Erdem Denk – 50 Bin Yıllık Dünya Düzeni (2021)

“İnsanlık tarihi” aslında “evrensel sorunlar”a verilen “yerel” yanıtlardan ibaret.

Erdem Denk, uygarlıkların ilksel örneklerini irdeleyerek toplumlar ve hukuklarının tarih içinde nasıl dönüştüğünü tartışıyor.

Devletin ne zaman, nasıl ve daha da önemlisi niçin ortaya çıktığı bitmeyen bir tartışma konusu.

Genellikle dünya/insanlık tarihinin kronolojik olarak ele alındığı literatürde, temelleri 18-19. yüzyılda atılan Avrupa/Batı-merkezci paradigmanın dışına da pek çıkılamıyor.

Öyle ki, bir yerden sonra radikal eleştiriler bile aslında kendi uygarlıklarının daha önce ya da daha iyi yol kat ettiğini gösterme çabasına dönüşüyor.

Oysa “insanlık tarihi” aslında “evrensel sorunlar”a verilen “yerel” yanıtlardan ibaret.

Ve her bir yanıt da yaşam ve üretim biçimine koşut geliştirilen güvenlik ve üretim araçlarının sahipliği çerçevesinde şekillenmiş.

Ortak ya da benzer çıkarları olanlar iç ve dış dinamikler arası itip çekmelere göre farklı ölçek ve niteliklerde örgütlenme birim ve biçimleri kurulmuş.

Yeni koşullara daha iyi adapte olanlar yükselirken, eski koşulların ürünü olanlarsa zamanla dağılmış.

Dolayısıyla, tüm ilgili değişkenlerin birlikte şekillendirdiği biçimsel farklılıklar bir yana, özü itibariyle farklı -ve dolayısıyla daha üstün ya da aşağı- herhangi bir “uygarlık” olduğunu söylemek zor.

Nihayetinde göçer avcı-toplayıcı, çiftçi yerleşik ve kandaş yarı-göçer gibi başlıca yaşam ve üretim biçimlerine göre şekillenip çöken tipolojik örgütlenme biçim ve birimleri söz konusu.

İşte Denk de bu nitelikli çalışmasında, ilksel örnekleri üzerinden bu farklılıkların tarih içinde nasıl ortaya çıktığını gözler önüne sermesiyle önemli.

  • Künye: Erdem Denk – 50 Bin Yıllık Dünya Düzeni: Toplumlar ve Hukukları, Kalkedon Yayınları, tarih, 144 sayfa, 2021

Aysel Kaya – Almanca Seyahatnamelerde Osmanlı Şehirleri (2021)

Seyahatnameler daha çok tarihçilerin, edebiyatçıların ve yabancı dil araştırmacılarının çalışmalarına konu edilmiştir.

Aysel Kaya ise, seyahatnameleri bu sefer bir turizm araştırmacısı olarak ele alarak özgün bir çalışmaya imza atmış.

Kitapta, 1852-1912 arasında yazılmış yedi Alman seyahatnamesinde altı Osmanlı şehrinin; İstanbul, Sakarya, Bilecik, Eskişehir, Bursa ve İznik’in nasıl tasvir edildiği araştırılıyor.

Kitap seyahatnamelere, geçmişle günümüz arasında karşılaştırma yaparak yitip giden ya da yeni eklenen kültürel değerleri bulmak ve tarihe ışık tutmak için önemli bir kaynak grubu olarak başvuruyor.

Çalışma, bilgi kaynağı olarak seyahatnamelere nasıl başvuracağımızı tartışarak açılıyor.

Daha sonra da, Alman seyyahların yaşam öyküleri ve seyahat güzergâhları ele alınıyor.

Burada karşımıza çıkan seyyahlar şöyle: Andreas David Mordtmann, Alfred Körte, Joseph Grunzel, Eduard von Bodemeyer, Karl Baedeker, Stefan von Kotze ve Richard von und zu Eisenstein.

Kitabın devamında ise, adı geçen seyyahların yukarıdaki Osmanlı şehirlerine dair değerlendirmelerine yer veriliyor.

Çalışma, Alman seyyahların 19. yüzyıl ikinci yarısı ila 20. yüzyıl başlarındaki Osmanlı Devleti’ne dair farklı bakış açılarından süzülmüş izlenimlerini yakından görmek için çok iyi fırsat.

  • Künye: Aysel Kaya – Almanca Seyahatnamelerde Osmanlı Şehirleri (1850-1912), İletişim Yayınları, tarih, 284 sayfa, 2021

Nagihan Doğan – Dinin İktidarı İktidarın Dini (2021)

Nagihan Doğan’ın bu nitelikli incelemesi, İslam tarihinin 750-833 yılları arasını merkeze alarak din-siyaset ilişkisini tarihsel bir analizle ele alıyor.

Bu tarih, bir din olarak İslâm ve onun temsilcisi konumundaki ulemanın siyasete yön verme çabası ile siyasi faillerin dini kendi çıkar ve ilgilerine göre biçimlendirme çabası arasındaki mücadele ve etkileşimin tarihidir.

Dört halife dönemine uzanan dinî-siyasi ayrışmalara, Sünni-Şii hizipleşmesine ve bu hizipleşme içinde Abbasilerin Emevi geçmişini Sünni geleneğe oturtma stratejisine eğilen analiz, sonra Abbasilerin Sünni hilafet doktrinini kendi yönetimlerini meşrulaştıran bir kaynak olarak geliştirmelerine odaklanıyor.

Doğan bununla da yetinmeyerek, Abbasi iktidarının kendi koyduğu “İslâmî yönetim” ölçütlerine ne kadar uyduklarını da inceliyor.

İktidarlarla ulema arasındaki mücadele ve din âlimlerinin maruz kaldığı baskı deneyimi, kitapta başlı başına ilgiye değer bir fasıl oluşturuyor.

İslâm tarihi kadar, genel olarak devletin ve iktidarın tarihine ilgi duyanlara da yoldaşlık edecek bir kaynak kitap.

Kitaptan bir alıntı:

“Din ve devletin ikiz kardeşler olması ne Kurânî bir tasvir ne de var olan gerçekliğin izahıdır. Geçerliliğini ve kutsiyetini temel İslâmî kaynaklardan alan ideal devlet şekli olarak gösterilen hilafet de, aslında beşerî ve tarihsel bir müesseseden fazlası değildir. Ne temel İslâmî kaynaklar yeryüzünde tanrısal düzenin garantörü olarak hilafetten söz etmiş ne de din ile siyaset klasik İslâm yazınında sunulduğu kadar iç içe olmuştur. Siyasetin … Müslümanların içtihadına terk edilmiş bir alan olduğu çok açıktır. Bu bakımdan, İslâm toplumlarında din-siyaset ya da din-iktidar ilişkisi, sadece teolojinin değil aynı zamanda ve hatta daha çok tarihin konusudur.”

  • Künye: Nagihan Doğan – Dinin İktidarı İktidarın Dini: Hilafet, Siyaset ve İslâm (750-833), İletişim Yayınları, siyaset, 336 sayfa, 2021

John Bellamy Foster – Doğanın Dönüşü (2021)

Bugün toplumlar, ekolojik köklerini yeniden keşfediyor.

John Bellamy Foster, ekolojik ve sosyalist eleştiriye katkıda bulunmuş pek çok düşünürün fikirlerini izleyerek harika bir ekoloji tarihi çalışmasıyla karşımızda.

2020 Isaac and Tamara Deutscher Ödülü’nü kazanmış çalışma, Foster’ın yaklaşık yirmi yıl sürmüş düşünsel yoğunlaşmasının ve arşivlerde yapılmış çalışmalarının ürünü.

Kitap, günümüzün ekososyalizme doğru ilerleyen küresel hareketini daha iyi kavramak açısından büyük önem arz ediyor.

Yazara göre, kitapta ele alınan düşünürler düşüncelerini ekososyalizmin tarihsel bir özgül direniş formu olarak 1980’lerde ortaya çıkışından çok daha önce geliştirmiş olsalar da, çok daha sofistike bir şekilde olsa da, ekolojik eleştiriyi geliştirmek için sosyalist kavramları, sosyalizmi geliştirmek için de ekolojik eleştiriyi kullanarak herkesin izleyeceği yolu hazırladılar.

Foster şöyle diyor:

“Burada bizim geçmişten çıkarmamız gereken şey, sadece bir tarihsel anlam değildir, elde ettiğimiz ancak unutulmuş sonuçlar bugün verdiğimiz mücadeleler bakımından çok büyük önem taşıyor. Homeros’un İlyada’sındaki trajedi, daha iyi bir kahraman olan Hector’un yenilmesiydi. Yine de bu, ölmeyecek ve tekrar tekrar geri dönecek bir geçmişi simgeliyordu.”

  • Künye: John Bellamy Foster – Doğanın Dönüşü: Ekolojinin Uzun Bir Tarihi, Cilt 1, çeviren: İdem Erman, Kalkedon Yayınları, ekoloji, 368 sayfa, 2021

John Reed – Balkanlar’da Savaş (2021)

Balkan Savaşları Osmanlı için sonun başlangıcıydı.

O süreçte hem bölgeyi hem de Türkiye’yi gezerek yaşananlara yakından tanıklık etmiş gazeteci John Reed’in bu kitabı ise, yaşanan büyük yıkımı kayda alan eşsiz bir belgesel.

Gazeteci kimliğinin yanı sıra, öyküleme özelliğiyle de dikkat çeken bu eserinde Reed, yozlaşmış sistemleri, ağır aksak işleyen bürokrasileri, milletlerin başka milletlere düşmanca tavrını ve ırkçılığın nasıl da basit temellere dayandığını, savaşın bulanıklığını, hastalıktan kırılan şehirleri ve çok daha fazlasını anlatıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Geriye dönüp baktığımda, bana öyle geliyor ki, savaşa dair bilinmesi gereken en önemli şey; diğer halkların nasıl yaşadığı, çevrelerinin, geleneklerinin, yaptıkları ve söyledikleri şeylerin onları nasıl açıkladığıdır. Gelgelelim, insanların şiddetli kriz anlarında su yüzüne çıkan pek çok niteliği, barış zamanlarında örtülü vaziyettedir. Öte yandan, şahsi ve ırki özelliklerin çoğu, halk büyük bir kriz yaşadığında insanların içine gömülür. İşte, bu kitapta Robinson ve ben, 1915 Nisan’ından Ekim’ine kadar Balkan ülkelerinde karşılaştığımız insanlar hakkındaki izlenimlerimizi basitçe aktarmaya çalıştık.”

  • Künye: John Reed – Balkanlar’da Savaş, çeviren: Aleyna Beyhan ve Kemal Köksal, Selenge Yayınları, tarih, 252 sayfa, 2021

Francis R. Wegg-Prosser – Galileo ve Yargıçları (2021)

Kilise’nin, Galileo’nun bilimsel çalışmalarına nasıl tepki verdiğini içeriden anlatan eşsiz bir kitap.

Kilise’ye yakın Francis R. Wegg-Prosser, Galileo’nun yargıçlarının nasıl düşündüğünü ortaya koyuyor.

Egosantrik (insanmerkezli) bir bakış açısıyla şekillenmiş olan arkaik varoluş düşüncelerinin hemen tamamı, ister dini, ister felsefi, ister siyasi, isterse de bilimsel nedenlerden dolayı olsun, Dünya’yı evrenin merkezine yerleştirir ve Güneş dahil tüm gök cisimlerinin de evrenin merkezinde olduğumuz için Dünya’nın, dolayısıyla da biz insanoğlunun etrafında döndüğünü varsayardı.

Ancak Kepler ile başlayan bilimsel gözlemler, bu düşünceyi geri dönüşsüz olarak değiştirecektir.

Kepler’in izinden gidip, hem gözlemleri hem de matematiği ile bu yeni evren modelini açıklamaya çalışan Galileo, dönemin otoritelerinin oklarını üzerine çekmeyi başarmıştı.

Yakın arkadaşlarından birinin Papa olmasına, güçlü dostluklarına ve Kilise’nin içinden kendisine uzanan yardım ellerine rağmen, bu kavganın bir tarafı olmaktan kurtulamayacak olan Galileo’nun mücadelesi üzerine çokça yazıldı.

Bu kitap ise, olayı ilk kez Kilise’ye yakın bir kaynaktan sunmasıyla önemli.

Galileo’yu, dolayısıyla bilimsel gelişmeleri yargılayan otoritenin nasıl düşündüğünü, nasıl tepki verip organize olduğunu gözlemlemek; engizisyon döneminin düşünce yapısını kavramak için eşsiz bir eser.

  • Künye: Francis R. Wegg-Prosser – Galileo ve Yargıçları: Dört Asırlık Kavgaya İçeriden Bir Bakış, çeviren: Derman Kızılay, Kanon Kitap, tarih, 144 sayfa, 2021

Theodore Mommsen – Roma Tarihi, 1. Cilt (2021)

Theodore Mommsen’in tam 167 yıl önce yazdığı başyapıtı ‘Roma Tarihi’, ilk cildiyle Türkçede.

1902 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmış Mommsen, “tarihsel yazma sanatının yaşayan en büyük ustası” olarak onurlandırıldı.

Klasik tarihçi Mommsen, 1854-1856 yılları arasında ‘Roma Tarihi’ isimli eserini yayınladı ve böylece çalışmaları bilim camiası ve okuyucular tarafından büyük beğeni topladı.

Roma’yı yücelten Aydınlanma yaklaşımını reddeden Mommsen, bunun yerine yeni ve titiz bir kaynak eleştirisinin rehberliğinde Roma tarihinin mitolojiden arındırılmasını sağladı.

Canlı ve ilgi çekici bir tarzda, klasik fikirleri ifade etmek için modern terimleri kullanan Mommsen on dokuzuncu yüzyıl ile Antik Roma arasında paralellikler ortaya koymayı başardı.

Roma’nın kökenlerinin açıklanmasıyla başlayan birinci cilt din, hukuk, adalet, tarım, ticaret, ulaşım, ölçü sistemi, yazı ve sanat gibi geniş bir yelpazede sunduğu doyurucu bilgilerle okuyucuları muhteşem bir yolculuğa çıkarıyor.

  • Künye: Theodore Mommsen – Roma Tarihi, 1. Cilt: Krallık Dönemi, çeviren: Mehmet Ali Erbak, Say Yayınları, tarih, 272 sayfa, 2021

Kolektif – Anadolu Sanatında Kadın (2021)

Anadolu tarihinde kadınların yaratıcı emeklerini görünür kılan çok iyi bir derleme.

Çalışma, Antik Dönem, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu’ndan günümüze ulaşan sanat eserlerini inceleyerek Anadolu sanatında kadın imgesine ışık tutuyor.

Erkekler tarafından yazılan tarih, kadınların toplumsal ve kültürel varlıklarını yok saymış, etkinliklerini tek bir role ve dar bir alana sınırlamıştır.

Oysaki geçmişten bugüne yaşam, kadınların geleneksel eşlik/analık rollerinin dışında da gerçekleştirdikleri etkinlik ve üretimleriyle süregeldi.

Günümüzde toplumsal, kültürel, siyasal tarih ve sanat tarihi, kadınların emeklerini ve yaratıcılıklarını görünür kılarak yeniden yazılıyor.

Doğu ile Batı uygarlıklarının birleştiği bir konumda yer alan Anadolu tarihinde de kadınların önemli bir yeri olduğunun kanıtı, arkeolojik malzemeler ve sanat eserlerindeki izleridir.

İşte ‘Anadolu Sanatında Kadın’, bu izleri görünür kılmasıyla çok önemli.

Kitapta,

  • Antik dönem ve Anadolu kadını,
  • Augustus dönemi Küçük Asyası’nda kadın,
  • Roma’da kadın,
  • Bizans’ta iktidarın öteki yarısı olarak imparatoriçeler,
  • Anadolu Selçuklu Devleti’nde kadınlar ve mimari,
  • Sultan eşleri, kimlikleri ve dönem kaynaklarındaki varlıkları,
  • Sultan eşlerinin mimari tercihleri ve politik nüfuzları,
  • Selçuklu’dan Osmanlı’ya seramiklerde kadın,
  • Erken İslam sanatında kadının yeri,
  • Osmanlı hanedan kadını imgesinin sözel ve görsel dönüşümü,
  • Kadın seyyahların izlenimlerinde ve oryantalist tablolarda Osmanlı kadını, eğitim ve öğretimi,
  • Ve Osmanlı döneminde kadına bakış ve kadının seramiklerdeki konumu gibi ilgi çekici konular ele alınıyor.

Kitapta makaleleri bulunan yazarlar ise şöyle: Nuran Şahin, Serap Gül Kalaycıoğulları, Dilek Maktal Canko, Sema Gündüz Küskü, Gönül Öney, Sevinç Gök, Aslıhan Erkmen, Şebnem Parladır ve Seda Ağırbaş.

  • Künye: Kolektif – Antik Dönem’den Osmanlı’ya Anadolu Sanatında Kadın, editör: Dilek Maktal Canko, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, sanat, 193 sayfa, 2021

George Thomson – Tragedyanın Kökeni (2021)

Aiskhylos’un oyunlarını, Yunan toplumunun genel evrimi, özellikle de kabile toplumundan devlete geçiş döneminin ışığında yeniden yorumlayan eşsiz bir çalışma.

Kitap, yalnızca Aiskhylos’un oyunlarını ve onların izleyiciler için taşıdığı anlamı inceleyen bir eser değil, Atina demokrasisinin kökenlerini, gelişimini ve dolayısıyla Batı uygarlığının ve kültürünün yapısını da irdeleyen değerli bir araştırma.

Zira Thomson, Aiskhylos’un oyunlarının, alışılagelmiş yazınsal eleştirinin ya da geleneksel bilgi ölçütlerinin sınırları çerçevesinde çözümlenemeyeceği görüşündedir.

Aiskhylos’un tragedyaları, Atina’nın toplumsal ve siyasal yaşamının öylesine ayrılmaz bir parçasıdır ki, ancak ve ancak Atina’nın tarihsel içeriğinin tamamının sistemli olarak incelenmesiyle anlaşılabilir.

Dolayısıyla, bu kitabın birincil amacı Aiskhylos’un anlaşılması olsa da, inceleme, Erken Yunan şiirinin tarihini, Yunan düşüncesindeki yaşamsal unsurların gelişimini, Yunan tragedyasının dinsel temellerini ve bütün bu kültürel gelişmelerin ilkel kabile toplumundan Yunan kent devletine geçişle ilişkisini de içeren çok daha geniş bir alanı kapsıyor.

Thomson’ın kapsamlı incelemesi, Eski Yunan uygarlığına tarihsel maddeciliğin ilkelerini uygulama yolunda yapılan ilk girişimdir.

Yazar, daha sonra yazdığı ‘Tarihöncesi Ege’ ve İlk Filozoflar adlı diğer iki önemli kitabında da bu çalışmasını sürdürdü.

  • Künye: George Thomson – Tragedyanın Kökeni: Aiskhylos ve Atina, çeviren: Mehmet H. Doğan, Yordam Kitap, tarih, 320 sayfa, 2021

Kadir Akın – Saklı Tarihin İzinde (2021)

Osmanlı Meclisi’nde Ermeni vekillerin yürüttüğü sosyalist mücadelenin mahiyeti neydi?

Kadir Akın, daha önce gün yüzüne çıkmamış belgelere dayanarak Türkiye sosyalist hareketi tarihinde Ermeni vekillerin rolüne ışık tutuyor.

Osmanlı’nın özellikle son 50 yılına yenilmiş devrimlerin bakış açısından bakan Akın, tarihsel olguların üzerindeki örtüyü kaldırarak “Hınçak Partisi ve onurlu devrimcileri ortak tarihimizin ve enternasyonalist mirasımızın bir damarı ve entelektüel ve politik müktesebatımızın bir bileşeni değil midir?” sorusuna yanıt arıyor.

Osmanlı Meclis-i Mebûsan’ında Ermeni milletvekillerinin mücadelesini anlatan çalışma, Ermeni milletvekillerinin mecliste yalnızca Ermeni halkının değil, tüm Osmanlı halkının haklarını savunduğunu ve mağdurların sözcüsü olduklarını çarpıcı örneklerle ortaya koyuyor.

  • Künye: Kadir Akın – Saklı Tarihin İzinde: Osmanlı’da Modernleşme, Anayasa, Sosyalizmin Kökleri ve Ermeni Vekiller, Dipnot Yayınları, tarih, 354 sayfa, 2021