Koray Durak, Nevra Necipoğlu ve Tolga Uyar – Türkiye’de Bizans Çalışmaları (2022)

Türkiye’de 1990’lı yılların sonunda itibaren ivme kazanan Bizans çalışmaları, yeni açılan yüksek lisans programları ve araştırma merkezlerinin yanı sıra sayısı artan konferanslar ve akademik yayınlar ile günümüzde çok daha geniş bir kitleye hitap ediyor.

Bu artan çeşitlilik karşısında Bizans tarihi, sanat tarihi ve arkeolojisi alanlarında yapılan güncel çalışmaların paylaşılacağı ortak bir platformun eksikliği son yıllarda iyice görünür bir hal aldı.

Elinizdeki kitap, Boğaziçi Üniversitesi Bizans Çalışmaları Araştırma Merkezi’nin bu eksikliği gidermek amacıyla 2016 yılında düzenlediği “Türkiye’de Bizans Çalışmaları: Yeni Araştırmalar, Farklı Eğilimler” başlıklı konferansın sonucunda ortaya çıkmıştır.

Giriş yazısı ve 30 makaleden oluşan kitapta, son yıllarda Bizantoloji dalının farklı disiplinlerinde yazılı, sanat tarihsel ve arkeolojik kaynaklar ışığında yürütülmüş çalışmalardan zengin bir seçki 7 ana bölüm altında sunuluyor.

Anadolu coğrafyası maddi kültürünün analizinin öne çıktığı makalelerde, birincil kaynak kullanımı ve malzeme sınıflandırma temelli farklı metodolojik soru(n)lar irdelenirken, bir yandan da özellikle kent, kırsal alan, adalar, deniz ve peyzaj çalışmaları gibi sahalardaki yeni araştırmalara yer veriliyor.

Geç Antikçağ’dan Ortaçağ’a ve Bizans’tan Osmanlı’ya geçiş temasının vurgulandığı kitabın ilk ve son bölümleri ise, Türkiye’de Bizantologların devamlılık ve değişim perspektifine olan özel ilgisini gösteriyor.

  • Künye: Koray Durak, Nevra Necipoğlu ve Tolga Uyar – Türkiye’de Bizans Çalışmaları (Yeni Araştırmalar, Farklı Eğilimler), İş Kültür Yayınları, tarih, 592 sayfa, 2022

Erdem Sönmez – Annales Okulu ve Türkiye’de Tarihyazımı (2022)

Tarih geçmişte olan her şeyin toplamıdır, ama!

Bunların içinden hangileri daha önemlidir?

Dahası, “Gerçekte ne oldu?”

Bunu bulabilmek için arşiv belgelerine bakmak yeterli midir; yoksa gökyüzünün altındaki herkesi ve her şeyi görmek ve anlamak için başka yerlere de bakmak gerekir mi?

Tüm bu sorular, 19. yüzyılda Ranke’nin tarihi akademik bir disiplin olarak kurma çabasıyla sorulmaya başlanmış, 20. yüzyılda Annales okulunun ortaya çıkmasıyla genişlemiş, çeşitlenmiştir.

Erdem Sönmez, bir yandan bu sorulara verilen yanıtların peşinden giderken, diğer yandan merceğini soruyu soran öznelere yöneltiyor.

Türkiye’de modern tarihçiliğin önemli isimleri Fuad Köprülü, Ömer Lütfi Barkan, Mustafa Akdağ ve Halil İnalcık’ın çalışmalarında Annales okulunun izlerini süren bu kitap, yalnızca tarihyazımının tarihine değil, tarihi yazanın tarihine de bakmayı öneriyor.

  • Künye: Erdem Sönmez – Annales Okulu ve Türkiye’de Tarihyazımı, Fol Kitap, tarih, 256 sayfa, 2022

Richard J. Evans – Eric Hobsbawm (2022)

Eric Hobsbawm’ın ortaya koyduğu eserler, nesiller boyunca hem tarih meraklılarının hem öğrencilerin hem de akademisyenlerin etkilendiği kitaplar arasına girdi.

O derece ki tarihçiliğin pratiği dahi onun yazdıklarıyla yeniden şekillendi. Mısır’ın İskenderiye şehrinde, Levanten bir İngiliz ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Hobsbawm, 1931 senesinde, henüz on dört yaşındayken yetim kaldı.

Berlin’de amcasıyla yaşadığı yıllarda Büyük Buhran’a tanık oldu ve Nazizm ve Komünizm arasında sallanan Almanya’da kendi yolunu çizdi.

O yıllarda meylettiği komünizme hayatı boyunca sadık kalan Hobsbawm, kendi dünya tahayyülünün de izlerini taşıyan ‘Devrim Çağı’, ‘Sermaye Çağı’ ve ‘İmparatorluk Çağı’ üçlemesiyle “Uzun 19. asır” denen dönemin Avrupa’sına dair tüm tarihsel yaklaşımları altüst etti.

Milyonlarca kopya satan bu kitaplar dünyanın dört bir yanında tarihyazımına yön verdi.

Hobsbawm üzerine günümüze değin yazılan en kapsamlı biyografiyi kaleme alan Richard Evans, elinizdeki bu kitapta hem 20. yüzyılın en büyük entelektüellerinden birinin canlı portresini sunuyor hem de onun hayatı kavrayışına yeni yorumlar getiriyor.

Bu zamana kadar hiç yayımlanmamış materyallere de ulaşan Evans, Hobsbawm’ın yazılarındaki tarihsel ve politik bağlamları gözler önüne seriyor.

‘Eric Hobsbawm: Tarihe Adanmış Bir Hayat’ başlığını taşıyan bu abidevi eser, 20. yüzyılın en mühim entelektüelinin sıra dışı hayatını ortaya koymakla kalmıyor, geçtiğimiz yüzyılın entelektüel dünyasını da resmediyor.

  • Künye: Richard J. Evans – Eric Hobsbawm: Tarihe Adanmış Bir Hayat, çeviren: Deniz Türker, Runik Kitap, biyografi, 584 sayfa, 2022

Harry Harootunian – Tarihin Huzursuzluğu (2022)

Batı ve Batı olmayan tanımlarının gündelik hayatta bir anlamı var mıdır; yoksa gündelik hayat, tanımları, sınırları ve köşeleri silen (bazen buharlaştıran) çoğul deneyimler alanı mıdır?

Modernleşmek, Batılı olmanın bir çeşidi midir; yoksa kapitalist üretim ilişkilerinin getirdiği bir pratik midir?

Amerikalı tarihçi Harry Harootunian, Batı Avrupa deneyimi üzerinden moderniteyi tanımlayan yaklaşımların aksine, moderniteyi farklı coğrafyaların gündelik deneyimi içinde yeniden düşünmeye davet ediyor.

Modernitenin çoğul deneyimlerini ‘merkez’in tanımlarıyla yetinmeden açıklıyor.

‘Batı’ ve ‘Batı olmayan’ öznelerin sınırlarını aşındıran Harootunian, Japonya gibi Avro-Amerika dışı toplumların modernliklerini incelerken indirgemeci yorumlar yerine çoğul deneyimleri işaret ediyor.

Global kapitalizm çağında sermaye ihracının getirdiği tüketim ve üretim alışkanlıklarının gündelik deneyimde özne sorununu değil, modernlik sorununu ve modernlik deneyiminin gündelik olanda nasıl kavramsallaştığı sorusunu gündeme getiriyor.

  • Künye: Harry Harootunian – Tarihin Huzursuzluğu: Modernlik, Kültürel Pratik ve Gündelik Hayat Sorunu, çeviren: Evren Dinçer, Fol Kitap, tarih, 240 sayfa, 2022

David Grann – Dolunay Katilleri (2022)

Yaşam alanı azar azar küçültülen Osage halkı 1920’lerde büyük bir servete kavuştu.

Kendilerine bırakılan toprakların altında petrol keşfedilmişti.

Artık lüks otomobillerle geziyor, malikâneler inşa ediyor ve çocuklarını eğitim için Avrupa’ya gönderiyorlardı.

Derken birileri Osage’leri teker teker öldürmeye başladı.

Tüm bu cinayet ağının merkezindeyse Mollie Burkhart ve ailesi vardı.

Mollie’nin kız kardeşinin öldürülmesiyle başlayan cinayetler zincirinde akrabaları vuruldu ve zehirlendi.

Birçok özel dedektifin çözmeye çalıştığı bu kördüğümün nereye kadar gittiğini ortaya çıkarmaksa o dönem yeni kurulan FBI’ın sorumluluğuna düştü.

FBI’ın efsanevi direktörü J. Edgar Hoover’ın eski Teksas Korucusu Tom White’ın yardımını istediği soruşturma hem Amerika’nın en tartışmalı devlet kurumunun ülkedeki yerini sağlamlaştıracak hem de soğukkanlılıkla yürütülen kanlı bir komployu ortaya çıkaracaktı.

David Grann’in, soruşturma belgeleri, birinci ağızdan tarihi kayıtlar, verilen ifadeler ve edinilen yeni kanıtları yıllarca inceleyerek kaleme aldığı, Martin Scorsese tarafından sinemaya da uyarlanan ‘Dolunay Katilleri’, hakiki bir Vahşi Batı kâbusu, petrol kadar kara bir polisiye anlatısı.

  • Künye: David Grann – Dolunay Katilleri: Osage Cinayetleri ve FBI’ın Doğuşu, çeviren: Uğur Gülsün, İthaki Yayınları, tarih, 360 sayfa, 2022

Cassius Dion – Hadrianus (2022)

MS 117-138 yılları arasında hüküm süren Hadrianus, Roma İmparatorluğunun en fazla tahtta kalmış imparatorlarından.

Yönetimi boyunca pek çok reform yaptı.

Eyaletlerin vergi yükünü hafifleterek, bazı borçlarını silerek ve kentlere çeşitli yardımlarda bulunarak onların refaha ulaşmasını sağladı.

Orduya ve askerlerin eğitimine özel bir önem gösterdi, askerlerin yaşam şekillerini bile bizzat gözlemleyip disipline etti.

Pek çok yerde binalar yaptırdı ve onardı.

Bunlardan en dikkat çekenleri Atina’da tamamlattığı Olympieion tapınağı, Roma’da bir köprü, Tiber nehrine bitişik bir mezar ve Bona Dea tapınağıdır.

Hadrianus bütün imparatorların en kültürlüsüydü.

Edebiyata ve sanata düşkündü.

Düzyazı ve şiirler yazdı, heykelcilikle ve resimle uğraştı.

Lir çalıp şarkı söylerdi.

Aritmetik ve geometriye meraklıydı.

Kehanet türleri de merakları arasındaydı.

Öngörülü, yüce gönüllü, zeki, insancıl, meraklı, hırslı ve kıskanç bir kişiliği vardı.

Çok nüktedandı.

Hafızası güçlüydü, yetenekleri sınırsızdı.

Aynı anda hem sert hem dost canlısı, hem ağırbaşlı hem neşeli, hem ağırkanlı hem tez canlı, hem eli sıkı hem cömert, hem ikiyüzlü hem dürüst, hem acımasız hem merhametli biri olabiliyordu.

Bu kitap, Hadrianus hakkında elimizdeki başlıca iki kaynak Cassius Dion’un ve ‘Historia Augusta’nın ilgili bölümlerinin çevirilerini bir arada vererek okuyucuya her iki eseri birbirleriyle karşılaştırma olanağı veriyor ve Türkiye’deki Antikçağ araştırmaları için önemli bir kaynak aracını sunuyor.

  • Künye: Cassius Dion – Hadrianus (Historia Augusta), çeviren: Rukiye Öztürk ve Ayşe Yakut, Doğu Batı Yayınları, biyografi, 118 sayfa, 2022

John Freely – Osmanlı Sarayı (2022)

Bu kitabın konusu Osmanlı İmparatorluğunun tarihi değil; yirmi bir kuşak boyunca otuz altı sultanla bu imparatorluğu yöneten ailenin; yani Osmanlı hanedanlığının öyküsüdür.

Kitaptaki bölümler, bu ailedeki sultanların, onların eşlerinin ve çocuklarının önce Topkapı Sarayında, daha sonra da Boğaz’daki diğer saraylarda, 1923’te imparatorluğun sona erişine dek saltanat süren insanların yaşam öykülerini anlatıyor.

Kitapta, imparatorluğun başlangıç yıllarından çöküşüne kadar geçen olaylar, İstanbul’un fethi, Topkapı Sarayı, Harem’in içyüzü ve Osmanoğullarının bilinmeyen yönleri gözler önüne seriliyor.

Freely şöyle yazıyor:

Günümüzde bu saraylar müzeye dönüştürülmüş olsa da, odalarında bir zamanlar burada yaşayan sultanların varlıkları hâlâ hissediliyor ve sarayın her köşesine sinmiş anılar, Dar-üs Saade’deki [Saadet Evi] çok özel yaşantıları bilenler için, canlanmaya hazır bekliyor.”

  • Künye: John Freely – Osmanlı Sarayı: Osmanlı Sultanlarının İstanbul’daki Özel Hayatları, çeviren: Ayşegül Çetin Tekçe, Alfa Yayınları, tarih, 368 sayfa, 2022

Renée Hirschon – Mübadele Çocukları (2022)

Eylül 1922’de İzmir’i terk eden Yunan ordusuyla birlikte mavnalara, sandallara binen Batı Anadolulu Rumlar adalara, İstanbullu ve Trakyalı Rumlar da Yunanistan’a kaçıyordu.

1922 sonbaharının sonunda bir milyonu aşkın Anadolulu Rum Yunanistan’a sığınmıştı.

Türkiye ve Yunanistan’ın 30 Ocak 1923’te Lozan’da nüfus mübadelesine karar vermeleri, doğdukları topraklara dönme umuduyla yaşayan bu insanlar için yeni bir hayatın başlangıcıydı.

‘Mübadele Çocukları’, bu insanların hazin öykülerini anlatıyor.

Renée Hirschon’un, Pire Limanı yakınındaki Kokinya’nın yoksul bir semti olan Yeranya’da Albaylar Cuntası’nın en karanlık dönemlerinde yaptığı saha araştırmasının ürünü olan bu kitap, aşkları, evlilikleri, barınakları, komşuluk ilişkileri ve dinsel yaşamlarıyla suyun öte yanından insan manzaraları sunuyor.

  • Künye: Renée Hirschon – Mübadele Çocukları, çeviren: Serpil Çağlayan, Islık Yayınları, tarih, 368 sayfa, 2022

Christian Roudaut – Şu Diktatörler Ne Yer Ne İçer? (2022)

Hitler kaprisli bir vejetaryendi.

Stalin’in akşam yemeği sofraları siyasi tuzakların bir parçasıydı.

Mao “devrimci” yiyeceklerden hoşlanırdı.

Çavuşesku yeme içme konusunda “hijyene” çok önem verirdi.

Bokassa’nın ziyafet sofraları Fransa krallarının soflarını aratmazdı.

Saddam Hüseyin ise tam bir mutfak şovenistiydi.

Tüm diktatörlerin beslenme alışkanlıkları kişiliklerinin ve halka bakış açılarının bir göstergesidir.

Totalitarizmin aynası olan diktatör tabakları, onların mutlak güce duydukları açlıkla birlikte, genellikle çocukluklarına dayanan endişelerini yansıtır.

‘Şu Diktatörler Ne Yer Ne İçer?’, sağlam kaynaklara dayanarak, bizleri diktatör sofralarının tehditkâr ve bazen trajikomik atmosferine götürüyor.

Yemekler ve dekorlar değişse de korku mütemadiyen menüde kalıyor.

  • Künye: Christian Roudaut – Şu Diktatörler Ne Yer Ne İçer?, çeviren: Deniz Özel, Say Yayınları, yemek, 208 sayfa, 2022

Appianos Aleksandreus – Libya Hakkında (2022)

Romalılar!

Yapmayın!

Size veya çocuklarınıza karşı asla kin tutmayacak Kartaca’yı yönetenlerin, Zeus’un ve tanrılarınızın hatırına sizlere yalvarıyorum.

Bizlerle ilk zamanlarda kurduğunuz ilişkilerimizin hatırına iyi adınızı lekelemeyin.

İtibarınızı çok kötü bir eylem yaparak ve onu onaylayarak kirletmeyin.

Tarih boyunca bunu ilk yapanlar sizler olacaksınız.

Hellēnler ve barbarlar birçok savaş başlattılar ancak hiçbiri savaştan önce teslim olan, çocuklarını ve silahlarını teslim eden ve erkeklere dayatılabilen diğer bütün cezalara maruz kalan halkın kentini yok etmedi.

Sizlere tanrılardan önce edilmiş yeminleri, insanlığın değişebileceğini ve intikam tanrısı Nemesis’i hatırlatarak, adaletli davranmanız, şiddete başvurmamanız ve felaketimizi ertelemeniz için yalvarıyoruz.

Romalılar tarafından yok edilmenin eşiğine gelen Kartaca kenti sakinleri, son bir gayretle canla başla savundular kendilerini.

İmzaladıkları antlaşma şartları gereğince şehirlerini savunacak silahlardan ve donanmadan yoksun bırakılan Kartacalılar, Roma Senatosu’nun emri gereğince Kartaca’nın yerle bir edileceğini ve başka bir yere nakledileceklerini öğrendiklerinde, bu makûs kadere boyun eğmediler ve bulabildikleri her türlü aletle savunma pozisyonuna geçtiler.

Ancak bütün çabalarına rağmen yok edilmekten kurtulamadılar.

Tüm bu sürecin detayları ve Kartacalıların destansı mücadelesi, Appianos Aleksandreus’un, Sehriye Şahin tarafından Hellēnce aslından çevrilen ‘Libya Hakkında’ adlı eserinde.

  • Künye: Appianos Aleksandreus – Libya Hakkında, çeviren: Sehriye Şahin, Selenge Yayınları, tarih, 240 sayfa, 2022