Kolektif – Camera Ottomana (2015)

Doğduktan kısa bir süre sonra Osmanlı’da büyük bir heyecanla karşılanan fotoğraf, imparatorluk açısından nasıl bir moderleşmeye işaret ediyordu?

Bu kitap, 1840-1914 arasında fotoğrafın bizdeki serüveninin eleştirel bir perspektifle inceliyor ve ayrıca, modernitenin fotoğraf aracılığıyla nasıl bir yayılım sağladığını aydınlatıyor.

  • Künye: Kolektif – Camera Ottomana: Osmanlı İmparatorluğu’nda Fotoğraf ve Modernite 1840-1914, derleyen: Edhem Eldem ve Zeynep Çelik, çeviren: Ayşen Gür, Koç Üniversitesi Yayınları

Murat Somer – Milada Dönüş (2015)

Kürt sorununun çözümünün önündeki tarihsel engel ve ikilemler neler?

Bu sorunun yanıtını aramak için Cumhuriyet’in kuruluşundan günümüze uzanan Murat Somer’e göre üç temel ikilemle boğuşup durmaktayız.

Bunlar da, ayrılıkçılık potansiyelinin bertaraf edilememesi, siyasi elitlerin işbirliği eksikliği ve toplumu ortaklaştıracak bir kimliğin yokluğu.

Ulus, millet, ulus-devlet ve devlet-ulus kavramlarını irdeleyerek çalışmasına başlayan Somer,

  • Osmanlı modernleşmesi, yeni Türkiye’nin kuruluşu bağlamında Kürt sorununun neden doğduğunu,
  • 1990’larda değişen bağlamı,
  • 2000’li yıllardaki açılımların neden yeterince başarılı olmadığını,
  • Ve Kürt sorununun çözümündeki düşünsel zaafları, zengin bir bakışla tartışıyor.

Yalnızca sosyal bilim veya siyaset bilimi alanlarında çalışanların değil, Türklerle Kürtlerin ne yöne gittiklerini merak eden herkesin ilgisini çekecek olan ‘Milada Dönüş’ün, 2015 Sedat Simavi Sosyal Bilimler Ödülü’nü kazandığını da belirtelim.

  • Künye: Murat Somer – Milada Dönüş, Koç Üniversitesi Yayınları

Philip T. Hoffman – Avrupa Neden Dünyayı Fethetti? (2018)

Dünya tarihine alternatif bir gözle bakan özgün bir eser.

1492 ile 1914 arasında, Avrupalılar dünyanın yüzde 84’ünü keşfetti.

Peki, bunun asıl nedeni genel olarak savunulduğu gibi coğrafya, bulaşıcı hastalıklar ve sanayi devrimi miydi?

Bu kitabın yazarı Philip Hoffman, söz konusu nedenlerin bunu tam olarak karşılayamadığını söyleyerek önemli bir tartışma başlatıyor.

Ekonomik ve siyasal tarihin bu süreçte çok önemli bir rol oynadığını savunan Hoffman, tarihte tanık olduğumuz bazı değişkenlerin farklı olması halinde tarihin nasıl bir seyir izleyebileceğini anlatıyor.

Hoffman, bu değişkenlerin farklı olması halinde Avrupa’nın elinin kolunun bağlanacağını ve başka bir gücün dünyaya egemen olacağını belirtiyor.

Kitap, bu durumu incelerken, iki bin yıllık tarih diliminde Avrupa devletlerinin askeri rekabette başarıya ulaştıran ekonomik, siyasal ve tarihsel değişimleri ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor.

Hoffmann’a göre, Avrupalılar sonradan öğrendikleri ateşli silah teknolojisinde diğer uygarlıkların önüne geçmiş ve bu durum da Avrupa’nın üzerinde dünya egemenliği kuracağı bir temel atma fırsatı verdi.

  • Künye: Philip T. Hoffman – Avrupa Neden Dünyayı Fethetti?, çeviren: Mihriban Doğan, Say Yayınları, tarih, 368 sayfa, 2018

Orhan Koloğlu – 1915 Basınında Çanakkale (2015)

Dünya tarihine yeni bir yön vermiş Çanakkale Savaşları, dönemin Osmanlı basın camiasında kendine nasıl yer buldu?

O süreçte yayın yapmış pek çok gazete ve dergiyi adeta didik didik tarayan Orhan Koloğlu, savaşın başlamasından sonuna kadar yaşanan gelişmeleri kronolojik bir şekilde takip ediyor.

Çalışma, bu döneme ilişkin arşivlik niteliğinde bir kaynak.

  • Künye: Orhan Koloğlu – 1915 Basınında Çanakkale, Tarihçi Kitabevi

Orhan Koloğlu – Osmanlıcadan Türkçeye Okuryazarlığımız (2015)

Türkçenin tarihsel gelişimi ve diğer dillerle kurduğu ilişkiler bağlamında, okuryazarlığın Osmanlı’dan günümüze geçirdiği dönüşüm.

Koloğlu, Türklerin sözlü kültürden yazılı kültüre geçiş sürecinden başlayarak Arap harfleri ve Latin alfabesine geçişin Türkçe okuryazarlığa etkilerini pek çok kaynaktan referansla tartışmakta.

  • Künye: Orhan Koloğlu – Osmanlıcadan Türkçeye Okuryazarlığımız, Tarihçi Kitabevi

Jacob Field – Dünyanın Kanlı Tarihi (2015)

Sefahat düşkünü Kral Şu Şang’in yaşadığı M. Ö. 11. yüzyıldan II. Leopold’un Kongo’yu korkunç bir şekilde sömürdüğü 19. yüzyıla, 3 bin yılı kapsayan süreçte gerçekleşen şiddet, işkence, katliam, zorbalık ve felaketlerle örülü olayların bir dökümü.

Tarihin aslında birbirini izleyen bir katliamlar dizisi olduğunu görmek isteyenlere.

  • Künye: Jacob Field – Dünyanın Kanlı Tarihi, çeviren: Gonca Öner, Maya Kitap

Eunjeong Yi – 17. Yüzyıl İstanbul’unda Lonca Dinamikleri (2018)

Profesör Eunjeong Yi’nin bu muazzam çalışması, 17. yüzyıl Osmanlı lonca teşkilatı hakkında kapsamlı bir inceleme oluşuyla, alan için altın değerinde bir kaynak.

Yi, başta kadı sicilleri ve mühimme defterleri olmak üzere çok geniş arşiv çalışmalarına dayanan kitabında, lonca örgütlerinin büyük karmaşaların yaşandığı bu dönemdeki işleyiş biçimini ve imparatorluğun ekonomik yapısı içindeki hayati rolünü aydınlığa kavuşturuyor.

Kitabın; barış, savaş ve isyan koşullarında lonca-devlet ilişkilerini ve loncaların devletle müzakere koşullarını kapsamlı bir şekilde açıkladığını da belirtelim.

Çalışma, Osmanlı lonca sistemi kadar, 17. yüzyıl İstanbul’u ve Osmanlı toplumsal-ekonomik tarihi hakkında da çok önemli bir kaynak.

  • Künye: Eunjeong Yi – 17. Yüzyıl İstanbul’unda Lonca Dinamikleri, çeviren: Barış Zeren, İş Kültür Yayınları, tarih, 384 sayfa, 2018

Salim Fikret Kırgi – Osmanlı Vampirleri (2018)

Salim Fikret Kırgi’nin bu ilginç çalışması, folklorik vampir fenomeninin gelişimini Osmanlı Avrupası kültürel tarihi perspektifinden değerlendiriyor.

Vampirlerle ilgili araştırmalardaki genel eğilim, folklorik vampirin modern-öncesi dönemde çoğunlukla Rum Ortodoks Kilisesi’ne bağlı Slav ve Grek toplulukların takip ettiği bir halk inanışı şeklinde tanımlamaktır.

Burada bizim açımızdan dikkat çekici husus ise, kurgusal vampire öncülük eden bu folklorik vampirin ortaya çıktığı coğrafyanın, o zamanlar Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları içinde bulunmasıdır.

İşte Kirgi de, folklorik vampir inanışını, dinî ve etnik sınırların üzerinde ‘bölgesel’ bir halk inanışı kabul ederek Osmanlı Avrupası içerisindeki dinî-etnik toplulukların iletişimleri, etkileşimleri ve değiş tokuşları çerçevesinde vampir mitinin tarihine zengin bir katkı yapıyor.

Kırgi, bunu yaparken de şu soruların yanıtlarını arıyor:

  • Eğer folklorik vampir çoktanrıcı dönemden kalma bir inanışsa Rum Ortodoks inanç sistemiyle ilişkileri hangi koşullar altında şekillenmişti?
  • Müslümanlar da vampir benzeri doğaüstü varlıklara dair halk inanışlarına sahip olamazlar mıydı?
  • Osmanlı ulemasının vampir salgınlarıyla mücadele konusundaki görüşleri, mahkemelerin konuyla ilgili almış oldukları kararlar neydi?
  • Vampir olduğuna inanılan Müslümanlar var mıydı ve –eğer öyleyse– onların cesetleri de kazıklanıp yakılıyor muydu?
  • Müslüman Osmanlıların vampir farkındalığı ne koşullar altında şekillendi ve halk inanışının Batı Avrupa’da kazandığı tanınırlık sonrası ne yönde gelişti?

Künye: Salim Fikret Kırgi – Osmanlı Vampirleri: Söylenceler, Etkileşimler, Tepkiler, İletişim Yayınları, tarih, 128 sayfa, 2018

Barış Sarıköse – Sille (2009)

Barış Sarıköse, alt başlığı ‘Bin Yıllık Birliktelik’ olan elimizdeki kitabında, Konya çevresindeki en eski yerleşim yerlerinden biri olan Sille’yi, tarihçesi ve sosyo-ekonomik yapısıyla anlatıyor.

Selçuklular ve Osmanlılar döneminde Konya ile birlikte her alanda önemli gelişmeler gösteren Sille, Selçuklu hükümdarı Sultan Alaeddin Keykubat’ın vakfı içinde yer alıyordu.

Bu yerleşim yeri, sahip olduğu ekonomik potansiyelin yanı sıra, farklı kültürel yapısıyla da Konya ve çevresinin sosyal ve kültürel hayatını etkilemiş.

Sarıköse’nin çalışması, Sille’nin Osmanlı döneminde geçirmiş olduğu sosyal, ekonomik, demografik ve kültürel değişimi, arşiv ve kütüphanelerden yararlanarak değerlendiriyor.

Bölgenin tarihçesi; askeri ve idari yapılanması; ekonomik durumu; tarım, hayvancılık, ticaret ve küçük sanayi grupları; aile yapısı, vakıfları ve Sille’de yetişen önemli isimler, kitapta yer alan konulardan birkaçı.

  • Künye: Barış Sarıköse – Sille, Çizgi Kitabevi, şehir, 710 sayfa

İlyas Kemaloğlu – Altın Orda ve Rusya (2009)

İlyas Kemaloğlu ‘Altın Orda ve Rusya’ başlıklı çalışmasında, Altın Orda devletinin Rusya üzerindeki etkilerini inceliyor.

Kemaloğlu, kitabında ilk olarak, Altın Orda öncesi ve sonrasındaki iki farklı Rus devletinin analizini yapıyor; ardından da, Altın Orda’nın siyasî, idari ve sosyo-kültürel yapısının bu iki farklı Rus devletiyle etkileşimlerine odaklanıyor.

Altın Orda devletiyle ilgili Rus kronikleri, Arap ve Fars kaynakları ile seyahatnameler dışında kaynak bulunmadığı gerçeği düşünüldüğünde, çalışmanın önemli bir boşluğu doldurduğu açık.

Kitap ayrıca, konuyu tarih, hukuk, askerlik, din, ekonomi, işletme, mimari, sanat, dil ve edebiyat gibi farklı perspektiflerden işliyor.

  • Künye: İlyas Kemaloğlu– Altın Orda ve Rusya, Ötüken Yayınları, tarih, 376 sayfa