Stefan Winter – Osmanlı Hakimiyeti Altında Lübnan Şiileri (2024)

Lübnan topraklarında yaşayan Şii toplumunun Osmanlı egemenliği altındaki geçmişini konu alan bu çalışma, Ortadoğu tarihinin şimdiye dek göz ardı edilen bir evresine yeni bir bakış açısı getiriyor.

Stefan Winter bu kitapta, 16. ve 18. yüzyıllar arasındaki döneme ait, çoğunlukla yayımlanmamış Osmanlı belgelerine dayanarak, bu bölgedeki Şiilerin Sünni imparatorluğun yönetim sistemine nasıl entegre olduğunu gözler önüne seriyor.

“Lübnan”ın özerk bir yapı olarak ancak 18. yüzyılda ortaya çıktığını ve bu sürecin, yerel Şii önderlerin giderek güç kazanan bir Dürzi-Mârûnî emirliği tarafından önce etkisizleştirilmesi, sonra da şiddet kullanılarak saf dışı bırakılması yoluyla gerçekleştiğini gösteriyor.

‘Osmanlı Hâkimiyeti Altında Lübnan Şiileri’, vakayinamelere dayanan diğer çalışmaların karanlıkta bıraktığı bir döneme belgelerle ışık tutarken, bugün Lübnan’ın en büyük ve en etkin mezhep gruplarından biri haline gelen Şii cemaatinin bölge tarihi içindeki yerini de sorguluyor.

  • Künye: Stefan Winter – Osmanlı Hakimiyeti Altında Lübnan Şiileri (1516-1788), çeviren: Ercan Ertürk, Koç Üniversitesi Yayınları, tarih, 280 sayfa, 2024

Edward Frederick Knight – Türkiye’nin Uyanışı (2024)

“Eşitlik, Özgürlük, Kardeşlik!”

1908 yılında, on yıllar süren ve şiddeti giderek artan, devleti de toplumsal yapıyı da kemirip bitiren istibdat rejimi, yerini meşrutiyete bırakmıştı; mutlak hâkim bir padişah ise bir meclis ve bir anayasa ile yetkilerinin kısıtlanmasını kabul etmiş gibi görünmekteydi.

Ancak bu yıllar boyunca yalnızca düşünceleri değil, hemen her türden talepleri kısıtlanmış, yürütülen denge siyaseti nedeniyle kendi etnik, dinsel ya da siyasal kimliklerine radikal düzeylerde bağlanmak zorunda bırakılmış olan halk arasındaki huzursuzluk bitmemişti.

Dünyanın siyaseten ve ekonomik olarak geçirdiği dönüşümün hem bir izdüşümünü yaşamanın kaçınılmaz olması hem de biriken tüm yıpranmışlığıyla devlet sisteminin, modern bir devletin sahip olması gereken olanak ve insan kaynağından uzak olması nedeniyle, istibdat rejiminin yıkılışını hazırladığı ülkenin bütünlüğünü koruması mümkün olmamış, takip eden 15 senede nüfusu iç kavgalar ve savaşlar nedeniyle kırılan Osmanlı İmparatorluğu, siyasi mirasını cumhuriyete, toprak mirasını ise birçok küçük ülkeye bırakarak tarihteki yerini almıştır.

Knight’ın bu çalışması, Osmanlı’nın bu son dönemine ilişkin yetkin değerlendirmeler içerirken, aynı zamanda Batılıların ikiyüzlü, aldatıcı ve değişken politikalarının perde arkasını gözler önüne seriyor.

Knight, özgürlüğün olmadığı bir ülkede, refahın, sağlığın ve huzurun da olamayacağını söyleyen bu çalışmasıyla bir asır öncesinden güncel tartışmalarımıza ışık tutuyor.

  • Künye: Edward Frederick Knight – Türkiye’nin Uyanışı: 1908 Devrimi, çeviren: Zuhal İnal Baycılı, Kanon Kitap, tarih, 288 sayfa, 2024

Steven Mithen – Susuzluk (2024)

Gezegenimiz küresel bir su kriziyle karşı karşıya.

Biliminsanları, tatlı su kaynaklarındaki tükenişin 2050’de dünya nüfusunun yüzde 75’ini etkiler hale geleceğini öngörüyor.

Sınır tanımayan bir kentleşme, doğanın tahrip edilmesi ve iklim değişikliği bu krizin başlıca körükleyicileri.

Steven Mithen, yaşadığımız su krizini Susuzluk’ta tarihsel bir perspektif sunarak ele alıyor.

Neolitik Devrim’den bu yana su, bir meta ve ekonomik güç kaynağı olarak görüldü.

Tarih birbirinden iddialı su yönetim projeleri ve hidrolik mühendisliği örnekleriyle doludur.

Mithen, okuru zamanlar arasında bir yolculuğa çıkarıyor: Tarımsal sulamadaki başarılarıyla uygarlık haline gelen Sümerlerden çölün ortasında bir vaha yaratan Nebatilere, sifonlu tuvaletin mucidi Minoslulardan Roma İmparatorluğu’nun hamamlarına, Konstantinopolis’in şehirler arası sukemerlerinden Çin’in su kanallarına dünyanın dört bir yanına uzanan ‘Susuzluk’, geçmişin deneyimlerini geleceğe yol göstermek üzere bir araya getiren kapsamlı bir kitap.

Steven Mithen arkeoloji profesörü, Reading Üniversitesi’nde rektör yardımcısı.

  • Künye: Steven Mithen – Susuzluk: Antik Dünyada Su ve İktidar, çeviren: Ebru Kılıç, Koç Üniversitesi Yayınları, tarih, 344 sayfa, 2024

Marc David Baer – Koruyucu Sultanlar ve Hoşgörülü Türkler (2024)

Osmanlı İmparatorluğu’nda ve Türkiye’de Müslüman-Yahudi ilişkileri üzerine tarihsel analizler içeren kitap, erken modern ve modern kaynaklardan, tarihyazımından ve çeşitli literatürden yararlanarak, tarihi vakaların ve toplumsal algıların yanı sıra tarihçilerin ne tür bir haletiruhiye içinde, tarihi ne şekilde tasvir ettiğine odaklanıyor.

Yahudilerin Türklere dair modern anlatılarıyla Osmanlılara dair erken modern anlatılarının ne denli iç içe geçmiş olduğunun incelendiği kitapta asıl olarak Yahudilerin Osmanlılardan ve Türklerden gördükleri muameleye ilişkin tecrübelerini nasıl yazdıkları ve bu yazının zaman içindeki dönüşümü inceleniyor.

  • Künye: Marc David Baer – Koruyucu Sultanlar ve Hoşgörülü Türkler: Osmanlı Yahudi Tarihini Yazmak, Ermeni Soykırımı’nı İnkâr Etmek, çeviren: Nesi Altaras, Aras Yayıncılık, tarih, 400 sayfa, 2024

Peter Burke – Polimat (2024)

Bilgi bir bütün müdür yoksa bilgiyi dallara ayırıp uzmanlaşmak zorunlu mudur?

Bilginlerin bilginin üretilmesi ve işlenmesindeki konumu nedir ve ne olmalıdır?

Bu kadim soruların ışığında Peter Burke bu kitapta, çok sayıda disiplinde uzman olmanın farklı bir bilgi türü olduğu iddiası ve her bilgi formunun, tarihinin yazılmasını hak ettiği inancıyla bilgi alanları arasındaki ayrışmanın tehlikelerine bir panzehir olarak polimatlığı tekrar hatırlamamız gerektiğini söylüyor.

Sadece basit bir merakın veya genel kültürlü olma hevesinin değil, gerçek bir tecessüsün ve çok sayıda disiplinde derinliğe ulaşmanın ifadesi olan polimatlık, Burke’e göre, müstakil bir tarihe sahip.

Polimat, Batı merkezli bir “çok-yönlü bilginler dökümü”nü sunmanın yanı sıra, bu sıra dışı bilginleri ortaya çıkaran kişisel ve çevresel etkenlere bakıyor.

Burke’ün sunumuyla polimatları neyin harekete geçirdiğini, çok yönlü çalışmaları için gereken zaman ve enerjiyi nasıl bulduklarını, hayatlarını nasıl kazandıklarını görebiliyoruz.

Kitap, polimatlığın sadece göz alıcı yanını göstermekle kalmıyor, polimatların ödemek zorunda kaldıkları, şarlatanlıkla suçlanmaya kadar giden bedeli de aktarıyor; polimatların bilgiye katkısını tartışıyor ve bir hiper-uzmanlaşma çağında bu tür bireylere hiç olmadığı kadar çok ihtiyacımız olduğu tespitiyle sonlanıyor.

  • Künye: Peter Burke – Polimat: Leonardo da Vinci’den Susan Sontag’a Kültür Tarihi, çeviren: Gökhan Yavuz Demir, Islık Yayınları, tarih, 416 sayfa, 2024

M. Talha Çiçek – Osmanlı İmparatorluğu ve Arap Aşiretleri (2024)

Osmanlı İmparatorluğu’nda 19. yüzyıldaki reform çabaları içinde merkezi devletin güçlendirilmesi temel amaçlar arasındaydı.

Bu proje bağlamında devletin Arap göçerleriyle ilişkisi ayrı bir öneme sahipti çünkü Arap eyaletlerinde ve özellikle hudut bölgelerinde devlet otoritesini güçlendirmek bu ilişkiden geçiyordu.

Talha Çiçek, Osmanlı İmparatorluğu ve Arap Aşiretleri, 1840-1914’te “uzun” 19. yüzyıl boyunca, yani Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcına kadar bu ilişkinin nasıl geliştiğini gözler önüne seriyor.

Merkezi devlet ile aşiretler arasındaki ilişkinin, “devlet emreder, siz yaparsınız” anlayışından ibaret olmadığını gösteren Çiçek, tam tersine karmaşık, son derece akışkan ve hiç kesilmeyen bir müzakere sürecinin söz konusu olduğunu çok zengin bir arşiv çalışmasıyla belgeliyor.

Ayrıca, Osmanlı reform çağında aşiret toplumlarının varlığını sürdürüp ağırlığını korumasının ve merkezi devletle ilişkilerinin Ortadoğu’da daha sonraki dönemler ve günümüz politikası üzerinde de etkili olduğunu unutmamak gerekiyor.

Talha Çiçek’in çalışması, önerdiği yeni perspektifle, alanında önemli bir boşluğu dolduruyor.

Genellikle göçerler ile Osmanlı Devleti arasındaki ilişkinin tek yönlü bir yol olduğu varsayılır: Devlet buyurur, aşiretler de ya isyan ya da itaat eder.

Talha Çiçek’in kitabı ise gerçeğin çok daha karmaşık ve ilginç olduğunu gösteriyor.

Kitap, 19. yüzyılda Osmanlı devleti ile Arap göçerler arasındaki karmaşık ilişkiyi gözler önüne seren öncü bir çalışma.

Tanzimat sonrası Arap göçerlere ilişkin Osmanlı politikalarına bakışta taze bir perspektif.

  • Künye: M. Talha Çiçek – Osmanlı İmparatorluğu ve Arap Aşiretleri (1840–1914), çeviren: Tansel Demirel, İş Kültür Yayınları, tarih, 256 sayfa, 2024

Andrew P. Wickens – Beynin Tarihi (2024)

‘Beynin Tarihi’ konu üzerine yazılmış ilk anlatısal kitap.

İnsanlık tarihinde bugüne dek beyinle ilgili bilinen inançlar, düşünceler, keşifler, kafa karışıklıkları, yöntemler, kavramlar, deneyler, kuramlar ve tartışmalar kitapta akıcı bir dille anlatılıyor.

Bütün bunlar beynin tarihine ve beyin bilimlerine katkıda bulunmuş kişilerin hikâyeleriyle paralel bir şekilde sunuluyor.

Anlatıdaki hikâyeleri takip ederken sadece tarihini değil, beynin içinde ve beyin bilimleri alanında neler olup bittiğini de kavradığınızı fark edeceksiniz.

‘Beynin Tarihi’ beyinle ilgili tarihöncesi inançlardan tıbbın gelişmesiyle ortaya çıkan bilgi ve yöntemlere; anatomi, farmakoloji, fizyoloji, psikoloji, beyin cerrahisi, nörobilim gibi disiplinlerin doğuşuyla birlikte değişen beyin anlayışımıza ve bugünkü bilgilerimize kapsamlı ve tarihsel bir perspektif sağlıyor.

Andrew P. Wickens, amaçladığı gibi, “basit, anlamlı ve anlaşılır” bir biçimde “beynin tutarlı bir tarihini” anlatmayı başarmış.

Wickens’ın 10 yılını alan bu çalışma, beyin hakkında mevcut bilgimize nasıl ulaştığımızı anlamak isteyen herkesin ilgisini çekecek.

  • Künye: Andrew P. Wickens – Beynin Tarihi: Taş Devri Cerrahisinden Modern Nörobilime, çeviren: Levent Öztürk, Alfa Yayınları, bilim, 636 sayfa, 2024

Carlos Collado Seidel – Franco (2024)

“Flütü andıran tiz sesi” ile hiç de karizmatik görünmeyen, taşralı, kompleksli bir subay, nasıl oldu da İspanya’yı 36 yıl boyunca diktatör olarak yönetebildi?

Hatta, bir rejime ve ideolojik “sisteme”, Frankizme adını verebildi?

Carlos Collado Seidel, ayrıntılı çalışmasında, Francisco Franco Bahamonde’nin, yani General Franco’nun hayatını, askerî ve siyasi eylemlerini, fikriyatını, zihniyet dünyasını ve özel hayatını anlatıyor.

Franco biyografisi, modern İspanya’nın tarihidir ve İspanya İç Savaşı’nın da tarihidir.

Franco’nun biçimlenmesinde büyük etkisi olan Fas’taki sömürgeci gayri nizami “kirli” savaşın, İspanya İç Savaşı’nı nasıl doğrudan doğruya etkilediğini görürüz.

Frankizm, “klasik” faşizmlerden daha uzun ömürlü olmuş bir tür faşizmdi.

Franco’nun faşizmi, korporatist Falanjist ideoloji ile dinî (Katolik) unsurları eklektik biçimde bir araya getirmişti.

Franco’nun Soğuk Savaş döneminde İspanya’ya dünya siyasetinin kuytusunda nasıl bir yer açtığını, “Mason-Yahudi komplosu” takıntısıyla nasıl kapitalizmi “kontrol altında” tutmaya çalıştığının yanı sıra, İspanya’nın Frankizmden çıkış hikâyesini ve bu ağır geçmişle hesaplaşma deneyimini de görüyoruz.

Kitaptan bir alıntı:

“Franco, faşist damgasını taşıyan diktatörler arasında [faşizmlerin] çöküşünden yara almadan kurtulan ve pek çok kişi tarafından ‘Batı‘nın muhafızı‘ olarak hatırlanan tek kişiydi.”

  • Künye: Carlos Collado Seidel – Franco: General, Diktatör, Efsane, çeviren: Emre Adıyaman, İletişim Yayınları, biyografi, 272 sayfa, 2024

David A. Bell – Napoléon (2024)

Napoléon Bonaparte’ın iki yüzyıldır pek çok biyografi yazarının ilgisini çekmiş olması şaşırtıcı değildir.

Hayatı olağanüstü önemli, çok ama çok büyüleyiciydi; başta Fransız Devrimi olmak üzere dünya tarihindeki en tartışmalı ve sürekli yeniden yorumlanan olaylardan bazılarıyla da bağlantılıydı.

David A. Bell, kitabının girişinde mevcut biyografilerin birçok olumlu özellik taşımasının yanında, her okuyucunun bu hacimli kitapları okuyabilecek vakti ve sabrının olmayabileceğini söylüyor.

Okurun ayrıntılar deryasında kaybolmasına neden olmaktansa, Napoléon’un gerçeğe sadık, okunabilir bir portresini sunmaya, uzmanlık sahibi olmayanlara da hitap eden özlü bir eser ortaya koymaya gayret ettiğini belirtiyor.

1769’da Korsika’da doğan Napoléon, 1821’de çok daha küçük bir adada, Saint Helena’da sürgünde hayata gözlerini yummuş olsa da ölümünden sonra da adı ve şöhreti etrafında mücadeleler yürütülmeye devam etmiştir; aslında bunları da onun hikâyesinin bir parçası saymak gerekir.

Bu hikâyede, Fransa’da ve başka ülkelerde bugün bile muazzam etkisini koruyan kurumların inşasının yanı sıra, inanılmaz bir seviyeye varan can kayıpları ve yıkımlar da vardır.

  • Künye: David A. Bell – Napoléon: Kısa, Büyüleyici Bir Hayat, çeviren: Tansel Demirel, Koç Üniversitesi Yayınları, biyografi, 176 sayfa, 2024

Halik Kochanski – Direniş (2024)

‘Direniş’, farklı mecralarda, farklı koşullar altında, fakat aynı inançla yürütülmüş bir mücadelenin anlatısıdır.

Halik Kochanski bu büyüleyici ve ürkütücü çalışmasıyla okuru Nazi işgali altındaki Avrupa’da vahşete karşı direnişe geçmeye karar verenlerin kalbini dinlemeye, bıçak sırtı bir hayat süren direnişçilerle hemhal olmaya davet ediyor.

Küçük direniş gruplarının zorlu eylemlere nasıl atılabildiğini meseleyi romantikleştirmeden aktaran yazar, direnişçinin hem kendilerinin hem de sevenlerinin ölümüne sebep olabilecek görevlere hangi duygularla talip olduğunu tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.

‘Direniş’, sıradan insanların Nazi barbarlığına karşı yürüttüğü görkemli mücadelenin kitabı.

Avrupa’nın boyunduruk altına alınmış halklarının karşı saldırıya geçme yollarını mükemmelen anlatan ve efsaneleri yıkan ‘Direniş’, gözü pekliğe, olağanüstü cesarete ilişkin öykülerle örülü.

  • Künye: Halik Kochanski – Direniş: Avrupa’da Yeraltı Savaşı 1939-1945, çeviren: Abdullah Yılmaz, Alfa Yayınları, tarih, 984 sayfa, 2024