Haydar Akın – Ortaçağ Sonları ve Yeniçağ Başlarında Avrupa’da Çocuk Cadılar ve Cadı Avı (2010)

Ortaçağ sonları ile Yeniçağ başlarında Avrupa’da yaşanan çocuk cadı avları, Batılı tarihçiler tarafından son yıllarda giderek daha fazla araştırılan alanlardan biri.

İşte Haydar Akın elimizdeki çalışmasında, bu ilginç konuyu detaylı bir bakışla irdeliyor.

Avrupa’da çocuk cadılığı (Kinderhexerei), çocuk cadılar (Hexenkinder) ve cinlenmiş çocuklar (Besessene Kinder) kavramlarının Avrupa’da nasıl yoğunluk kazandığını inceleyen Akın, çocukluğun eski çağlardan modern zamanların başlangıcına kadar geçirdiği evrimi araştırıyor ve cadı avının söz konusu coğrafyada, nasıl bir toplumsal cinnet olarak ortaya çıktığını gözler önüne seriyor.

  • Künye: Haydar Akın – Ortaçağ Sonları ve Yeniçağ Başlarında Avrupa’da Çocuk Cadılar ve Cadı Avı, Phoenix Yayınları, tarih, 264 sayfa

Kolektif – Umumî Müfettişler Toplantı Tutanakları – 1936 (2010)

Umumî Müfettişler’in 1936’da gerçekleştirdikleri toplantının tutanaklarından oluşan elimizdeki çalışma, dönemin Türkiye’sinin siyasal, sosyolojik, demografik, ekonomik, ve sosyal bir fotoğrafını ortaya koymasıyla çok önemli.

Zira bu tutanaklar, iktidarın gözüyle doğu, güneydoğu bölgesinin ve Kürt sorununun nasıl değerlendirildiğini ortaya koyuyor.

Kürtlerin aslında Türk olduğu tezinin ısrarla savunulduğu tutanaklarda, Diyarbakır, Hakkâri, Mardin, Siirt, Urfa, Van, Muş ve Bitlis’in nüfus rakamları veriliyor; Kürt nüfusun sürratle artmakta olduğuna dikkat çekiliyor ve Kürtlüğün dış etkenlerle, Ermenilik ve Hıristiyanlıkla örtüştüğü iddia ediliyor.

  • Künye: Kolektif – Umumî Müfettişler Toplantı Tutanakları – 1936, yayına hazırlayan: M. Bülent Varlık, Dipnot Yayınları, tarih, 384 sayfa

Garth Fowden – Muhammed’den Önce ve Sonra (2019)

İslam’ın içine doğduğu ve ilk dört yüzyılı boyunca içinde geliştiği ortamla ilişkisi neydi?

Garth Fowden’ın eldeki kapsamlı çalışması, bu soruya kapsamlı yanıtlar vermesiyle dikkat çekici.

Fowden’ın çalışması, Geç Antik Çağ’ın sonunun daha geniş tarihini, yukarıdaki soruda ifade edilen bu ilişkinin ışığında yeniden değerlendiriyor ve daha da önemlisi, Avrupa ile başka yerlerin, Müslüman dünyanın insan deneyimine, düşüncesine ve kültürüne getirdiği katkılara nasıl baktığını ortaya koyuyor.

Fowden’ın geç Antik Çağ ve daha genel olarak da MS Birinci Binyıl boyunca Doğu Akdeniz’in ve Güneybatı Asya’nın dinler tarihi alanında önemli bir eser olarak okunabilecek kitabı, İslam’ın miras aldığı karmaşık ve yüklü dinsel ve düşünsel gelenekleri, getirdiği yenilikleri, geleceğini, başarılarını ve başarısızlıklarını çok yönlü bir bakışla izliyor.

Kitap bütün bunların yanı sıra, İslam’ın ve diğer tektanrıcı geleneklerle ilişkisi ve Aristoteles’ten Augustus’a ve İbn Sina’ya birçok figürün İslamiyet’in macerasındaki yerlerini açıklığa kavuşturmasıyla da önemli.

  • Künye: Garth Fowden – Muhammed’den Önce ve Sonra: Birinci Binyıla Yeni Bir Bakış, çeviren: Abdurrahman Aydın, Phoenix Yayınları, dinler tarihi, 376 sayfa, 2019

Tansu Salman – Galaterra (2010)

Tansu Salman, ‘Galaterra’da, Büyük İskender’in ölümünden sonra hızla yol alan Galyalıların Orta Avrupa’dan Anadolu’ya uzanan hikâyesini anlatıyor.

Büyük İskender’in ölümüyle beraber, iktidar kavgaları başlamıştır.

Bu savaşlar, büyük imparatorluğu yok olmaya doğru götürürken, Orta Avrupa’da Kelt asıllı Galyalılar, Makedonya ve Anadolu’daki otorite boşluğunu fırsat bilerek Doğu’ya doğru büyük bir göç hareketine başlar.

Bu göç sonrasında, Galyalılar’ın Makedonya ve Trakya’yı işgal edişleri, M. Ö. 278 yılında boğazları geçerek Küçük Asya’ya gelişleri ve nihayet, Anadolu’da Galatya adını verdikleri bir bölgede yurt edinmeleri, romanın omurgasını oluşturuyor.

  • Künye: F. Tansu Salman – Galaterra: Galya’dan Galatya’ya, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, roman, 228 sayfa

Ufuk Bektaş Karakaya ve Oktay Duman – Benim Adım Dilaver (2019)

Mehmet Fatih Öktülmüş, 17 Haziran 1984 yılında Ölüm Orucunda hayatını kaybetti.

Henüz 35 yaşındaydı ve Türkiye’de 1970’lerin ikinci yarısından itibaren kitleselleşerek antifaşist bir karakterde gelişen siyasal mücadelede yer almış seçkin devrimcilerden biriydi.

Vasiyetinde, “Arkamızdan bizi çok övüp de toprak altında yüzümüzü kızartmayın olmaz mı” demişti.

Her çalkantılı siyasal dönem kendi kahraman ve öznelerini yaratır.

Onlar, içinden geldikleri sınıfsal ve siyasal süreçlerin kristalize ve billurlaşmış haliyle kişiliklerinde taşırlar.

Öktülmüş de böyle biriydi işte.

Ufuk Bektaş Karakaya ve Oktay Duman’ın kaleme aldığı ve tam üç yıl sürmüş bu yetkin sözel tarih çalışması da, Öktülmüş’ün ve onun dokunduğu kişilerin dünyasına iniyor.

Öktülmüş’ün dava arkadaşları ile Almanya, Fransa, İsviçre ve Türkiye’de 12 kentte yüz yüze yapılmış ve Öktülmüş’ün on altı yıla sığdırdığı kısa fakat çarpıcı, zengin ve öğretici profesyonel devrimci yaşamını ortaya koyan kitap, günümüzde siyasal mücadelenin zorluklarının aşılmasında bir esin ve direnç kaynağı olmaya aday.

  • Künye: Ufuk Bektaş Karakaya ve Oktay Duman – Benim Adım Dilaver: Mehmet Fatih Öktülmüş Kitabı, Ayrıntı Yayınları, biyografi, 352 sayfa, 2019

İrem Ela Yıldızeli – Büyükdedem Dr. Osman Şevki Uludağ (2010)

İrem Ela Yıldızeli ‘Büyükdedem Dr. Osman Şevki Uludağ’da, dedesi Şevki Bey’in Çanakkale Savaşı ve Viyana Seyahati Günlükleri’ni, onunla buluşma hikâyesi eşliğinde sunuyor.

On dokuzuncu yüzyılda doğup, Cumhuriyet Türkiye’sinin ilk dönemlerine şahitlik eden Osman Şevki Uludağ, asker, doktor, milletvekili, besteci ve sosyal tarihçiydi.

Osman Şevki’nin ikinci nesil torunlarından Yıldızeli, 2008 yılında, araştırmaları sonucu dedesinin günlüklerine ulaşır.

Kitap, Cumhuriyet’in kurucu kadrosu içinde yer almış bir isim olan ve Bursa Uludağ’da da adını vermiş Osman Şevki Bey’in gözüyle Çanakkale Savaşı’nın ve Balkanların nasıl göründüğünü anlamak bakımından önemli bir yerde duruyor.

  • Künye: İrem Ela Yıldızeli – Büyükdedem Dr. Osman Şevki Uludağ, Pan Kitap, günlük, 192 sayfa

Adil Okay – 12 Eylül ve Filistin Günlüğü (2010)

12 Eylül darbesiyle beraber, Türkiye sol hareketi içinde bulunan birçok kişi cezaevlerine hapsedilmiş; kaçabilenlerin büyük bir kısmı Avrupa’ya giderken, bir kısmı da Suriye üzerinden Lübnan’a geçmişti.

Lübnan’a gidenler, İsrail’in Filistin’e saldırısına ve Sabra-Şatilla katliamına tanık olacaktı.

İşte ’12 Eylül ve Filistin Günlüğü’, 12 Eylül darbesi yapıldıktan sonra Lübnan’a kaçan ve orada İsrail-Filistin savaşına tanık olan Adil Okay’ın bu süre zarfında tuttuğu günlüğünden oluşuyor.

Hem acımasız 12 Eylül darbesini hem Filistin’de yaşanan savaşı, o zamanlar henüz yirmili yaşlarında bir genç olan Okay’ın gözlerinden anlatan kitap, iyi bir tarihi belge niteliğinde.

  • Künye: Adil Okay – 12 Eylül ve Filistin Günlüğü, Ütopya Yayınları, günlük, 327 sayfa

Mehmet Koçak – Srebrenica Soykırımı (2010)

11 Temmuz 1995 yılında, binlerce Boşnak, Bosnalı Sırp Çetnikler tarafından katledildi.

İşte, bölgede üç buçuk yıl gazeteci olarak görev yapan Mehmet Koçak elimizdeki çalışmasında, insanlık tarihinin kara bir lekesi olarak duran bu soykırımın öncesi ve sonrasını adım adım okurlarına sunuyor.

Belgeler, tanıklıklar ve fotoğraflarla zenginleştirilen çalışma, bölgede dört yıl boyunca süren savaşta Boşnakların yaşadıklarını, BM, NATO ve AB gibi örgütlerin soykırım esnasındaki tavırlarını, özellikle Hollanda’nın Srebrenica soykırımında nasıl bir rol oynadığını, soykırımı yürüten ekibin kimlerden oluştuğunu ve savaşın bitmesinden sonra ortaya çıkan korkunç tabloyu açığa çıkarıyor.

  • Künye: Mehmet Koçak – Srebrenica Soykırımı, Batu Yayıncılık, siyaset, 472 sayfa

Mustafa Ragıb Esatlı – Bir Devrin Tarihi (2010)

‘Bir Devrin Tarihi’, Mustafa Ragıp Esatlı’nın 1944-45 tarihleri arasında Son Posta gazetesinde yayımlanan ve 19. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan bir süreçte, saray ve konaklar çevresinde gelişen hayatın farklı yönlerini konu edinen yazılarını bir araya getiriyor.

Yazılarında, çocukluğundan beri yaşadığı Nişantaşı ve çevresini merkez alan Esatlı, İstanbul tarihinin son izlerini takip ederek, dünle bugünü karşılaştırıyor.

Nişantaşı’nın; kanaat önderlerinin, devlet adamlarının yaşadığı; sosyal ve siyasî tarihin birçok olayına tanıklık etmiş bir semt olduğu düşünüldüğünde, çalışmanın, Türkiye yakın tarihi açısından önemli bir kaynak olduğunu söyleyebiliriz.

  • Künye: Mustafa Ragıb Esatlı – Bir Devrin Tarihi, hazırlayan: İsmail Dervişoğlu, Bengi Yayınları, tarih, 456 sayfa

Erol Mütercimler – Ertuğrul Faciası (2010)

Erol Mütercimler ‘Ertuğrul Faciası’nda, Türk-Japon dostluğunun bir simgesi haline gelen Ertuğrul Fırkateyni’nin 16 Eylül 1890 tarihinde, Japon denizinde batışının hikâyesini anlatıyor.

Dört bölümden oluşan kitabında Mütercimler, Japonya’nın Osmanlı Devleti ile ilişki kurması; Japonya’nın Batı’ya açılması ve sömürgeci bir devlet olma süreci; II. Abdülhamid’in denizciliğe bakışı ve dış politikası; Ertuğrul Fırkateyni’nin sefer hazırlıkları, Japonya’ya varışı ve ardından yaşanan facia gibi konuları, ayrıntılı bir şekilde ele alıyor.

Yazar, bu konuların yanı sıra, Ertuğrul Fırkateyni’nin Türk-Japon ilişkilerindeki yerini irdeliyor ve faciaya dair bilinmeyenleri okurlarıyla paylaşıyor.

  • Künye: Erol Mütercimler – Ertuğrul Faciası, Alfa Yayınları, tarih, 368 sayfa