İlhami Yurdakul – İktidarın Ruhu (2022)

Osmanlı yıkılıp Cumhuriyet kurulsa da kimi imtiyazlar isim değiştirerek devam etti.

İlhami Yurdakul, Osmanlı’daki beşik ulemalığı ve paşazade imtiyazlarının Cumhuriyet devrinde nasıl yeni seçkinci sınıfın iktidar ve iktidarın nimetlerini kullanma imtiyazına dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Kitabın giriş kısmında Osmanlı Devleti’nin geleneksel iktidar ve toplum yapısını çağdaşı Batılı iktidar ve toplum yapısıyla kıyaslanıyor, ardından geleneksel iktidar yapısı ve zihniyetinin yerine ikame edilen modern devletin üç temel esası olan “kurumsallaşma, ihtisaslaşma ve meclisleşme” süreci açıklanıyor.

Kitabın ana bölümlerinde, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e üç imtiyazın izi sürülmüş.

Bunlardan ilki eğitim ve atama imtiyazı olan beşik ulemalığı; ikincisi ilmiye mensuplarına en ağır ceza olarak sürgün cezasının verilmesi ve istisnaları olmakla beraber idamdan masuniyet; üçüncüsü de ilmiye mensuplarının mallarının müsadere edilmemesi, miras bırakma ve servet imtiyazları olan müsadereden masuniyet.

Böylece ilmiye zümresi, ordu ve sivil bürokrasideki muadillerine nispeten atama/terfi, can ve mal güvenliği gibi temel üç ayrıcalığın güvencesi altında yaşamlarını sürdürdü.

Bu imtiyazlar modern devletin teşekkül sürecinde, özellikle Tanzimat ve Meşrutiyet devrinde yavaş yavaş kaldırıldı.

Ancak zihniyet kodlarının devamı, yeni imtiyazlı zümrelerin doğmasını kaçınılmaz kıldı.

Beşik ulemalığı ve paşazade imtiyazlarının yerini II. Meşrutiyet devrinde “rical-i gayb” denilen İttihad ve Terakki Partisi mensuplarının imtiyazı; Cumhuriyet devrinde de “beyaz Türk” denilen yeni bir seçkinci sınıfın iktidar ve iktidarın nimetlerini kullanma imtiyazı aldı.

Aynı şekilde siyaseten katlin yasal olarak ilgasına rağmen muhalifi ortadan kaldırma yöntemi olarak siyasi idamlar ile ekonomik güçten yoksun bırakma amacıyla özel mülk ve emlakin hazineye devri yoluyla müsadere usulü 1960’lı yıllara kadar devam etti.

İşte çalışma, devletten tevarüs edilen kişizade imtiyazları modern devlet düzeninde de yeni hal ve renkler alarak nasıl varlığını sürdürdüğünü, geleneksel devlet yerine ikame edilen modern devlet düzeninde de iktidar ve iktidarın nimetlerinin belli bir zümre ile nasıl paylaşıldığını, muhaliflerin zaman zaman idam edildiğini ve mallarının hazineye aktarıldığını ortaya koymasıyla çok önemli.

  • Künye: İlhami Yurdakul – İktidarın Ruhu: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Kişizade İmtiyazları (Beşik Uleması, Siyaseten Katl, Müsadere), İletişim Yayınları, tarih, 384 sayfa, 2022

Jerry Brotton – Sultan ve Kraliçe (2022)

Kraliçe I. Elizabeth, 16. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak Türk, Arap ve Müslüman dünyasıyla yakından ilgilenmeye başlamıştı.

Jerry Brotton, eşi görülmemiş bu siyasi, ekonomik, askeri ve ticari ilişkilerin dinamiklerini ayrıntılı şekilde ortaya koyuyor.

Katolik güçlerin I. Elizabeth’e karşı düzenlediği komploları ve suikastları, 1570 yılında Papa’nın onu aforoz etmesi izledi.

Hem ülke içinde hem de ülke dışında Katolik güçlerin kuşatması altında kalan Elizabeth “düşmanımın düşmanı dostumdur” düsturuyla hareket ederek, İspanya’nın başını çektiği Katolik devletlerle çatışma halinde olan Müslüman devletlerle modern çağlara kadar eşi benzeri görülmeyecek siyasi, ekonomik, askeri ve ticari ilişkiler ve ittifaklar kurdu.

Bu tarihler aynı zamanda İngiltere’nin İslam dünyasıyla kültürel etkileşimler içine de girmeye başladığı tarihlerdi.

İngiltere bu süreçte Babıâli’yle anlaşmalar imzaladı.

Kraliçe, Sultan’ın kendisine eşitiymiş gibi muamele etmemesine aldırmadan Sultan’la, statü farkına bakmadan Sultan’ın eşi Haseki Safiye Sultan’la mektuplaştı.

Sultan’a zamanı için teknoloji harikası bir kurmalı saat-org hediye etti.

Fas krallarından elçiler kabul etti. Hatta Katolik Hıristiyanlara karşı kullanmaları için Müslüman devletlere mühimmat desteği sağladı.

Bu yeni ilişkiler ve ittifaklar İngiliz toplumunda Müslümanlara dair farkındalığı artırdı ve bu farkındalık, oldukça karışık ve kafa karıştırıcı bir şekilde olsa da, başta Shakespeare’in ‘Othello’ ve ‘Venedik Taciri’ eserleri olmak üzere, o dönem üretilen çok sayıda kültürel ürüne yansıdı.

Brotton’ın ‘Sultan ve Kraliçe’ adlı çalışması, İngiltere’nin bu dönemde Türk, Arap ve Müslüman dünyasıyla kurduğu ilişkilerin sanılandan daha dostane ve çok daha kapsamlı olduğunu, Elizabeth İngiltere’sinin siyasetini, ekonomisini, ticaretini ve çehresini ciddi ölçüde etkilediğini ortaya koyuyor.

  • Künye: Jerry Brotton – Sultan ve Kraliçe: Elizabeth’in İslam Dünyasıyla İlişkilerinin Anlatılmamış Hikâyesi, çeviren: Ali Karatay, Koç Üniversitesi Yayınları, tarih, 344 sayfa, 2022

Richard Holmes – II. Dünya Savaşı (2022)

Tüm zamanların en yıkıcı savaşlarından olan II. Dünya Savaşı üzerine çarpıcı bir görsel rehber.

Richard Holmes, savaşın sebeplerinden askeri, stratejik ve siyasi sonuçlarına, konuyu çok yönlü bir bakışla irdeliyor.

Görsel zenginliğiyle öne çıkan bu çalışma, tüm zamanların en yıkıcı ve dünyayı sarsan çatışmasını adeta yeniden canlandırıyor.

Kitap, bu savaşa her açıdan bakıyor; bütün dünyada askeri, stratejik ve siyasal olayların seyrini izliyor, muhariplerin ve sivillerin deneyimlerini belgeliyor.

Kitap, dünyayı değiştiren savaşta fiilen olup bitenlerin doğru bilgisini sunuyor. Bu yeni basımda muharebe alanları, müzeler ve anıtlar da dahil, destansı sit alanlarının renkli resimlerinin yer aldığı bir bölüm de bulunuyor.

  • Künye: Richard Holmes – II. Dünya Savaşı: En Kapsamlı Görsel Rehber (Blitzkrieg’den Hiroşima’ya), çeviren: Ahmet Fethi Yıldırım, Alfa Yayınları, tarih, 375 sayfa, 2022

H. Hande Duymuş Florioti ve Mert Yamaner – Eski Anadolu ve Mezopotamya Toplumlarında Müzik (2022)

Eski Mezopotamya ve Anadolu’da müziğin toplumsal rolü neydi?

Hande Duymuş Florioti ve Mert Yamaner, zengin kaynaklardan yararlanarak müziğin icrası ve işlevini çok yönlü bir bakışla irdeliyor.

Müziğin evrensel bir dil olmasında hiç şüphesiz tarih boyunca geçirmiş olduğu aşamaların da katkısı bulunuyor.

Her ne kadar toplumların, dünyayı ve çevrelerinde olup biteni algılama süreci ve şekli birbirinden farklı olsa da, bir kuş cıvıltısının verdiği huzur ya da akan bir nehrin çıkardığı ses her toplumda ortak bir ses/tını algısı oluşturmuş olmalıdır.

Belki de doğadaki sesleri taklit ederek başlayan bu serüven, her durakta bünyesine yeni şeyler alarak ilerlemiş ve tarih yolculuğunda hiç bitmeyecek bir olguya dönüşmüştür.

Hiç şüphesiz, müziğin kaderinde de kendisini yaratan toplumların üzerinde yaşadıkları coğrafya, toplumu oluşturan bireylerin kişisel tercihleri ve hatta atalardan devralınan hususlar da etkili olmuş olmalıdır.

Evet, hiç bitmeyecek bir serüvendir, müziğin serüveni…

  • Künye: H. Hande Duymuş Florioti ve Mert Yamaner – Eski Anadolu ve Mezopotamya Toplumlarında Müzik, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, arkeoloji, 176 sayfa, 2022

Busbecq – İstanbul ve Amasya Seyahatnamesi (2022)

 

Kanuni Sultan Süleyman döneminde Osmanlı’yı ziyaret etmiş Busbecq’in anıları hazine değerinde.

Kitap, bir Habsburg elçisinin Türklere dair gözlemleri kadar, bir Batılının kendi değerleriyle samimi bir yüzleşme olarak da okunabilir.

Kanuni Sultan Süleyman’ın saltanat döneminde, Romalıların Kralı I. Ferdinand tarafından Osmanlı İmparatorluğuna iki kez elçi olarak gönderilen Flaman asıllı Augerius Gislenius Busbequius, ilk elçilik görevini tamamlayıp Viyana’ya döner ve dostu Nicolas Michault’a Latince bir mektup yazar.

Bu mektupta, görevinin sebebinden ve seyahat hazırlıklarından başlayarak Viyana-İstanbul-Amasya güzergâhındaki yolculuğunda başından geçenleri samimi bir üslupla paylaşır.

Uzun zaman sonra, memleketlisi Ludovicus Carrio, bir seyahatname niteliği taşıyan ve yarı ciddi yarı eğlenceli tarzda kaleme alınan bu mektubu Itinera Constantinopolitanum et Amasianum (İstanbul ve Amasya Seyahatnamesi) adıyla ilk kez 1581 yılında yayımlar.

Böylece bir Habsburg elçisinin Türklere dair gözlemlerine, yer yer kendi kimliğiyle ve Batı Avrupa toplumlarının değer yargılarıyla yüzleşmesine ve Hıristiyan hükümdarlarının menfaatine yönelik eleştirilerine tanık olacağımız ilk elden bir kaynak elde edilir.

  • Künye: Busbecq – İstanbul ve Amasya Seyahatnamesi, çeviren: Çiğdem Dürüşken, Alfa Yayınları, seyahatname, 264 sayfa, 2022

Kolektif – Bitmeyen Hikâye (2022)

İnsanoğlunun salgınlarla macerasına tarihsel perspektiften bakan eşsiz bir derleme.

‘Bitmeyen Hikâye’, COVID-19’dan başlayarak insanlık tarihine damga vurmuş veba, cüzam, çiçek, kolera, frengi, sıtma, tüberküloz, influenza, trahom ve HIV gibi pek çok hastalığın izini sürüyor.

İki yılı aşkın süredir küresel salgın COVID-19 ile beraber yaşıyoruz.

Salgın gündelik hayatımıza karantina, seyahat sınırlamaları, sosyal mesafe, dezenfeksiyon ve maske kullanımı gibi alışkanlığa dönüşen yeni zorunlulukları dahil etti.

Hastalığın yayılma hızı ve ortamı, varyantların ortaya çıkışı, tedavi alternatifleri ve özellikle de aşı meselesi hala önemli bir gündem maddesi olarak zihinlerimizi meşgul etmekte.

Esasen hayatlarımızda yaşadığımız bu değişim, tarihsel perspektiften değerlendirildiğinde hiç de yeni değil.

Veba, cüzam, çiçek, kolera, frengi, sıtma, tüberküloz, influenza, trahom ve HIV gibi pek çok hastalık ortaya çıktığı ve yayılım gösterdiği zamanlarda, binlerce hatta milyonlarca kişinin hayatını kaybetmesine sebep olurken bir yandan da toplumsal ve bilimsel devrimlere öncülük etti.

Toplumsal Tarih dergisinde yayınlanan özel sayıyı temel alan bu derleme, yeni yazı ilaveleriyle salgın hastalıklar tarihini kamu sağlığı pratikleri perspektifinden bütüncül bir şekilde ele alırken, salgını tecrübe eden 21. yüzyıl bireylerinin “bitmeyen hikaye”nin bir parçası haline nasıl geldiklerini gözler önüne seriyor.

  • Künye: Kolektif – Bitmeyen Hikâye: Küresel Salgın Çağında Tarihe Yeniden Bakmak (Salgın Hastalıklar ve Kamu Sağlığı Pratikleri), editör: İsmail Yaşayanlar, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 388 sayfa, 2022

Muhsin Mahdi – İbn Haldûn’un Tarih Felsefesi (2022)

Batı’da İbn Haldûn’un üzerine yapılmış ilk doktora tezlerinden biri…

Muhsin Mahdi’nin bugün klasikleşmiş yapıtı, tarih yazıcılığı ve kadim felsefeyi merkeze alarak İbn Haldûn’un tarih felsefesini kapsamlı şekilde açıklıyor.

On altıncı yüzyıl İslâm dünyasının önde gelen düşünürü İbn Haldûn ‘Kitabu’l-‘İber’ başlıklı tarihine giriş olarak yazdığı ‘Mukaddime’sinde yeni bir tarih ve kültür anlayışı geliştirdi.

Defalarca tercüme edilen ve sosyal bilimlerin birçok sahasında daima temel bir referans eseri olarak kullanılan bu eser tarih ilmini doğrudan insan ve toplumun halleri ile alakadar görüyor ve klasik ahlak ve siyaset felsefesine göre onun konumunu yükseltiyor.

Tarihin ne için, kim için yazılacağı, düşünür, toplum ve tarihin irtibatı, İbn Haldûn’un tarih felsefesinin temel sorularıdır.

Bu tarih felsefesi, İslâm dünyasının tevarüs ettiği kadim felsefe geleneğinin üzerine bina edilmişti.

İslâm tarih yazıcılığının ana akımlarına ve klasik felsefenin metinlerine hâkim bir bakışla İbn Haldûn’un hayat hikâyesini buluşturan elinizdeki kapsamlı eser, onun tarih metinlerini ve kadim felsefenin kanonlarını nasıl okuduğunun ve tarihin diğer pratik bilimlerden nasıl ayrıştırdığının izlerini sürüyor.

1957 yılında yayınlanan bu kitap, Batı’da İbn Haldûn üzerine yapılmış ilk doktora tezlerinden biri olma özelliğini taşıyor.

İslâm kültürü, felsefesi ve Arap edebiyatı üzerine birçok eseri olmasına rağmen dilimizde hiç çevirisi bulunmayan Chicago Üniversitesi profesörlerinden Muhsin Mahdi’nin bu klasikleşmiş yapıtı Türkiyeli okur ile buluşturuyor.

  • Künye: Muhsin Mahdi – İbn Haldûn’un Tarih Felsefesi, çeviren: Fuat Aydın, Vakıfbank Kültür Yayınları, felsefe, 472 sayfa, 2022

Kenneth M. Setton – XVII. Yüzyıl Dünyasında Venedik, Avusturya ve Türkler (2022)

Avrupa’yı kasıp kavuran Otuz Yıl Savaşları sürecinde Osmanlı ne durumdaydı?

Kenneth Setton, 1618-1648 zaman aralığında Osmanlı ve Venedik arasındaki siyasi ve diplomatik ilişkileri incelediği özgün çalışmasıyla karşımızda.

1645-1669 yılları arasında gerçekleşen Girit Savaşı’nda adayı Türklere kaptıran Venedik, 1684’te Mora Savaşı’yla birlikte Babıali ile tekrar karşı karşıya gelmiş ve savaş Venedik Cumhuriyeti’nin Mora’yı fethiyle sonuçlanmıştı.

Amerikalı tarihçi Kenneth M. Setton, Venedik-Osmanlı İmparatorluğu arasındaki ilişkileri, 1618 -1648 yılları arasında Avrupalı güçler arasında gerçekleşen Otuz Yıl Savaşları’nın sunduğu arka plandan hareketle ele alarak bu ilişkilerin kısa ancak bir o kadar yoğun bir incelemesini sunuyor.

Kitap, XVII. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu ve Venedik arasındaki siyasi ve diplomatik ilişkiler üzerinde araştırma yapanlar veya bu dönemi ayrıntılarıyla öğrenmek isteyenler için eşsiz bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Kenneth M. Setton – XVII. Yüzyıl Dünyasında Venedik, Avusturya ve Türkler, çeviren: Arif Erbil, Albaraka Yayınları, tarih, 600 sayfa, 2022

Henri Pirenne – Avrupa Tarihi (2022)

Avrupa tarihini merak edenlerin muhakkak edinmesi gereken bir çalışma.

Henri Pirenne, Roma’nın yıkılışından Feodalizm’e, İslam’ın Avrupa üzerinde kurduğu baskıdan Papalık hegemonyasına kadar Avrupa tarihinin pek çok yönünü aydınlatıyor.

Büyük Orta Çağ tarihçisi Pirenne’in, Kavimler Göçü’yle başlayıp Rönesans, Reform ve XVI. yüzyıl Avrupa panoramasıyla sona eren süreç hakkında verdiği derslerden yola çıkarak hazırladığı kitabı, ilk defa 1936 yılında yayımlandı.

Birinci Dünya Savaşı’nda hapsedildiği Alman esir kampında kaleme aldığı bu çalışma, Avrupa tarihine siyasi, sosyal ve ekonomik dinamikleri göz ardı etmeksizin bir bütün olarak yaklaşıyor.

Konulara ayrıntılı ve tarafsız yaklaşımı sayesinde önce Fransa’da daha sonra tüm Avrupa’da takdir kazanan Pirenne, çalışmasında, tarih öğrencilerine dönemin net bir panoramasını sunmayı ve akademi dışı okurların kalıplaşmış ve bozuk Avrupa tarihi algılarını düzeltmeyi hedeflemişti.

Kısa zamanda birçok dile çevrilen bu eser sayesinde modern Avrupa tarihi çalışmaları şekillenmiş, yeni yaklaşımlar, Pirenne’in Avrupa tarihi tahayyüllerinin sırtında yükseldi.

Roma’nın yıkılışından Feodalizm’e, İslam’ın Avrupa üzerinde kurduğu baskıdan Papalık hegemonyasına kadar Avrupa tarihinin pek çok yönüne odaklanan bu kitap, Sinan Akbaytürk’ün özenli çevirisiyle raflarda.

  • Künye: Henri Pirenne – Avrupa Tarihi: Kavimler Göçü’nden XVI. Yüzyıla Kadar, çeviren: Sinan Akbaytürk, Selenge Yayınları, tarih, 440 sayfa, 2022

Mehmet Özdoğan – 1960’lı Yılların Güneydoğu Anadolu’su (2022)

40 yıl boyunca Güneydoğu Anadolu’ya gidip gelmiş Mehmet Özdoğan Hocamızın bu kitaptaki izlenimleri, 1960’lı yılların Güneydoğu Anadolu’su üzerine altın değerinde bir kaynak.

Özdoğan’ın 1960’lardan itibaren anı, gözlem, izlenim ve bunlarla ilgili yorumlarını içeren Arkeoloji ve Sanat Yayınları olarak bir dizi halinde yayına hazırlanan üç eseri, öncelikle ülkemizin kazı ve araştırma tarihinin bir bölümünü belgeselleştirmesi açısından önemli kaynaklardı.

Eldeki eser ise 1964 yılı Mayıs ayı sonlarında Çayönü kazısına katılmak için, İstanbul’dan o yıllarda kömürle çalışan Kurtalan Ekspresi’yle Ergani’ye ulaşıncaya kadar kömür tozu soluyarak geçen 70 saatlik bir yolculuk sonrasında ilk kez tanıştığı Güneydoğu’yu konu alıyor.

Ağırlıklı olarak 1960’lı yıllarda Prof. Özdoğan’ın Güneydoğu Anadolu’daki gezilerde çektiği fotoğraflarla, kısmen o günlere ait anılarının titizlikle eşleştirilmiş bir derlemesidir.

Özdoğan, aynı yıl, Temmuz ayında Siirt Pervari Herekol Dağı’nda göçerlere gönüllü öğretmenlik yapmak için, ardından da bir arkadaşıyla kışın tam ortasında Gaziantep’ten Mardin’e ve Diyarbakır’a kadar bir uçtan öbür uca bölgeyi tanımak için Güneydoğu Anadolu’ya iki kez daha gitti.

Sonraki 40 yıl boyunca Güneydoğu Anadolu yolcusu olmuş; kazı, yüzey araştırması, gezi olarak bir yılın en az birkaç ayını bölgenin bir yerlerinde, çoğu kez yerel halkla iç içe geçirdi.

Birbirlerinden bağımsız, ayrı amaçlar, ayrı nedenlerle yaptığı geziler burada Özdoğan’ın arşivinde olan fotoğrafların akışına göre sıralanarak bize o yılların Güneydoğu Anadolu’sunu onun gözünden anıları çerçevesinde tüm ayrıntılarıyla aktarılıyor.

  • Künye: Mehmet Özdoğan – 1960’lı Yılların Güneydoğu Anadolu’su: İzlenimler, Yansımalar, Kazılar, Araştırmalar, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, arkeoloji, 176 sayfa, 2022