Kolektif – Türkiye’de Gençlik Araştırmaları (2022)

 

‘Türkiye’de Gençlik Araştırmaları : Temalar, Yönelimler ve Yaklaşımlar’, yakın dönem Türkiye tarihine ışık tutan, yeni kuşakların eğilimlerinin izini süren bir kitap.

Türkiye’de gençlik son zamanlarda daha fazla gündeme gelmeye başladı.

Özellikle gençlerin siyasi eğilimleri ve olası bir seçimde hangi partileri destekleyecekleri, günümüz gençlerinin içinde yer aldığı varsayılan “Z kuşağı’nın” özellikleri ve gençlerin yurtdışına gitmeyi tercih etmeleri sıkça tartışılıyor.

Gençliğin tartışılması gençlerin daha fazla dikkate alınmasına imkan verdiği müddetçe önemli bir gelişme.

Ancak, gençliğin kamuoyunda gündeme getirilişinde bazı temel eksiklikler hemen dikkat çekiyor.

Yıldırım Şentürk, Ayşe Berna Uçarol ve Abdullah Ezik tarafından yayına hazırlanan bu eserin her bir bölümünde alanında uzun yıllardır çalışma yürüten araştırmacı, akademisyen ve yazarların metinleri gençlik üzerine ihmal edilen meseleleri yeniden tartışmaya açıyor.

Kitap, gençliğin ve yeni kuşakların ihtiyaçlarının anlaşılmasında yeni bir rol oynayacak nitelikte.

  • Künye: Kolektif – Türkiye’de Gençlik Araştırmaları: Temalar, Yönelimler ve Yaklaşımlar, editör: Yıldırım Şentürk, Ayşe Berna Uçarol ve Abdullah Ezik, Heretik Yayıncılık, sosyoloji, 504 sayfa, 2022

Ian Goldin, Goeffrey Cameron ve Meera Balarajan – Sıra Dışı İnsanlar (2022)

Göç, insanlık tarihiyle yaşıttır.

Üç yazarlı bu enfes kitap, hem göçlerin geçmişte toplumları nasıl kökten dönüştürdüğünü gösteriyor hem de dünyanın geleceğini nasıl etkileyeceği konusunda ufuk açıcı öngörüler sunuyor.

Dünya halklarının yeniden birbirine bağlanması ve karışımının, birçok toplumda hakim normlara ve pratiklere meydan okuduğu, dinamik bir küresel entegrasyon çağında yaşıyoruz.

Dağılma ve bütünleşme aynı anda ve iç içe gerçekleşen süreçler.

Kültürel kodlar buna uyum sağlıyor.

Yeni ekonomiler açığa çıkıyor.

Yenilikler büyüyor.

Toplumsal kurumlar ayak uydurma mücadelesi veriyor.

Birçok kişi için göçle bağlantılı güçlükler, post-modernizm, çok kültürlülük ve arzu uyandırıcı kozmopolitanizm çağımızın karakteristik özellikleridir.

Bazıları insanların ortak yanlarının daha çok olduğu hayali bir geçmişe özlem beslemektedirler.

Bugün beşeri hareketlerin ölçeği, hızı ve yoğunluğu belki daha büyük olsa da, göç alışkanlıkları ve yıkıcı etkileri insanlık kadar eskidir.

Yabancılar, her zaman kendilerini benimseyen toplumların muhalefetiyle karşılaşmışlardır.

Bununla birlikte tarihin yönü, topluluğun sınırlarında bitmek bilmez bir genişlemeye işaret etmektedir.

Kültürel ve politik hudutlarımız yavaş yavaş geri çekilmiştir.

  • Künye: Ian Goldin, Goeffrey Cameron ve Meera Balarajan – Sıra Dışı İnsanlar: Göç Dünyamızı Nasıl Şekillendirdi ve Geleceğimizi Nasıl Tanımlayacak?, çeviren: Akın Emre Pilgir, Gav Perspektif Yayınları, inceleme, 358 sayfa, 2022

William C. Cockerham – Sağlığın ve Hastalığın Toplumsal Nedenleri (2022)

Toplum, sağlığımız üzerindeki en büyük tehdittir.

William C. Cockerham, sağlık sosyolojisi alanına önemli katkıda bulunan bu çalışmasında, toplumun insanın sağlıklı ya da hasta olmasında oynadığı rolü detaylı şekilde ortaya koyuyor.

Uzun yıllar boyunca sosyolojinin bir alt dalı olarak varlığını sürdüren sağlık sosyolojisi, günümüzde çok önemli bir konuma sahip.

Sağlık sosyolojisi alanında konumlanan ve William C. Cockerham tarafından yazılan bu kitap, insan hayatında belki de en önemli şey olan sağlığın korunmasında ya da yerini hastalığa bırakmasında toplumsal faktörlerin oynadığı nedensel rolü, bilimsel kanıtlarla gözler önüne seriyor.

Toplumsal yapının ve bu yapının mekanizmalarının insanın sağlıklı ya da hasta olmasında oynadığı rolü detaylı bir şekilde açıklayan bu kitap, başlıca sınıfsal konum, yaş, toplumsal cinsiyet, ırk ve etnik köken gibi biyolojik ve toplumsal olarak inşa edilmiş etkenlere odaklanıyor.

Bu etkenler aracılığıyla meydana gelen yaşam koşulları, yaşam tarzları ve sosyal sermayenin de kişinin sağlıklı ya da hasta olmasında belirleyici bir rol oynadığı ortaya konuluyor.

Sağlık sosyolojisi başta olmak üzere sosyoloji alanında yapılmış birçok kuramsal araştırmaya ve yazılmış birçok makaleye atıfta bulunan kitabın ana fikri, toplumsal faktörlerin arka planda yer almaktan ziyade insan sağlığına direkt olarak etki ettiğidir.

  • Künye: William C. Cockerham – Sağlığın ve Hastalığın Toplumsal Nedenleri, çeviren: Ercan Tugay Akı, Ayrıntı Yayınları, sosyoloji, 368 sayfa, 2022

Laurence Louër – Sünniler ve Şiiler (2022)

Sünni-Şii ilişkilerine yön vermiş siyasi, sosyolojik ve tarihi dinamikler üzerine çok önemli bir çalışma.

Ortadoğu üzerine çalışmalarıyla tanınan siyaset bilimci Laurence Louër, kitabının ilk kısmında halifelik tartışmasının başlangıcından günümüze Sünniler ve Şiilerin küresel bir siyasi tarihini sunuyor.

Bunu yaparken çağdaş çatışmaların tarihî kökenlerini açıklıyor, tarihî süreklilikler ve kopuşları vurguluyor, düşmanlık ve örtüşme noktalarının altında yatan dinamiklere ışık tutuyor.

İkinci kısımda, siyasal alanın Sünni-Şii ayrımıyla yapılandırıldığı birçok ulusal konfigürasyona ilişkin tarihsel ve sosyolojik bir araştırma yürütülüyor.

Böylece Sünni ve Şii kimliklerinin diğer toplumsal, etnik, dilsel, bölgesel, iktisadi ve statüsel kimliklerle nasıl eklemlendiği ortaya konuluyor.

Yazara göre, birçok Ortadoğu ülkesinde var olmakla birlikte, Sünni-Şii ayrımının ulusal ve bölgesel siyasi bağlamlara bağlı olarak şiddetli çatışmalara yol açıp açmamasının gerisinde, –her toplumun kendi koşullarına özgü– bu eklemlenme yatıyor.

Sünni-Şii ilişkilerinin tarihi, nereden bakılırsa bakılsın bin yılı aşkın süredir devam eden kesintisiz bir çatışmanın hikâyesidir.

Bu bitimsiz mücadele, Hz. Muhammed’in halefi etrafındaki anlaşmazlıklardan doğan kadim nefrete bağlansa da, aradan geçen yüzyıllar, mevcut ihtilafın siyasi bağlama göre kâh canlanıp kâh sönümlendiğine işaret eder.

Bu iniş çıkışlar çoğu zaman hükmeden ile hükmedilen grupların ihtiyaçlarına göre şekillenirken, bazen siyasi elitlerin meşruiyet kazanmasına yaramış, bazen de isyancıların başkaldırısının veya din adamlarının nüfuz kazanma çabasının aracı olmuştur.

‘Sünniler ve Şiiler: Bir İhtilafın Siyasi Tarihi’ bugün hâlâ devam eden bu gerilimin tarihteki izini sürerken, İslâm’ın iki büyük mezhebi arasındaki süreklilik ve kopuşları da araştırıyor.

Louër, uluslararası camiada başvuru kaynağı olarak kabul gören kitabında Irak, Pakistan, Suudi Arabistan, İran, Yemen ve Lübnan gibi farklı ülkelerin kendilerine has siyasi koşullarını ve toplumsal yapılarını göz ardı etmeden, serinkanlı bir Ortadoğu panoraması ortaya koyuyor.

  • Künye: Laurence Louër – Sünniler ve Şiiler: Bir İhtilafın Siyasi Tarihi, çeviren: Barış Özkul, İletişim Yayınları, siyaset, 253 sayfa, 2022

Uğur Şahin Umman – Çalışma Acısı (2022)

Şu gerçek çok açık ve nettir: kapitalizmin gözünde çalışanlar insan bile değildir!

Uğur Şahin Umman, aç kalmamak, ailesini geçindirmek için hem fizikî hem manevi olarak zorluklarla mücadele etmek zorunda kalan çalışanların hikâyelerini sunarak çalışma acısının korkunç boyutlarını ortaya koyuyor.

Basit bir biçimde, “çalışmanın insanın ruhunda ve fiziksel bütünlüğü üzerinde oluşturduğu tahribat nedeniyle çalışan kişilerin çektikleri fiziksel ve/veya manevi acı, ıstırap” olarak tanımlanabilecek “çalışma acısı” kavramı Türkiye’de yaygın olarak kullanılmayan, pek bilinmeyen bir kavram.

Uğur Şahin Umman, gerçek bir araştırmacı gazeteci titizliğiyle, onlarca çalışanla yaptığı görüşmelerle bu kavramın içini alabildiğine dolduruyor.

Zira meslek hastalıklarından iş cinayetlerine, güvencesiz çalışma koşullarının yarattığı baskılardan mobbinge, performans sisteminin çalışanlar üzerinde meydana getirdiği tahribattan psikososyal gerilime ve daha da ötelere uzanan, geniş mi geniş bir yelpaze söz konusu “çalışma acısı” deyince.

Umman’ın aktardığı, iç burkan, düşündüren ama her biri gerçek olan hikâyelerde billurlaşansa kapitalizmin çalışanları pek de insan olarak görmediği!

Aç kalmamak, ailesini geçindirmek için hem fizikî hem manevi olarak zorluklarla mücadele etmek zorunda kalan çalışanların hikâyelerini bir araya getiren ‘Çalışma Acısı: Emek ve Eziyet Deneyimleri’, hem “sınıf mücadelesi”nin bugününü daha iyi analiz edebilmek hem kapitalizmin çarpık yüzünü net biçimde görmek için sahici insan hikâyeleriyle dopdolu bir çalışma.

Kitap, işyerinde hissedilen kapitalist çalışma kaynaklı şiddetle diğer, ev içi, siyasi şiddet gibi şiddet türleri arasında illiyet bağlarını ve bunlara karşı mücadele imkânlarını kurmak için de önemli.

  • Künye: Uğur Şahin Umman – Çalışma Acısı: Emek ve Eziyet Deneyimleri, İletişim Yayınları, inceleme, 319 sayfa, 2022

Yusuf Ekinci – Kürt Sekülerleşmesi (2022)

Kürt toplumunda yaşanan sekülerleşme sürecini hızlandıran nedenlerden biri olarak Kürt solunun kuşaklar üzerindeki etkisine odaklanan önemli bir çalışma.

Yusuf Ekinci, Diyarbakır’da farklı çevrelerden gençlerle yaptığı derinlemesine görüşmelere dayanarak bu süreci analiz ediyor.

1960’lardan itibaren filizlenmeye başlayan ve 1970’lerde muhtelif örgütlerce temsil edilen Kürt sol/sosyalist düşüncesi, toplumsal etki alanını peyderpey

genişleterek 2000’lere gelindiğinde Kürt toplumunda hegemonik bir güç haline geldi.

Türkiye toplumu muhafazakârlaşıyor mu, yoksa aksine aslında sekülerleşiyor mu veya “dinden soğuma” mı var?

‘Kürt Sekülerleşmesi’, 21. yüzyılın ilk çeyreğinde çok tartışılan bu konuya yeni Kürt kuşakları örneğinde mercek tutuyor.

Ekinci, Diyarbakır’da farklı çevrelerden gençlerle yaptığı derinlemesine görüşmelere de dayanarak, sekülerleşme sürecinin değişik veçhelerine bakıyor.

Din ve ibadetlere bakış, “başörtüsü yorgunluğu”, alkol kullanımı, kadına bakış, LGBT “meselesi”, kılık kıyafet, isim tercihi, flört, evlilik-boşanma, yaşlı-genç hiyerarşisi gibi birçok özgül konuyu ele alarak, sekülerleşme deneyiminin somut görünümlerini önümüze seriyor.

Kuşaklar arası değişimi vurgulamanın yanında iki dinamiğe dikkat çekiyor, ‘Kürt Sekülerleşmesi’: Birisi, Kürt sol hareketinin etkilediği politik sekülerleşme; ikincisi, “Bunlar Müslümansa ben değilim” diye özetlenen tepkisel sekülerleşme.

Ekinci, Kürt sekülerleşmesinin, hem niteliği hem hızı bakımından radikal bir sekülerleşme örneği olarak, özgün bir yönünün olduğu kanısında.

  • Künye: Yusuf Ekinci – Kürt Sekülerleşmesi: Kürt Solu ve Kuşakların Dönüşümü, İletişim Yayınları, sosyoloji, 280 sayfa, 2022

Max Weber – Antik Uygarlıkların Tarım Sosyolojisi (2022)

Max Weber’den Antikçağın sosyal ve ekonomik gelişimi hakkında eşsiz bir inceleme.

Weber, 3000 yıllık bir tarih boyunca siyasi ve entelektüel gelişmeleri şekillendiren kurumsal çerçevenin izini sürüyor.

Modern sosyolojinin kurucularından biri sayılan ve sosyolojik yöntemi yetkinleştiren Max Weber’in iktisatçı, hukukçu ve tarihçi yönü zaman zaman göz ardı edilmiş, görüşleri ‘idealist’ diye yaftalanıp genellikle Karl Marx’ın fikirlerinin karşısına konmuştur.

Kimilerince ‘Antikçağın toplumsal ve iktisadi gelişimi hakkında bugüne dek yazılmış en özgün ve derinlikli çalışmalardan biri’ olarak görülen elinizdeki kitap, bir bakıma Weber’in işte bu gibi önyargılara bir itirazıdır.

Weber, uzun süre boyunca görmezden gelinmiş, değeri sonraları anlaşılmış bu çalışmasında sosyoloji, iktisat ve hukuk bilgisiyle donanmış bir tarihçi gözüyle 3000 yıllık bir tarih boyunca siyasi ve entelektüel gelişmeleri şekillendiren kurumsal çerçevenin izini sürüyor.

Antikçağın Mısır, Roma, Mezopotamya ve Ege uygarlıklarının iktisadi ve sınıfsal ilişkilerini somut, maddi koşullarından hareketle ve hayranlık uyandırıcı bilgi birikimi ve tartışmacı tavrıyla çözümlerken, bugün bildiğimiz kapitalizmin neden Antikçağ yerine feodal Ortaçağda sahneye çıktığı sorusuna bir yanıt arıyor.

  • Künye: Max Weber – Antik Uygarlıkların Tarım Sosyolojisi, çeviren: Gamze Karaca ve Özgür Balkılıç, Fol Kitap, sosyoloji, 520 sayfa, 2022

Pierre Bourdieu – Dünyanın Sefaleti (2022)

‘Dünyanın Sefaleti’, sefaletin çağdaş veçheleri üzerine muazzam bir sosyolojik çalışma.

Pierre Bourdieu’nün yetkin bir araştırma ekibiyle üç yıl boyunca Fransa’yı karış karış gezerek neoliberal yıkımın mağduru ezileni dinliyor.

1990’lı yılların başlarından itibaren üç yıl boyunca, Bourdieu’nün yönetiminde bir araştırma ekibi, toplumsal sefaletin çağdaş veçhelerinin izinde Fransa’yı boydan boya arşınlar.

Amaç, neoliberal kasırga altında acı çeken Fransa’yı konuşturmak, şimdiye dek söz hakkı tanınmamışlara bu hakkı vermektir.

Mekânlar, insanlar ve yaşam kesitleri, “dillendirilmemiş-dillendirilemeyen” ortak bir toplumsal ızdırabın tanıkları olarak arz-ı endam ederler: banliyöler, kenar mahalleler, göçmenler, gençler, işçiler, sendikalar, memurlar, esnaflar, polisler, öğretmenler, yargı mensupları, öğrenciler, emekliler, işsizler, çiftçiler…

Sosyolog burada artık bir ebedir; ezilene giderek, onu dinleyerek toplumsal sefaleti doğurtacak ve bunu kolektif bir “yüzleşme” (acıyı kusturma) seansına tahvil edecek olan odur.

Mülakatın kendisi, özellikle de yürütülüş biçimi, tüm bu tahakküm kırıcı “müşterek psikanalizin” merkezinde yer alır.

Bourdieu, bilinen tüm standart yöntemleri, sosyoloji derslerinde anlatılabilecek türden yöntemsel “zırvaları”, sıradan yöntem kitaplarının kuru ve anlamsız tasniflerini unutun der gibidir: Yakın yöntem kitaplarını!

Sanki bilimin o alışılagelen karmaşık ve mesafeli dili; sosyoloğun, sözcüsü olmaya soyunduğu o insanların ızdırabını içinde hissetmesinde ve bu duyguyu, öfke ve isyanı olabildiğince sadık biçimde aktarmasında yetersiz kalacakmış gibi…

Yalın ve dolayımsız “gerçeklik”: Sefalet!

Başka bir sosyoloji pratiği, başka bir Bourdieu…

  • Künye: Pierre Bourdieu vd. – Dünyanın Sefaleti, çeviren: Levent Ünsaldı, Aslı Sümer, Hatice Esra Mescioğlu, Özlem İlyas, Laçin Tutalar, Baran Öztürk, Zeynep Baykal ve Özlem Akkaya, Heretik Yayıncılık, sosyoloji, 955 sayfa, 2022

Hamit Bozarslan – Canavarların Zamanı (2022)

Arap dünyası ve Ortadoğu, 2011’den başlayarak başkalaşıma uğradı.

Hamit Bozarslan, otoriterliğin, gaddarlığın, cihatçılığın yükselişe geçerek toplumu yok etme derecesine geldiği bu “canavarların zamanı”nın kapsamlı bir fotoğrafını çekiyor.

Arap dünyası 2011 yılında ayaklanmalarla sarsıldı.

Çoğu yerde şiddetle bastırılan isyanlar Ortadoğu’nun çehresini büyük oranda değiştirdi.

Bozarslan, on yıllık bir sürede yazdığı bu makalelerde Arap Baharı’nın dinamiklerini çözümlüyor; başkaldırıların üzerinden geçen yılların ardından günümüzde rejimlerin kartelleşmesine, milis niteliği kazanmasına ve büyük güçlerin bölgedeki hegemonya mücadelesine dikkat çekiyor.

İtalyan düşünür Antonio Gramsci’den ödünç aldığı kavramla, “eskinin artık var olmadığı, ama yeninin de henüz ortaya çıkmadığı” bu dönemi “canavarların zamanı” olarak adlandıran Bozarslan, otokratik rejimlerin güçlenmesi tehlikesinin; Suriye, Libya, Yemen gibi ülkelerde yönetimlerin toplumu yok edecek derecede gaddarlaşmasının nedenlerini açıklarken, Batı ülkelerinin sessiz tanıklığını sorguluyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Mutlak öngörülmezliğin hüküm sürdüğü kısa bir zaman diliminin endişe dolu tanıkları olan bu metinler, 2011’deki Arap devrim sahnelerinin nasıl enkaz yığınlarına ya da bazı ülkelerde mezhebî yapılara karşı gaddarlığa, başka ülkelerde de otoriterliğin güçlenmesine yol açtığını; 2017’de IŞİD’in çöküşüne rağmen sürekli bir dinamizmi muhafaza eden cihatçılığın güç kazanmasına ve içinde Suudi Arabistan, İran ve Türkiye’nin bulunduğu bölgesel güçler ya da ABD ve Rusya gibi küresel güçler arasında hem ölümcül hem kinik bir hegemonya savaşına nasıl yöneltebilmiş olduğunu kavratacak birkaç okuma anahtarı sunuyor.”

  • Künye: Hamit Bozarslan – Canavarların Zamanı: Ortadoğu, 2011-2021, çeviren: Haldun Bayrı, İletişim Yayınları, siyaset, 240 sayfa, 2022

İrfan Özet – İzmir Duvarı (2022)

‘İzmir Duvarı’, sekülerlik ve muhafazakâr arasındaki kültür savaşını, tam da modernliğin kalesi olarak tanımlanan İzmir üzerinden işleyen özgün bir sosyolojik çalışma.

İrfan Özet, İzmir’deki kültür savaşının siyasi, kamusal ve etnografik temsillerini gözler önüne seriyor.

Kitap, “İzmirlilik” kavramının tarihsel ve toplumsal sınırlarını anlamaya çalışıyor.

Bu çalışmanın odağında, İzmirli kimliği etrafında, sekülerlikmodernlik ve muhafazakârlık kutupları arasındaki “kültür savaşı” ile ilgili tasavvurlar yer alıyor.

İzmir’i asla fethedilemeyen “son kale” olarak yüceltmekle onu “gâvur İzmir” gözüyle görerek diş bilemek arasında uçlaşan tasavvurlar…

Kozmopolit liman kenti geçmişinden gelen “hiperagora yaşam ve açık toplumsal ilişkiler” İzmir’i nasıl biçimlendiriyor?

Zorunlu ve gönüllü göçlerle dönüşen etnokültürel ve toplumsal yapı, şehrin bu mirasıyla nasıl bir etkileşim içerisinde?

“Türkiye’yi İzmirlileştirme” iddiasında da taçlanan “İzmir farklıdır”, İzmirli ayrıcalığı duygusunun dayanakları ne?

“İzmir dindarlığı” diye bir habitustan bahsedilebilir mi?

Seküler hegemonyanın başkenti olduğu düşünülen bir yerde, muhafazakâr toplumsal ve siyasal hareketler ne yapıyor, nasıl eyliyor?

Kulturkampf/kültür savaşı çalışmalarına iyi bir örnek olarak okunabilecek ‘İzmir Duvarı’, “hayat tarzı” klişelerinin berisindeki gündelik zihniyet dünyasına dair canlı bir sosyolojik fotoğraf albümü sunuyor.

  • Künye: İrfan Özet – İzmir Duvarı: Laik Mahallede İktidar ve Kültür Savaşı, İletişim Yayınları, sosyolojik, 310 sayfa, 2022