Peter Drucker – Sapkın (2021)

Lezbiyen/gey özgürleşmesi ve lezbiyen/gey çalışmaları, kırk yıldan fazla bir geçmişe sahip.

Queer çalışmalarda 21. yüzyılın başta gelen Marksist bilim insanlarından biri olarak öne çıkan Peter Drucker de, bu zengin deneyimin antikapitalist mücadeleyle nasıl harmanlanabileceğini irdeliyor.

Kapitalizm ile heteroseksüel norm arasındaki ve sınıf ile cinsel politika arasındaki bağlantılar üzerine çok iyi bir kitap olarak okunabilecek ‘Sapkın’, solun günümüzde hâlâ queer’i dışlamaya eğilimli olmasını eleştirerek, sol ile queerlerin anti-kapitalizm şemsiyesi altında bir araya gelmelerinin neden hayati derecede önemli olduğunu ortaya koyuyor.

Drucker kitabına, gey normalleşmesinin kökenlerini aydınlatarak başlıyor ve devamında da, neoliberalizmin cinsel politikası ile neoliberalizmde gey normalleşmesini ve queer bir cinsel politikanın imkânları ve karşılaşacağı sorunları çok yönlü bir bakışla tartışıyor.

Kitaptan çarpıcı bir alıntı:

“Sekülerleşme yolunda farklı hızlarda gerçekleşen ilerlemeler de LGBT toplulukların daha hızlı ya da daha yavaş ortaya çıkmasında bir başka etkendi. ABD’de aşırı tutucu Protestanlar ile Latin Amerika’da Katolik Kilisesi’nin, sürecin Kuzey Avrupa’daki en seküler toplumların gerisinde kalmasında payı oldu. Bununla birlikte, Belçika ve İspanya gibi isimde Katolik olan ülkeler, isimde Lüterci İskandinavya’yı hızla yakaladı. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi Türkiye kentleri örneği, İslam dünyasında LGBT kimliklerin ortaya çıkışında sekülerleşmenin (Türkiye örneğinde sömürge karşıtı devrimin bir sonucudur) önemini gösterdi. Bu ülkedeki ticari faaliyet alanlarının ve örgütlenme çabalarının, ta 1990’ların sonlarına değin, Kahire ve Karaçi gibi belli başlı metropollerde bile bir benzeri görülmedi.”

  • Künye: Peter Drucker – Sapkın: Gey Normalleşmesi ve Queer Antikapitalizm, çeviren: Ege Acar, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 656 sayfa, 2021

Kolektif – Kentlerin Türkiyesi (2021)

AKP iktidarında, Türkiye modernleşme tarihinin en dramatik dönüşümleri yaşandı.

Bu güzel kitap ise, Adana-Mersin, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Eskişehir, Gaziantep, İzmir, Kayseri, Konya, Samsun ve Van’ın, 2000’li yıllardan itibaren AKP’nin uyguladığı ekonomi politikalarından sonra nasıl dönüştüğünü izliyor.

Çalışma, küreselleşme ve politika arasındaki diyalektik ilişkiyi odağa alarak, küreselleşmenin son evresinde tanık olunan mekânsallıkları politik olarak inşa olunan, kendi içinde çelişki ve çatışmalar barındıran bir süreç olarak irdeleyerek açılıyor.

Kitabın devamında da,

  • Türkiye’nin kentleşme tarihinin temel nitelikleri ve dönüm noktaları,
  • 2000’li yıllarda kent-bölge oluşumlarını biçimlendiren maddi yapıları ve politik süreçler,
  • İkinci Dünya Savaşı sonrasını izleyen üç ayrı alt dönemde Türkiye kentleşmesini biçimlendiren yasal, kurumsal, politik ve ekonomik dinamikler,
  • 2000’li yıllarda Anadolu kentlerinin içinden geçtiği ekonomik dönüşüm süreci,
  • Adana-Mersin, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Eskişehir, Gaziantep, İzmir, Kayseri, Konya, Samsun ve Van’ın ulusal ölçekte birbirlerine kıyasla konumlarının ne yönde değiştiği, bu süreçte kentlerin ulus-üstü ölçeklerle ne derece eklemlendiği ve tüm bu sürecin toplumsal kalkınma açısından ne ölçüde tatminkâr sonuçlar ürettiği,
  • Ve bunun gibi pek çok ilgi çekici konu tartışılıyor.

Kitabın yazarları ise şöyle: Fırat Genç, Çağlar Keyder, E. Fuat Keyman ve Ayşe Köse Badur.

  • Künye: Fırat Genç, Çağlar Keyder, E. Fuat Keyman ve Ayşe Köse Badur – Kentlerin Türkiyesi: İmkânlar, Sınırlar ve Çatışmalar, İletişim Yayınları, kent çalışmaları, 248 sayfa, 2021

Pierre Broué – Almanya’da Devrim (2021)

1917’den 1923’e kadar, devrimcilerin Almanyası’nda mücadele, sokak savaşlarıyla, barikat saldırılarıyla yürüdü.

Fakat aynı zamanda ve özellikle fabrikalarda, madenlerde, halk evlerinde, sendikalarda ve partilerde, mitinglerde ve komite toplantılarında, politik-ekonomik grevlerde, sokak gösterilerinde, fikir savaşlarında, kuramsal tartışmalarda kendini gösterdi.

Daha önce ‘İspanya’da Devrim ve İç Savaş‘ adında çok önemli bir yapıtına da yer verdiğimiz Pierre Broué’nun bu eşsiz çalışması da, Almanya’daki işçi sınıfının bağrındaki bu kıyasıya kavgayı başından sonuna değin izliyor.

Tam 869 sayfalık bu oylumlu kitap, o dönemde Alman devrimcilerinin “solculuk” ile “oportünizm”, “bağnazlık” ile “revizyonizm”, “aktivizm” ile “eylemsizlik” arasında geleceğe doğru giden zorlu yollarının kapsamlı bir dökümünü yapıyor, Rus yoldaşlarının başarılı deneyimlerinden de yola çıkarak kendi ülkelerinde iktidarın işçi sınıfı tarafından ele geçirilmesini sağlama almanın yollarını keşfetme çabasını ele alıyor.

  • Künye: Pierre Broué – Almanya’da Devrim 1917-1923, çeviren: Şule Çiltaş, Ayrıntı Yayınları, tarih, 896 sayfa, 2021

Rosa Luxemburg – Toplumsal Reform ya da Devrim & Kitle Grevi, Parti ve Sendikalar & Teori ve Pratik (2021)

Büyük devrimci Rosa Luxemburg’un kaleminden çıkan son sözcükler şunlardı: “Vardım, varım, var olacağım!”

Luxemburg’un üç siyasi yazısını bir araya getiren bu kitap ise, böylesine tarihsel bir figürün katkılarını soğurmak ve yeniden düşünmek için harika bir fırsat.

Kitabın ilk yazısı olan “Toplumsal Reform ya da Devrim”, İkinci Enternasyonal içindeki reformcu eğilimlere karşı bir manifesto niteliğinde.

Bu metin, “Teori ve Pratik” ile birlikte, kapitalizme ilişkin temel Marksist tezlerin geçerliliğini yitirdiğinden hareketle reformcu bir siyaset öneren anlayışa ve kapitalizmin görünürdeki istikrarının yarattığı illüzyona verilen en yaratıcı yanıttır.

“Kitle Grevi, Siyasal Parti ve Sendikalar” ise, Luxemburg’un devrimci mücadelede kendiliğindenlik, örgütlenme ve siyasal-toplumsal gelişmişlik sorunlarını derinlemesine çözümlediği bir çalışmadır.

Luxemburg’un üç önemli metninin daha, hem de yakın zamanda yine aynı yayınevi tarafından ‘Devrimin Güncelliği & Lenin’le Tartışmalar & Örgütlenme ve Demokrasi’ başlığıyla yayımlanacağını da belirtelim.

  • Künye: Rosa Luxemburg – Toplumsal Reform ya da Devrim & Kitle Grevi, Parti ve Sendikalar & Teori ve Pratik, çeviren: Tunç Tayanç, Dipnot Yayınları, siyaset, 264 sayfa, 2021

Srećko Horvat – Gelecekten Gelen Şiir (2021)

Kapitalizm dünya çapında büyük vahşet yaratırken, buna muhalefet edecek güçler neden küreselleşemiyor?

Srećko Horvat, ulusal sınır ve kimlikleri aşan küresel bir örgütlenmenin nasıl inşa edilebileceğini tartışıyor.

Günümüzün bu en acil sorunlarından birine yanıt veren ‘Gelecekten Gelen Şiir’, küresel düzeni kökten sarsacak bir enternasyonalizmin manifestosu olarak okunmalı.

“Bugün yaşadığımız işgal, başka bir alternatif olmadığına, dolayısıyla bir geleceğin de olmadığına yönelik yaygın hisse –hatta gerçekliğe– dayanıyor.” diyen Horvat, Nazi işgalindeki Yugoslavya’nın partizan direniş hareketinden mülteci kamplarına, edebiyat ve sinemadaki distopik anlatılardan günümüz isyan hareketlerine uzanıyor.

Kitabın en önemli katkısı, yalnızca içinde bulunduğumuz vahim durumu çok yönlü bir şekilde ortaya koyması değil, aynı zamanda bundan nasıl çıkabileceğimiz konusunda çarpıcı bir vizyon da sunması.

  • Künye: Srećko Horvat – Gelecekten Gelen Şiir: Küresel Özgürleşme Hareketi Neden Uygarlığımızın Son Fırsatı?, çeviren: M. Taha Tunç, Kolektif Kitap, siyaset, 190 sayfa, 2021

Kolektif – Pandeminin Düşürdüğü Maskeler (2021)

Tek yapabileceği hayal satmak olanlar, hakikatten nefret eder!

‘Pandeminin Düşürdüğü Maskeler’, üzerinden tamı tamına bir yılın geçtiği pandemide yalan söyleyenlerin karşısında hakikati savunmaktan geri adım atmayan Türk Tabipleri Birliği’nin çatısı altında çalışan insanların sözüne yer veriyor.

Covid-19 salgınını ile salgının Türkiye’deki seyrinin sağlam bir fotoğrafını çekerek açılan kitapta, pandemide Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulu’nun ne gibi bir işlev üstlendiğini, pandemide çöken sosyal güvenlik sistemini, hekim meslek örgütlerinin bu süreçteki çalışma ve mücadelesini ve Covid-19’un sağlık çalışanları üzerindeki büyük yıkımı anlatıyor.

Osman Elbek ve Kayıhan Pala’nın, Türk Tabipleri Birliği’nin bilimsel birikim ve alan deneyimini yansıtarak hazırladıkları derlemeye, bu iki hekim-yazarın yanı sıra Özlem Kurt Azap, Eriş Bilaloğlu, Ergün Demir, Güray Kılıç, Yücel Demirer, Ümit Kartoğlu, Feride Aksu Tanık ve Cavit Işık Yavuz da makaleleriyle katkıda bulunmuş.

  • Künye: Kolektif – Pandeminin Düşürdüğü Maskeler: COVID-19 Salgınının Muhasebesi, derleyen: Osman Elbek ve Kayıhan Pala, İletişim Yayınları, sağlık, 271 sayfa, 2021

Rosi Braidotti – İnsan Sonrası Bilgi (2021)

‘Hakikat sonrası’ popülist liderlerin paranoyak ve ırkçı retoriğine karşı, olumlayıcı etik ve politik pratikleri inşa etmek için birlikte nasıl emek verebiliriz?

Şu ana kadar çok önemli çalışmalara imza atmış Rosi Braidotti, insan sonrası dönem için bir yol haritası çiziyor.

Temellendirilmiş, hesap verebilir ve aktif bir ‘biz’ oluşturarak işe başlamamız gerektiğini belirten Braidotti, yaratıcı bir direnişi toplumsal olarak nasıl inşa edebileceğimizi, beşeri bilimlerdeki akademisyenlerin mevcut durumda insan sonrası zorluklara cevap olacak şekilde bilgi alanlarını nasıl yeniden şekillendireceklerini, nihilizme direnmek, tüketici bireycilikten kaçınmak ve yabancı düşmanlığına karşı bağışıklık kazanmak için hangi araç gereçleri kullanabileceğimizi irdeliyor.

Braidotti’ye göre insan sonrası yaklaşım bütün canlı yaşamı, ekolojiyi ve teknolojiyi bir süreklilik olarak gören; duygulanıma, ilişkiselliğe ve çapraz üretkenliğe odaklanan, farklılıklardan beslenen, olumlayıcı etiği kendine rehber edinen, materyalist ve eleştirel, neşeli, tutkulu ve yaratıcı bir yaklaşımdır.

‘İnsan Sonrası Bilgi’, Dördüncü Endüstri Devrimi ile Altıncı Yok Oluş’un kesişiminde yaşadığımız insan sonrası dönemde beşeri bilimlerin dönüştürücü potansiyelini gerçekleştirmeye yönelik bir çağrı niteliğinde.

  • Künye: Rosi Braidotti – İnsan Sonrası Bilgi, çeviren: Seyran Sam ve Eda Çaça, Kolektif Kitap, siyaset, 232 sayfa, 2021

Rosa Luxemburg – Rus Devrimi (2021)

Rosa Luxemburg’un kaleminden, Rus Devrimi’nin önemi ve Bolşevik deneyim evrensele nasıl taşınacağı üzerine önemli bir metin.

Luxemburg, erken ve trajik ölümü nedeniyle son haline getiremediği bu notlarında ayrıca, Bolşeviklerin toprak politikası, diktatörlük sorunu, demokrasi ve diktatörlük, gelişmiş kapitalist ülkelerde devrimci mücadelenin Rusya’daki devrimci mücadeleden nasıl farklı dinamiklere sahip olduğu konularını da tartışıyor.

Büyük bir düşünür ve eylemcinin bu “devrim notları” muhakkak okunmalı.

Kitabın bu baskısı ayrıca, Mesut Odman tarafından kaleme alınan “Devrimci Rosa’dan Büyük Ekim Devrimi için notlar” bölümü ile Luxemburg’un devrimci yaşamının dünyadaki ve Almanya’daki gelişmelerle karşılaştırmalı ele alındığı bir kronolojiyle de zenginleşmiş.

  • Künye: Rosa Luxemburg – Rus Devrimi, çeviren: Cangül Örnek, Yazılama Yayınları, siyaset, 86 sayfa, 2021

Kolektif – Max Stirner (2021)

Bizde maalesef hak ettiği kadar tanınmamış Max Stirner ve O’nun düşünsel mirası üzerine çok güzel bir derleme.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar, sosyal ve politik kuram, anarşizm, varoluşçuluk ve avangard sanat akımlarını derinden etkilemiş Stirner’in kişisel dünyasını ve düşüncelerini, O’nun içinde yaşadığı tarihsel bağlamı da ihmal etmeden ele alıyor.

Kitapta,

  • Stirner ve Karl Marx arasındaki ilişki,
  • Stirner’in münzevi yaşamının bilinmeyenleri,
  • Felsefi gericilerle savaşı,
  • Gönüllü başkaldırı etiği,
  • Fikirlerinin tarihsel bağlamsallığı,
  • Genç Hegelciler içindeki konumu,
  • Ve radikal politikaya olan katkıları gibi pek çok ilgi çekici konu tartışılıyor.

Kitaba makaleleriyle katkıda bulunan isimler ise şöyle: Saul Newman, David Leopold, Ruth Kinna, Riccardo Baldissone, Kuno Fischer, Paul Thomas, Widuking de Ridder ve Kathy E. Ferguson.

  • Künye: Kolektif – Max Stirner, derleyen: Saul Newman, çeviren: Güney Çeğin ve Seher Özkaya, Nika Yayınevi, felsefe, 264 sayfa, 2021

Yascha Mounk – Demokrasinin Halkla İmtihanı (2021)

Liderlerin halkla dalga geçtiği, halkın da buna karşılık yöneticilere öpücük gönderdiği bir dönemde yaşıyoruz.

Bunun literatürdeki havalı adı da, otoriter popülizm.

Peki, o öve öve bitiremediğimiz halk bilgeliği ve “halk iradesi”, nasıl oluyor da otokrat liderlere yöneliyor?

İşte Yascha Mounk bu kitabında, demokrasinin bugün içinde bulunduğu büyük krizi çözümleyerek bu soruyu yanıtlıyor.

Amerika’dan Fransa’ya, Polonya’dan Macaristan’a, Hindistan’dan Filipinler’e, Venezuella’dan Türkiye’ye uzanan Mounk, “seçmen çoğunluğu”nun siyasal tercihleri ile demokrasi arasında bir karşıtlık olup olmadığını sorguluyor.

Mounk bunu yaparken de, “Demokrasi eğer ‘halk iradesi’nin vücut bulması değilse nedir?” gibi, demokrasi üzerine zorlu sorular soruyor.

Mounk yalnızca bu soruları yanıtlamak ve günümüz demokratik sistemlerinin içinde bulunduğu çıkmazı analiz etmekle kalmıyor, aynı zamanda haklar ve özgürlüklerin korunduğu ama aynı zamanda “halk iradesinin kamu politikalarına yansıdığı,” uzun bir demokrasi mücadelesinin sonucu olan demokratik kurumların ve bir bütün olarak özgürlüğün ve insan haklarının korunduğu bir demokrasinin nasıl inşa edilebileceği üzerine kimi önerilerde de bulunuyor.

  • Künye: Yascha Mounk – Demokrasinin Halkla İmtihanı, çeviren: İnanç Özekmekçi, h2O Kitap, siyaset, 344 sayfa, 2021