Kolektif – Saray ve Kozmos (2022)

Başlangıçta mütevazı bir Türk boyu olan Selçuklular, Orta Asya’dan Doğu Akdeniz’e uzanan güçlü ve kültürel açıdan üretken bir imparatorluk kurmuş ve 11. yüzyıldan 14. yüzyıla dek İslam dünyasına hükmetmişlerdi.

‘Saray ve Kozmos: Selçukluların Muhteşem Çağı’, Selçuklu yönetimi altında vuku bulan sanatsal ve kültürel canlanmanın birer kanıtı niteliğindeki yaklaşık 250 objeye yer vererek bu heybetli hanedanın köken ve etkilerini inceliyor.

‘Saray ve Kozmos’, imparatorluğun İran ve Kuzey Irak’taki erken dönem ilerleyişinden başlayarak hâkimiyetini Anadolu ve Kuzey Suriye’ye genişletmesine dek genel bir tarihini sunduktan sonra, Selçuklu saray yaşamının ihtişamını gözler önüne seriyor.

Bu şatafatlı yaşam tarzı, ince zevklere sahip yeni bir seçkinler sınıfına da sirayet etmiş, sultanlar kadar şehirliler de göz kamaştırıcı sırlı seramikler ve gümüş, bakır ve altın kakmalı madeni eserler edinmişti.

Bilim ve teknolojideki ilerlemelere koşut olarak kitap sanatlarına ilginin de artması, Selçukluların bilim ve edebiyata verdikleri önemin bir göstergesiydi.

Bununla birlikte, Selçuklular ile düşmanları arasındaki savaşların yol açtığı huzursuzlukların yanı sıra doğal felaketler ve açıklanamayan gökyüzü olayları, insanları büyü ve astrolojide teselli aramaya yöneltmiş, bu arayış burç tasvirleri ve tılsımlı imgelerle bezenmiş objelerde ifade bulmuştur.

Bu halk inanışları, zarif Kur’an yazmalarının ve Kur’an’dan ayetler içeren çok sayıda kitabe ve mezartaşının da gösterdiği gibi, İslam dinine içten bir bağlılıkla yan yana var olmuştur.

Selçukluların muhteşem çağı, gerek bu dünyanın gerek gökler âleminin görkemini yücelten bir çağdı.

‘Saray ve Kozmos’, Selçukluların sanatsal başarılarını bütün boyutlarıyla ortaya koyarken İslam dünyasının kültürel mirasına yapmış oldukları katkının da eşsiz bir kaydını sunuyor.

  • Künye: Sheila R. Canby, Deniz Bayazıt, Martina Rugiadi ve A. C. S. Peacock – Saray ve Kozmos: Selçukluların Muhteşem Çağı, çeviren: Erdem Gökyaran, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 380 sayfa, 2022

Namık Sinan Turan – Portede Saklı Tarih (2022)

Portede saklı olup ortaya çıkarılmayı bekleyen müzik evrensel bir dil olarak görülür.

Toplumları, kültürleri, coğrafyaları bağlayıp, iletişim sağlar.

Seslerden örülü müzikal köprüde politik ve kültürel boyutlar iç içedir.

Sosyopolitik bir mücadele alanı olarak yaklaşıldığında müzik, imparatorluk ya da ulus devlet kurgularının kültürel yönelimlerinde kimi zaman kışkırtıcı, kimi zaman telkin edici potansiyeliyle yer alır.

Bireysel ya da toplumsal açılardan bakıldığında müziğin insanı diğer hiçbir sanat dalının yapamayacağı kadar belli bir düşünce etrafında birleştirebilecek mesajları iletebilme özelliği, ona estetik bir beğeni olmanın ötesinde ardında gizli toplumsal süreçleri anlamaya yönelik bir uğraş niteliği kazandırır.

Söz konusu özelliği müziği disiplinlerarası çalışmalarda sıra dışı bir araç hâline dönüştürür.

Namık Sinan Turan’ın ‘Portede Saklı Tarih’ çalışması, asıl alanı siyasî tarih olan bir akademisyenin kaleminden müziği toplumsal tarih merceğiyle incelemeye yönelik bir girişimin sonucu.

Burada yazar, yüzyıllar içinde yaşanan siyasal ve kültürel değişimlere eşlik eden müziğin toplumsal arka planına ışık tutuyor.

Uzun bir tarihsel kesit içinde geniş bir coğrafyada, farklı kültürel dokularda üretilen müziğin sosyopolitik etki alanını değerlendiriliyor.

Osmanlı dünyasında müziğin üretim süreci ve aktörleri, modernleşmenin Osmanlı/Türk müzik geleneğinde yol açtığı dönüşümler, gelenek ve modern arasında biçimlenen müzik yaşamının toplumsal analizi, oryantalizm ve müzikal temsilleri, operanın emperyal bir tahakküm aracı olarak kullanımı gibi konular kitapta ayrıntılı biçimde incelenen baslıklar arasında yer alıyor.

Kitaptaki anlatıya besteciler, icracılar, müziğin icrasının gerçekleştiği kurumlar ve himaye merkezleri kadar dönemin siyasî elitleri ve kültür politikalarını yönlendirenler de eşlik ediyor.

Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet’e ve modern Ortadoğu’ya uzanan gelişmelerin müzik üzerindeki çarpıcı sonuçlarının incelendiği kitapta müzik ve toplum arasındaki karmaşık ilişkiler ağı analiz ediliyor.

Böylece okurlara coğrafyalar ve kültürler arasında müzik-toplum ilişkisinin farklı ve çoğu zaman göz ardı edilen yönleri üzerine düşünme olanağı sağlıyor.

  • Künye: Namık Sinan Turan – Portede Saklı Tarih, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, müzik, 498 sayfa, 2022

Robert Darnton – Eski Rejim’de Yeraltı Edebiyatı (2022)

Bu kitap on sekizinci yüzyılda dağılan bir dünyanın parçalarını bir araya getiriyor.

Devrim öncesi Fransa’da yasadışı edebiyatın üretimi ve yayılmasıyla hayat bulan bir dünyadan, yeraltı dünyasından söz ediyoruz.

O günlerde işin içindekiler hariç kimsenin görmediği bir yerdi ve şimdiye kadar öyle büyük bir tarihin altına gömüldü ki, ne kadar kazılırsa kazılsın gün yüzüne çıkarılması imkânsızmış gibi görünebilir.

O halde, tüm bu parçaları bir araya getirmeye kalkışmanın anlamı ne?

Cevaben ilk olarak tarihçinin en önemli görevlerinden birinin, eski dünyaların yeniden inşası olduğunu söyleyebiliriz.

Tarihçiler ve edebiyat kuramcıları on sekizinci yüzyılın büyük kitaplarını tekrar tekrar okudukça Aydınlanma’yı Batı medeniyeti içinde ayrı bir aşama olarak tasvir eder oldular.

  • Edebiyat Cumhuriyeti’nde (République des Lettres) yazarlar kariyerlerini nasıl inşa ediyordu?
  • Ekonomik ve sosyal durumları yazdıkları üzerinde ne denli etkiliydi?
  • Yayıncılar ve kitap satıcıları nasıl iş yapıyorlardı?
  • İş yapma biçimleri, müşterilerine ulaşan edebî ürünlerin fiyatını nasıl etkiliyordu?
  • Edebiyat neydi?
  • Okurları kimlerdi?
  • Nasıl okuyorlardı?

Bu sorular tarihin hemen her dönemi için sorulabilir ancak Eski Rejim’i anlamak için özel bir öneme sahipler.

On sekizinci yüzyıl boyunca Fransa’da genel bir okur kitlesi ortaya çıktı; kamuoyu güç kazandı ve ideolojik memnuniyetsizlik, modern çağın ilk büyük devrimini yaratmak üzere başka akımlarla birleşerek vücuda geldi.

Kitaplar bu mayaya çok büyük katkı verdiler, ancak verdikleri katkıyı değerlendirmek için sırf metinleri değerlendirmek yeterli değil.

Birçok metnin şekillendiği Grub Sokağı’yla başlayıp basımevlerinden ve kaçakçılık rotalarından geçerek, edebiyatın muazzam yeraltı dünyasındaki merdiven altı işlere ve gizli kapaklı operasyonlara uzanmak ve kitapların arkasındaki dünya hakkında daha fazlasını öğrenmek gerekiyor.

Bu kitap, tam bu konuda yardımımıza koşuyor.

  • Künye: Robert Darnton – Eski Rejim’de Yeraltı Edebiyatı, çeviren: Suat Başar Çağlan, Zoom Kitap, tarih, 226 sayfa, 2022

Max Beer – Sosyalizmin ve Sosyal Mücadelelerin Tarihi (2022)

Kapsamlı bir sosyalizm ve sosyal mücadeleler tarihi çalışması arayanları bu tarafa alalım.

Pek çok Marksist tarih çalışmasının yapılmasına öncü olmuş Max Beer’in eseri, ilkçağdan 20. yüzyılın başına sosyal mücadelelerin tarihini anlatıyor.

Max Beer şöyle diyor: “Hegel de Marx da çelişkilerin çarpışmasının ve karşıtlıkların vurgulanmasının hayatın ve evrensel bütün güçlerin gelişiminde, ilerlemesinde en etkin araçlar olduğu görüşündeler. Marx, en önemli sosyal gelişimlerin çelişen çıkarlara dayalı sınıf mücadelesinin sonucunda oluştuğuna inanıyor.”

Ustasının bu görüşünden aldığı ilhamla Max Beer, sosyal mücadelelerle ilgili bulabildiği her şeyi bir araya getirerek ortaya bir tarih çalışması koydu.

Elinizdeki ilginç ve kullanışlı çalışma ortaya çıktı.

Yazarın, Marksist tarih görüşünü yeterli ve ulaşılabilir şekilde okuyucuyla buluşturmak amacıyla ortaya koyduğu eseri yayımlandığı zaman da oldukça ilgi gördü.

İlk Çağ’dan 20. yüzyılın başına sosyal mücadelelerin tarihini anlatan eser yayımlandığı dönem kapsamlı bir sosyalizm ve sosyal mücadeleler tarihi çalışmasının eksikliğini giderdi.

Pek çok Marksist tarih çalışmasının yapılmasına öncü oldu.

Günümüzde hala tarihsel süreçlerin anlaşılır ve iyi hazırlanmış bir derlemesi olarak okuyuculara tarihsel bakış açısını sunuyor.

  • Künye: Max Beer – Sosyalizmin ve Sosyal Mücadelelerin Tarihi, çeviren: Galip Üstün, Doruk Yayınları, tarih, 608 sayfa, 2022

Charles Homer Haskins – Üniversitelerin Doğuşu (2022)

Charles Homer Haskins (ö. 1937), elinizdeki kitapta bir öğretim kurumu olarak üniversiteyi tarihsel bir perspektiften ele alıyor.

Yazar, ilk üniversitelerin müfredatını, öğretmenlerini ve öğrencilerini mercek altına alıyor, böylece konuya dair genel bir çerçeve çiziyor.

Öğretmenlerin izledikleri metotların yanı sıra öğrenci şiirlerine ve mektuplarına da yer veren kitap, bu yönüyle kronolojik bir çizelgenin de ötesinde okuruna çok yönlü bir bakış açısı sunuyor.

Haskins, Orta Çağ’ın son dönemlerindeki entelektüel aydınlanmanın üniversitelerin kurulmasına zemin hazırladığını ve üniversite yapısının mekâna ve zamana göre farklılaştığını gösteriyor.

Nitekim üniversiteler tarih boyunca gerek kurumsal yapı gerekse müfredat açısından içerisinde bulundukları sosyal koşullar ile aktif bir etkileşim içinde oldu.

‘Üniversitelerin Doğuşu’, bir parçası oldukları kurumların kökenleri hakkında bilgi edinmek isteyen eğitimcilerin ve öğrencilerin başvuracakları temel bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Charles Homer Haskins – Üniversitelerin Doğuşu, çeviren: Salim Korkmaz, Albaraka Yayınları, tarih, 88 sayfa, 2022

Robert B. Marks – Modern Dünyanın Kökenleri (2022)

Bu sürükleyici kitap, 1400 yılından günümüze modern dünyanın kökenlerine dair küresel bir anlatı sunuyor.

“Batı’nın yükselişini” modern dünyanın ortaya çıkışıyla bağdaştıran çok sayıda çalışmanın aksine; Asya, Afrika ve Yeni Dünya gibi marjların dışında kalan bölgeleri odağına alıyor.

Çevre tarihi disiplininden de yararlanan bu sıra dışı tarih araştırması coğrafya, tarih ve insan ilişkisinin aktörleri arasında dengeli bir anlatı sunuyor.

Robert B. Marks modern dünyanın destanını ekoloji tarihiyle harmanlayarak günümüze ulaştırıyor.

Batı’nın gerçekten yükseldiğini mi yoksa bunun bir mit mi olduğunu sorguluyor, toplumlar arasında ortaya çıkan uçurumu derinlemesine inceliyor, nüfusu medeniyet için bir aktör olarak değerlendiriyor,

Moğolların ve Osmanlıların modern dünyanın kökenlerindeki rollerini ortaya koyuyor.

Sadece bununla kalmayan Marks, Birleşik Devletler’in 21. yüzyılda nasıl ve niçin süper güç hâline geldiğine dair yeni yaklaşımlar sunuyor.

‘Modern Dünya’nın Kökenleri’, Asya’nın yeniden dirilişine, insanların çevreyle kurduğu, geçtiğimiz yüzyılların politik ve ekonomik dönüm noktalarını uzun vadede gölgede bırakan ve büyük ölçüde değişen ilişkisine dikkat çekiyor.

“Çoğu zaman yokmuş gibi davranıyoruz, ancak nüfus artışı, Çin ve Hindistan’ın hızlı sanayileşmesi ve fosil yakıtların kullanımı, henüz bilinmeyen korkunç çevresel sonuçlarıyla yaklaşıyor.”

  • Künye: Robert B. Marks – Modern Dünyanın Kökenleri: 15. Yüzyıldan 21. Yüzyıla Dünya’nın Küresel ve Ekolojik Tarihi, çeviren: Ulaş Deniz Tümkaya, Selenge Yayınları, tarih, 360 sayfa, 2022

Peter Hopkirk – Büyük Oyun (2022)

Tüm 19. yüzyıl boyunca dünyanın iki büyük gücü, Britanya İmparatorluğu ile Çarlık Rusyası arasında Orta Asya’nın ıssız geçitlerinde, çöllerinde, doruklarından kar ve buz hiç eksik olmayan yüksek dağlarında gizli bir savaş sürmüştü.

Dev Asya kıtasındaki nüfuz alanlarını genişletmek ve ellerindekileri korumak amacıyla hareket eden iki imparatorluktan Rusya, bir yandan Kafkasya ve Orta Asya’daki topraklarını genişletirken, diğer yandan da Britanya İmparatorluğu’nun en büyük sömürgesi olan, “alt-kıta” Hindistan’a giden yollara ve geçitlere hâkim olma yarışında adım adım ilerlemeye çalışıyordu.

Britanya ise Afganistan, Özbekistan, İran ve Kafkasya gibi pek çok coğrafyada Rusya’yı stratejik olarak “çevrelemeye” gayret ediyor; bölge, yerel hanların kalelerine varıncaya dek, iki tarafın temsilcileri arasında amansız bir mücadeleye sahne oluyordu.

Bu gizli savaşın aktörleri tarafından söz konusu mücadeleye konan “Büyük Oyun” adı, ünlü yazar Rudyard Kipling tarafından ‘Kim’ adlı romanında ölümsüzleştirilmişti.

Peter Hopkirk’ün artık klasikleşmiş kitabı ‘Büyük Oyun: Orta Asya’da Gizli Savaş’, bu mücadeleyi Britanya ve Rusya tarafındaki genç subayların ve görevlilerin soluk kesici maceraları üzerinden anlatıyor: Kılık değiştirip derviş veya at tüccarı kılığına girenler, gizli geçitlerin haritasını çıkarmak için hayatlarını tehlikeye atanlar, astığı astık güçlü hanların karşısında pazarlık masasına oturanlar…

  • Künye: Peter Hopkirk – Büyük Oyun: Orta Asya’da Gizli Savaş, çeviren: Renan Akman, İş Kültür Yayınları, tarih, 632 sayfa, 2022

David A. Bell – Napoléon ve İlk Topyekûn Savaşın Hikayesi (2022)

Yirminci yüzyıl genellikle “Topyekûn Savaş Çağı” olarak görülür.

Fakat David Bell’in bu çığır açıcı kitabında da ifade ettiği gibi, topyekûn savaş mefhumunun ortaya çıkışı çok daha eski bir devirde; misket tüfeklerinin, topların ve yelkenli gemilerin damgasını vurduğu Napoléon döneminde aranmalıdır.

Bell’in kapsamlı ve kuvvetli anlatısı bizi, Batı Fransa’nın kanla sulanan tarlalarında yürütülen “imha” muharebelerinden neredeyse yıkılmaya yüz tutan İspanyol şehirlerinde gerçekleşen korkunç sokak çatışmalarına ve sadece bir gün içerisinde binlerce insanın can verdiği Orta Avrupa muharebe meydanlarına götürüyor.

Bell’e göre savaş kavramına ilişkin modern görüşlerimizin doğuşu da bu devre tekabül ediyor.

On sekizinci yüzyılın Avrupalı aydınları, savaşın uygar dünyayı terk etmeye başladığını düşünüyordu.

Bu yüzden Fransız İhtilâli sırasında patlak veren büyük çaplı muharebeleri; ebedi barışın hüküm sürdüğü çağı başlatacak “son savaşın” ve insanlığı günahlarından arındıracak yıkımın son çırpınışı olarak görme hülyasına kapıldılar.

Bu araştırmasının da göstereceği üzere böylesi görkemli bir amaca hizmet edecek savaşın, dizginlenemeyen ve merhametsizliği şiar edinen kıyametvari bir mücadeleye evirilmesi kaçınılmazdı.

O zamandan beri Batı dünyasında ebedî barış rüyası ve topyekûn savaş kâbusu iç içe girdi ve günümüze değin bu hüviyetini koruyarak geldi.

Nihayetinde Soğuk Savaş’ın akabinde “tarihi sona erdirme” umutlarının, yerini kısa süre içinde topyekûn katliam korkularına bıraktığı görüldü.

Bir tarihçinin keskin vukufiyeti ve bir gazetecinin detaycılık hususundaki ustalığını kendinde birleştiren Bell, ‘Napoléon ve İlk Topyekûn Savaşın Hikâyesi: Modern Savaş Sanatının Doğuşu’nda, Napoléon devri ile günümüz arasındaki benzerlikleri mahirane bir biçimde gün yüzüne çıkarıyor.

  • Künye: David A. Bell – Napoléon ve İlk Topyekûn Savaşın Hikayesi: Modern Savaş Sanatının Doğuşu, çeviren: Burak Yazıcı, Selenge Yayınları, tarih, 488 sayfa, 2022

Brigitte Studer – Dünya Devriminin Gezginleri (2022)

Kimi insanlar, niçin hayatlarını kaybetme veya tutuklanma ve işkence görme tehlikesini göze alarak uluslararası profesyonel devrimci olmayı seçtiler?

Brigitte Studer, Moskova tarafından görevlendirilerek veya finanse edilerek, toplumsal ve siyasi koşulları devrimcileştirmeyi umdukları yerlere siyasi görevle gönderilen profesyonel devrimcilerin çalışma koşullarını ve mesleki ve özel gündelik hayatlarını sorguluyor.

‘Dünya Devriminin Gezginleri’, bir yandan, Komünist Enternasyonal’in (Komintern) belli başlı “harekâtlarının” hikâyesini anlatıyor: Bakü ve Taşkent üzerinden devrimi Doğu’ya taşıma girişimi; uzun süren Çin devrimi girişimi; İspanya iç savaşı…

Bu süreçte, Komintern’in anti- emperyalist “görevinin” nasıl serpildiğini de gösteriyor.

Kitabın bir başka kesitinde, Komintern’in ördüğü ulus-aşırı ağların ve bu ağ örgüsü içinde Avrupa’da düğüm noktası işlevi gören metropollerdeki deneyimlerin hikâyesi yer alıyor.

Kitap bu hikâyelerin içinden, Komintern görevlilerinin hayat tarzına, profillerine ve bu arada o zamanlar bir “mesele” olmayan toplumsal cinsiyet ayrımlarına eğiliyor.

Arka planda, uluslararası komünist hareketin ufkunu karartan bürokratikleşme ve dogmatikleşme eğiliminin pekişmesini izliyoruz.

Studer, sürekli illegal koşullarda, “toplanmış bavullarla” yaşayan bir kuşağın portreleriyle, bir tür Komintern etnografisi ortaya koyuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Bu Komintern ajanları, siyasi adanmışlığın, hem kendi hayatını ortaya koymak bakımından hem de amaçların araçları haklı kıldığı anlayışı bakımından ne kadar ileri gidebileceğini gösterirler. Yeni siyasi pratikleri dünya çapında dolaşıma soktular ve yerelde kapıyı açanların varlığı sayesinde sürekli farklı siyasi ortamlara ve âlemlere nüfuz ettiler. Kendilerini mekânın ve zamanın üzerindeki bir adalet fikrinin aracıları olarak görüyorlardı. Lakin bu fikir ve kendi seçtikleri bu misyon, gitgide bir partinin ve bir devletin çıkarlarıyla, Stalin’in Sovyetler Birliği’yle bütünleşti. Burada portreleri çizilenlerin bu gelişmeye gösterdiği tepkiler farklıydı… gerçi hadiselerin ırmağında sürüklendiler ama farklı rotalar izlediler – kimisi akıntıyla beraber, kimisi akıntıya karşı.”

  • Künye: Brigitte Studer – Dünya Devriminin Gezginleri: Komünist Enternasyonal’in Bir Global Tarihi, çeviren: Tanıl Bora, İletişim Yayınları, tarih, 448 sayfa, 2022

Lucius Annaeus Florus – Kısa Roma Tarihi (2022)

Florus’un bu eseri Romulus’tan İmparator Augustus’a kadar olan Roma Tarihi’nin bir özeti (epitomae) olup, Titus Livius’un Ab Urbe Condita adlı kitabı temelinde Roma İmparatorluğu’nun kabaca ilk yedi yüz yılındaki tüm savaşların ve iç çatışmaların kısa anlatımlarını içeriyor.

Edebi yönü ağır basan eser, özellikle Ortaçağ ve Yeniçağ’da önemli bir başvuru kaynağı oldu.

Kitap, MS 2. yüzyılda yazıldı.

Eser iki ana bölümden oluşuyor.

Birinci kitap diye de tabir edilen ilk ana bölüm efsanevi kuruluş yılı MÖ 753’ten, Romulus ve Yedi Krallar Devri ile başlar ve Parthlarla yapılan ilk savaşlara kadar uzanır; can alıcı bir genel tekrarla sona erer.

İkinci kitap yani ikinci ana bölüm ise Gracchus Kardeşler ve plebs ayaklanmalarından itibaren başlar ve Octavianus’a “Augustus” unvanı verilen ve böylece Principatus dönemine girilen MÖ 27 tarihine kadar sürer.

Eserin kapsadığı tarihî olaylar içinde bilhassa Kartaca savaşları, Anadolu’ya yapılan askerî seferler, İç savaşlar ve Triumvirlik yönetiminde yaşanan ciddi şahsi kavgalar yazarın tuttuğu ışık ve heyecanlı üslubuyla ilgi çekici.

Son derece yerinde ve zihin açıcı bilgiler içeren saptamalarıyla bu eser, sadece bir kısa Roma tarihi değil, aynı zamanda askerlik, siyaset, coğrafya ve etnografyayla ilgili özlü, ana fikir niteliğinde değerlendirmeleriyle klasik bir eser özelliğini taşımaktadır.

  • Künye: Lucius Annaeus Florus – Kısa Roma Tarihi, çeviren: Levent Keskin, Doğu Batı Yayınları, tarih, 216 sayfa, 2022