David Grann – Dolunay Katilleri (2022)

Yaşam alanı azar azar küçültülen Osage halkı 1920’lerde büyük bir servete kavuştu.

Kendilerine bırakılan toprakların altında petrol keşfedilmişti.

Artık lüks otomobillerle geziyor, malikâneler inşa ediyor ve çocuklarını eğitim için Avrupa’ya gönderiyorlardı.

Derken birileri Osage’leri teker teker öldürmeye başladı.

Tüm bu cinayet ağının merkezindeyse Mollie Burkhart ve ailesi vardı.

Mollie’nin kız kardeşinin öldürülmesiyle başlayan cinayetler zincirinde akrabaları vuruldu ve zehirlendi.

Birçok özel dedektifin çözmeye çalıştığı bu kördüğümün nereye kadar gittiğini ortaya çıkarmaksa o dönem yeni kurulan FBI’ın sorumluluğuna düştü.

FBI’ın efsanevi direktörü J. Edgar Hoover’ın eski Teksas Korucusu Tom White’ın yardımını istediği soruşturma hem Amerika’nın en tartışmalı devlet kurumunun ülkedeki yerini sağlamlaştıracak hem de soğukkanlılıkla yürütülen kanlı bir komployu ortaya çıkaracaktı.

David Grann’in, soruşturma belgeleri, birinci ağızdan tarihi kayıtlar, verilen ifadeler ve edinilen yeni kanıtları yıllarca inceleyerek kaleme aldığı, Martin Scorsese tarafından sinemaya da uyarlanan ‘Dolunay Katilleri’, hakiki bir Vahşi Batı kâbusu, petrol kadar kara bir polisiye anlatısı.

  • Künye: David Grann – Dolunay Katilleri: Osage Cinayetleri ve FBI’ın Doğuşu, çeviren: Uğur Gülsün, İthaki Yayınları, tarih, 360 sayfa, 2022

Cassius Dion – Hadrianus (2022)

MS 117-138 yılları arasında hüküm süren Hadrianus, Roma İmparatorluğunun en fazla tahtta kalmış imparatorlarından.

Yönetimi boyunca pek çok reform yaptı.

Eyaletlerin vergi yükünü hafifleterek, bazı borçlarını silerek ve kentlere çeşitli yardımlarda bulunarak onların refaha ulaşmasını sağladı.

Orduya ve askerlerin eğitimine özel bir önem gösterdi, askerlerin yaşam şekillerini bile bizzat gözlemleyip disipline etti.

Pek çok yerde binalar yaptırdı ve onardı.

Bunlardan en dikkat çekenleri Atina’da tamamlattığı Olympieion tapınağı, Roma’da bir köprü, Tiber nehrine bitişik bir mezar ve Bona Dea tapınağıdır.

Hadrianus bütün imparatorların en kültürlüsüydü.

Edebiyata ve sanata düşkündü.

Düzyazı ve şiirler yazdı, heykelcilikle ve resimle uğraştı.

Lir çalıp şarkı söylerdi.

Aritmetik ve geometriye meraklıydı.

Kehanet türleri de merakları arasındaydı.

Öngörülü, yüce gönüllü, zeki, insancıl, meraklı, hırslı ve kıskanç bir kişiliği vardı.

Çok nüktedandı.

Hafızası güçlüydü, yetenekleri sınırsızdı.

Aynı anda hem sert hem dost canlısı, hem ağırbaşlı hem neşeli, hem ağırkanlı hem tez canlı, hem eli sıkı hem cömert, hem ikiyüzlü hem dürüst, hem acımasız hem merhametli biri olabiliyordu.

Bu kitap, Hadrianus hakkında elimizdeki başlıca iki kaynak Cassius Dion’un ve ‘Historia Augusta’nın ilgili bölümlerinin çevirilerini bir arada vererek okuyucuya her iki eseri birbirleriyle karşılaştırma olanağı veriyor ve Türkiye’deki Antikçağ araştırmaları için önemli bir kaynak aracını sunuyor.

  • Künye: Cassius Dion – Hadrianus (Historia Augusta), çeviren: Rukiye Öztürk ve Ayşe Yakut, Doğu Batı Yayınları, biyografi, 118 sayfa, 2022

John Freely – Osmanlı Sarayı (2022)

Bu kitabın konusu Osmanlı İmparatorluğunun tarihi değil; yirmi bir kuşak boyunca otuz altı sultanla bu imparatorluğu yöneten ailenin; yani Osmanlı hanedanlığının öyküsüdür.

Kitaptaki bölümler, bu ailedeki sultanların, onların eşlerinin ve çocuklarının önce Topkapı Sarayında, daha sonra da Boğaz’daki diğer saraylarda, 1923’te imparatorluğun sona erişine dek saltanat süren insanların yaşam öykülerini anlatıyor.

Kitapta, imparatorluğun başlangıç yıllarından çöküşüne kadar geçen olaylar, İstanbul’un fethi, Topkapı Sarayı, Harem’in içyüzü ve Osmanoğullarının bilinmeyen yönleri gözler önüne seriliyor.

Freely şöyle yazıyor:

Günümüzde bu saraylar müzeye dönüştürülmüş olsa da, odalarında bir zamanlar burada yaşayan sultanların varlıkları hâlâ hissediliyor ve sarayın her köşesine sinmiş anılar, Dar-üs Saade’deki [Saadet Evi] çok özel yaşantıları bilenler için, canlanmaya hazır bekliyor.”

  • Künye: John Freely – Osmanlı Sarayı: Osmanlı Sultanlarının İstanbul’daki Özel Hayatları, çeviren: Ayşegül Çetin Tekçe, Alfa Yayınları, tarih, 368 sayfa, 2022

Renée Hirschon – Mübadele Çocukları (2022)

Eylül 1922’de İzmir’i terk eden Yunan ordusuyla birlikte mavnalara, sandallara binen Batı Anadolulu Rumlar adalara, İstanbullu ve Trakyalı Rumlar da Yunanistan’a kaçıyordu.

1922 sonbaharının sonunda bir milyonu aşkın Anadolulu Rum Yunanistan’a sığınmıştı.

Türkiye ve Yunanistan’ın 30 Ocak 1923’te Lozan’da nüfus mübadelesine karar vermeleri, doğdukları topraklara dönme umuduyla yaşayan bu insanlar için yeni bir hayatın başlangıcıydı.

‘Mübadele Çocukları’, bu insanların hazin öykülerini anlatıyor.

Renée Hirschon’un, Pire Limanı yakınındaki Kokinya’nın yoksul bir semti olan Yeranya’da Albaylar Cuntası’nın en karanlık dönemlerinde yaptığı saha araştırmasının ürünü olan bu kitap, aşkları, evlilikleri, barınakları, komşuluk ilişkileri ve dinsel yaşamlarıyla suyun öte yanından insan manzaraları sunuyor.

  • Künye: Renée Hirschon – Mübadele Çocukları, çeviren: Serpil Çağlayan, Islık Yayınları, tarih, 368 sayfa, 2022

Christian Roudaut – Şu Diktatörler Ne Yer Ne İçer? (2022)

Hitler kaprisli bir vejetaryendi.

Stalin’in akşam yemeği sofraları siyasi tuzakların bir parçasıydı.

Mao “devrimci” yiyeceklerden hoşlanırdı.

Çavuşesku yeme içme konusunda “hijyene” çok önem verirdi.

Bokassa’nın ziyafet sofraları Fransa krallarının soflarını aratmazdı.

Saddam Hüseyin ise tam bir mutfak şovenistiydi.

Tüm diktatörlerin beslenme alışkanlıkları kişiliklerinin ve halka bakış açılarının bir göstergesidir.

Totalitarizmin aynası olan diktatör tabakları, onların mutlak güce duydukları açlıkla birlikte, genellikle çocukluklarına dayanan endişelerini yansıtır.

‘Şu Diktatörler Ne Yer Ne İçer?’, sağlam kaynaklara dayanarak, bizleri diktatör sofralarının tehditkâr ve bazen trajikomik atmosferine götürüyor.

Yemekler ve dekorlar değişse de korku mütemadiyen menüde kalıyor.

  • Künye: Christian Roudaut – Şu Diktatörler Ne Yer Ne İçer?, çeviren: Deniz Özel, Say Yayınları, yemek, 208 sayfa, 2022

Appianos Aleksandreus – Libya Hakkında (2022)

Romalılar!

Yapmayın!

Size veya çocuklarınıza karşı asla kin tutmayacak Kartaca’yı yönetenlerin, Zeus’un ve tanrılarınızın hatırına sizlere yalvarıyorum.

Bizlerle ilk zamanlarda kurduğunuz ilişkilerimizin hatırına iyi adınızı lekelemeyin.

İtibarınızı çok kötü bir eylem yaparak ve onu onaylayarak kirletmeyin.

Tarih boyunca bunu ilk yapanlar sizler olacaksınız.

Hellēnler ve barbarlar birçok savaş başlattılar ancak hiçbiri savaştan önce teslim olan, çocuklarını ve silahlarını teslim eden ve erkeklere dayatılabilen diğer bütün cezalara maruz kalan halkın kentini yok etmedi.

Sizlere tanrılardan önce edilmiş yeminleri, insanlığın değişebileceğini ve intikam tanrısı Nemesis’i hatırlatarak, adaletli davranmanız, şiddete başvurmamanız ve felaketimizi ertelemeniz için yalvarıyoruz.

Romalılar tarafından yok edilmenin eşiğine gelen Kartaca kenti sakinleri, son bir gayretle canla başla savundular kendilerini.

İmzaladıkları antlaşma şartları gereğince şehirlerini savunacak silahlardan ve donanmadan yoksun bırakılan Kartacalılar, Roma Senatosu’nun emri gereğince Kartaca’nın yerle bir edileceğini ve başka bir yere nakledileceklerini öğrendiklerinde, bu makûs kadere boyun eğmediler ve bulabildikleri her türlü aletle savunma pozisyonuna geçtiler.

Ancak bütün çabalarına rağmen yok edilmekten kurtulamadılar.

Tüm bu sürecin detayları ve Kartacalıların destansı mücadelesi, Appianos Aleksandreus’un, Sehriye Şahin tarafından Hellēnce aslından çevrilen ‘Libya Hakkında’ adlı eserinde.

  • Künye: Appianos Aleksandreus – Libya Hakkında, çeviren: Sehriye Şahin, Selenge Yayınları, tarih, 240 sayfa, 2022

Nicola di Cosmo – Antik Çin ve Düşmanları (2022)

Birinci binyılda Doğu Asya dünyası kimi zaman barış içerisinde geçinen kimi zamansa çetin savaşlarda çarpışan iki süper güç arasında bölünmüştü:

Çin ve bozkırdaki göçebe halklar.

‘Antik Çin ve Düşmanları’ bozkır halklarının Çin ile amansız mücadelesine yeniden hayat veriyor.

Çin’in ilk dönem tarihî kayıtlarından başlayarak Çinli ve Batılı tarihçiler arasında, Çin yüksek kültürünün imparatorluk öncesi dönem boyunca büyük Asya bölgesinde en yüksek medeniyet seviyesini temsil ettiği bugün genel geçer bir bilgi halini aldı.

Nicola di Cosmo ‘Antik Çin ve Düşmanları’nda bu basitleştirilmiş imgenin kökenlerini irdeleyerek, gerçekliğini ele alıyor.

Hakim Çin medeniyeti anlatısına karşı, aslında hiç de ondan aşağı tarafı olmayan göçebe gücün hakkını tekrardan teslim ediyor.

Kitap, eski Çinlilerin, egemenlik alanlarının kuzeyinde varlıklarını sürdüren gayet teşkilatlı, gelişmiş, birleşik bir siyasî yapıya sahip, yükselen güçleriyle tehditkâr halk gruplarını nasıl algıladıklarını ve onlarla nasıl ilişki kurduklarını belgeliyor.

di Cosmo kuzeyde Hsiung-nu göçebe imparatorluğu ile güneyde Çin İmparatorluğu’nun teşekkül sürecinde, bu kutuplu iki dünya arasındaki gerilimi inceliyor.

Bununla birlikte “Çin Seddi” olarak birleştirilen erken duvarların yapımı; dünya tarihindeki ilk göçebe imparatorluk olan Hsiung-nu İmparatorluğu’nun oluşumu ve Çin ordularının kuzeybatı bölgelerini ele geçirerek Orta Asya’ya, daha sonra İpek Yolu haline gelecek, yeni bir ticaret yolu açmaları dâhil olmak üzere, bölgenin önemli tarihsel olaylarına yeni yorumlar getiriyor.

‘Antik Çin ve Düşmanları: Doğu Asya Tarihinde Göçebe Gücün Yükselişi’, hem arkeolojik hem de eldeki yazılı kaynaklardan hareketle, antik Çin tarihine ve gölgede bırakılmış göçebe imparatorluğa dair yeni bir metodolojik yaklaşım getiriyor.

Antik Çin ve ötesindeki dış ilişkiler üzerine çalışanlar yahut konuya ilgi duyanlar için vazgeçilmez bir kaynak.

  • Künye: Nicola di Cosmo – Antik Çin ve Düşmanları: Doğu Asya Tarihinde Göçebe Gücün Yükselişi, çeviren: Gaye Yavuzcan, Kronik Kitap, tarih, 448 sayfa, 2022

Wolfgang Schneider – İtalyan Faşizmi (2022)

Faşizm ilk defa İtalya’da ortaya çıktı.

Nasyonal sosyalizm de dâhil olmak üzere, Avrupa’daki hemen tüm faşist hareketler, İtalyan faşizminden ve onun “Duçe” Benito Mussolini’sinden ilham aldı.

Almanya’nın en önemli İtalya tarihi otoritelerinden Wolfgang Schieder bu çalışmasında İtalya’da faşizmin yükselişini, nasıl yönlendirildiğini ve sonuçlarını en güncel bilgiler ışığında ele alırken, faşizmin Avrupa tarihindeki önemli yerine de değiniyor.

Faşizmin siyasi bir rejim olarak yükselişi ve geniş halk kitlelerini harekete geçirmesi, Mussolini’nin “karizmatik” yönetimi ve bu yönetimin sınırlarını anlatıyor.

Schieder, faşizmin veçhelerini ve tarihini ele alırken, bu ideolojinin İtalyanların kolektif hafızasındaki yerini de sorgulayarak, geniş bir perspektif sunuyor.

Schieder, emekli modern tarih profesörüdür.

Faşizm tarihi ve nasyonal sosyalizm üzerine birçok çalışması bulunuyor.

  • Künye: Wolfgang Schneider – İtalyan Faşizmi (1919-1945), çeviren: Atilla Kurnaz, Runik Kitap, tarih, 124 sayfa, 2022

Daniel Lee – SS Subayının Koltuğu (2022)

‘SS Subayının Koltuğu’, sıradan bir vatandaşın nasıl acımasız bir faşiste döndüğünün hikâyesi.

Bir koltuktan çıkan belgelerin izini süren Daniel Lee, bir Nazinin hikâyesini gün yüzüne çıkarıyor.

“Sıradan” bir Alman’ın nasıl bir Naziye dönüşebildiğini, bu dönüşümün arka planındaki motivasyonların, ailenin geçmişinin ve zihniyetinin yanı sıra Birinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’nın içinde bulunduğu durumu da ihmal etmeden inceliyor.

Robert Griesinger isimli düşük rütbeli bir SS subayının peşine düşerken, isimleri tarih kitaplarının sayfalarında yer almamış, unutulmuş yüzlerce, binlerce Nazinin, Nazizmi nasıl beslediklerini, yaşatılan vahşette aslında ne kadar ciddi bir payları olduğunu hatırlatıyor.

‘SS Subayının Koltuğu – Bir Nazinin Gizli Yaşamının Peşinde’, adı duyulmamış bir Nazinin hayat hikâyesiyle Nazi Almanyası’nın gözden kaçırılan bir kesimine dikkat çekiyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Düşük rütbeli görevlilerin, 1930’lu ve 1940’lı yıllarda neler yaşadığına dair hâlâ çok az şey biliyoruz. Griesinger’in hayatı, Nazi yönetimini mümkün kılan şeyi anlamamızı sağlayacak. Ünlü fanatikler ve katiller, eğer hükümeti ayakta tutan, evrak işlerini yapan, korku ve şiddet tehdidi içlerine işlenmiş, rejimin potansiyel kurbanlarıyla yan yana yaşayan sayısız destekçileri olmasaydı var olamazlardı.”

  • Künye: Daniel Lee – SS Subayının Koltuğu: Bir Nazinin Gizli Yaşamının Peşinde, çeviren: Büke Temizler, İletişim Yayınları, inceleme, 344 sayfa, 2022

George Lane – Moğolların Kısa Tarihi (2022)

Cengiz Han zor bir çocukluk geçirmişti.

Çetin koşullar onu da sertleştirmiş, hayata tutunmak için acımasızlığa zorlamıştı.

Bunlar bazı tarihçi ve vakanüvislere, Moğolların başarı ve genişlemeyle dolu bir buçuk yüzyılını açıklamak için oldukça iyi bir neden verse de, gerçek bundan büyük ölçüde farklıydı.

George Lane, ‘Moğolların Kısa Tarihi’nde Moğolların önüne çıkan her şeyi yıkıp geçen fetihçi ve yenilmezler ordusu değil, büyük ölçüde gittiği yerlerdeki koşullarla ilişkilenmeyi bilen, örgütlenme becerisiyle öne çıkan, dinî ve kültürel çoğulculuğu benimseyen, ticaret bilen gelişkin bir topluluk olduğunu öne sürüyor.

Genişleme ve büyüme becerisini, satır aralarında beliren gelişmelerde arıyor.

Moğolların tarihini merak edenler için bilindik ezberlere gelmeyen bir giriş kitabı.

Kitaptan bir alıntı:

“Dünyanın ilk küreselleşme deneyimine eşlik eden siyasi dönüşüm, çoğu zaman tek bir adama mal edilir: Büyük Cengiz Han. Komşu imparatorlukların zayıflıklarından yararlanıp Avrasya’daki Türk-Moğol kabilelerinin liderliğine yükselen Cengiz Han, bu sayede Türklerin yarı göçer toplumlarını, gelişmiş ama saldırıya açık Çin kentlerini, İslam dünyasının savaş halindeki topluluklarını ve Avrupa’nın neredeyse savunmasız sınır bölgelerini yutan bir devrimi başlatmıştır.”

  • Künye: George Lane – Moğolların Kısa Tarihi, çeviren: Turgay Sivrikaya, İletişim Yayınları, tarih, 288 sayfa, 2022