‘Konutu Savunmak’, konut krizini mercek altına alan kapsamlı bir çalışma.

Marcuse ve Madden, konut krizinin nedenlerini ve sonuçlarını inceleyip ilerici alternatiflere olan ihtiyacı ayrıntılarıyla ortaya koyuyor ve konut krizinin palyatif politika değişiklikleriyle çözülemeyeceğini gözler önüne seriyorlar.

Konut krizinin derin siyasi ve ekonomik kökenleri var.

Bu yüzden de çözüm, krize verilecek radikal bir karşılığı gerekli kılıyor.

Çalışma, tam da böylesi bir ihtiyaca yanıt vermesiyle çok önemli.

  • Künye: David Madden ve Peter Marcuse – Aşırı Metalaşma Çağında Konutu Savunmak, çeviren: Şerife Geniş, İdealKent Yayınları, kent çalışmaları, 198 sayfa, 2021