Kolektif – Osmanlı’da Marksizm ve Sosyalizm (2021)

Osmanlı ve Türkiye işçi sınıfı tarihi üzerine yeni kuşak araştırma arayanların bu çalışmayı bilhassa edinmesi gerekiyor.

Bizden yüz yıl önce bu topraklarda sosyalizm mücadelesini var etmek için çalışanların faaliyetlerine ışık tutan çok önemli bir kitap.

Kitapta,

  • 1908 Devrimi öncesinde Selanik’te sosyalizm ile tanışan Müslüman/Türkler bağlamında “Türk sosyalistlerinin” ilk faaliyetleri,
  • Ermeni Hınçak Partisi’nin uzun soluklu öğrenci dergisi olan Gaydz’ın yayın hattı bağlamında dönemin dinamikleri,
  • Bulgar “dar” sosyalistlerinin etkisiyle Marksist sosyalizmin işçi sınıfı içerisinde yer bulmasında önemli rol oynamış ve II. Meşrutiyet İstanbul’unda ağırlıklı olarak Rumların oluşturduğu Türkiye Sosyalist Merkezi ya da İşçi Merkezi’nin rolü,
  • 1908 Devrimi’nden sonra patlayan tiyatro salgını ve politik tiyatro hareketi içinde sosyalizmin nasıl Osmanlı sahnelerinde sahnelenen Türkçe oyunlarda arz-ı endam ettiği,
  • Meşrutiyet döneminde güçlenen sosyalist düşüncenin ve hareketin 1919 seçimleri çerçevesinde gelmiş olduğu durum,
  • Ve Karl Marx ile Friedrich Engels’in ‘Komünist Manifesto’sunun Türkçe çevirisinin yapılması serüveni gibi ilgi çekici konular tartışılıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Y. Doğan Çetinkaya, İ. Arda Odabaşı, Stefo Benlisoy, Yaşar Tolga Cora, Bilge Seçkin Çetinkaya, Erol Ülker ve Mehmet Ö. Alkan.

  • Künye: Kolektif – Osmanlı’da Marksizm ve Sosyalizm: Yeni Kuşak Çalışmalar, derleyen: Y. Doğan Çetinkaya, İletişim Yayınları, tarih, 248 sayfa, 2021

Kolektif – Çerkeslerin 21. Yüzyılı (2021)

Günümüz Çerkes sosyolojisi, kültürü, politikaları ve gelecek yönelimleri hakkında muhteşem bir derleme.

Çalışma, Türkiye’deki demokrasi tartışmalarına Çerkesler ve Çerkes diasporası penceresinden büyük katkı sunacak türden.

Kitapta yer alan yazılar zaman zaman tarihe ve Çerkeslerin kült persona non grata’sı Çerkes Ethem’e göndermeler yaparak Çerkeslerin toplumsal tarih içerisinde edindikleri ama pek de tekin olmayan, ikircikli pozisyonlarına ve bu pozisyonun “dışarıdan” nasıl göründüğüne eğiliyor; Çerkeslerin, kendilerine ve dışarıya nasıl baktıklarına ilişkin değerlendirmelerini ve tanıklıklarını paylaşıyor.

Çerkeslerin 1864’ten bu yana siyasi faaliyetleri, örgütlenmeleri ve mücadeleleri kitabın odak noktaları arasında. Çerkes milliyetçiliğinin ve “Çerkes kadını” imajının gölgesindeki kadın sorunu ise toplumsal cinsiyet ilminin verimini kitaba taşıyor.

Diasporada asimilasyon ve gençlerin gelecek öngörülerini tartışan söyleşiler kitaba zenginlik katan öğelerden biri.

Kitap ayrıca, Çerkeslerin Osmanlı döneminden günümüze kadar diasporadan anayurda dönüş girişimlerini özetliyor, dönüş fikrinin gelişimini izliyor ve bir siyasal pratik olarak dönüşün anlamı üzerinde duruyor.

Abhazya Cumhuriyeti’nin dönüş ve kabul politikalarını ve dönüşün hukuki prosedürü üzerine ayrıntılı bir sunuyu da içeren kitap, Türkiye ve Rusya’nın Abhazya ve Güney Osetya politikalarının karşılaştırmalı analizine yer veriyor.

Çerkes diasporasının Türkiye’nin Kuzey Kafkasya politikalarına katkısının neler olabileceğini, ayrıca emperyal güçlerin bölgedeki ağırlıkları ve politik tasarruflarını mercek altına alıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Anıt Baba (Papba), Bahar Ayça Okçuğoğlu, Behice Bağ Özveri, Birgül Asena Güven, Bülent Jane, Cahit Aslan, Can Nart, Cumhur Bal, Denef Işık, Elmas Zeynep Arslan, Erdoğan Aydın, Ergün Özgür, Erol Köroğlu, Erol Taymaz, Eylem Akdeniz Göker, Filiz Çelik, Georgy Chochiev, Merih Cemal Taymaz, Muhittin Tolga Özsağlam, Murat Özçelik, Setenay Nil Doğan, Tanıl Bora, Ulaş Sunata ve Yaşar Güven.

  • Künye: Kolektif – Çerkeslerin 21. Yüzyılı: Kimlik, Anayurt ve Siyaset, derleyen: Merih Cemal Taymaz ve Sevda Alankuş, Dipnot Yayınları, inceleme, 468 sayfa, 2021

İ. Arda Odabaşı – Osmanlı Matbuat Kapitalizmi ve Milliyetçilik (2021)

Balkan Savaşları’yla birlikte Türk milliyetçiliğinin kitleselleşmesi, kapitalist yayıncılığın desteği sayesinde mümkün oldu.

Arda Odabaşı, 1913-1914 senelerinde gerek Osmanlı medya sisteminin dönüşümü gerekse Türkçülüğün yükselişi, Balkan Savaşları ve 1913-1914 Boykotu’nun statükoyu sarstığı koşullarda matbuat kapitalizmi ile Türkçülüğün nasıl etkileşime girdiğini ortaya koyuyor.

Bu zaman diliminde payitahtta gözlenen matbu canlanma, ifadesini en başta bir dergi patlamasında bulur.

Milliyetçi tonlar da içeren dergi furyası, Osmanlı matbuat kapitalizminin yeni atağını ve artık “Türk matbuat kapitalizmi” yoluna girişini temsil eder.

Milliyetçiliğin yükselişi bir yönüyle, kendileri milliyetçi ve hatta Türk olsun veya olmasın, kâr amacı güden yayıncıların dahliyle ilgilidir.

“Kitaphane/kütüphane” olarak anılan bu yayıncı kitapçılardan başka, genç yazarlar, matbuat emekçileri ve seyirci okurlar da sürecin dinamik unsurları olarak göze çarpar.

Kapitalist yayıncılığın geliştiği koşullarda görsellik, promosyon ve reklam gibi araçlar öne çıkarken piyasadaki rekabet, ifadesini giderek şiddetlenen polemiklerde bulur.

Kökeninde ticari çıkar ve rekabet yatan polemikler siyasi ve ideolojik kisvelere bürünür, ulvi ideallerle perdelenir.

Gazete, dergi, yıllık gibi süreli yayınların, her formda kitabın, panorama, albüm, fihrist, katalog, broşür, fotoğraf, kart, kartpostal, el ve duvar ilanı, afiş gibi matbu türlerin, dönemin yeni kitle iletişim aracı sinemanın toplamından müteşekkil “medya sistemi”, mücadelenin ve dönüşümün arenası olur.

  • Künye: İ. Arda Odabaşı – Osmanlı Matbuat Kapitalizmi ve Milliyetçilik (1913-1914), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 410 sayfa, 2021

Sam Kean – Casuslar Tugayı (2021)

Hitler’in atom bombasını yapmasına ramak kalmıştı.

Zira Almanlar reaktör mimarisi ve uranyum zenginleştirmede epey yol kat etmişti.

Sam Kean, polisiye roman tadında okunacak ‘Casuslar Tugayı’nda, ABD ve Almanya arasındaki atom bombası yarışını aydınlatıyor.

İkinci Dünya Savaşının hemen arifesinde Avrupalı fizikçiler uranyum çekirdeğinin parçalanmasının mümkün olduğunu keşfederler.

Fakat bu çok tehlikeli bilgiyi sır olarak saklamayı beceremezler.

Sırrı öğrenen Amerikalılar, İkinci Dünya Savaşı patlak verince, Nazileri durdurmak için bir atom bombası yapmaya koyulurlar.

Ancak Müttefik istihbaratçılar Almanların reaktör mimarisi ve uranyum zenginleştirme konusunda epey yol kat ettikleri kanısındadır.

Hitler’in bir-iki kilo uranyumla savaşın seyrini değiştirme gücüne kavuşacağı düşüncesi Amerikalıları telaşlandırır.

Hemen bilim adamları, komandolar ve ajanlardan oluşan özel bir birlik kurup Nazi atom bombası programını durdurmak üzere bir dizi operasyon başlatırlar.

Bu elit birlik Nazilerin kontrolü altındaki bölgelere sızacak, casusluk, sabotaj yapacak ve mecbur kalırsa cinayet işleyecektir.

‘Casuslar Tugayı’, sadece ABD ve Alman atom bombası programlarının yarışını esprili bir dille anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda radyoaktivitenin keşfi ile başlayıp Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasıyla sonuçlanan bilimsel gelişmeleri, bilim insanlarının merak ile ahlak daireleri arasında bocalayışlarını çarpıcı biçimde ele alıyor.

Kitap, bilim ve tarihin güzel bir bireşimi olarak okunabilir.

  • Künye: Sam Kean – Casuslar Tugayı: Nazi Atom Bombası Programının Durduruluşunun Nefes Kesici Öyküsü, çeviren: Sema Özgün, Say Yayınları, tarih, 488 sayfa, 2021

Huricihan İslamoğlu – Dünya Tarihi ve Siyaset (2021)

Batı modernliğinin “evrenselliği” bugün yoğun bir şekilde tartışılıyor.

Huricihan İslamoğlu da, Batı merkezli modernleşme söylemine karşı eleştirel bir bakış açısı geliştirerek buna alternatif bir geleceği yeniden tahayyül ediyor.

Yüzlerce yıldır verili gerçeklik olarak kabul edilen Batı modernliğinin “evrenselliği”, Batı merkezli dünya tarihi anlayışları artık tartışmaya açılmış̧ durumda: Dünyadaki güç dengelerinin de değişmesiyle gerek siyasi gerek akademik alanda farklı ülkelerin, bölgelerin dünya tarihindeki yeri, Batı’ya hiç̧ de benzemeyen gelişim çizgileri, modelleri ele alınıyor.

Öteden beri tarihteki süreğenliğe dikkat çeken Huricihan İslamoğlu da alışılagelmiş̧ Batı merkezli modernleşme söylemine karsı eleştirel bir bakış̧ acısı geliştiriyor.

Kitaptaki yazılar farklı bir dünya tarihi tahayyülü arayışını temsil ediyor.

Bu arayışın çıkış noktasıysa 13. yüzyıldan 20. yüzyılın ortalarına kadar varlıklarını sürdürmüş Avrasya imparatorlukları.

Liberalizmin bitmek bilmeyen “devlet” meselesi, serbest piyasacı yaklaşımın açmazları, İslamiyetin yaygın olduğu coğrafyayı dünya tarihi içinde konumlandırma cabaları, hukuk-mülkiyet-meşruiyet ilişkisi gibi konuları tartışan ve Çin, Osmanlı ve Babür imparatorlukları örneklerinin kapsamlı bir değerlendirmesini, Batı’yla karşılaştırılmasını da sunan İslamoğlu, ortak bir gelecek tahayyülünün imkânlarını araştırıyor.

  • Künye: Huricihan İslamoğlu – Dünya Tarihi ve Siyaset, çeviren: Yağız Ay, İsmail Ilgar ve Aytek Soner Alpan, İletişim Yayınları, tarih, 255 sayfa, 2021

Marcus Terentius Varro – Ziraat İşleri (2021)

Eski Romalılarda ziraat soylu bir iş olarak kabul edilirdi.

Marcus Terentius Varro’nun bu yapıtı da, Roma’daki tarım uygulamaları, zooloji, botanik, coğrafya ve tarih konularında çok önemli bir kaynak.

‘Romulus ve Remus adlı iki çoban tarafından kurulmuştur Roma.

Doğal olarak Roma’ya dair her şeyin temelinde kırsal yaşam vardır.

Hatta Roma soylusu şehir hayatını küçümser.

Ona göre kırsal yaşam gerekliliktir ve fazla şehirlileşmek, bozulmak demektir.

Oysa Varro bu eseri yazarken Roma o safhaları çoktan aşmıştı.

Eserin adı Ziraat İşleri olsa da ziraat bu eserde aslında bir çerçeve görevindedir.

Bu eser ölüm döşeğindeki Roma Cumhuriyeti’ne dair, Varro’nun bir bakıma son sözleridir.

Ziraat çerçevesinin içindeki resimde Roma’nın diline, dinine, geleneklerine, coğrafyasına, tarihine dair pek çok kesit bulunuyor.

Okur bu eserde, Roma’daki tarım uygulamalarının yanında zooloji, botanik, coğrafya ve tarih konularında da pek çok bilgi bulacak.

Kitaptan bir alıntı:

“Ziraatın özelliği yalnızca daha eski olması değildir. Ziraat aynı zamanda daha soyludur. Bu yüzden atalarımızın şehirde yaşayan vatandaşları kırlara geri döndürmesi boşuna değildi. Barış zamanında bu yurttaşları Roma köylüsü besliyordu. Savaş zamanında yardımı gene Roma köylüsünden alıyorlardı. Gene toprağa ‘ana’ veya ‘Ceres’ demeleri de boşuna değildi. Toprağı işleyenlerin vazifeşinas ve faydalı bir yaşam sürdüklerine, bu insanların kral Saturnus’un tebaasından geriye kalan son insanlar olduklarına inanıyorlardı.”

  • Künye: Marcus Terentius Varro – Ziraat İşleri, çeviren: A. Doğucan Hanegelioğlu, Doğu Batı Yayınları, tarih, 358 sayfa, 2021

Şerafettin Halis – Yalanın Mimarı (2021)

Dersim’de 1937/38’deki katliam hakkında doğru bilinen sayısız yanlış var.

Şerafettin Halis, bunda başat referans olduğunu söylediği Baytar Nuri’nin çalışmalarını merkeze alarak “sentetik Dersim ezberleri”yle hesaplaşıyor, bu konudaki bilgi kirliliğini gözler önüne seriyor.

Çevresinden yüzyıllarca izole yaşayan Dersim’in oluşturduğu gizem, denebilir ki son yüz yıllık zaman diliminin en yoğun ilgi odaklarından birisi oldu.

Özellikle son kırk yıllık zaman diliminde başta siyasi alan olmak üzere popüler ve akademik tarih tartışmalarının kayda değer bir bölümünde gittikçe ısınarak/ısıtılarak gündem olmaya devam etti.

Bugün, Dersim’e dair güncel siyasi konularda bile tartışmanın çoğu kez Dersim 1937/38’e bağlanıyor olması, o dönemde yaşananların en azından ana kodlarının bilinmesini zorunlu kılıyor.

Halis, Türk ve Kürt (resmi) tarihçi ve siyasetçilerin Dersim 1937/38’e yönelik bilgi kaynaklarının aynı olduğunu söylemenin yanlış olmadığını belirtiyor.

Yazara göre, günümüzde resmi ideolojilerin eksenindeki tarihçi, akademisyen, aydın, sanatçı ve siyasetçinin Dersim’e dair ezberlenmiş tezlerinin önemli bir kısmı gerçek dışı bilgilerden oluşuyor.

Halis, oluşan bu ezberin başat referansının -yazdığı iki kitapla- Baytar Nuri olduğunu savunuyor.

Halis’e göre bu referans, galat-ı meşhur, yani doğru bilinen yanlışlar dizgesi üzerinden bir “sentetik Dersim ezberi”ne neden oldu ve gün geçtikçe derinleşip genişleyen bilgi kirliliği havzası oluşturdu.

‘Yalanın Mimarı’ tam da bu amaçla, Dersim etnik kimliğinin ve ‘38’in kodlarını irdeliyor.

Halis, Dersim’in otantik yapısı ve diğer toplumlarla olan tarihsel ilişkileri üzerindeki örtüyü aralayarak Baytar Nuri’nin referansıyla beslenen “Dersim ezberi”nin toplumsal, siyasal, kültürel alanlardaki yıkıcılığına ve Baytar Nuri’nin “Kim?”liğine dikkat çekiyor.

  • Künye: Şerafettin Halis – Yalanın Mimarı: Dersim’de Yok Edilişin İnşası 1 (Kırk Parçalı Aynada Baytar Nuri Suretleri), Nota Bene Yayınları, tarih, 352 sayfa, 2021

Seyfettin Kaya – Orta Çağ İslam Dünyasında Astronomi, Astroloji ve Gözlemevleri (2021)

“Bu yıldızlı gökler ne zaman başladı dönmeye?

Ne zaman yıkılıp gidecek bu güzelim kubbe?”

Bu şiirin yazarı Ömer Hayyam, gök cisimlerinin Dünya’nın etrafında dönmediğini; aksine Güneş’in ve yıldızların sabit olduğunu, Dünya’nın ise kendi etrafında döndüğünü Galileo’dan yüzyıllar önce keşfetmişti.

Başkanlığını yaptığı ve dönemin birbirinden kıymetli bilim insanlarının çalıştığı İsfahan Gözlemevi, Sultan Melikşah ve Nizamü’l-Mülk tarafından destekleniyordu.

Bu sayede Ömer Hayyam ve ekibi birçok gökbilimsel keşfe öncülük etti.

Aslında benzer bir iddiayı Hayyam’dan yaklaşık yüzyıl evvel Biruni de ortaya atmıştı ancak görüşlerini okuyan İbn Sina bunları tenkit etmiş ve onu Dünya merkezli evren teorisine geri döndürmüştür.

İslâm devletleri erken dönemlerden itibaren özellikle gökbilimcileri himaye etmiş, antik bilim mirasının aktarımında çeviriye büyük önem vermiştir.

Bu mirası yüklenen Orta Çağ İslâm Dünyası, yapılan çeviriler sayesinde yeni araştırmalara kapı aralamış, bu birikimin modern bilime aktarılmasında bayraktarlık etmiştir.

Seyfettin Kaya’nın dönem kaynaklarını inceleyerek kaleme aldığı ‘Orta Çağ İslâm Dünyasında Astronomi, Astroloji ve Gözlemevleri’, Emevi ve Abbasi dönemlerinden başlayarak Selçuklu’ya kadar gökbilimlerine ışık tutuyor, öncü âlimlerin temel tezlerini ortaya koyarak Müslümanlarca kurulan rasathaneler hakkında bilgi veriyor.

  • Künye: Seyfettin Kaya – Orta Çağ İslam Dünyasında Astronomi, Astroloji ve Gözlemevleri, Selenge Yayınları, tarih, 128 sayfa, 2021

Fuat Dündar – Hicret, Dîn ü Devlet (2021)

Ülkeyi sığınmacı cenneti haline getiren AKP’nin tam olarak ne yapmaya çalıştığını öğrenmek için bu kitap birebir.

Fuat Dündar, Osmanlı’nın 1856-1908 arasındaki göç politikasını merkeze alarak modern Türkiye’nin oluşumunda nüfus siyasetinin belirleyici önemini ortaya koyuyor.

1856-1908 arası göçen Türk, Tatar, Çerkes, Nogay, Boşnak, Gürcü ve Girit Müslümanlarına yönelik Osmanlı politikasını ele alan ‘Hicret, Din ü Devlet’, göç̧ yönetiminin, bu ülkede devletin modernleşme surecinin kilit bir parçası olduğunu gösteriyor.

Kırım, Kafkasya ve Balkanlar’dan gelen göçler; Müslümanların İslamın hâkimiyetindeki topraklara sığınmasını anlatan “hicret” kavramının çerçevesi içinde, bir yandan da göçmenlerin etnik “cinslerine” göre kaydedildiği bir rejime evriliyor.

Dönemin göç̧ rejiminin, boş arazileri muhacirlerle “şenlendirmekten” öte, muhacirleri, kendi üretim olanaklarını geliştirmeye sevk eden iktisadi bir boyutu var.

Müslüman nüfusu artırma önceliğiyle ve doğrudan doğruya bununla bağlantılı askerî boyutu var.

Batı’yla ve Rusya’yla ilişkiler üzerinden, önemli bir uluslararası siyaset boyutu var.

Dündar, modern Türkiye’nin oluşumunda nüfus siyasetinin belirleyici önemini gösteren incelemeler zincirine bu kitapla değerli bir halka daha ekliyor.

Kitaptan bir alıntı:

“1856-1908 arası ‘din ü devlet’ kaygısı ‘muhacir’ politikasını belirlerken; 1912- 1923 arası ‘mülk ü millet’ kaygısı ‘mülteci’ politikasını; 1923-1998 arası ‘millet ve devlet’ kaygısı ‘göçmen’ politikasını ve 2011 sonrası ‘mülk ve din’ kaygısı ise ‘sığınmacı’ politikasını belirledi.”

  • Künye: Fuat Dündar – Hicret, Dîn ü Devlet: Osmanlı Göç Politikası (1856-1908), İletişim Yayınları, tarih, 328 sayfa, 2021

Augustus – Ankara Anıtı (2021)

‘Ankara Anıtı’, Roma’nın ilk imparatoru Augustus’un, hüküm sürdüğü dönemdeki “Res Gestae”, yani Türkçe adıyla yapılan işleri yazdırdığı bir levhanın Ankara’da bulunan kopyası.

Anıt, epigrafi ve klasik filoloji tarihinin en önemli keşifleri arasında yer alıyor.

‘Ankara Anıtı’, Roma’nın ilk imparatoru Augustus’un, hüküm sürdüğü dönemdeki “Res Gestae”, yani Türkçe adıyla yapılan işleri yazdırdığı bir levhanın Ankara’da bulunan kopyası.

Mermer üzerine Latince ve Yunanca yazılmış yazıt, 1865 yılında levhanın ilk edisyonunu hazırlayan Theodor Mommsen tarafından ‘Monumentum Ancyranum’, yani ‘Ankara Anıtı’ olarak adlandırılmış.

On altıncı yüzyılda keşfedilen ‘Monumentum Ancyranum’, altı levha halinde, 35 paragraflık bir satır.

İçerik olarak üç bölüme ayrılan yazıtta, Senatus ve Roma halkı tarafından Augustus’a bahşedilen onurlar; Augustus’un, devleti için kişisel servetinden yaptığı harcamalar ve Augustus’un barışta ve savaşta gerçekleştirdiği hizmetler anlatılıyor.

Yazıtın Latince, Yunanca ve Türkçe olarak yayımlandığı elimizdeki baskıda, çevirme Çiğdem Dürüşken’in ‘Ankara Anıtı’nı ele aldığı kapsamlı bir sunuş yazısı da yer alıyor.

  • Künye: Augustus – Ankara Anıtı, çeviren: Çiğdem Dürüşken, Alfa Yayınları, tarih, 136 sayfa, 2021