Anonim – Öreke Sohbetleri (2022)

Doğal sebeplerle gelişen olaylara doğaüstü yorumlar yapılmasıyla oluşan batıl inançlar her toplumda kendine yer bulur.

Birbirinden kilometrelerce uzak yerlerde ve ayrı zaman dilimlerinde dahi benzer inanışlar görürüz.

Çünkü dinlerimiz, ırklarımız ve coğrafyalarımız farklı olsa da benzer olaylara, kendi kültürümüzden de bir şeyler katarak benzer yorumlar çıkartabiliyoruz.

Kara kediler, merdiven altından geçmeler, siyah kıyafetler, tuz dökmeler gibi birbirini andıran inanışlar uzar gider.

‘Öreke Sohbetleri’, alışık olduğumuz batıl inançlar konusunda daha özele inerek bizlere, 15. yüzyıl Fransız kadınlarının bakış açısına göre yüzlerce yıl doğru kabul edilen inanışları anlatır.

Korkulardan beslenen bu inanışların dönemin sosyal yapısı, dinî yaşantısı, cinsiyetlerin rolleri ve hatta felaketleri bile aynı olan Orta Çağ Avrupa’sında farklı olması beklenemez.

Bu nedenle hikâye anlatısı tarzında aktarılan bu kitapla, aslında Orta Çağ Avrupa’sındaki kadınların hayatlarına konuk oluyoruz.

Gülnur Özer’in titiz çevirisiyle okuyucuyla buluşan ‘Öreke Sohbetleri: Orta Çağ Kadınlarının El Kitabı’ adlı eseri okurken burada anlatılan inanışları ya daha önce bir yerlerden duyduğunuzu anımsayacaksınız ya da aklınızdan hiç çıkartamayacaksınız.

Kitaptan bir alıntı:

“Akşam yemeğinden sonra, saat yedi ila sekiz arasında altı hanım, düzenli olarak katılan tüm komşular ve yeni katılımcılarla birlikte bu gizemi dinlemek için buluştular. Bir yandan örekelerini eğirirken diğer yandan anlatıcıya kulak kesildiler.”

  • Künye: Anonim – Öreke Sohbetleri: Ortaçağ Kadınlarının El Kitabı, derleyen: Fouquart de Cambray, Anthoine du Val ve Jean d’Arras, hazırlayan: Paul Jannet, çeviren: Gülnur Özer, Selenge Yayınları, tarih, 118 sayfa, 2022

Marshall Sahlins – Thukydides’ten Özür Dileyerek (2022)

‘Thukydides’ten Özür Dileyerek’, kültürel antropolijinin kurucu isimlerinden Marshall Sahlins’in başyapıtlarından biridir.

Sahlins bu eserinde, çok zengin bir tarihsel ve etnografik malzeme eşliğinde antropolojinin tarihyazımına yapabileceği katkıyı araştırıyor.

Sahlins, Thukydides’ten “özür dileyerek”, bu büyük ismin tarihini yazdığı Atina ile Sparta arasındaki Peloponnesos Savaşı’nı, MS 19. yüzyılda Fiji krallıkları Bau ile Rewa arasındaki Polinezya Savaşı’yla karşılaştırıyor.

Batı düşüncesini derinlemesine etkileyen Thukydides, tarihe insanın “güç ve kâr arzusunun” yön verdiğini savunur.

Peki tarih, insan doğasına atfedilen bu evrensel eğilimlerden hareketle okunabilir mi?

Kültürü dışarda bırakarak “insan doğasından” hareket eden Thukydides’in tersine Sahlins, insanın kültürel bir varlık olduğu görüşünde.

Böylece, Atina ile Sparta’yı olduğu kadar Bau ile Rewa’yı da birbirine bağlı bir tarihsellik içinde gelişmiş kültürel-tarihsel oluşumlar olarak analiz ediyor.

Bu oluşumlar içinde eyleme geçen insanlar da motivasyonlarını birbirinden farklı düzenlerden, ilişkiler ve değerler bütününden alırlar.

  • Künye: Marshall Sahlins – Thukydides’ten Özür Dileyerek: Tarihi Kültür ve Kültürü Tarih Olarak Anlamak, çeviren: Ebru Kılıç, Bgst Yayınları, tarih, 315 sayfa, 2022

Cicero – L. Cornelius Balbus Savunması (2022)

Sertorius’a karşı yürütülen savaşlarda büyük bir cesaret sergilediği gerekçesiyle Pompeius tarafından vatandaşlıkla ödüllendirilen Balbus, iletişim kurmadaki üstün yeteneği ve verdiği güven sayesinde çok geçmeden Caesar ile çok sıkı bir dostluk kurmuştur.

Buna karşın Caesar adına birçok önemli faaliyetin altına imza atması, onun yükselmesinde büyük bir paya sahip olması ve Roma’daki politikayı şekillendirmesi gibi etmenlerden dolayı asıllar veya asiller olarak adlandırılabilecek optimates kesiminin hedefi haline gelmiş ve bunların teşviki sonucunda vatandaşlık hakkı mahkemeye taşındı.

Optimates kesimi ile triumviri üyeleri arasında bir hesaplaşmaya dönüşen bu davayı antik dönemin en ünlü avukatlarından biri olan Cicero savunmuş ve Balbus vatandaşlık hakkını korudu.

Cicero’nun savunma yöntemlerinin anlaşılmasını sağlayan güzel örneklerden biri olan bu eser, aynı zamanda Cumhuriyet Dönemi’nde yabancılara vatandaşlığın nasıl verildiğine ve ittifak antlaşmalarının içeriğine yönelik önemli bilgiler sunuyor.

  • Künye: Marcus Tullius Cicero – L. Cornelius Balbus Savunması (Pro L. Cornelio Balbo Oratio), çeviren: Mehmet Oktan, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, tarih, 167 sayfa, 2022

Faris Demir – Karatepe Azatiwataya (2022)

Demir Çağı’nda Adanawa (Adana) Ülkesinin kralı Azatiwata, Karatepe olarak bilinen yerde krallığını kurmuş ve bu yerleşime Azatiwataya adını vermişti.

Faris Demir, Karatepe’nin gizemler ve efsanelerle dolu dünyasını keşfediyor.

Demir Çağı’nda Adanawa Ülkesinin kralı Awariku’nun desteğini alan Azatiwata siyaset, savaş, entrika ve casusluk oyunlarının en zirvede olduğu bir dönemde bilgeliği, adaletli ve erdemli kişiliği ile ön plana çıktı.

Awariku’nun sürgüne gönderilmesi ve ölümünden sonra kral olan Azatiwata doğuda kan ve korku siyaseti üzerine kurulan Assur ve ünlü kralı II. Sargon, batıda zenginlik hırsı ile entrika, yalan ve komplolarla bölgeyi ele geçirme planları yapan Frig kralı Midas ve kuzeyde Assur’dan daha acımasız Kimmerler ile uğraşmak zorunda kalmış, bağlı olduğu hanedanlığı koruyarak kaos ve kriz ortamını en iyi şekilde yönetmişti.

Awariku’nun çocuklarını babalarının tahtına oturmasını sağlamış, kuzeydoğudan gelen yağmacı grupların ülkeye girmesini önlemek amacıyla bugün Karatepe olarak bilinen yerde krallığını kurmuş ve yerleşime Azatiwataya adını vermiştir.

Karatepe kendini ve karanlık bir dönemi yazı, resim yazısı ve resim dili ile anlatmaktadır.

Karatepe’nin gizemlerle dolu dünyasını keşfetmeye başladığımızda dileklerin ve efsanelerin gerçekleşmesinin kaçınılmaz olduğu bir kez daha hatırlanacaktır.

  • Künye: Faris Demir – Karatepe Azatiwataya: Tarihi Olaylar, Mimari Buluntular ve Yazıtlar Üzerine Notlar, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, tarih, 190 sayfa, 2022

Ariel Durant ve Will Durant – Tarihten Alınacak Dersler (2022)

5 bin yıllık dünya tarihinin bize verdiği bilgi ve deneyim birikimi üzerine arşivlik bir kitap.

Pulitzer ödüllü tarihçiler Will Durant ve Ariel Durant, ünlü çalışmaları ‘The Story of Civilization’ın on anıtsal cildi üzerindeki kırk yıllık çalışmalarından birikimleri damıtarak insan deneyiminin doğasına, uygarlığın evrimine, insan kültürüne dair çarpıcı içgörülerle dolu bir insanlık tarihi sunuyor.

Yazarlar, hayatlarının işinin tamamlanmasıyla geriye bakıp insanın savaş, fetih ve yaratılış içinde geçen uzun yolculuğunun anlamını irdelemeye başlıyorlar. Kendi çağımızı anlamamıza yardımcı olabilecek temaları kullanarak insanın doğası, davranışları ve beklentileri hakkında tarihin ne göstereceğini araştırırken geçmişin büyük yaşamlarına, fikirlerine ve olaylarına değiniyorlar.

‘Tarihten Alınacak Dersler’, 5.000 yıllık dünya tarihinde gözlemlenen konu ve dersleri coğrafya, biyoloji, ırk, kişilik, ahlak, din, ekonomi, sosyalizm, devlet, savaş, büyüme ile çürüme ve ilerleme gibi on iki farklı bakış açısıyla gözden geçiriyor.

  • Künye: Ariel Durant ve Will Durant – Tarihten Alınacak Dersler, çeviren: Varol Ataman, Epsilon Yayıncılık, tarih, 136 sayfa, 2022

Zora Neale Hurston – Baraka (2022)

Atlantik köle ticareti üzerine eşsiz bir tanıklık.

Zora Neale Hurston, bu ticaretinhayatta kalan son kurbanlarından seksen altı yaşındaki Cudjo “Kossola” Lewis ile köleliğin kaldırılışından elli yıl sonra görüşerek bu kitabı ortaya çıkarmış.

Ateizmiyle, siyah-beyaz toplumsal bütünleşmesine dair görüşleriyle ayrıksı bir isim olan Zora Neale Hurston’ın genç bir antropologken Alabama’da görüştüğü, Atlantik Köle Ticareti’nin hayatta kalan son kurbanlarından seksen altı yaşındaki Cudjo “Kossola” Lewis köleliğin kaldırılışından elli yıl sonra, o dönem maruz kaldığı zulmü sakin sakin anlattı.

Hurston, tüm dinlediklerini, Cudjo’nun aksanına bile dokunmadan bire bir kaydetti, böylece İç Savaş’ın sonuna kadar boyunduruk altında geçen bir hayata ve siyahların son köle gemisi Clotilda ile okyanusu aşmadan önce Afrika’daki yaşamlarına dair yeri ikame edilemeyecek bir eser çıkardı ortaya.

Hayattayken Harlem Rönesansı’nın kilit yazarlarından olsa da yapıtları görmezden gelinen, ancak Alice Walker’ın 70’lerdeki bir makalesinden sonra değeri bilinmeye başlanan Hurston’ın yenen şeftaliler ve karpuz eşliğinde Cudjo Lewis’ten dinlediği Afrika’da geçen çocukluk anıları ve folklorik hikâyelerin, köle ticaretinin kan dondurucu gerçeklerinin, emansipasyon sonrası özgürlüğün ne anlama geldiğinin tarihten silinmemesini sağladığı eseri ‘Baraka: Son “Köle Kargosunun” Gerçek Hikâyesi’, zincirlerinden yıllar sonra kurtulan, sarsıcı bir hayatın anlatısı.

  • Künye: Zora Neale Hurston – Baraka: Son “Köle Kargosunun” Gerçek Hikayesi, çeviren: Özge Onan, İthaki Yayınları, tarih, 168 sayfa, 2022

Carlos Martinez – Başlangıcın Sonu (2022)

Dünyanın ilk sosyalist devleti Sovyetler, yetmiş yıllık macerasının ardından çöktü.

Carlos Martinez, sosyalistler için bu yenilginin ne anlama geldiğini ve bundan ne gibi dersler çıkarılabileceğini tartışıyor.

“Sonun başlangıcı” sık işittiğimiz bir söz. Bu kez “başlangıcın sonu” var karşımızda.

Yetmiş yıllık sosyalizm deneyimi insanlık tarihinde yeni bir başlangıçtı ve çöktü.

  • Peki bu başlangıcın sonu nasıl geldi?
  • Sovyetler’in çöküşünde ne gibi etmenler, hangi ağırlıklarla rol oynadı?
  • Ve belki de en önemlisi; bu etmenleri iyi çözümleyebilir, onlardan gerekli dersleri çıkarabilirsek “başlangıcın sonu” yeni başlangıçlara gebe olabilir mi?

Carlos Martinez, yirmi beş yılı aşkın süredir solun tartışma gündeminden düşmeyen bu konuyu, soru ve sorunları, bu kitabında özlü bir biçimde yanıtlıyor.

Başka sorular ve yanıt arayışlarıyla birlikte: Ekonomide, siyasette, kültür ve ideoloji alanlarında; dış politikada, “barış içinde bir arada yaşama” çabalarında ve silahlanma yarışında; içeride, halkın devrimin ilk yıllarındaki coşkusunu koruma ve geliştirme anlamında neler yaşandı, nerelerde eksik kalındı? 1970’lerden itibaren ekonomideki büyüme eğilimi neden yavaşladı, bilim ve teknolojide Batı’yla girilen rekabette ne gibi hatalar yapıldı?

Çin ile ilişkiler, Macaristan ve Çekoslovakya’daki müdahaleler neleri değiştirdi?

Hruşçov’un “destalinizasyon politikası”ndan Gorbaçov’a nasıl bir yol uzanıyor?

Glasnost ve perestroyka gerekli miydi; bunlar ilk başta nasıl göründü, sonradan nasıl değişti?

Afganistan Savaşı çöküşte ne gibi bir rol oynadı?

Peki ya, Gorbaçov ve ekibinin ihaneti?

1991 darbe girişimi başarılı olsaydı, Sovyetler Birliği şimdi tıpkı Çin gibi yaşar mıydı?

  • Künye: Carlos Martinez – Başlangıcın Sonu: Sovyetler’in Çöküşünden Dersler, çeviren: Ali Haluk İmeryüz, Yordam Kitap, siyaset, 160 sayfa, 2022

Hilary Wilson – Hiyeroglifleri Anlamak (2022)

 

Eski Mısır hiyeroglifleri tam 1500 yıl boyunca tercüme edilemedi.

Hilary Wilson’ın hiyerogliflerin gizemini çözmek için sağlam bir rehber olarak okunabilecek bu özgün çalışması, en sık kullanılan hiyerogliflerin içeriklerini açıklıyor.

Eski Mısır hiyeroglifleri, 1500 yılı aşkın bir süre boyunca tercüme edilemedi ve bu yazının kadim bilgeliği ve dini gizemleri sakladığı düşünüldü.

Hiyeroglifler nihayet çözüldüğünde, dini mitler ve ritüellerden sıradan halkın günlük meselelerine kadar hayatın bütün alanlarına dair şaşırtıcı biçimde canlı bir manzara sundu.

Wilson, ‘Hiyeroglifleri Anlamak’ta anıtlardan, belgelerden ve müze teşhirlerinden örneklerle birlikte en sık kullanılan yüzlerce hiyeroglifin tercümelerini sunuyor.

El çizimleri, tablolar ve haritalarla ayrıntılı bir şekilde resimlendirilen kitap, okurunu, yüzlerce Mısır anıtını ve eserini süsleyen hiyerogliflerden bazılarını gerçekten okuyabilmenin keyfini yaşatacak türden.

  • Künye: Hilary Wilson – Hiyeroglifleri Anlamak: Antik Mısır İçin Bir Anahtar, çeviren: Cemal Can Tarımcıoğlu, Maya Kitap, tarih, 224 sayfa, 2022

Christopher Alan Bayly – Modern Dünyanın Yeniden İnşası (2022)

İngiliz tarihçi Christopher Alan Bayly’nin ‘Modern Dünyanın Doğuşu’ adlı başyapıtı, modern tarih yazımında çığır açtı.

Bu kült yapıtın devamı niteliğinde bir şaheser olan ‘Modern Dünyanın Doğuşu’, küresel kapitalizmin eşitsizliklerini derinliğine sorguluyor. “Göz kamaştırıcı bilgi derinliğiyle uzaklık tanımayan çözümleme gücünün başyapıtı” olarak tanımlanan ilk ciltte olduğu gibi Bayly bu ciltte de iktisadi, siyasal ve toplumsal gelişmeleri, görünür görünmez karmaşıklıkları içinde, kendine özgü bağlantılı ve karşılaştırmalı bakış yöntemiyle küresel ölçekte çözümlemeyi sürdürüyor.

Devlet, sermaye, üretim, savaş, iletişim, kültürel yaşam, küresellik, yerellik temalarını yüzyılın başından beri ortaya çıkan değişimlere bağlı olarak somut biçimde irdeleyen Bayly, okura, her bir aşamada çarpıcı örneklerle donatılmış, zengin ve izlenebilir bir tarih anlatısı sunuyor.

‘Modern Dünyanın Yeniden İnşası’, olağanüstü derinlikteki yapıtlarıyla olduğu kadar seçkin bir eğitmen olarak da yaşamının son anına dek katkılarını devam ettirdiği akademi çevrelerince “benzersiz entelektüel yelpazeye sahip bir virtüöz” olarak anılan Bayly’nin modern tarih yazımına miras bıraktığı bir “son dokunuş” olarak kabul ediliyor.

Kitap, ilk bakışta yerel çatışmalar ve küçük savaşları dünya tarihinin merkezine yerleştirir görünürken temelde küresel kapitalizmin eşitsizliklerini derinliğine sorguluyor ve değişen birey ve toplum kavrayışlarına dikkat çekiyor.

  • Künye: Christopher Alan Bayly – Modern Dünyanın Yeniden İnşası 1900-2015, çeviren: Eren Buğlalılar, Ayrıntı Yayınları, tarih, 448 sayfa, 2022

David Potter – Theodora (2022)

Bizans imparatoriçesi Theodora sahne sanatçısıydı, babası ise ayı terbiyecisiydi.

Geç Roma ve Bizans tarihçisi David Potter, Theodora’nın oyunculuktan imparatoriçeliğe, oradan da azizeliğe ulaşan hayatını adım adım izliyor.

Bizans İmparatoriçesi Theodora (495?-548), mütevazı bir aileden gelmesine karşın imparatoriçeliğe kadar yükselip ülkesine damgasını vurmayı başarmıştır.

Ayı terbiyecisi babasının ve dansçı annesinin yolundan giderek ergenlik çağlarında sahneye çıkmış, günümüzde o yaşlardaki bir kız için asla düşünülemeyecek gösterilerin içinde yer almış, böylece şehrin önde gelen erkekleriyle tanışarak adım attığı iktidar yolu onu, tahtın veliahtı ve sonrasında sahibi Jüstinyen ile evliliğe kadar götürmüştü.

Sahne sanatçısı kadınların üst sınıftan erkeklerle evlenmesinin yasadışı olduğu bir dönemde Veliaht Jüstinyen’i ikna edip imparator dayısı nezdinde girişimde bulunarak yasayı değiştirtmesini sağlayan Theodora, böylece hem kendisine imparatoriçeliğin kapısını araladı, hem de meslektaşlarına büyük yarar sağladı.

İktidar sahnesindeki oyunculuğunda tecrübe edinip kendi ilişki ağını kurdukça ülkenin yönetiminde kazandığı ağırlığı, zor duruma düşmüş kadınları barındıran kurumlar oluşturmak ve genel kabulün dışındaki din anlayışına mensup kişileri desteklemek için kullandı.

Ama iktidardaki en kritik ve kendisine en büyük şanı kazandıran müdahalesi, Nika Ayaklanması sırasında şehirden kaçma hazırlığına başlayan İmparator Jüstinyen’i durdurarak otuz bin kişinin katledilmesi pahasına tahtını korumasını sağlayan şu cüretkâr sözleri olmuştu:

“…hükümdarlık etmiş birinin kaçak konumuna düşmesi mümkün değildir. Ben bu mor giysimden asla ayrılmayacağım. Yüz yüze geldiğim insanlar bana imparatoriçe demeyecekse tek bir gün daha yaşamayayım. Eğer kurtulmak istiyorsanız Efendim, bu hiç sorun değil. Çok paramız var, deniz ayağımızın altında ve işte gemiler. Ama kaçıp güvenliğe kavuşurken ölümü mutlulukla tercih edeceğiniz bir hale düşmeyi isteyip istemediğinizi iyi düşünün. Bana en uygun gelen, şu eski sözdür: İktidar harika bir kefendir.”

David Potter, Theodora’nın oyunculuktan imparatoriçeliğe, oradan da azizeliğe ulaşan yolu adımlayışını aktarırken, başta cinsel ithamlar olmak üzere Bizanslı tarihçi Prokopios’un ona yönelttiği ağır suçlamaları da yerli yerine oturtuyor.

  • Künye: David Potter – Theodora, çeviren: Umre Deniz Tuna, İş Kültür Yayınları, biyografi, 304 sayfa, 2022