Kolektif – Özgürleşme Makineleri: Deleuze ve Marx (2014)

Tersi yönde eleştirilere rağmen Gilles Deleuze, kendini Marksist olarak tanımlıyordu.

Fakat Deleuze’ün hem bireysel hem de ortak çalışmalarına dadanan bu Marx hayaletiyle hâlâ tamamen hesaplaşılmış değil.

Bu kitaptaki yazarlar ise tam da bunu, yani Deleuze’ün Marx’la ilişkisinin sınırlarını belirliyor.

  • Künye: Kolektif – Özgürleşme Makineleri: Deleuze ve Marx, derleyen: Dhruv Jain, çeviren: Aslı İkizoğlu, Otonom Yayıncılık

Ahmet Şık – Paralel Yürüdük Biz Bu Yollarda (2014)

Yakın zamanda AKP ve Gülen Cemaati birlikteliği, büyük bir çatırdamayla devrildi.

Türkiye tarihinin dönüm noktası bu sürecin hem tanığı hem de mağduru gazeteci Ahmet Şık, bu iki gücün görkemli ayrışmasının hikâyesini sunuyor.

İki gücün kapışmasının yakın ve uzak vadede ülkeye yansımalarının neler olabileceğini merak edenler için bir başucu kitabı.

  • Künye: Ahmet Şık – Paralel Yürüdük Biz Bu Yollarda, Postacı Yayınevi

Emin Özdemir – İnsan Yüreğine Yolculuk (2008)

Emin Özdemir, edebiyat alanındaki deneyimleriyle kaleme aldığı ‘İnsan Yüreğine Yolculuk’ta, dünya ve Türkiye edebiyatından yazarların kılavuzluğunda, ölüm korkusu, sevgi ve öfke gibi insanın temel duygularının izini sürüyor.

Özdemir, okuru, Mısır ve Mezopotamya şiirleri, Homeros, Dede Korkut, Sapho, Turquato Tasso, Hayyam, Karacaoğlan, Montaigne, Cervantes, Shakespeare, Balzac, Dostoyevski, Tolstoy, Turgenyev, Stendhal, Kafka, Rilke, Çehov, Gorki, Steinbeck, Nâzım Hikmet, Yaşar Kemal gibi, çok sayıda metin ve yazarla karşı karşıya getiriyor.

Özdemir’in zevkle okunan denemeleri, insanın evrensel sorunlarını edebiyatın ölümsüz metinleri çerçevesinden izlemesiyle ilgi çekiyor.

  • Künye: Emin Özdemir – İnsan Yüreğine Yolculuk, Can Yayınları, deneme, 279 sayfa

Ludwig Wittgenstein – Defterler, 1914-1916 (2017)

Ludwig Wittgenstein’ın defterleri, kendisinin kült eseri ‘Tractatus Logico Philosophicus’un ön hazırlığı hakkında birçok ipucu barındırmasıyla büyük önem arz ediyor.

Witgenstein’ın defter tutma alışkanlığı henüz küçük yaşlarında başlamıştı.

Düşünür, odaklandığı konuları önce sistemsiz bir şekilde cebinde taşıdığı küçük defterine not alır, ardından bunları daha kapsamlı paragraflar haline getirip büyük bir deftere kaydederdi.

‘Tractatus’ da Wittgenstein’ın bu aşamalı çalışma sürecinin bir ürünü olarak ortaya çıkmıştı.

Wittgenstein her ne kadar ‘Tractatus’un önsözünde “burada bildirilen düşüncelerin doğruluğu bana sorgu-sual edilemez ve kesin-kes görünüyor” dese de, kendisinin 1914-1916 arasında yazdığı elimizdeki bu defterlerde, aslında Witgenstein’ın ‘Tractatus’taki düşüncelerinde önceden kimi şüpheler ve akıl yürütmelerinde kimi çatışkılara sahip olduğunu gösteriyor.

Defterlerin bir diğer önemli katkısı da, ‘Tractatus’ta ele alınan konuların daha uzun ve ayrıntılı hallerini barındırması.

  • Künye: Ludwig Wittgenstein – Defterler, 1914-1916, çeviren: Ali Utku, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 176 sayfa, 2017

Zygmunt Bauman ve Stanislaw Obirek – Dünyaya ve Kendimize Dair (2017)

Bir teolog ile sosyolog arasında, iyi ve kötü, parçalanmış benlik, modern çağın karmaşaları, insanın ve medeniyetin geleceği üzerine sağlam bir diyalog.

Birbirinden apayrı alanlarda çalışan iki kişinin karşılaşmasının dönüştürücü gücünü gözler ortaya koyan kitap, inançların ve dünya görüşlerinin dinamikleri, her şeyden çok da ruhani değişim sürecinin bir kez harekete geçtikten sonra duraklatılmasının olanaksızlığını gözler önüne seriyor.

Kitap,

  • İyi ve kötüye dair değişen tanımlarımızı,
  • Parçalanmış toplumların ve bireylerin hangi sorunlarla boğuştuğunu,
  • Seçimlerin sonuçlarıyla nasıl yüzleştiğimizi,
  • İnsan haysiyetini hangi değerleri gözeterek tanımlayabildiğimizi,
  • Arkadaşlık, bellek ve vicdan meselesinde pusulamızın ne olduğunu,
  • İnsanlar arasında sahici diyalog kurabilmenin yollarını,
  • Ve bunun gibi, okurunu çokça düşündürecek konu ve sorunları irdeliyor.

Kitaba, Aleksandra Jasińska-Kania da katkıda bulunmuş.

  • Künye: Stanislaw Obirek ve Zygmunt Bauman – Dünyaya ve Kendimize Dair, çeviren: Burcu Halaç, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 256 sayfa, 2017

Serpil Çelenk Güvenç – Solun Merceğinden Dış Politika (2008)

Serpil Çelenk Güvenç, kapsamlı çalışması ‘Solun Merceğinden Dış Politika’da, 1960-70 yılları arasındaki Türkiye İşçi Partisi deneyimini merkeze alarak, sol siyasetin NATO, Ortak Pazar, Kıbrıs, yabancı üsler ve ikili anlaşmalara dair dış politika anlayışına odaklanıyor.

Güvenç’in çalışması, sol hareketin sadece dünyada değil, Türkiye’de de güçlü olduğu bir dönemi irdelemesiyle dikkat çekiyor.

Üç bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde, 27 Mayıs darbesi sonrasında, Türkiye sosyalist hareketin ivme kazanışı anlatılıyor.

İkinci bölümde, 60’lı yıllardaki dış politika ile TİP’in konuya yaklaşımı, son bölümde de, TİP’in Kıbrıs gündemi ele alınıyor.

  • Künye: Serpil Çelenk Güvenç – Solun Merceğinden Dış Politika, Daktylos Yayınları, siyaset, 295 sayfa

Fatma Mansur Coşar – Laiklik Arayışları (2008)

Fatma Mansur Coşar ‘Laiklik Arayışları’nda, İtalya ve Fransa örnekleri üzerinden laiklik problemine odaklanıyor.

Coşar’ın, bu ülkelerin laiklik sorununu nasıl aşabildiklerini gösterdiği çalışması, okuru, Türkiye’yi son zamanlarda fazlasıyla meşgul eden din ve siyaset ilişkileri üzerine düşünmeye davet ediyor.

Zira burada, başka ülkelerin deneyimlerine bakılarak, laikliğin ne şekilde uygulanabileceği daha iyi anlaşılıyor. Coşar’ın, Fransa ve İtalya’nın, tarihsel, ekonomik ve siyasal özgünlükleriyle, laiklik yaklaşımlarındaki benzerlik ve farklılıkların neler olduğunu anlattığı bu çalışmasının, Türkiye için de farklı bir bakış açısı sunabileceğini söyleyebiliriz.

  • Künye: Fatma Mansur Coşar – Laiklik Arayışları, Evrim Yayınları, siyaset, 111 sayfa

Timothy E. Gregory – Bizans Tarihi (2008)

Timothy E. Gregory, Ohio State Üniversitesi’nde Bizans Tarihi ve Klasik Arkeoloji profesörü olarak görev yapıyor.

Gregory, görsel zenginliğiyle de öne çıkan ‘Bizans Tarihi’ isimli bu kitabında, Bizans İmparatorluğu’nun tarihi serüvenini, en parlak dönemlerini ve gerileyişini anlatıyor.

Dolayısıyla kitabın, imparatorluğun MS 306’dan, Konstantinopolis’in 1453’teki düşüşüne kadarki seyrini, nitelikli gözlemler eşliğinde izlediğini söyleyebiliriz.

Bizans dünyasında heretikler, travesti rahibeler, manastır hayatı, imparatorlar ile sıradan Bizanslıların yaşantısı ve saraylı kadınlar, Gregory’nin kapsamlı analizinde, okurun karşısına çıkan konulardan birkaçı.

  • Künye: Timothy E. Gregory – Bizans Tarihi, çeviren: Esra Ermert, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 358 sayfa

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski – Karamazov Kardeşler (2017)

Dünya edebiyatında çok az roman ‘Karamazov Kardeşler’ kadar güçlü olabilir.

Dostoyevski’nin bu son romanı, Karamazov kardeşlerin görkemli çöküşünü anlatır ve bunu yaparken dini karmaşaları ve ne Doğulu ne de Batılı olmanın yarattığı çelişkileriyle Rus bireyinin muazzam bir tasvirini sunuyor.

Karamazov ailesinden baba ile kardeşler Alyoşa, İvan ve Mitya, birbirinden apayrı dünyalara sahip karakterlerdir ve roman da, bu karakterlerin acımasızca ve adım adım birbirini tüketişinin hikâyesidir.

Hem insani hem de dini bir krizin muhteşem bir üslupla işleyen roman, asla eskimeyecek bir güce sahip.

Yordam Kitap ise, bu klasik yapıtı yeni bir çeviriyle Türkçeye kazandırdı.

  • Künye: Dostoyevski – Karamazov Kardeşler, çeviren: Leyla Soykut, Yordam Kitap, roman, 2 Cilt, 1236 sayfa, 2017

Volker Kutscher – Sessiz Ölüm: Gereon Rath’ın İkinci Vakası (2018)

Kısa bir süre önce burada yer verdiğimiz ‘Islak Balık’tan sonra, Komiser Gereon Rath ikinci macerasıyla karşımızda.

Daha önceki romanda, Weimar Cumhuriyeti zamanlarında, Nazilerin komünistlere karşı yürüttüğü acımasız sokak savaşları sürecinde bir cinayeti aydınlatmaya koyulan Komiser Rath, şimdi de Berlin’de ünlü bir aktrisin cinayete kurban gitmesinin ardındaki gizemleri aydınlatmaya koyuluyor.

Nazilerin bütün yıkıcılıklarıyla, koşar adım Almanya’da iktidara koşar adım iktidara yürümektedir.

Bu esnada 1930’ların Berlin’i de, Avrupa’nın en önemli sinema merkezlerinden biri haline gelmiştir.

Fakat aynı zamanda bu sektör ile yeraltı dünyasında büyük bir güç mücadelesi yaşanmaktadır.

İşte aktrisin cinayeti, tam da bu rekabetin beraberinde getirdiği kirli ilişkilerin düğümlendiği bir olay olması açısından önemlidir.

Sinema sektörünün ilk döneminde geçmesiyle ayrıca dikkat çeken ‘Sessiz Ölüm’, sessiz filmcilerle sesli filmciler arasındaki kamplaşmayı, Nazilerin gittikçe şiddetlenen baskılarını ve polis örgütü içindeki rekabeti de kurguya yediriyor.

  • Künye: Volker Kutscher – Sessiz Ölüm: Gereon Rath’ın İkinci Vakası, çeviren: Gülçin Wilhelm, İletişim Yayınları, roman, 483 sayfa, 201