Merih Erol – Osmanlı İstanbul’unda Rum Ortodoks Musikisi (2021)

Osmanlı reform çağında İstanbullu Rum Ortodoks toplumunun müziği üzerine derinlemesine bir analiz.

Merih Erol’un harikulade çalışması, bu toplumun müzik tarihini, dini müziğin icra biçimini ve bu müziğin farklı kültürlerle nasıl iletişime geçtiğini araştırıyor.

Kırım Savaşı sonrasından imparatorluğun bundan önceki onyıllarına baktığımızda, birbirine bağlı birçok alanda yaşanan değişimin, örneğin Avrupa güçleriyle ilişkilerin, Osmanlı ekonomisinin dünya pazarlarına eklemlenmesinin, modernleşen devlet aygıtının ve idari alanda yürürlüğe konulan prensiplerin tamamıyla bir kırılma değilse de yeni bir dönem başlattığını görürüz.

Bir taraftan sultan ve tebaası arasındaki ilişkinin yeniden kurulduğu, diğer taraftan Batılı düşünüş ve yaşam biçimlerinin imparatorluğun orta sınıflarını etkilediği bu ortamda, Osmanlı gayrimüslim milletleri kendi etnik kimlikleriyle Osmanlı kimliğini çatışmasız bir arada taşıyabileceklerini tasavvur etmeye ve eşit haklara sahip olacakları umudunu taşımaya başladılar.

Avrupa’da ve Balkanlar’da gördüğümüz ulus olma süreçlerine benzer şekilde Osmanlı Rum Ortodoksları, başta bu toplumun liderleri ve okuryazarları geçmişin katmanlarını yeniden yorumlayarak tarihi, dili ve nihayet müziği eşsiz bir mirasın yapıtaşları olarak yücelttiler.

‘Osmanlı İstanbul’unda Rum Ortodoks Musikisi’, İstanbullu Rum Ortodoks toplumunun, yaşadığı çok kültürlü yapının içinde “kendi”sinin ve “ötekiler”in müzik gelenekleri üzerine fikir beyan ettiği ve müziği bir mücadele alanına dönüştürdüğü süreçleri anlatıyor.

İstanbullu Rum Ortodoksların oluşturduğu müzik komisyonları, müzik cemiyetleri, dergiler ve gazeteler etnik ve dini kimliğin merkezine konulan müziği ve onun tarihini irdeliyor, dini müziğin icra biçimini tartışıyor ve farklı kültürlerle bir arada yaşamaktan dolayı biriken tarihin tozunu silerek, saf ve katıksız bir müziğin idealini kuruyorlardı.

Bu kitabın konusu olan Osmanlı Rumları ve onların torunları yirminci yüzyılın çeşitli olayları ve alınan kararlar sonucunda, nüfusu epeyce azalmış olan İstanbul Rumları dışında, Anadolu coğrafyasındaki tarihsel sürekliliklerini yitirdiler.

Kitaptaki seslerin, yaşam alanlarının ve kültürlerin kesişimlerinin, etnik ve dinsel homojenliğe dayalı kimlik politikalarının yol açtığı büyük kayıpları hatırlatması umuduyla.

  • Künye: Merih Erol – Osmanlı İstanbul’unda Rum Ortodoks Musikisi: Reform Çağında Ulus ve Toplum, çeviren: Zülal Kılıç, Kitap Yayınevi, tarih, 312 sayfa, 2021

Ahmet Emre Ateş – Kazma-Kürek, Defter-Kitap (2021)

Köy Enstitülerine “enstitü nostaljisi”ni aşarak bakan çalışmaların sayısı azdır.

Ahmet Emre Ateş’in bunu başarabilen bu incelemesi, Köy Enstitüleri’nin köylü eğitimi ve ulus-devlet inşasındaki yeri ve önemini yeniden değerlendiriyor.

Günümüze kadar az tartışılan bir kavram olarak romantik milliyetçilik, Köy Enstitüleri’nin üzerinden incelenmiş bir konu da değil.

Dolayısıyla, Köy Enstitüleri’nde romantik milliyetçi söylemi araştırmak ilk defa bu çalışmayla gerçekleşmiş.

Ateş’in sözlü tarih çalışmasıyla hazırladığı kitabın ilk bölümünde milliyetçilik kuramları inceleniyor.

İkinci bölümde, Türkiye’de köylü eğitimine tarihsel açıdan değiniliyor ve ardından, bu süreçleri izleyen siyasal mobilizasyon ve seküler din tartışmaları ele alınıyor.

Yazar böylelikle, Köy Enstitüleri’nin kuruluşundan önceki süreçte köylü eğitimi düşüncesinin modernleşme ve köy mobilizasyonu açısından önemini ortaya koyuyor.

Üçüncü bölümde, Köy Enstitüleri’nin tarihçesi inceleniyor ve Köy Enstitüleri’nin faaliyet ve süreçleri, yaşanan toplumsal ve siyasal olaylar ile dönemin hükümetleri ve siyasi partileri (CHP-DP) ekseninde inceleniyor.

Dördüncü bölümde ise, Köy Enstitüleri’nin eğitim programlarında ve mezunlarının anı, söyleşi ve romanlarındaki ulus-devlet inşasına ve modernleşmesine yönelik yorumlar irdeleniyor.

  • Künye: Ahmet Emre Ateş – Kazma-Kürek, Defter-Kitap: Köy Enstitüleri, Sekülarizm ve Romantik Milliyetçilik, İletişim Yayınları, inceleme, 270 sayfa, 2021

Ali Akyıldız – Kral Öldü, Yaşasın Kral (2021)

Osmanlı padişahlarının tahta çıkışlarıyla buna bağlı olarak gerçekleştirilen uygulama, tören ve ritüeller üzerine çok önemli bir çalışma.

Konuyu devletin kuruluşundan itibaren bir bütünlük içerisinde ele alan Ali Akyıldız, Osmanlı’nın 600 yılı aşan tarihi boyunca teşrifat kurallarıyla müesseselerin gelişimine paralel olarak cülûs ve cülûs ritüellerinde ortaya çıkan değişim ve dönüşümü ortaya koyuyor.

Çalışmanın bir diğer önemi de bu alanda yapılacak benzer çalışmalara öncülük edecek nitelikte olması.

‘Kral Öldü, Yaşasın Kral’, Osmanlı padişahlarının tahta çıkışlarını ifade eden “cülûs” kavramı bağlamında Osmanlı tarihine farklı bir açıdan bakmak isteyen okurların severek okuyacağı bir çalışma.

  • Künye: Ali Akyıldız – Kral Öldü, Yaşasın Kral: Osmanlı’da Cülus, Veraset ve Meşruiyet, Timaş Yayınları, tarih, 512 sayfa, 2021

Howard Zinn – Hakikatin Gücü (2021)

Howard Zinn, kendisiyle yapılan bu söyleşilerde Amerikan halklarının tarihindeki vahşet ve sömürü ile yüzleşiyor.

‘Hakikatin Gücü’, tarihçilerin göz ardı ettiği korkunç gerçekleri gün yüzüne çıkardığı gibi Amerika’nın geleceği üzerine de düşünüyor.

Zinn’in ‘Amerika Birleşik Devletleri Halklarının Tarihi’ adlı çalışması hakkında derinlikli bir söyleşi olan kitap, Zinn’in bilgeliği, insanlığı ve nüktedanlığıyla yoğrulmasıyla bilhassa dikkat çekiyor.

Zinn, Amerika’nın karanlık geçmişinin yanı sıra, bu tarihin ortaya koyduğu sosyal hareketlerden yükselen umudu nasıl bulabileceğimizi de açıklıyor.

Kitap, Amerika’nın istisnailiğini veya üstünlüğünü kanıtlamaya çalışmaktan ziyade, tersine, tarihçilerin göz ardı ettiği, sıradan insanların oluşturduğu insan ahlakı ve cesaretinin parıltıları için bizi bu tarihe dobra dobra bakmaya teşvik ediyor.

“Tarihi yalnızca geçmişin bilgisine sahip olmak için değil, geleceği değiştirmek için de bilmeliyiz.” diyen Zinn’in bu kitabı, direnişi coşkulu ve cazip hale getirmesiyle alışılagelen politikadan bıkan gençlere de hitap ediyor.

  • Künye: Howard Zinn – Hakikatin Gücü: Amerika Birleşik Devletleri Halklarının Tarihi Üzerine Sohbetler, söyleşi: Ray Suarez, çeviren: Semih Aközlü, İmge Kitabevi, tarih,192 sayfa, 2021

Raphaël Meyssan – Komünün Lanetlileri (2021)

Yalnızca 72 gün yaşayabilmiş Paris Komünü üzerine muazzam bir yapıt.

Raphaël Meyssan, Lavalette adlı bir komüncünün izini sürerek 1871 Paris Komününün temel kaynaklarına, ilk elden tanıklıklara dayanıyor ve o günleri döneminde çizilmiş 136 gravürle anlatıyor.

Meyssan’la birlikte bir buçuk yüzyıl önce yaşamış bir komüncünün peşine düşüyor ve arşivlerde, eski gazetelerde, kitaplarda, tarihî duvar afişlerinde, her yerde Lavalette adlı bu komüncüyü arıyoruz.

Yapboz gibi, her seferinde tek bir parça yerleştiriyoruz resme.

Sayfalar ilerledikçe Lavalette’in yanında Ulusal Muhafız Merkez Komitesinin diğer üyeleri beliriyor.

Prusya kuşatmasından sağ çıkmış Paris’i ve Komünü kuran, canı pahasına savunan Paris halkını görüyoruz.

Bütün resim ortaya çıktığında ise sadece yetmiş iki gün sürmüş Komünün hazin sonuna tanıklık ediyoruz.

Yine de aklımızda bu son değil, yüz elli yıldır yazılıp çizilen bu devrim üzerine daha yazılacak çok şey olduğu kalıyor.

  • Künye: Raphaël Meyssan – Komünün Lanetlileri: Paris Komünü 150 Yaşında!, çeviren: Damla Kellecioğlu, Alfa Yayınları, tarih, 464 sayfa, 2021

Anthony Aveni – Yıldız Hikâyeleri (2021)

Gökyüzü, yaşamın anlamı hakkında hikâyeler anlatmak için öteden beri bir tuval vazifesi gördü.

Kozmoloji üzerine kültürel çalışmalarıyla bildiğimiz Anthony Aveni de bu harika çalışmasında, antik ve çağdaş çok sayıda kültürün tasavvur ettiği yıldız hikâyelerini irdeleyerek kozmik anlatıların doğasında var olan kültürel çeşitliliğe odaklanıyor.

Gökyüzünün farklı çağlarda ve farklı kültürlerde hayatın anlamı, kader ve gelecekle ilgili hikâyelerle birlikte anılması insanların ilgisini çekmeyi hep başarmıştır.

Yunan ve Roma mitlerinden Çin mitolojisine, kadim kâhinlerden modern falcılara varıncaya dek, bilinmezi bilmenin başrolü olmuştur gökyüzü ve yıldızlar.

Aveni, nesillerden beri sevilerek anlatılan hikâyeleri bir araya getirerek yıldızlarla dolu gökyüzünün sıra dışı bir haritasını çıkarıyor: Orion, Pleiadlar, Samanyolu’nun karanlık bulut takımyıldızları, Kutup takımyıldızlar…

Bizden önce sayısız kuşak boyunca anlatılagelen bu hikâyeler, bugün de bizler tarafından paylaşılmayı ve üzerinde düşünülmeyi çokça hak ediyor.

‘Yıldız Hikâyeleri’, hayat karşısında yaşadığımız deneyimlerin gökyüzündeki yansıması üzerine olağanüstü bir çalışma.

  • Künye: Anthony Aveni – Yıldız Hikâyeleri: Dünya Kültürlerinde Takımyıldızlar, çeviren: Erdem Gökyaran, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 152 sayfa, 2021

Thomas Barfield – Afganistan (2021)

Afganistan’daki savaş, Afgan halkının köklü tarihini gölgede bırakıyor.

Boston Üniversitesi antropoloji profesörlerinden Thomas Barfield, uzun zamandır uluslararası dramada belli belirsiz bir dekora dönmüş Afgan halkının siyasi ve kültürel tarihi hakkında nitelikli bir eserle karşımızda.

Kitapta, 18. yüzyılın ortasında siyasi bütünlüğe kavuşan bu çileli ülkede yöneticilerin siyasi meşruiyeti nasıl elde ettikleri ve ülkeye nasıl düzen getirdikleri ya da getiremedikleri sorusu irdeleniyor.

Barfield’in Afganistan’da geçirdiği uzun yıllardan sonra kaleme aldığı eserde, Afganistan’ın aşiret yapıları, yabancı istilalarının sebep ve sonuçları hakkında tahliller yaptığı gibi ülkenin geleceği hakkında kimi öngörülerde de bulunuyor.

Türkiye’de Afganistan ve Orta Asya literatüründe yeni bir saha açacak çalışma, bir kadim ülkenin nasıl İngiliz, Sovyet ve nihayetinde Amerikan imparatorluklarının “mezarına” dönüştüğünü merak eden her okur için önemli ve değerli bir eser.

  • Künye: Thomas Barfield – Afganistan: Politik ve Kültürel Bir Tarih, çeviren: Burhan Yüksekdaş, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 520 sayfa, 2021

Hakan Şahin – Türkiye’de Asker Toplum ve Siyaset (2021)

Türkiye’de askerin kendisine, topluma ve siyasete nasıl baktığı hakkında çok iyi bir çalışma.

Burada 132 askerin kaleme aldığı hatırat, günlük, defter ve otobiyografiyi inceleyen Hakan Şahin, kapsamlı bir zihniyet analizi yapıyor.

Tanzimat döneminden başlayıp 2010’lara uzanan ve erden mareşale her rütbeden kişinin değerlendirmelerini çözümleyen çalışma, modern Türk ordusunun son 150 yıldaki geçmişine ayna tutuyor.

‘Türkiye’de Asker, Toplum, Siyaset’in incelediği kaynakların en eski tarihlisi 1839 doğumlu Gazi Ahmet Muhtar Paşa’ya, en yenisi ise 1974 doğumlu asteğmen Selahattin Yusuf’a ait.

50 bin sayfayı aşan bir malzemenin çözümlenip ilk defa yorumlandığı bu çalışma, yazarlarının yaşamöykülerini ve dönemlerinin siyasi-toplumsal atmosferini de dikkate alarak askerî sosyoloji alanına devasa bir panoramik bakış sunuyor.

  • Künye: Hakan Şahin – Türkiye’de Asker, Toplum ve Siyaset, Beyoğlu Kitabevi, siyaset, 436 sayfa, 2021

İsmail Gezgin – Uygarlaşan İştah (2021)

O kadar ağzımıza düşkünüz ki, cennetten bile iştahımız yüzünden kovulduk.

İsmail Gezgin, atalarımızın nasıl beslendiğini incelerken et yemenin beden üzerine etkilerini, toplumsal ataerkil yapıya etkilerini ve eril şiddetin et yemekle bağlantısını tartışıyor.

Kitapta,

  • Atalarımızın ilk besinlerini ilk kez ne zaman pişirdikleri,
  • İçinde bulunduğumuz uygarlığın bir buğday yoksa ekmek uygarlığı olup olmadığı,
  • Yaşamın ne zamandan bu yana ekmek kavgasına dönüştüğü,
  • Antikçağın sofralarında neler olduğu,
  • Ve zenginin şöleninden fakirin ekmeğine kadar sınıfsal sofra savaşlarının tarihte nasıl seyrettiği gibi pek çok ilgi çekici konu ele alınıyor.

İlerlemeci bilim uzun yıllar insanın tarihsel yolculuğunun, karnını doyurmakta güçlük çeken akılsız hayvandan, modern, akıllı, tok bir varlığa doğru olduğu öyküsünü anlattı.

Avcı-toplayıcıları, tüm gün karınlarını doyurma peşindeki yarı-aç ilkeller olarak betimleyen bu bilimsel söylem, elde edilen arkeolojik veriler ışığında nihayet terk edilmeye başlandı.

Yiyecek bulmak için özel bir zamana dahi gereksinim duymayan, günlük hareketliliği içerisinde karşısına çıkan yiyeceklerle karnını doyuran avcı-toplayıcı insana kıyasla modern insanın yaşamı, yemek üzerine kuruludur.

Bu “yemek” uygarlaşma süreci boyunca öylesine bir dönüşüm geçirir ki, insanı doğadan ve birlikte evrimleştiği diğer tüm canlılardan ayırır.

Evcilleşip, kentcilleşmiş insanın midesi bedeninden taşar.

Yemek artık sınıfsal bir ayraçtır ve bu yolda iştah da uygarlaşmıştır.

Gezgin’in milyonlarca yıllık insan-besin ilişkisi üzerine düşündüğü çalışmasında, atalarımızın ne yediğinden başlayarak buğday uygarlığına, ilk evcil tohumlardan hayvan yemeye, antikçağın ataerkil şölenlerinden lezzet tüccarlarına, yemeğin iktidarla doğrudan bağına, farklı çağlardan geçerek ve türlü türlü sofralara konuk olarak tanıklık ediyoruz.

  • Künye: İsmail Gezgin – Uygarlaşan İştah: Atalarımız Nasıl Besleniyordu? (Karnını Doyuran Canlıdan Gözü Doymayan İnsana), Redingot Kitap, arkeoloji, 408 sayfa, 2021

Liah Greenfeld – Milliyetçilik (2021)

Liah Greenfeld, milliyetçilik konusunda dünya çapında kabul görmüş bir otorite.

Bu kitabı da okurunu tarihte, coğrafyalar ve kültürler arasında entelektüel bir yolculuğa çıkarıyor; milliyetçiliğin sebep olduğu tüm olumlu ve olumsuz gelişmeleri nesnel ve akılcı bir tarzda aktarıyor.

On altıncı yüzyılda İngiltere’de çeşitli fikir ve inanışların birleşiminden filizlenen ulus olma duygusu, yeşerdiği topluma katkılarıyla kısa zamanda komşu ülkelerin de dikkatini çekti.

Bu duygunun sonucu olan milliyetçilik, Fransız ve Amerikan devrimlerine, uzun yıllar varlığını sürdüren faşist ve otoriter komünist rejimlere ve dünyada dengeleri yerinden oynatan birçok meseleye ön ayak oldu.

Kültürden kültüre biçim değiştirse de milliyetçilik, Çin ve Japonya örneklerinde gördüğümüz üzere hemen her coğrafyaya nüfuz etti.

Geçmişten günümüze dünya siyasetine yön veren en temel etkenlerden milliyetçilik, ülkelerin çağdaş politikalarına kök salmaya, yayılmaya hâlâ devam ediyor.

İşte bu kitap da, milliyetçiliğin geçmişten bugüne olan serencamını kısa ve öz bir bakışla ortaya koymasıyla, konuyla ilgilenen her okura hitap edecek türden.

  • Künye: Liah Greenfeld – Milliyetçilik: Bir Kısa Tarih, çeviren: Abdullah Yılmaz, Alfa Yayınları, tarih, 160 sayfa, 2021