Ahmet Güntan – Tam O Sırada (2014)

Ahmet Güntan’ın deneme, senaryo ve roman arasında gidip gelen bir tarzda kurduğu ‘Tam O Sırada’sı tamamıyla diyaloglardan oluşuyor.

Kitap, gece başlayıp ertesi sabah biten, içinde bir hırsızlık vakasının olduğu bir yatılı okul hikâyesi sunuyor

Hikâye Kız Cengiz, Kara Murat, Melek Orhan, Çamur Timur, Çoban Hasan, Arı Tarık, Beket Şevket, Beygir İsmail ve Kirpi İsmail gibi yatılı okulda arkadaş olan karakterlerinin sapkınlık, adalet, ceza, aşk ve suç gibi temalar etrafında dönen diyaloglarıyla ilerliyor.

  • Künye: Ahmet Güntan – Tam O Sırada, Edebi Şeyler Yayınları, edebiyat, roman, 106 sayfa

Georgi Gospodinov – Hüznün Fiziği (2017)

Bulgaristan’ın en çok yabancı dillere çevrilen yazarlarından Georgi Gospodinov’dan güçlü bir labirent roman.

“Ben geçmiş satın alan bir kişiyim. Öykü tüccarı. Başkaları çay, kişniş, çek senet, altın saat, toprak ticareti yapar. Ben geziyorum ve toptan geçmiş satın alıyorum.” diyen romanın anlatıcısı, başkalarının zihinlerine nüfuz ederek onların yaşadıklarını yaşayabilme gibi bir yeteneğe sahip.

Bu teknikle ilerleyen roman, Yunan mitolojisindeki Minotorlar efsanesini de kurguya yedirerek Bulgaristan’ın 1. Dünya Savaşı’ndan bugününe uzanıyor.

Hikâyeler arasındaki hızlı geçişler, yazarın kendine has üslubu ve Bulgaristan’ın özgün tarihinden detaylar, romanı akıcı kılan hususların başında geliyor.

Yeraltı dehlizlerinde, insan ruhunun derinliklerinde yol alan romanın, Jan Michalski Edebiyat Ödülü’nü kazandığını da belirtelim.

  • Künye: Georgi Gospodinov – Hüznün Fiziği, çeviren: Hasine Şen Karadeniz, Metis Yayınları, roman, 272 sayfa

Yalçın Hafçı – Yağmurdan Sonra (2017)

Yalçın Hafçı, tutsak bir yazar.

Şu ana kadar bir şiir ve öykü kitabı yayımlanan Hafçı, şimdi de romanıyla karşımızda.

‘Yağmurdan Sonra’, Türkiye yakın tarihinin utanç verici sayfalarından olan, halen tartışılan ve izleri uzun zaman silinmeyecek Hayata Dönüş Operasyonu’nda yaşananları hikâye ediyor.

2000 yılında geçen roman, üniversite öğrencisi Tahir’in başından geçenler üzerinden ilerliyor.

Ülkesinde yaşanan olumsuzlukları sorgulayan Tahir öfkesini eylemlerle, polisle girdiği çatışmalarla dindirmeye çalışmaktadır.

Aynı zamanda bir edebiyat tutkunu ve yazar adayı olan kahramanımız, arkadaşlarıyla birlikte bir edebiyat dergisi çıkarmak ve öykü dosyasını yayınevlerine kabul ettirmek için uğraşmaktadır.

Günler böyle geçip giderken, ülkenin içinde bulunduğu siyasi koşullar da gittikçe boğucu hale gelmektedir.

Bu koyu hava, Hayata Dönüş Operasyonu’nun başlamasıyla doruğuna ulaşacak ve bu durum, Tahir’in kişisel hayatında da büyük bir kırılmanın yaşanmasına neden olacaktır.

Hafçı’dan sağlam bir dönem romanı.

  • Künye: Yalçın Hafçı – Yağmurdan Sonra, Nota Bene Yayınları, roman

Hale Bolak Boratav, Güler Okman Fişek ve Hande Eslen Ziya – Erkekliğin Türkiye Halleri (2017)

Şimdinin Türkiye erkeği, geleneksel kalıpların dayatmalarıyla sosyal değişmelerin beraberinde getirdiklerinin arasına sıkışmış durumda.

İşte elimizdeki bu nitelikli çalışma, Türkiye’de aile dinamiğini derinlemesine irdeliyor ve oğul olmanın, baba olmanın, eş olmanın bu topraklardaki seyrinin nitelikli bir fotoğrafını çekiyor.

Baba-çocuk ilişkisinden geleneksel ve modern babalık modellerine, bu alanda yapılmış literatürün geniş bir incelemesini yaparak başlayan kitap,

  • Babayla ilişkide hiyerarşik boyut,
  • Erkekliğe ilişkin algı, söylem ve deneyimler,
  • Taşralı, yoksul, bireyselleşme arayışında ve geleneksel erkek tipleri,
  • Evli erkeklerin kendi ebeveynleriyle ve kendi çocuklarıyla ilişkileri,
  • Eşle ilişkide hiyerarşi ve kadın-erkek eşitliği,
  • Erkeklik tanımları,
  • Ve toplumda erkekliğe ilişkin tutumları gibi birçok ilgi çekici konu irdeleniyor.

Bugünün Türkiye erkeklerini, onların ailesiyle ilişkilerini ve bu ilişkinin çevrelerini nasıl etkilediğini daha iyi kavramak için çok iyi bir kaynak.

Bu topraklarda her ne kadar sarsılmaz gibi görünen bir erkek algısı halen egemen olsa da, kitap, farklı kesimlerden gelen erkeklerin hayat öykülerinin nasıl farklı seyirler izleyebileceğini de gözler önüne sermekte.

  • Künye: Hale Bolak Boratav, Güler Okman Fişek ve Hande Eslen Ziya – Erkekliğin Türkiye Halleri, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, sosyoloji, 477 sayfa

Eugen Weber – Köylülerden Fransızlara: Fransa Kırsalının Modernleşmesi, 1870-1914 (2017)

Fransa’da 1789 Devrimi’nden sonra modern ulus devlet ve Fransız kimliği hangi aşamalardan geçerek oluştu?

Eugen Weber’in yalnızca Fransa değil, genel olarak Avrupa kıtasında modern devletin inşa süreçleri hakkındaki bu harikulade eseri, alan açısından altın değerinde.

Yazar burada, Fransız kimliğinin oluşumunda, 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra zorunlu eğitim, mecburi askerlik hizmetleri, kitle iletişim araçlarının kırsala girişinin etkili olduğunu kapsamlı bir şekilde gözler önüne sermekte.

Kitapta,

  • Paris Fransızcasının taşrada egemen oluşundan sonra, burada konuşulan farklı dillerin nasıl arka plana itildiği,
  • Fransa’da liberal merkez egemenliğinin, ulusal aidiyetle nasıl iç içe geçtiği,
  • Bu durumun taşrayı hem coğrafi hem de siyasi anlamda nasıl merkeze bağladığı,
  • Ve barbar, vahşi olarak görülen yerli halkların, bir nevi sömürgeleştirmeyle “uygarlığa” ve Fransızlığa nasıl asimile edildiği gibi, burada anlatamadığımız birçok konu irdeleniyor.

Çalışma uluslaşma, asimilasyon, modernleşme, sömürgeleştirme ve uygarlık kavramları üzerine düşünen her okurun kitaplığında bulunmalı.

  • Künye: Eugen Weber – Köylülerden Fransızlara (Fransa Kırsalının Modernleşmesi, 1870-1914), çeviren: Çağdaş Sümer, Heretik Yayıncılık, tarih, 776 sayfa

Celil Denktaş – Sosyalizmde Eğitim: Küba (2017)

Küba’da kişi başına düşen gelir, pek çok ülkeninkiyle karşılaştırıldığında komik kalır.

Fakat madalyonun diğer yüzüne baktığımızda, gelir durumu yüksek pek çok ülkenin yapamadığı şeyler, Küba’da gerçek.

Mesela hiç kimse aç, açıkta değil. Sağlık, eğitim, barınma ve eğlenme sorunu hiç yoktur.

Profesörlerin, hukukçuların ve doktorların maaşı devlet başkanının maaşından biraz yüksektir.

Bilim insanları, sanatçılar, sporcular iktidardan nemalanan yalakalar değil, gerçek bilim insanları, gerçek sanatçılar ve gerçek sporculardır.

Sadece bunlar bile, her fırsatta Küba’ya çamur atan sağcıların laflarını ağızlarına tıkmaya yeter de artar.

Cengiz Denktaş da bu kitabında, bir sosyalist ülke olarak Küba’nın birçok gelişmiş ülkeyi sollayan olağanüstü eğitim sistemini masaya yatırıyor.

Sadece bir örnek:

UNESCO tarafından BM üyelerini kapsayacak biçimde her on beş yıl için belirlenen, Herkese Eğitim kampanyasının 2000-2015 yılları ayağı sonuçları ilan edildi.

Buna göre Küba, Karayip ve diğer tüm Latin Amerika ülkeleri arasında UNESCO hedeflerini bu dönemde eksiksiz, yani tam oranla %100 tutturan tek ülke oldu.

İşte bu ve bunun gibi pek çok mucizevi detay sunan elimizdeki kitapta,

  • Küba’nın eğitim sisteminin güçlü oluşunda ülkenin tarihsel altyapısı ve ideolojik birikiminin etkileri,
  • Devrim’den sonra Küba’da başlayan çok yönlü eğitim çalışmaları,
  • Küba eğitim sisteminde kadın özgürlüğü ve siyah özgürlüğüne nasıl öncelik verilerek bunların geliştirildiği,
  • Eğitim sisteminin dine bakışı,
  • Ve okullarda bilinç, ortaklaşmacı ahlak, gönüllü çalışma ve enternasyonalizm gibi değerlerin nasıl öğretildiği gibi pek çok ilgi çekici bilgi yer alıyor.

Denktaş’ın çalışması, bir sosyalist ülke örneği olarak Küba’nın eğitim sistemini merkeze alsa da, ülkenin sağlık, politik katılım, kadın sorununun aşılması gibi alanlarda ne denli büyük gelişmeler kaydettiğini de ortaya koymasıyla önemli.

Türkiye gibi, Küba’dan kat kat zengin ülkemizin, dünyada en yüksek suç oranına sahip, kadınların ve çocukların adeta insandan sayılmadığı ülkelerin ve dünyanın en tehlikeli kentlerinin yer aldığı bir bölgede bulunduğu halde suç oranı 100.000’de 5 olan bu ülkeden eğitim sisteminin muhteşemliğinin yanı sıra öğreneceği çok şey var.

  • Künye: Celil Denktaş – Sosyalizmde Eğitim: Küba, Ayrıntı Yayınları, eğitim, 304 sayfa

Ye. Agibalova ve G. Donskoy – Ortaçağ Tarihi (2017)

Materyalist tarih çalışmalarının iyi bir örneği olan ‘Ortaçağ Tarihi’, 5. yüzyıl ve 17. yüzyıl arasındaki gelişmeleri kapsamlı bir bakışla izliyor.

  • Feodal sistemin kuruluşu,
  • İslamiyetin doğuşu ve Arapların birleşmesi,
  • Feodal sistem ile birlikte zanaat ve ticaretin gelişimi, yine bu dönemde Batı ve Orta Avrupa’da şehirlerin büyümesi,
  • Hıristiyan Kilisesi’nin 11. ve 13. yüzyıllardaki muazzam gücünün arkasındaki etkenler,
  • Haçlı seferlerinin amaçları ve sonuçları,
  • Batı Avrupa’da merkezi devletlerin kuruluşu,
  • Bohemya’da Hussit hareketi,
  • Osmanlı İmparatorluğu’nun doğuşu ve gelişimi; Avrupa halklarının Türk istilacıya karşı verdikleri mücadeleler,
  • Coğrafi keşifler ile Avrupa’da feodal sistemde ilk gediklerin açılmaya başlanması ve Batı’nın korkunç sömürgecilik deneyimi,
  • İngiltere’de kapitalist gelişmenin başlaması,
  • Avrupa’da reform ve Almanya’da köylü savaşları,
  • Rönesans’ın Avrupa’da yarattığı büyük kültürel dönüşüm,
  • Ve Rönesans sürecinde ortaya çıkan İtalya, Almanya, Hollanda ve İspanya’nın büyük sanatçıları…

Çok sayıda resim, harita, tasvir ve tabloyla zenginleşmiş kitap, tarihi asalak sınıfların eylemlerinden ziyade bizzat emekçilerin mücadelelerine odaklanarak vermesiyle ayrıca önemli.

  • Künye: Ye. Agibalova ve G. Donskoy – Ortaçağ Tarihi, çeviren: Çağdaş Sümer, Yordam Kitap, tarih, 287 sayfa

David Graeber – Değer Teorisi: Antropolojik Bir Giriş (2017)

Yakın dönemdeki literatürde sistematik bir “değer teorisi” bulmak aslında zordur ve “değer” terimini kullanan belirli bir yazarın yararlandığı teorik bütünün ne olduğunu anlamak genelde güçtür.

İşte felsefe, iktisat ve antropolojinin bir bireşimi olarak düşünebileceğimiz eldeki kitap, “değer” kavramının köklerine inerek ayakları yere basan bir değer teorisi üretmeye çalışıyor.

Ünlü antropolog Marcel Mauss’un armağan ekonomileri konusundaki araştırmaları ile Marx’ın siyasal iktisat tezlerini harmanlayan Graeber, bu alanda fikir üretmiş pek çok isme başvuruyor ve bunu yaparken de mübadele teorisindeki güncel istikametler, meta fetişizmi ve arzu gibi kavramlar üzerinden “değer” teorisini geniş bir çerçevede irdelemekte.

  • Künye: David Graeber – Değer Teorisi: Antropolojik Bir Giriş, çeviren: Başak Kıcır, Sel Yayıncılık, iktisat, 416 sayfa

Zerrin İren Boynudelik – Bu Resim Ne Anlatıyor?: Mitoloji (2017)

Batı resim tarihinde mitolojinin işlenişi, özellikle Rönesans döneminde doruğa ulaşmış, bu ilgi daha sonra da devam etmişti.

Dolayısıyla bu dönem ve sonrasında yapılmış şaheserleri daha iyi anlamak için arkalarındaki mitolojik öyküleri bilmek elzem.

İşte bu pratik ve güzel kitap da, tam da böylesi bir işlev üstleniyor.

Zerrin İren Boynudelik, Rönesans ve sonrası dönemlerde ortaya konmuş resimleri örnek olarak alıyor ve burada işlenen mitolojik öyküler ekseninde sanatçı, sanatçının üslubu ve yaşadığı dönemin özellikleri konularında ilgi çekici bilgiler sunuyor.

Avrupa resminde mitoloji konulu resimlerle ilgili bir girişle açılan kitap,

  • Olympos Dağı’nın on iki tanrısı,
  • Zincirlenmiş Prometheus,
  • Zeus’un aşkları,
  • Yüz gözlü dev Argos,
  • Kıskanç Hera,
  • Lafazan Hermes,
  • Kibirli dokumacı Arakhne ve Athena,
  • İffetli Artemis ve Kallisto,
  • Kaybetmeyi hazmedemeyen Apollon ve yetenekli Marsyas,
  • Güzel Aphrodite, çirkin Hephaistos ve kavgacı Ares,
  • Altınların çekiciliğine kapılan Atalante,
  • En zor işleri başaran kahraman Herakles,
  • Tanrıların habercisi, kurnaz, iş bilir, dilbaz Hermes,
  • Ve asmanın, üzümün ve şarabın Tanrısı Dionysos gibi mitolojik öykülerin Batı resim sanatındaki izlerinin peşine düşmekte.

Tanrı ve Tanrıçalar hakkında kısa bilgiler ile mitolojik karakterlerin sembollerine dair açıklamalar barındıran kitabı, sanata ve sanat tarihine meraklı tüm okurlara öneriyoruz.

  • Künye: Zerrin İren Boynudelik – Bu Resim Ne Anlatıyor?: Mitoloji, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, sanat, 230 sayfa

Stefano Mancuso ve Alessandra Viola – Bitki Zekası (2017)

Yaşadığımız Dünya öylesine insan merkezli ki, kendimiz dışında başka hiçbir türe saygımız yok.

İnsanın bu konudaki cahilliği ve pervasızlığı öylesine büyük ve tarihsel ki, sayemizde dünyada birçok hayvan ve bitkinin soyu, bugün tamamıyla tükenmiş durumda.

İşte Bitki nörobiyolojisi ve bitki davranışları profesörü Stefano Mancuso ile gazeteci ve belgeselci Alessandra Viola’nın bu şahane çalışması, bitkilerin kendi dünyaları, davranışları ve zekâlarıyla ne denli olağanüstü birer organizma olduğunu gözler önüne seriyor.

Bizim bitkiler hakkındaki bilgilerimizin ne denli kısıtlı olduğu düşünüldüğünde, bu kitabın önümüze yepyeni ve heyecanlı bir dünya açtığını söylememiz gerek.

Bitkilerin semavi dinlerdeki yerini irdeleyerek açılan kitap,

  • Botaniğin babaları olan Linnaeus ve Darwin’in katkılarını,
  • Bitkiler olmasaydı hayatın neden olamayacağını,
  • Görme, koku alma, tat alma, dokunma, işitme ve on beş başka duyu gibi bitki duyularını,
  • Bitkiler arası iletişimi,
  • Charles Darwin’in ve ardından yapılan bitki zekasına dair çalışmaların ne aşamada olduğunu,
  • Dünya dışı zekayı anlamak için bir model olarak bitkilerin zekasının bize neler söylediğini,
  • Ve bunun gibi pek çok heyecan verici bilgiyi barındırıyor.

Bitkiler, dünya üzerindeki biyokitlenin yüzde doksan dokuzunu oluştururlar.

Bu kitap da, insana ve başka canlılara göre çok daha yavaş bir zaman boyutunda hayatlarını sürdüren bitkilerin eşi benzeri olmayan başarılarının, bizim başarımızı gölgede bıraktığını göstermesiyle önemli.

Doğa tutkunları her şekilde hitap edecek çalışmayı, beton sevdalılarının da muhakkak okuması gerek.

  • Künye: Stefano Mancuso ve Alessandra Viola – Bitki Zekası, çeviren: Almıla Çiftçi, Yeni İnsan Yayınevi, ekoloji, 144 sayfa