Selman Saç – Fransa’nın Cumhuriyetçi Tarihi (2025)

Fransa, coğrafi olarak bize uzak olsa da siyasal düşünce ve modernleşme tarihimizdeki etkisiyle oldukça yakın bir ülke. Türkiye’nin Cumhuriyet deneyimi büyük ölçüde Fransız modelinden ilham aldı; ancak Fransa’nın kendi cumhuriyetçi tarihinin iniş çıkışları, bizde yeterince bilinmiyor. Selman Saç, bu kitapta Fransa’da cumhuriyet fikrinin nasıl doğduğunu, devrim sürecinde hangi mücadelelerden geçerek kurumsallaştığını ve hangi ilkeler üzerine inşa edildiğini derinlikli bir analizle ortaya koyuyor.

Kitap, cumhuriyet kavramının Fransız Devrimi’nden önce nasıl anlaşıldığını, devrimcilerin hangi şartlarda bu fikre yöneldiğini ve yeni rejime karşı çıkan çevrelerin gerekçelerini tartışıyor. Cumhuriyetin yalnızca monarşinin zıddı bir yönetim biçimi olmadığını, aksine özgürlük, eşitlik ve yurttaşlık ilkeleriyle örülü kapsamlı bir siyasal düzen olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda Fransa’da yaşanan bu tarihsel dönüşümün, cumhuriyetin bugün neredeyse tüm dünyada meşru bir rejim olarak kabul edilmesine nasıl zemin hazırladığını da inceliyor.

Günümüzde Türkiye’de yeniden alevlenen Cumhuriyet tartışmaları, bu tarihi perspektifle daha geniş bir çerçevede değerlendirilebilir. Cumhuriyetin hangi ilkeler üzerine kurulması gerektiği, hangi kurumlarla güçleneceği ve demokrasiyle nasıl bütünleşeceği soruları, hem bizim için hem de Fransa’nın geçmişi için ortak bir tartışma alanı yaratıyor. Saç’ın bu çalışması, yalnızca Fransa’nın Cumhuriyetçi Tarihi’ni anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda bugünkü Türkiye’de yürütülen “Cumhuriyet neydi, ne olmalı?” sorularına da tarihsel bir derinlik kazandırıyor.

  • Künye: Selman Saç – Fransa’nın Cumhuriyetçi Tarihi, Metis Yayınları, tarih, 384 sayfa, 2025

Kenan Erçel – ABD’ye Özgü Kavramlar Sözlüğü (2025)

Kenan Erçel’in kaleme aldığı bu eser, Amerika Birleşik Devletleri’nin kendine özgü kültürel ve siyasal yapısını anlamak için bir rehber niteliğinde. “Amerikan İstisnacılığı” olarak bilinen ve ülkenin dünya sahnesindeki ayrıcalıklı konumuna işaret eden kavramdan yola çıkan yazar, ABD’ye özgü 27 farklı terimi inceliyor. Kitapta, bireysel silahlanmayı anayasal bir hak olarak temellendiren İkinci Değişiklik, göçmenlere sığınma imkânı tanıyan Sanctuary şehirleri, hatta eyalet petrol gelirlerini vatandaşlarla paylaşan Alaska Daimi Fonu gibi sıra dışı uygulamalar yer alıyor.

Eserde yalnızca hukuk ve siyaset değil, kültürel fenomenler de mercek altına alınıyor. Örneğin, birinin kendi isteğiyle mizah yoluyla eleştirildiği “Roast” geleneği gibi unsurlar, ABD toplumunun özgün yapısını anlamak açısından önemli ipuçları sunuyor. Bu kavramların çoğunun Türkçe karşılığı bulunmadığı için, kitap okuyucuya yalnızca bilgisel değil, dilsel bir keşif olanağı da sağlıyor.

Erçel, bu terimler üzerinden ABD’nin nasıl bir zihniyet dünyasına sahip olduğunu, bireycilik, özgürlük anlayışı ve ekonomik düzenle olan bağlarını açıklıyor. Kitap, yalnızca kavramların bir listesi değil; aynı zamanda bu kavramların nasıl ortaya çıktığını ve Amerikan yaşam tarzını nasıl şekillendirdiğini gösteren bir analiz. ABD’nin küresel etkisini ve kendi kimliğini nasıl kurduğunu merak edenler için bu çalışma hem bilgilendirici hem de keyifli bir okuma vaat ediyor.

  • Künye: Kenan Erçel – ABD’ye Özgü Kavramlar Sözlüğü, İletişim Yayınları, sözlük, 184 sayfa, 2025

Daniel Finn – IRA (2025)

Daniel Finn bu kitabında, İrlanda Cumhuriyet Ordusu’nun (IRA) yirminci yüzyıl boyunca geçirdiği dönüşümü politik bir çerçevede ele alıyor. IRA’nın yalnızca silahlı bir örgüt değil, aynı zamanda bir ideoloji ve hareket olarak nasıl şekillendiğini anlatıyor. ‘IRA (İrlanda Cumhuriyet Ordusu)’ (‘One Man’s Terrorist: A Political History of the IRA’), sömürgecilik karşıtı mücadelenin ve İrlanda milliyetçiliğinin dinamiklerini anlamak için önemli bir perspektif sunuyor.

Finn, IRA’nın kökenlerini, 1916 Paskalya Ayaklanması’ndan başlayarak inceliyor. Ardından İrlanda’nın bölünmesi, bağımsızlık mücadelesi ve Kuzey İrlanda’daki “Sorunlar” dönemine kadar uzanan tarihsel süreci ayrıntılı biçimde aktarıyor. Bu süreçte örgütün stratejik dönüşümlerini, silahlı direnişten politik alana kayışını ve Sinn Féin ile kurduğu ilişkiyi inceliyor. Özellikle 1970’lerde yükselen şiddet dalgası ve buna karşı geliştirilen karşı stratejiler kitapta önemli bir yer tutuyor.

Kitap, IRA’yı yalnızca bir terör örgütü olarak değil, bir toplumsal hareket ve politik aktör olarak analiz ediyor. İdeolojik çerçevenin, katılım motivasyonlarının ve meşruiyet arayışlarının nasıl şekillendiğini gösteriyor. Finn, aynı zamanda İngiltere’nin ve uluslararası aktörlerin rolünü değerlendirerek, barış sürecinin nasıl mümkün hale geldiğini tartışıyor. Böylece, çatışma ve müzakere arasındaki karmaşık ilişki gözler önüne seriliyor.

Kitap, İrlanda tarihi, şiddet ve siyaset ilişkisi ile ulusal hareketlerin dönüşümünü anlamak isteyenler için kapsamlı ve analitik bir kaynak.

  • Künye: Daniel Finn – IRA (İrlanda Cumhuriyet Ordusu), çeviren: S. Erdem Türközü, Ayrıntı Yayınları, tarih, 240 sayfa, 2025

H. Utku Güven – Türkiye’de Neoliberalizm ve Sinema (2025)

Utku Güven’in kitabı, Türkiye’de sinema endüstrisinin geçirdiği dönüşümü ve bu dönüşümün arkasındaki ekonomik ve kültürel dinamikleri inceliyor. Sinema yalnızca bir sanat alanı değil, aynı zamanda sermaye akışlarının ve politik tercihlerin şekillendirdiği bir endüstri olarak konumlanıyor. Kitap, bu endüstrinin nasıl neoliberal politikalarla yeniden biçimlendiğini detaylı bir şekilde anlatıyor.

Yazar, neoliberalizmin yalnızca üretim pratiklerini değil, filmlerin içeriklerini de dönüştürdüğünü savunuyor. Bu süreçte sinema, piyasa mantığına daha fazla bağımlı hale geliyor ve ticari kaygılar, sanatsal arayışların önüne geçiyor. Bağımsız sinemanın yaşadığı sıkışmalar, büyük yapım şirketlerinin egemenliği ve dijital platformların sektöre getirdiği yeni dengeler, kitapta çarpıcı örneklerle tartışılıyor. Böylece okuyucu, sinemanın yalnızca perdeye yansıyan hikâyelerden ibaret olmadığını, arka planda işleyen güçlü ekonomik ilişkileri fark ediyor.

Güven, aynı zamanda içerik düzeyinde neoliberal ideolojinin etkilerini sorguluyor. Filmlerdeki temaların, karakter inşalarının ve anlatı biçimlerinin bu ideolojik dönüşümden nasıl etkilendiğini analiz ediyor. Böylece sinema, hem bir kültürel üretim alanı hem de toplumsal ideolojilerin yeniden üretildiği bir mecra olarak karşımıza çıkıyor. Kitap, disiplinlerarası yaklaşımı ve eleştirel perspektifiyle, sinema ve ekonomi arasındaki ilişkiyi anlamak isteyen herkes için kapsamlı ve ufuk açıcı bir başvuru niteliği taşıyor.

  • Künye: H. Utku Güven – Türkiye’de Neoliberalizm ve Sinema, Agora Kitaplığı, sinema, 184 sayfa, 2025

Zafer Toprak – Türkiye’de Popülizm, 1908-1923 (2025)

Zafer Toprak’ın kaleme aldığı ‘Türkiye’de Popülizm, 1908-1923’ adlı eser, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde ortaya çıkan halkçılık düşüncesinin kökenlerini ve Cumhuriyet’in kuruluş sürecine uzanan entelektüel mirasını inceliyor. Kitap, II. Meşrutiyet’in yalnızca bir anayasal düzen değişikliği değil, aynı zamanda Osmanlı için bir tür “aydınlanma çağı” anlamına geldiğini ortaya koyuyor. Bu dönemde, 19. yüzyıl pozitivizmi ve özellikle III. Cumhuriyet Fransası’nın solidarist toplum anlayışı, Osmanlı aydınları üzerinde derin etkiler bırakıyor ve imparatorluğun çağdaşlaşma modeline yön veriyor.

Eserde ayrıca, Rusya’daki “halka doğru” hareketinin Osmanlı üzerindeki etkisine dikkat çekiliyor. 19. yüzyılın ikinci yarısında Rus entelijansiyasının halkla bütünleşme arayışı, nihilizmden popülizme ve ardından Marksizme evrilen bir düşünsel rota izliyor. Bu deneyim, Batı dışındaki birçok ülke gibi Osmanlı için de ilham kaynağı oluyor. Özellikle Yusuf Akçura ve çevresinin çabalarıyla, Rusya’dan göç eden aydınların etkisiyle halkçılık düşüncesi Osmanlı entelektüel gündemine taşınıyor.

Toprak, halkçılığın yalnızca bir ideoloji değil, aynı zamanda Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte toplumsal yapının yeniden şekillenmesinde belirleyici bir unsur olduğunu vurguluyor. Osmanlı popülizmi, ulus-devlet inşasının temelini oluşturuyor ve Cumhuriyet’in siyasal, toplumsal düzenine yön veren ana damar haline geliyor.

Sonuç olarak eser, II. Meşrutiyet ile Cumhuriyet arasındaki dönemi geniş bir perspektifle değerlendirerek, modern Türkiye’nin düşünsel temellerine ışık tutuyor ve popülizmin bu süreçteki merkezi rolünü görünür kılıyor.

  • Künye: Zafer Toprak – Türkiye’de Popülizm, 1908-1923, İş Kültür Yayınları, tarih, 504 sayfa, 2025

Michael Freeman – İnsan Hakları (2025)

Michael Freeman’ın bu kitabı, insan haklarının tarihsel gelişimini, felsefi temellerini ve günümüzdeki uygulama sorunlarını derinlemesine inceliyor. Yazar, insan haklarının yalnızca hukuki belgelerden ibaret olmadığını, aynı zamanda kültürel, politik ve ahlaki boyutları olan evrensel bir kavram olduğunu vurguluyor. ‘İnsan Hakları’ (‘Human Rights (4th Edition)’), Aydınlanma düşüncesinden başlayarak modern insan hakları fikrinin köklerini, farklı medeniyetlerdeki hak anlayışlarını ve bu fikirlerin küresel ölçekte nasıl evrildiğini anlatıyor. Freeman, hakların mutlak değil, tarihsel koşullar ve güç ilişkileri içinde şekillendiğini belirtiyor.

Eserde ayrıca Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesi’nin doğuşu, uluslararası hukuk mekanizmaları ve bölgesel insan hakları sistemleri detaylı biçimde ele alınıyor. Yazar, bu mekanizmaların başarısının, devletlerin iradesi ve sivil toplumun etkinliğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu savunuyor. Kitap, ifade özgürlüğü, din özgürlüğü, azınlık hakları, ekonomik ve sosyal haklar gibi alanlarda yaşanan ihlallerin hem yerel hem de küresel dinamiklerini inceliyor.

Freeman, insan hakları savunusunun gelecekte karşılaşacağı zorluklara da değiniyor. Küresel eşitsizlikler, iklim krizi, göç hareketleri ve dijital çağın getirdiği mahremiyet sorunlarının, hak anlayışını yeniden tanımlayabilecek güçte olduğunu öne sürüyor. Kitap, okuyucuya insan haklarının yalnızca teorik bir ideal değil, günlük yaşamın her alanında mücadele edilmesi gereken canlı bir pratik olduğunu hatırlatıyor.

  • Künye: Michael Freeman – İnsan Hakları: Yaklaşımlar, Kazanımlar, Sorunlar, çeviren: Kıvanç Koçak, İletişim Yayınları, siyaset, 295 sayfa, 2025

Karl Polanyi – Büyük Dönüşüm (2025)

Karl Polanyi, modern kapitalizmin ortaya çıkışını ve 19. yüzyılın ekonomik düzenini inceleyerek, piyasa ekonomisinin toplumsal yapı üzerindeki etkilerini tartışıyor. Kitap, özellikle sanayi devrimi sonrası dönemde piyasanın kendi kendini düzenleyen bir mekanizma olarak görülmesinin nasıl derin toplumsal dönüşümlere yol açtığını gösteriyor. Polanyi, ekonominin tarihin büyük kısmında toplumsal ilişkilerin içine gömülü olduğunu, ancak 19. yüzyılda bunun tersine çevrilerek toplumun piyasa kurallarına göre yeniden şekillendirildiğini savunuyor.

Yazar, bu dönüşümün “büyük dönüşüm” adını verdiği süreçle gerçekleştiğini, serbest piyasa ilkesinin emek, toprak ve parayı da metalaştırarak insan yaşamının temel unsurlarını piyasaya tabi kıldığını belirtiyor. Bu durum, toplumsal istikrarsızlık, yoksulluk ve krizlere zemin hazırlıyor. Polanyi, devletin bu süreçte pasif bir gözlemci olmadığını, aksine serbest piyasayı kurmak ve sürdürmek için aktif politikalar uyguladığını vurguluyor.

‘Büyük Dönüşüm: Çağımızın Siyasal ve Ekonomik Kökenleri’ (‘The Great Transformation: The Political and Economic Origins of Our Time’), 20. yüzyılda ortaya çıkan ekonomik ve siyasi krizlerin, piyasa güçleri ile toplumsal koruma mekanizmaları arasındaki çatışmadan doğduğunu ileri sürüyor. Polanyi, toplumların piyasaların yıkıcı etkilerine karşı kendilerini korumak için sosyal politikalar geliştirdiğini, ancak bu koruma refleksinin siyasi kutuplaşmayı da tetiklediğini aktarıyor. Eser, kapitalizmin yalnızca ekonomik değil, derin bir toplumsal proje olduğunu göstererek, piyasa ve toplum arasındaki dengenin yeniden düşünülmesi gerektiğini öne sürüyor.

  • Künye: Karl Polanyi – Büyük Dönüşüm: Çağımızın Siyasal ve Ekonomik Kökenleri, çeviren: Ayşe Buğra, İletişim Yayınları, iktisat, 432 sayfa, 2025

Kolektif – Politik ‘Şeyleri’ Tasniflemek (2025)

Komplo teorilerine yaklaşım, geçmişe kıyasla bugün çok daha karmaşık bir soru halini alıyor. Bu kitap, meseleyi tekil cevaplardan ziyade, komplo teorilerini anlama biçimlerini inceleyen bir bakışla ele alıyor. Amacı, bu teorilerin sunduğu dünya tasavvurunun ardındaki ideolojik sınıflandırma mantığını çözümlemek. Sosyal bilimler perspektifinden hareket eden yazar, komplo teorilerinin yalnızca irrasyonel veya paranoyak bir tutumun ürünü olarak damgalanmasını sorguluyor.

Eser, komplo teorilerini baştan reddetmek yerine, onların siyasî coğrafya ve yerel-kültürel bağlamla kurduğu ilişkileri anlamaya odaklanıyor. Bu yaklaşım, araştırmacıya hem eleştirel hem de mesafeli bir duruş imkânı sağlıyor. Kitap, komplo teorilerinin toplumsal işlevlerini, kategorik yapılarını ve söylemsel bağlamlarını analiz ederek, onları yalnızca yanlış bilgi üretimi olarak değil, belirli bir düşünme biçimi ve toplumsal ilişki kurma tarzı olarak konumlandırıyor.

Bu çerçevede, okura hem teorik hem de yöntemsel bir araç seti sunarak, komplo teorilerini tek boyutlu bir reddedişin ötesine taşıyor. Böylece konu, günümüz siyasal ve kültürel tartışmalarıyla bağlantılı olarak, daha geniş ve eleştirel bir perspektifle değerlendirilebiliyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: İsmet Parlak, Yağız Alp Tangün, Efe Baştürk, Toygar Sinan Baykan, Hamit Bozarslan, Kadir Dede, Mehmet Güldal, Kerem Karaosmanoğlu, Mehmet Akif Kumtepe, Beate Küpper, Armağan Öztürk, Erol Sağlam, Elif Sandal Önal, Doruk Tatar, Çağla Pınar Tunçer, Andreas Zick.

  • Künye: Kolektif – Politik ‘Şeyleri’ Tasniflemek: Komplo Teorileri Nasıl Okunmalı, editör: İsmet Parlak, Yağız Alp Tangün, İmge Kitabevi, siyaset, 409 sayfa, 2025

Menekşe Tokyay – Karnım Zil Çalıyor! (2025)

Menekşe Tokyay’ın ‘Karnım Zil Çalıyor!: Bir Hak Olarak Ücretsiz Okul Yemeği’ adlı kitabı, yalnızca çocukların beslenme yetersizliğine dikkat çeken bir çağrı değil; aynı zamanda eğitimde eşitliğin, sosyal adaletin ve kalkınma politikalarının da merkezine yerleştirilmesi gereken bir meseleyi gündeme taşıyor. Tokyay, çocukların aç karnına okula gitmek zorunda bırakıldığı, temiz suya erişimde bile ciddi eşitsizliklerin yaşandığı bir ülkede bu durumun artık “çözülmesi gereken acil bir sorun” olduğunu güçlü verilerle ortaya koyuyor.

Yetersiz beslenmenin yalnızca fiziksel gelişimi değil, zihinsel performansı da derinden etkilediğini hatırlatan yazar, bu sorunun bireyin hayatı boyunca sürecek bir eşitsizliğe dönüştüğünü vurguluyor. Türkiye’de milyonlarca öğrencinin gıdaya erişiminin yalnızca ailesinin ekonomik gücüne bağlı olmasının hem ahlaki hem de yapısal bir adaletsizlik yarattığını belirtiyor. Bu tablo, yalnızca çocukların değil, toplumun genel refahını da tehdit ediyor.

Tokyay kitabında, dünya genelindeki çeşitli okul yemeği uygulamalarını inceliyor; finansman modellerinden yasal düzenlemelere kadar pek çok boyutla konuyu masaya yatırıyor. Ancak esas katkısı, bu politikaların Türkiye’de nasıl uygulanabileceğine dair somut ve uygulanabilir öneriler geliştirmesi. Ücretsiz okul yemeğinin yalnızca bir sosyal destek değil, bir hak olarak tanınması gerektiğini savunurken, bunun eğitimde fırsat eşitliğini artıracağını ve uzun vadede ülke kalkınmasına önemli katkı sağlayacağını net bir şekilde ortaya koyuyor. Kitap, karar vericilere olduğu kadar, her yurttaşa da bir vicdan çağrısı yapıyor.

  • Künye: Menekşe Tokyay – Karnım Zil Çalıyor!: Bir Hak Olarak Ücretsiz Okul Yemeği, İletişim Yayınları, inceleme, 246 sayfa, 2025

Serdar Korucu – ‘Bu Yas Bitmez’ (2025)

Serdar Korucu’nun bu çalışması, 2015-2016 yıllarında Türkiye’nin güneydoğusunda yaşanan ağır insan hakları ihlallerine ve sivil kayıplarına dair kişisel tanıklıkları merkeze alıyor. Kitap, istatistiklerin donuk diline sıkışmadan, doğrudan hayatlara dokunan hikâyeler üzerinden okuyucuyu bir hafıza alanına davet ediyor. Yüz binlerce insanın yerinden edildiği, evlerin yerle bir olduğu, hayatların yarım kaldığı bir döneme dair anlatılar, acının bireysel değil, toplumsal bir hafızaya dönüştüğünü gösteriyor.

Eser, yalnızca bir dönemsel belgeleme faaliyeti değil, aynı zamanda devlet şiddeti, adalet yoksunluğu ve sessizlik duvarı karşısında hakikatin izini sürmeye çalışan bir hafıza çalışması niteliği taşıyor. Kitapta yer verilen 12 tanıklık, sayıların ötesine geçerek yas tutmanın, kaybetmenin, beklemenin ve unutamamanın farklı biçimlerini görünür kılıyor. Her biri, resmi anlatının dışında bırakılmış hayatların parçası olan kişisel direnişler olarak öne çıkıyor.

Tanıklıklar:

Cizîr (Cemile) Çağırga’nın annesi Emine Çağırga: “3 kez “Cizîr”, “Cizîr”, “Cizîr” diye seslendim, ses etmedi. En son “Ay anne” dedi sadece ve sonra vefat etti. Gözlerini kapattım. Mecbur kalmasak onu buzdolabına mı koyardım? Çare yoktu.”

Taybet İnan’ın kızı, Yusuf İnan’ın yeğeni Halime İnan: “Annem evin arkasında yerde yatıyor. Sanki böyle biraz kısa bir uyku uyuyacakmış gibi… O sokağa her baktığımda, annemin yerde uzanmış o halini görüyorum. Her şey gözümün önüne geliyor.”

Helin Hasret Şen’in annesi Nazmiye Şen: “Annesiyle ekmek almaya giden 12 yaşındaki bir kız. Benim kızım niye öldürüldü? Tek suçu Sur’da yaşamak mıydı? Benim çocuğum maganda kurşunuyla vurulsaydı emin olun faili bulunduğu gibi müebbet cezası yerdi.”

Selamet Yeşilmen’in eşi Abdurrahim Yeşilmen: “Tandırın ateşini yakmış, yukarıdan hamuru alacak. Yukarıya gitmeden eşim merdivenlerde öldürüldü. Benim eşimin resmi, Meclis’e kadar gitti. Videoları var. Yapacak bir şey yok. Yas bitmez. Bu yas bitmez.”

  • Künye: Serdar Korucu – ‘Bu Yas Bitmez’: Cizre, Silopi, Beytüşşebap, Sur, Yüksekova ve Nusaybin’dekiler Anlatıyor, 2015-2016, Kor Kitap, siyaset, 168 sayfa, 2025