Paul Kennedy – Denizde Zafer (2025)

Paul Kennedy’nin bu çalışması, 2. Dünya Savaşı’nın deniz gücü ekseninde nasıl şekillendiğini ve savaş sonrası küresel düzeni nasıl etkilediğini kapsamlı biçimde anlatıyor. ‘Denizde Zafer: 2. Dünya Savaşında Deniz Gücü ve Küresel Düzenin Dönüşümü’ (‘Victory at Sea: Naval Power and the Transformation of the Global Order in World War II’), tarihsel olayları sadece askeri başarı ya da yenilgilerle sınırlı görmeyip, denizcilik teknolojilerindeki dönüşümler, stratejik düşüncedeki kırılmalar ve küresel güç dengelerindeki kaymalar üzerinden yorumluyor. Bu yönüyle kitap, savaşın yalnızca karada değil, açık denizlerde de kazanıldığını vurgulayan bir analiz.

Kennedy, savaş öncesinde İngiliz İmparatorluğu’nun deniz üzerindeki hâkimiyetine dikkat çekerken, bu üstünlüğün savaşla birlikte nasıl zayıfladığını ve yerini ABD’nin yükselen deniz gücüne bıraktığını gösteriyor. Pasifik’te Japonya’ya karşı verilen mücadele, Atlantik’teki U-bot tehditleri, uçak gemilerinin devreye girmesi ve radar gibi yeni teknolojilerin kullanılması, deniz savaşlarının seyrini dramatik biçimde değiştirdi. Kennedy, bu teknolojik ve taktik dönüşümün siyasi sonuçlarına da odaklanarak, deniz üstünlüğünün yalnızca savaşı değil, barışı da şekillendirdiğini savunuyor.

Kitapta, Almanya ve Japonya gibi kara gücüne dayalı askeri stratejilerin, deniz ticareti ve ulaşımı kontrol eden devletlere karşı neden başarısız kaldığı ayrıntılı biçimde analiz ediliyor. ABD’nin okyanuslar arası projeksiyon gücü kazanması, savaş sonrası küresel düzenin merkezine yerleşmesinde belirleyici oldu. Böylece kitap, deniz gücünün sadece savaşın değil, yeni bir dünya düzeninin mimarı olduğunu ileri sürüyor.

Kennedy’nin zengin arşiv bilgisi ve stratejik tarih yorumlarıyla yazdığı bu eser, yalnızca bir askeri tarih kitabı değil, aynı zamanda dünya siyasetini denizden okuyan güçlü bir analizdir. Hem savaşın gidişatını hem de 20. yüzyılın küresel güç haritasını anlamak isteyenler için vazgeçilmez bir kaynak.

  • Künye: Paul Kennedy – Denizde Zafer: 2. Dünya Savaşında Deniz Gücü ve Küresel Düzenin Dönüşümü, çeviren: İrem Kutluk, Alfa Yayınları, tarih, 466 sayfa, 2025

Michael Sommer – Antik Çağ’da Ekonomi (2025)

Michael Sommer’in bu eseri, Antik Akdeniz dünyasının ekonomik yaşamını tarihsel, toplumsal ve coğrafi bağlamlarıyla birlikte ele alarak kapsamlı bir perspektif sunuyor. ‘Antik Çağ’da Ekonomi’ (‘Wirtschaftsgeschichte der Antike’), Antik Yunan’dan Roma İmparatorluğu’na kadar uzanan geniş bir zaman aralığında, ekonominin nasıl işlediğini, kimlerin üretici ve tüketici olduğunu, hangi yapıların ekonomik faaliyetleri belirlediğini sorguluyor. Bu eser, modern ekonomi anlayışını doğrudan uygulamak yerine, antik dünyaya özgü ekonomik mantığı anlamayı amaçlıyor.

Yazar, öncelikle Antik Çağ’da ekonominin modern anlamdaki piyasa odaklı bir sistemden ziyade, büyük ölçüde yerel, kendine yeterli ve statü temelli olduğunu vurguluyor. Tarım, ekonominin temelini oluşturur; toprak sahibi aristokratlar, köle emeğiyle üretim yapar. Para kullanımı, vergilendirme, ticaret ağları ve emeğin organizasyonu gibi unsurlar antik şehirlerin büyümesiyle birlikte çeşitlenir, ancak bu süreçler genellikle siyasi ve toplumsal hiyerarşilerin gölgesinde gelişir.

Sommer ayrıca, antik dünyadaki ticaretin sınırlı ama etkili olduğunu, özellikle liman kentlerinde ve kolonilerde dışa açık ekonomik yapıların oluştuğunu belirtiyor. Roma İmparatorluğu döneminde bu yapılar daha kurumsallaşmış, taşımacılık ve vergi sistemleri sayesinde geniş bir ekonomik ağ inşa edilmiştir. Ancak bu ağlar, üretimden çok kaynak aktarımı ve yeniden dağıtım temelli bir ekonomi yaratmıştır.

Kitap, ekonomik davranışların sadece maddi değil, aynı zamanda kültürel ve politik etkenlerle şekillendiğini göstererek antik ekonomi tarihine bütüncül bir yaklaşım sunuyor. Sommer’in çalışması, geçmişin ekonomi anlayışını modern kategorilerle değil, kendi zamanının dinamikleriyle anlamaya yönelen tarihsel bir duyarlılıkla kaleme alınmış. Bu yönüyle eser, Antik Çağ’ın ekonomik dokusunu sade ama derinlemesine bir şekilde aktaran önemli bir başvuru kaynağıdır.

  • Künye: Michael Sommer – Antik Çağ’da Ekonomi, çeviren: Tuna Akçay, Runik Kitap, tarih, 124 sayfa, 2025

Robert Olson – Kürt Milliyetçiliğinin Ortaya Çıkışı ve Şeyh Said İsyanı (2025)

Robert Olson’un bu çalışması, Kürt ulusal bilincinin Osmanlı’nın son döneminden erken Cumhuriyet yıllarına uzanan süreçte nasıl şekillendiğini ve 1925 Şeyh Said İsyanı ile nasıl görünür hâle geldiğini ele alıyor. ‘Kürt Milliyetçiliğinin Ortaya Çıkışı ve Şeyh Said İsyanı (1880-1925)’ (‘The Emergence of Kurdish Nationalism and the Sheikh Said Rebellion, 1880–1925’), bu dönemi yalnızca bir ayaklanmanın tarihi olarak değil, aynı zamanda Kürt milliyetçiliğinin oluşum süreci ve modern devletle olan çelişkileri bağlamında inceliyor. Kitap, etnik kimliğin siyasallaşmasını anlamak için dönemin yerel ve uluslararası dinamiklerini birlikte değerlendiriyor.

Olson’a göre Kürt milliyetçiliği, 1880’lerden itibaren Osmanlı merkeziyetçiliğine karşı gelişen tepkilerle filizlenmeye başladı. İmparatorluğun çöküş süreciyle birlikte Kürt aşiretleri, dini liderlik yapıları ve yerel otoriteler, yeni kimlik arayışları içine girdi. Özellikle Hamidiye Alayları, Kürt kimliğini silikleştirmek yerine yerel gücü merkezileştiren ancak Kürtler arasında farklı aidiyetlerin fark edilmesine neden olan yapılar oldu. Bu yapı, daha sonra Kürt ulusal hareketine zemin hazırladı.

Kitapta, 1925 Şeyh Said İsyanı, sadece bir dinî başkaldırı olarak değil, aynı zamanda modernleşme süreciyle gelen sekülerleşmeye, merkezi otoriteye ve Kürt kimliğinin bastırılmasına karşı birleşen çok katmanlı bir tepki olarak analiz ediliyor. Olson, bu isyanı sadece Türkiye içindeki bir gelişme olarak değil, aynı zamanda İngiltere başta olmak üzere dış güçlerin bölgedeki çıkarlarıyla bağlantılı olarak da değerlendiriyor. Bu çerçevede Şeyh Said İsyanı, Kürt milliyetçiliğinin ilk kitlesel tezahürü olmasının yanı sıra, modern Türkiye’nin ulus inşa sürecine karşı gelişen en ciddi kırılmalardan biridir.

Kitap, sadece Kürt tarihiyle değil, aynı zamanda Türkiye’nin devletleşme, merkezileşme ve azınlık politikalarıyla ilgilenen herkes için temel kaynak niteliğinde bir çalışma.

  • Künye: Robert Olson – Kürt Milliyetçiliğinin Ortaya Çıkışı ve Şeyh Said İsyanı (1880-1925), çeviren: İbrahim Bingöl, Avesta Yayınları, tarih, 288 sayfa, 2025

Ali Akyıldız – Para Pul Oldu (2025)

Osmanlı İmparatorluğu’nun modernleşme süreci, yalnızca kurumların dönüşümüyle değil, ekonomik araçların değişimiyle de şekillendi. Bu dönüşümün en dikkat çekici unsurlarından biri ise kâğıt paranın – yani kaimenin – devlet ve toplum hayatına girişi oldu. Artan savaş giderleri, büyüyen bütçe açıkları ve siyasi krizlerle baş edebilmek için Osmanlı yönetimi, yeni bir finansal çözüm arayışına yöneldi. Böylece kâğıt para, bir geçici önlemden çok, modern mali sistemin habercisi haline geldi.

İlk kaimeler yüksek faizle basılsa da zamanla bu faiz oranı düştü, ardından karşılıksız kaimeler piyasaya sürüldü ve para hızla değer kaybetti. Halkın gözünde para hâlâ “şıkırtılı” metalden ibaretken, devlet “kaime altın gibidir” iddiasını ne kadar tekrarlasa da güven krizi kaçınılmazdı. Bu da kâğıt paranın ekonomik olduğu kadar toplumsal bir meseleye dönüştüğünü gösterdi. Kâğıt para, yalnızca kasaları değil, kamuoyunu da etkilemeye başladı.

Prof. Dr. Ali Akyıldız’ın ‘Para Pul Oldu’ adlı eseri, bu karmaşık tarihî süreci kapsamlı bir arşiv çalışmasına dayanarak inceliyor. Kâğıt paranın Osmanlı’daki serüveni üzerinden maliye politikaları, kriz yönetimi, toplumsal tepkiler ve devletin meşruiyet sorunları gibi çok yönlü dinamikler analiz ediliyor. Tanzimat’tan Birinci Dünya Savaşı’na kadar birçok dönüm noktası, paranın dönüşümü ekseninde yeniden anlamlandırılıyor.

Kitap, seri numarasız kaimelerle yürütülen gizli para politikalarından Galata bankerlerinin etkisine, Avrupa sermayesinin müdahalelerine ve kalpazanlığa kadar geniş bir yelpazede Osmanlı’nın finansal evrimini gözler önüne seriyor. Zengin görseller ve özgün belgelerle desteklenen bu eser, yalnızca tarihçilere değil, ekonomik ve toplumsal dönüşümleri merak eden herkese hitap ediyor.

  • Künye: Ali Akyıldız – Para Pul Oldu: Osmanlı’da Kâğıt Para, Maliye ve Toplum, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 352 sayfa, 2025

Robert C. Allen – Küresel Ekonomi Tarihi (2025)

Robert C. Allen bu eserinde, küresel ekonomik tarihin büyük hatlarını açıklayarak insanlık tarihinin zenginleşme sürecini anlatıyor. ‘Küresel Ekonomi Tarihi’ (‘Global Economic History’), neden bazı toplumlar zenginleşirken diğerlerinin yoksullukta kaldığını tarihsel verilerle analiz ediyor. Allen, ekonomik büyümeyi sadece teknolojik gelişmeyle değil, aynı zamanda sosyal, politik ve coğrafi etkenlerle birlikte değerlendiriyor.

Kitap, tarım devrimiyle başlayan ekonomik değişimi, sanayi devrimiyle kırılma noktasına taşıyor. Allen, sanayi devriminin neden ilk olarak İngiltere’de gerçekleştiğini, iş gücü maliyetleri, enerji kaynaklarına erişim ve kurumsal yapılar bağlamında açıklıyor. Bu süreçte Avrupa’nın yükselişi ile Asya’nın göreli gerilemesi arasında karşılaştırmalı bir analiz sunarak, klasik Batı-merkezci tarih anlatısını sorguluyor.

Allen, Çin, Hindistan ve Osmanlı İmparatorluğu gibi büyük medeniyetlerin neden Avrupa’yla aynı ekonomik sıçramayı yapamadığını da tarihsel bağlam içinde değerlendiriyor. Kitap, aynı zamanda kolonyalizmin ekonomik etkilerine ve küresel eşitsizliklerin kökenine de ışık tutuyor. Bu eşitsizliklerin günümüze kadar nasıl taşındığını göstererek, ekonomik tarih ile güncel küresel adaletsizlikler arasındaki bağı kuruyor.

‘Küresel Ekonomi Tarihi’, yalnızca büyüme rakamlarıyla ilgilenmeyen, aynı zamanda emeğin, sermayenin ve kaynakların nasıl dönüştüğünü anlatan bir çalışma. Allen’ın yaklaşımı, ekonomik tarihi sadece Batı’nın başarısı üzerinden okumayı reddediyor; bunun yerine farklı toplumların izledikleri yolları ve karşılaştıkları sınırları ele alan daha kapsayıcı bir bakış sunuyor.

  • Künye: Robert C. Allen – Küresel Ekonomi Tarihi, çeviren: Hande Koçak, İş Kültür Yayınları, ekonomi, 192 sayfa, 2025

Bedross Der Matossian – Adana Katliamları (2025)

Bedross Der Matossian, bu çarpıcı çalışmasında 1909 Adana Katliamları’nı tarihsel bağlamı içinde ele alarak, erken 20. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nda devrim, etnik gerilim ve şiddetin nasıl iç içe geçtiğini gözler önüne seriyor. ‘Adana Katliamları: 20. Yüzyıl Başında Devrim ve Şiddet’ (‘The Horrors of Adana: Revolution and Violence in the Early Twentieth Century’), sadece bir trajedinin anatomisi değil, aynı zamanda çok uluslu bir imparatorlukta modernleşme sürecinin doğurduğu kırılmaların bir analizi.

İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte Osmanlı topraklarında özgürlük ve eşitlik umutları yeşermişti. Ancak bu devrimci ortam, aynı zamanda eski korkuların, kimlik çatışmalarının ve yerel düzeydeki dengesizliklerin de su yüzüne çıkmasına neden oldu. Adana’da yaşanan olaylar, yalnızca Ermenilere yönelik bir pogrom değil; devletin otorite krizinin, merkeziyle taşra arasındaki kopukluğun ve siyasallaşan toplumsal ayrışmaların bir dışavurumudur.

Matossian, farklı kaynakları karşılaştırarak hem Ermeni hem de Müslüman toplulukların algılarını ve tepkilerini inceliyor. Katliamların spontane değil, belirli bir tarihsel bağlamda örgütlü ve sistematik bir şiddet biçimi olduğunu savunuyor. Aynı zamanda olayların yalnızca etnik bir nefretle değil, ekonomik rekabet, siyasal güç boşlukları ve yerel aktörlerin çıkar hesaplarıyla da şekillendiğini ortaya koyuyor.

Bu eser, yalnızca Adana trajedisine değil, genel olarak imparatorluk sonrası toplumların karşılaştığı kimlik krizlerine ve şiddet dinamiklerine ışık tutuyor. ‘Adana Katliamları’, geçmişin gölgelerinde kaybolan değil, bugün hâlâ yankı bulan sorular sormaya cesaret eden tarihsel bir yüzleşme metni.

Künye: Bedross Der Matossian – Adana Katliamları: 20. Yüzyıl Başında Devrim ve Şiddet, çeviren: Renan Akman, İletişim Yayınları, tarih, 372 sayfa, 2025

Kolektif – Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi II: 1600-1914 (2025)

Suraiya Faroqhi, Bruce McGowan, Donald Quataert ve Şevket Pamuk’un birlikte kaleme aldığı bu kapsamlı eser, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1600’lü yıllardan 1914’e kadar uzanan yaklaşık üç yüz yıllık dönemine odaklanarak, ekonomik ve toplumsal yapılarındaki dönüşümleri ayrıntılı biçimde inceliyor. ‘Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi II: 1600-1914’ (‘An Economic and Social History of the Ottoman Empire – II’), merkezi devletin değişen yapısı ile yerel topluluklar arasındaki karmaşık ilişkileri çözümlemeye çalışırken, bölgesel çeşitliliğe de dikkat çekiyor. Osmanlı toplumunun çok etnili ve çok dinli yapısı, bu analizlerin temelini oluşturuyor.

Kitapta, taşra ekonomilerinden büyük şehirlerin ticaret hayatına; esnaf loncalarından toprak sistemlerine kadar birçok başlık detaylı olarak ele alınıyor. 17. ve 18. yüzyıllarda görülen ekonomik daralma ve iç isyanlar, merkezi otoritenin kırılganlığıyla birlikte değerlendirilirken; 19. yüzyılda Tanzimat reformlarının getirdiği yapısal değişimlerin toplum üzerindeki etkileri tartışılıyor. Bu reformlar, vergi sisteminden mülkiyet yapısına kadar pek çok alanda dönüşüm yaratır.

Donald Quataert ve Şevket Pamuk’un katkılarıyla sanayileşme girişimleri, dış borçlanma ve küresel ticaretin Osmanlı üzerindeki etkileri inceleniyor. Bu bağlamda Avrupa ile ekonomik ilişkilerin artması, dışa bağımlılığı da beraberinde getirir. Eserde, ekonomik yapıların yalnızca üretim ve ticareti değil, aynı zamanda sosyal sınıfların oluşumunu ve toplumsal hareketliliği nasıl etkilediği de analiz ediliyor.

Bu kitap, Osmanlı İmparatorluğu’nun son üç yüzyılını anlamak isteyenler için disiplinlerarası bir çerçeve sunar ve imparatorluğun karmaşık sosyal dokusuna derinlemesine bir bakış sağlar.

  • Künye: Suraiya Faroqhi, Bruce Mcgowan, Donald Quataert, Şevket Pamuk – Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi II: 1600-1914, editör: Halil İnalcık, Donald Quataert, çeviren: Ayşe Berktay, İsmail Ferhat Çekem, Hande Koçak, İş Kültür Yayınları, tarih, 608 sayfa, 2025

Zeki Tez – Lezzetin Tarihi (2025)

 

Zeki Tez, sofralarımızdaki sıradan görünen yiyecek ve içeceklerin ardındaki olağanüstü yolculuğa ışık tutuyor. Patatesten kahveye, makarnadan zeytinyağına uzanan bu serüven, sadece bir damak zevki değil, aynı zamanda insanlığın tarih boyunca kurduğu bağların ve anlamların da izlerini taşıyor. Her lokma, kültürel bir şifre gibi geçmişin derinliklerinden günümüze ulaşan bir anlatıya dönüşüyor.

Bu yolculukta yalnızca damak tadının değil, kültürlerin, inançların, ritüellerin ve tabuların da izlerine rastlıyoruz. Tereyağını kutsal sayan uygarlıklardan, lahana yemeyen Yezidîlere; aşure ile Nuh Tufanı arasındaki gizemli bağlantı, Vikinglerin “kafatası” diyerek kadeh tokuşturmasına uzanan ilginç bilgiler, şaşırtıcı detaylar ve unutulmuş geleneklerle dolu bir anlatı…

Tez’in kitabı, basit sorularla büyük cevapların peşine düşüyor:

  • İlk yemek nasıl pişirildi?
  • Yoğurt neden sağlığın ve uzun ömrün sembolüydü?
  • Halil İbrahim sofrası neyi temsil eder?
  • Kahveyi ilk kim içti?
  • Patatesin “uğursuz” sayılmasının ardında ne vardı?
  • Ve tütün içmenin casuslukla ilişkilendirildiği o ilginç ülke hangisiydi?

Bu eser, yalnızca tarih meraklılarına değil, gündelik yaşantının arka planını anlamak isteyen herkese sesleniyor. Yemek aracılığıyla insanlık tarihinin izlerini sürmek, hem bilgiyle hem de şaşkınlıkla dolu bir deneyim sunuyor. Her lokmanın ardındaki hikâyeye kulak vermek isteyenler için bu kitap, keşfe değer bir lezzet arşivi.

  • Künye: Zeki Tez – Lezzetin Tarihi, Doruk Yayınları, yemek, 470 sayfa, 2025

Lyn Webster Wilde – Ay Kadınları Amazonlar (2025)

Lyn Webster Wilde’ın bu eseri, efsanevi Amazon kadın savaşçılarının izini tarih, mitoloji ve arkeoloji aracılığıyla sürüyor. ‘Ay Kadınları Amazonlar: Mitolojide ve Tarihte Kadın Savaşçılar’ (‘A Brief History of Amazons’), Antik Yunan kaynaklarında rastladığımız Amazon figürünün yalnızca bir mit mi, yoksa tarihsel bir gerçekliğe dayanan bir iz mi olduğu sorusunu derinlemesine ele alıyor. Bu kadın savaşçılar, erkek egemen uygarlıkların hayal gücünü hem büyülemiş hem de tehdit etmiş figürler olarak dikkat çekiyor.

Kitap, Amazonların kökenlerine dair çeşitli kültürleri incelerken, Karadeniz’in kuzeyindeki İskitler gibi göçebe halkların kadınlarının savaşçı roller üstlendiğine dair arkeolojik kanıtları sunuyor. Bu bulgular, efsanelerin ardında gerçek bir yaşam biçiminin izlerini taşıyor olabilir mi sorusunu gündeme getiriyor. Wilde, Amazon figürünün yalnızca bir topluluk değil, kadının savaşçı, bağımsız ve özgür temsili olarak da değerlendirilebileceğini vurguluyor.

Mitolojik anlatıların yanı sıra tarihsel belgelerden, mezar kalıntılarından ve sanat eserlerinden faydalanan kitap, Amazonların kültürel etkisinin nasıl şekillendiğini gösteriyor. Ayrıca, bu figürlerin feminist düşünce ve çağdaş toplumsal cinsiyet tartışmalarında neden bu kadar güçlü simgelere dönüştüğünü de irdeliyor. Wilde’ın çalışması, Amazonları tarihin kıyısından alıp düşünsel merkeze yerleştiren kapsamlı bir keşif niteliğinde.

  • Künye: Lyn Webster Wilde – Ay Kadınları Amazonlar: Mitolojide ve Tarihte Kadın Savaşçılar, çeviren: Zeynep Demir, Say Yayınları, tarih, 272 sayfa, 2025

Jean-Paul Roux – Dinlerin Çatışması (2025)

Jean-Paul Roux, bu eserinde İslam ve Hristiyanlık dünyaları arasında yüzyıllar boyunca süren çatışmalı ilişkiyi tarihsel bir bütünlük içinde inceliyor. 622 yılında başlayan bu uzun karşılaşma, yalnızca savaşlardan ibaret değildir; aynı zamanda kültürel, ekonomik ve teolojik rekabetin de bir tarihidir. ‘Dinlerin Çatışması: İslâm’ın Hıristiyanlık ile Uzun Savaşı 622 – 2007’ (‘Un choc de religions: La longue guerre de l’islam et de la chrétienté 622-2007’), bu iki büyük dinin birbiriyle kurduğu karmaşık ilişkinin, Batı-Doğu ayrımının temel taşlarından biri olduğunu gösteriyor.

Roux, Emevîler dönemindeki ilk fetihlerden başlayarak Haçlı Seferleri’ne, Endülüs’ten Osmanlı-Habsburg rekabetine kadar uzanan bir dizi tarihsel dönemeçte İslam ve Hristiyanlık dünyalarının nasıl karşı karşıya geldiğini anlatıyor. Bu karşılaşmalar sadece cephede değil, düşünsel ve sembolik düzeyde de yaşanmıştır. Örneğin, birbirini “öteki” olarak tanımlama biçimleri, hem kimlik inşasında hem de çatışmaların gerekçelendirilmesinde belirleyici rol oynamıştır.

Modern çağla birlikte bu dinî gerilimler yerini farklı formlarda sürdürmeye devam etmiştir. Kolonyalizm, göç, küreselleşme ve terör gibi olgular, eski dinsel düşmanlıkları yeniden canlandırmış ya da başka biçimlerde yeniden üretmiştir. Roux, bu uzun tarihsel süreci değerlendirirken taraf tutmayan, analitik bir yaklaşımla ilerler.

Kitap, okura sadece geçmişte yaşanan çatışmaları değil, günümüz dünyasında dinlerarası ilişkilerin nasıl şekillendiğini anlamak için de sağlam bir çerçeve sunar.

  • Künye: Jean-Paul Roux – Dinlerin Çatışması: İslâm’ın Hıristiyanlık ile Uzun Savaşı 622 – 2007, çeviren: Lale Arslan Özcan, Doğu Batı Yayınları, tarih, 519 sayfa, 2025