Arsen Yarman – Osmanlı Döneminde Mücevher ve Ermeni Kuyumcular (2022)

Çağlar boyunca ihtişamın ve zenginliğin sembolü olarak görülen mücevherlerin tarihin ve somut insan emeğinin bir ürünü olduğunu düşünmek kolay değil.

Oysa tozun, toprağın içinden çıkarak usta ellerde mücevhere dönüşen değerli cevherler, bir saraya ya da malikâneye ulaşana dek pek çok insanın elinden geçer.

Arsen Yarman’ın ‘Osmanlı Döneminde Mücevher ve Ermeni Kuyumcular’ kitabı, hem kapsadığı uzun zaman süreci (14.-20. yüzyıl) hem de kullandığı arşiv ve kaynakların zenginliği sayesinde tozun toprağın içinden çıkan elmas ve altın gibi değerli cevherlerin sarraf ve kuyumcuların elinden geçerek Osmanlı sarayına, zenginlerin köşklerine kadar takip ettiği uzun yolu aydınlatıyor.

Osmanlı mücevhercilik-kuyumculuğunu tarihi bir bütünlükte ele alan kitap, Osmanlı arşiv belgeleriyle görsel malzemeleri bu çerçeve içinde bütünleştiriyor. Bu sayede Osmanlı’nın kendine özgü mücevhercilik-kuyumculuk üslubunun şekillenmesinde Ermenilerin oynadıkları önemli rolü arşiv belgeleri aracılığıyla takip edebilmeyi mümkün kılan çalışma, kuyumculuk zanaatının icra edilme koşullarını ayrıntılarıyla ele alıyor.

Kitabını meşakkatli bir süreç sonunda hazırladığını vurgulayan Yarman, şunları söylüyor:

“Bu kitapla cevherin nereden geldiği, nerede işlendiği, mücevherin kimin tarafından ve nerede tasarlandığı, kimlerin bu tasarımları uyguladığı, ortaya çıkan mücevheri sarayda ve saray dışında kimlerin taktığı gibi konuları incelemeye çalıştık.”

‘Osmanlı Döneminde Mücevher ve Ermeni Kuyumcular’ kitabı, 2.500 fotoğraf, belge vb. görsel malzemeyi (mücevher fotoğrafları, mücevher çizimleri, kuyumcu mühür ve imzaları) içeriyor.

Sonunda Türkçe ve Ermenice birkaç farklı kaynaktan derlenen kuyumcu listelerine de yer verilen kitap, aynı zamanda bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Arsen Yarman – Osmanlı Döneminde Mücevher ve Ermeni Kuyumcular, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 2 Cilt, 1432 sayfa, 2022

Erol Çiydem – Modernleşme Aracı Olarak Eğitim (2022)

Osmanlı modernleşmesi, Batı dışı toplumda başlatılmış bir koşudur.

Bu koşuda ilk adımlar XVIII. yüzyılın başlarında atıldı.

On dokuzuncu yüzyıl ise Osmanlı İmparatorluğu’nda sınırlı bir alanda başlatılmış olan modernleşmenin tüm toplumu içine alacak şekilde genişletildiği bir süreci ifade etmektedir.

Bu yüzyıl, Osmanlı İmparatorluğu’nda siyasi, iktisadi ve askerî açıdan olduğu kadar toplumsal açıdan da ciddi kırılmaları beraberinde getirdi.

Böylesi bir kırılımı başlatan ise yeni bir dönemin kapılarını açan ve bir döneme ismini veren Tanzimat-ı Hayriyye’nin (hayırlı düzenlemeler) ilanıydı.

1839 yılında Gülhane’de Mustafa Reşid Paşa tarafından okunan Hatt-ı Hümâyûn, hedeflenen toplumsal düzen dikkate alındığında eskiden kopuşu niteler.

Bu yönüyle Tanzimat Dönemi, Osmanlı İmparatorluğu’nda her alanda olduğu gibi toplumsal alanda geleneksellikten modernliğe geçiş sürecidir.

Söz konusu sürecin analiz edildiği bu kitapta Tanzimat Dönemi eğitim ıslahatı ile Osmanlı toplumsal modernleşmesi arasındaki ilişki irdeleniyor.

  • Künye: Erol Çiydem – Modernleşme Aracı Olarak Eğitim: Tanzimat Döneminde Ne Değişti?, Yeni İnsan Yayınevi, eğitim, 2022

Oded Galor – İnsanlığın Serüveni (2022)

Ülkelerin yoksulluk tuzağından kurtulup zenginleşmesini sağlayan kültürel, teknolojik ve eğitimsel güçlere kapsamlı bir bakış.

  • İnsanlar neden asgari geçim tuzağından günümüze çok yakın bir zamanda kurtulup diğer tüm canlılardan çok daha yüksek bir yaşam standardına sahip olabilen tek canlı türüdür?
  • İnsanlığın ilerlemesi neden dünya çapında böylesi adaletsiz bir şekilde gerçekleşti?
  • Geçmişte elverişli coğrafi özelliklerden yararlanan ve zengin çeşitliliğe sahip olan kimi topluluklar nasıl oldu da refaha giden yolda ilerlerken dezavantajlı konuma düştüler?
  • Uluslar arasında bugün var olan büyük eşitsizlikler neden ortaya çıktı?
  • Hepimizi zengin ve başarılı kılacak bir yol var mı?

İnsanlığın ortaya çıkışından günümüze dek uzanan büyüleyici bir serüveni anlatan ekonomist ve düşünür Oded Galor insanlığın iki büyük gizemi olan zenginlik ve eşitsizliğe ilgi çekici bir çözüm sunuyor.

Galor’un muazzam ve şaşırtıcı bağlantılarla dolu bu sürükleyici anlatımı teknoloji, nüfus büyüklüğü ve adaptasyonun sadece iki yüz yıl önce insanın hikâyesinde nasıl çarpıcı bir hâl değişimine yol açtığını gösteriyor.

Galor aynı serüven boyunca zamanda geriye doğru giderek bizi eşitsizliğin nihai nedenlerine dair bir açıklamaya da götürüyor.

Kolonicilik, siyasal kurumlar, toplumsal yapı, kültür gibi etki katmanlarını birer birer açığa çıkarıyor.

Dünyanın dört bir yanında ekonomik, sistemik ve ekolojik krizle yüz yüze olduğumuz bu günlerde hem umut verici hem de derinlikli dersler içeren ve önemli hakikatleri sunan ‘İnsanlığın Serüveni: Zenginliğin ve Eşitsizliğin Tarihi’, geçmişten hareketle ileriye dönük kalıcı bir reçete sunuyor.

  • Künye: Oded Galor – İnsanlığın Serüveni: Zenginliğin ve Eşitsizliğin Tarihi, çeviren: Mehmet Arif Taşkıran, Kronik Kitap, tarih, 288 sayfa, 2022

Pierre Nora – Hafıza Mekânları (2022)

  • Bir ulusun hafızası hangi öğelerden oluşur?
  • Alışılmış ve tekrar edilegelen yıldönümleri, bayram ve kutlamalar, şenlikler, anma törenleri ve övgü sözleri bir halkın hafızasında hangi büyük boşlukları doldurur?
  • Hafızanın somutlaştığı yapılar, kentin mimarisi, anıt ve müzeler, arşiv ve mezarlıklar, tarihsel anlamı olan ve sonsuzluğu çağrıştıran her türden mekân, hafıza içinde ne tür bir sürekliliğe kavuşur?
  • Bir ülkenin ortak mirası, mitleri, sembolleri ve dili nasıl çözümlenmelidir?

Pierre Nora, Fransa örneğinden hareketle bir ulusun geçmişten günümüze çatışmalarını ve sürekliliğini inceliyor.

“Hafıza mekânları” kavramı aracılığıyla “tarih”in geçmişten farklı olarak bugün hangi koşullarda yeniden üretildiğini büyük bir ustalıkla ortaya koyuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Ulus, aynı zamanda hem kendi içindedir hem de dışında: Manevidir ama zaman içindedir, tarihseldir ama coğrafya içindedir, ideolojiktir ama tenseldir, belirsizdir ama sınırları vardır, evrenseldir ama tekillik içindedir, ebedidir ama kronoloji içindedir.”

  • Künye: Pierre Nora – Hafıza Mekânları, çeviren: Mehmet Emin Özcan, Doğu Batı Yayınları, tarih, 334 sayfa, 2022

David Vincent – Mahremiyetin Kısa Tarihi (2022)

‘Mahremiyetin Kısa Tarihi’, Ortaçağın sonlarından başlayıp Snowden’in ifşaatıyla ortaya saçılan şeylere uzanan enfes bir mahremiyet tarihi.

İnsanın yalnız kalma hakkı nerede başlar, nerede biter?

Karşı komşunun yatak odasına bakan penceresinden kaçıyoruz.

Peki ya yoldan geçen yabancının kamera kadrajından kaçabilir miyiz?

Büyük caddelerden sokaklara, evin avlusundan çalışma odasına görülme veya görülmeme seçme şansımız var mı?

1300’lü yıllardan beri insanların birbiriyle ve devletle ilişkisinde mahrem sınırları sürekli aşınmış ve yeniden örülmüştür.

David Vincent bu eserinde, geçmişten günümüze gözetlenme tedirginliği ile kendini ifşa etme arzusunun iki yakasında insanların değişen mahremiyet algılarını gözler önüne seriyor.

  • Künye: David Vincent – Mahremiyetin Kısa Tarihi, çeviren: Orhan Düz, Fol Kitap, tarih, 248 sayfa, 2022

Kolektif – Erken Modern Avrupa Tarihi (2022)

Avrupa tarihine, özellikle de erken modernite sürecine ilgi duyanlar bu kitabı kaçırmasın.

Kitap bu dönemi hava ve iklim, hastalıklar ve tıp, tarihsel demografi, zaman algısı, ulaşım ve iletişim, diller ve okuryazarlık ve matbaa gibi dokuz ayrı olgu üzerinden inceliyor.

Her nesil tarihi tekrar yazarken yeniden bir dönemlendirme yapar.

Güncelin soru ve meseleleri değiştikçe araştırma sahaları değişir, kaynaklar başka gözlerle okunur ve zamanın yapısı bir kere daha tartışılır.

Son yıllarda tarihçilerin en çok üzerinde durdukları dönemlendirmelerden biri erken modernite oldu.

Modern dünyayı tanımlayan tarihsel, toplumsal ve zihnî değişimlerin ayak seslerinin bu dönemde duyulduğu ya da birer ikişer belirmeye başladığı yüzyıllar, erken modern başlığı altında anlaşılmaya çalışıldı.

2015 yılında ‘Erken Modern Avrupa Tarihi Rehberi’ başlığıyla iki hacimli cilt olarak Oxford Üniversitesi tarafından hazırlanan kitap, erken modern dönemde değişen, ortaya çıkan, yeniden tanımlanan dokuz ayrı olguyu konu ediyor.

Değişen coğrafya biliminin Avrupa’nın sınırlarını nasıl tanımladığını, iklim ve çevre şartlarının tarihsel rolünü, kamu kaynaklarının toplum sağlığını kontrol etmek için nasıl kullanıldığını, ulaşım ve iletişimin değişen toplumsal manalarını, nüfus dinamiklerini, matbaa ve kâğıt teknolojilerini, insanların değişen zaman algısını, yerel dillerin doğuşunu ve bilgi devrimi tartışmalarını özgün araştırmalarla değerlendiriliyor.

Avrupa tarihi ve tarihçiliği üzerine rehber bir eser.

  • Künye: Kolektif – Erken Modern Avrupa Tarihi 1: Esaslar, hazırlayan: Hamish Scott, çeviren: İsmail Hakkı Yılmaz, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 520 sayfa, 2022

Christine M. Philliou – Türkiye: Tarihe Muhalif Bir Geçmiş (2022)

Resmî tarih tezine göre, 1910’lu yılların İttihatçı hükümetleri ile Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Kemalist rejim arasında kayda değer bir kopuş yaşandı.

1980’li yıllara kadar modern Türkiye tarihi üzerine çalışan Batılı akademisyenler, özellikle Birinci Dünya Savaşı’nda alınan yenilgiden sonra, Anadolu’da yaşayan ve çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu nüfusun kurtarıcısı olarak Mustafa Kemal’in başarılarını vurgulamak amacıyla bu anlatının temel iddiasını destekledi.

Bu Cumhuriyetçi temel anlatıya karşı geliştirilen muhalefet ise çoğu durumda İslamcılıkla özdeşleştirilmişti.

Rejim muhaliflerini dindar ve modern gericiler olarak sunmaya hevesli olan ve kendilerini Batı yanlısı olarak tanımlayan Türk seçkinlerinin yaygınlık kazandırdığı başlıca klişe buydu.

Her ne kadar bilim insanları ve Türk aydınları hâkim konumdaki bu anlatıyı sorgulamış olsalar da, bugüne kadar imparatorluktan cumhuriyete geçişi konu edinen alternatif anlatıları ortaya koyma amacındaki hiçbir mikro çalışma ortaya çıkmadı.

Christine Philliou imparatorluktan ulusa geçiş sürecine ilişkin tarihyazımına bağlı sorunları araştırmak amacıyla, yazdığı öykü ve romanlar modern Türkiye’de yaşayan insanların birçoğu tarafından bugün bile okunan etkileyici ve parlak bir yazar olarak Refik Halid Karay’ın özyaşam öyküsüne odaklanmayı seçiyor.

Ondokuzuncu yüzyıldan yirminci yüzyıla uzanan siyasi ve toplumsal çatlakların izini muhalif Refik Halid Karay üzerinden okumaya davet eden Philliou, resmî tarihin dışarıda bıraktıklarını bize yeniden hatırlatıyor.

İcat edilmiş tarihe rağmen orada duran geçmişe bakan bu kitap, Türkiye’nin siyasi kültürünü anlamak için yeni patikalar sunuyor.

  • Künye: Christine M. Philliou – Türkiye: Tarihe Muhalif Bir Geçmiş, çeviren: Dara Elhüseyni, Fol Kitap, tarih, 384 sayfa, 2022

David Stasavage – Demokrasinin Gerilemesi ve Yükselişi (2022)

Demokrasi ve otokrasinin gelişimini ilişkisel şekilde analiz eden olağanüstü bir kitap.

Siyasi kurumların büyümesini özgün bir tarzda ele alan David Stasavage’in çalışması, modern yönetim biçimlerinin kökenlerine önem veren herkes için muazzam dersler barındırıyor.

Demokrasinin yükselişinin tarihsel anlatımları, Antik Yunan ve Rönesans öncesi Avrupa’ya odaklanma eğilimindedir.

Birkaç bin yıla yayılan örneklerden yola çıkan Stasavage, öncelikle devletlerin neden demokratik ya da otokratik yönetim tarzları geliştirdiğini ele alıyor ve erken demokrasinin, zannedilenin aksine, zayıf bir devlette ve basit teknolojilerle küçük yerlerde bile gelişme eğiliminde olduğunu savunuyor.

Amerika’dan Mezopotamya’ya, hatta sömürge öncesi Afrika’ya kadar birçok farklı coğrafyada, demokratik uygulamaların var olduğunu dile getiren Stasavage, bu kapsamlı çalışmasında, hikâyenin tahmin edilenden katbekat zengin olduğunu göstermek adına çok daha öncesine uzanan küresel kanıtlardan yola çıkıyor.

Stasavage, erken demokrasinin dünyadaki yaygınlığına değinerek onların nerede ve nasıl yükseldiğini –ne zaman ve neden gerilediğini– anlamanın, yalnızca yönetimlerin tarihi ekseninde değil aynı zamanda modern demokrasilerin çalışma biçimleri ve gelecekte nerede açığa çıkabileceği ekseninde de önemli bilgiler sağlayacağını öne sürüyor.

Demokratik kaygıların hızla çoğaldığı günümüzde ‘Demokrasinin Gerilemesi ve Yükselişi’, siyasi kurumların büyümesini yepyeni bir tarzda ele alıyor ve modern yönetim biçimlerinin kökenlerine önem veren herkes için şaşırtıcı dersler sunuyor.

  • Künye: David Stasavage – Demokrasinin Gerilemesi ve Yükselişi: Antik Dönemden Günümüze Uzanan Küresel Bir Tarih, çeviren: Selim Sezer, Epsilon Yayıncılık, 520 sayfa, 2022

Mehmet Kuru – Osmanlı’nın Para ile İmtihanı (2022)

Osmanlı’nın sınırlarının çok hızlı genişlemesi önemli bir para krizinin temellerini attı.

Mehmet Kuru, bu özgün çalışmasında, 16 ve 17. yüzyıllarda yaşanan para krizlerinde yaşananları ayrıntılı şekilde ortaya koyuyor.

600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu siyasi, toplumsal, askerî gibi pek çok alanda derin krizleri atlattı.

Krizlere her dönemde pragmatik çözümler bulmayı başaran imparatorluk, para krizi için de yüzyıllar içinde farklı çözümler üretti.

Her krizin farklı dönüştürücü etkileri olsa da 16. yüzyıl itibaren hem krizler hem çözümler ayrı bir dönemi işaret eder.

Mehmet Kuru, 16 ve 17. yüzyıllarda yaşanan para krizlerinde hem devlet yöneticilerinin hem de halkın çözümlerini irdeleyerek Osmanlı’yı anlamanın yeni anahtarlarını sunuyor.

  • Künye: Mehmet Kuru – Osmanlı’nın Para ile İmtihanı: XVI. – XVII. Yüzyıllarda Osmanlı İmparatorluğu’nun Para Krizi, Fol Kitap, tarih, 192 sayfa, 2022

Emmanuelle Loyer – Avrupa’nın Kısa Kültür Tarihi (2022)

 

Avrupa’da ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren şekillenen kültürel temsilleri ve pratikleri, önemini hâlâ koruyan on üç tema çerçevesinde derleyen bu kitap kıta ölçeğinde bir kültür tarihi sentezi sunuyor.

Emmanuelle Loyer her bölümde bir sorunsalı ortaya çıkarmaya ve “Avrupa denilen çiçek dürbününü avcumuzda çevirip o ana kadar kendini göstermeyen yeni gerçekliklerin farkına varmamızı sağlayan tarihyazımsal bir aracı kullanmaya” çalışıyor: Garlar, kafeler ve bulvarlar gibi mekânlar etrafında şehre özgü yeni zaman algısının ve deneyim sisteminin nasıl şekillendiğini gözler önüne sermek için kent kültürüne eğiliyor.

Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında serpilmeye başlayan “gazete uygarlığı”nın, tiyatronun burjuvalaşma sürecinin hikâyesini anlatıyor.

1914-45 arasında Avrupalı toplumlara damgasını vuran savaş kültürünün toplumsal yaşama nasıl sızdığını ve sömürgeci kültür denen düşünsel yapıda kendini nasıl sürdürdüğünü gösteriyor.

Avrupa monarşilerinin karşısında oluşan sivil toplumun bayraktarlığını yapan entelektüel figürünün geçirdiği dönüşüme, 1968’le baş gösteren yeni hareketlilik tarzlarına odaklanıyor.

Son olarak, dijital kültür, kitle turizmi gibi daha güncel olgulara da değinen Loyer, yirmi beş yıllık okumalarının ve derslerinin ürünü olan ‘Avrupa’nın Kısa Kültür Tarihi’ni özel hayatın yakın tarihine göz atarak tamamlıyor.

  • Künye: Emmanuelle Loyer – Avrupa’nın Kısa Kültür Tarihi, çeviren: Alp Tümertekin, İş Kültür Yayınları, tarih, 272 sayfa, 2022