Sonia Rossi – Fucking Berlin (2010)

Sonia Rossi ‘Fucking Berlin’de, üniversitede öğrenciyken nasıl fahişe olmaya karar verdiğini ve ardından neler yaşadığını anlatıyor.

Üniversitede sevdiği iki erkek arasında kalan Rossi, çabuk para kazanmanın cazibesiyle fahişelikte karar kılar.

Berlin’in merkezinde öğrenciyken, sayısız müşteriye sahip olan Rossi, eğitimlerini fahişelik yaparak finanse eden genç kızların dünyasına iniyor.

Online striptizci olarak sektöre adım atan kadın, masörlük ve ardından da fahişeliğe adım atmış ve uzun yıllar farklı genelevlerde çalışıp, fahişeliğin birbirinden farklı aşamalarını deneyimlemiş.

Rossi bu esnada, yaşadığı acı tatlı olayları bizimle paylaşıyor.

  • Künye: Sonia Rossi – Fucking Berlin, çeviren: Yasemin Bettina Neubauer, Labella Yayın, anlatı, 254 sayfa

Nami Başer – Lacan (2010)

Nami Başer’in yazdığı ve yayına hazırladığı ‘Lacan’, psikanalizin en tartışılan isimlerinden biri olan Jacques Lacan’ın hayatına ve eserlerine odaklanıyor.

Lacan’ın yaşamı, yapıtları ve felsefesi, eserlerine dair tahliller, kendisine getirilen eleştiriler kitabın omurgasını oluşturuyor.

Lacan çetrefilli anlatımı nedeniyle genel olarak zor anlaşılan düşünürlerden.

Başer’in buradaki anlatımının, düşünürün teorisini ve argümanlarını daha anlaşılabilir kıldığını belirtmekte fayda var.

Bu derli toplu kitap, farklı Freud okumalarıyla psikanalizi yeniden temellendiren, verdiği seminerlerle psikanalizin mevcut algılarını ve sınırlarını zorlayan Lacan’ı, farklı bir okumaya tabi tutuyor.

  • Künye: Nami Başer – Lacan, Say Yayıncılık, psikanaliz, 208 sayfa

Malcolm Lowry – Yanardığın Altında (2010)

Malcolm Lowry’nin hayatından izler taşıdığı için yarı otobiyografik bir roman olarak tanımlanan ‘Yanardığın Altında’, Meksika’nın bir şehri olan Cuernavaca’da görevli, gözden düşmüş alkolik İngiliz konsolosun bir gün içinde yaşadıklarını hikâye ediyor.

On iki bölümden oluşan roman, konsolosun şehirde düzenlenen Ölüler Günü Festivali sırasında yaşadıklarına dayanıyor.

Olay örgüsünün yanı sıra, yazarın damıtılmış anlatım biçimi, Lowry’nin 1936-1944 yılları arasında yazdığı romanı özgün kılan başlıca hususlardandır diyebiliriz.

Skolastik dönemin ilmi simya yapıtlarından Melville’e, Kabala’dan Goethe’ye alıntı ve göndermelerle dolu roman, zevkli bir okuma vaat ediyor.

  • Künye: Malcolm Lowry – Yanardığın Altında, çeviren: Sinan Fişek, Can Yayınları, roman, 461 sayfa

Lee Siegel – Ölü Bir Dilde Aşk (2010)

Lee Siegel ‘Ölü Bir Dilde Aşk’ta, tanınmış bir profesörün, ölü bir dil olan Sanskritçe’den çevirdiği ‘Kamasutra’nın öğretilerini izleyerek Hindistan’ın gizemli coğrafyasında yol alışını hikâye ediyor.

Evli olan Profesör Roth, Tac Mahal’de genç bir Hindistanlı kadına tutulur.

Bu aşkın peşine düşmeye karar veren Roth, hissettiği duyguları hem Hindistan’ın atmosferi hem yüzyıllar öncesinden gelen, ölü bir dille yazılan ‘Kamasutra’ üzerinden anlamaya çalışacaktır.

Bu esnada Roth, hiç düşünemeyeceği sürprizlerle karşılaşacaktır.

‘Kamasutra’ hakkında bir kitap olarak da düşünülebilecek romanda ten, beden, arzu, seks ve erotizm, ağırlıklı konuları oluşturuyor.

  • Künye: Lee Siegel – Ölü Bir Dilde Aşk, çeviren: Esra Arışan, Ayrıntı Yayınları, roman, 480 sayfa

Edward Hallett Carr – Komintern ve İspanya İç Savaşı (2010)

Edward Hallett Carr ‘Komintern ve İspanya İç Savaşı’nda, Komintern’in İspanya’daki devrim-karşı devrim sürecine yaklaşımını, oraya gönderdiği Komintern görevlilerini ve burada kullandığı yöntemleri irdeleyerek, bir anlamda, Komintern’in İspanya’daki sicilini ortaya koyuyor.

Carr’ın eseri, Moskova’nın, Komintern aracılığı ile İspanya karşısındaki tutumunda, devrimci hedeflerin yerini, ilerleyen zamanlarda Sovyet devletinin güvenlik hedeflerinin aldığını gözler önüne sermesiyle dikkat çekiyor.

İspanya iç savaşını, Komintern’in izinden giderek inceleyen yazar, Sovyetlerin yaklaşımının İspanya devriminin akıbetini nasıl değiştirdiğini gösteriyor.

  • Künye: Edward Hallett Carr – Komintern ve İspanya İç Savaşı, çeviren: Ali Selman, İletişim Yayınları, tarih, 183 sayfa

Nâzım Hikmet – Kuvayi Milliye (2010)

‘Kuvayi Milliye’, Nâzım Hikmet’in aynı adlı destanının, Nuri Kurtcebe imzalı çizgiroman uyarlaması.

Nâzım Hikmet’in, 1939-1941 yıllarında İstanbul tevkifhanesiyle Çankırı ve Bursa cezaevlerinde yazdığı ve 27 Mayıs ayaklanmasından sonra basılan eseri, toprakları işgal altında olan bir ülkede büyük mücadelelerle verilen Kurtuluş Savaşı’nın öncesini ve sonrasını destansı bir üslupla kaleme getiriyor.

Hikmet’in bu destanda, görsel ayrıntıları da zengin bir biçimde tasvir ettiği bilinir.

İşte, eserin elimizdeki çizgiroman uyarlaması, hem bu görsel zenginliği tasvir etmedeki yetkinliği hem de ustaca çizgileriyle dikkat çekiyor diyebiliriz.

  • Künye: Nâzım Hikmet – Kuvayi Milliye, çizen: Nuri Kurtcebe, Leman Yayınları, çizgiroman

Özlem Kumrular – Sultan’ın Mutfağı (2010)

On altıncı yüzyıl Avrupa-Osmanlı ve Akdeniz tarihi, Özlem Kumrular’ın çalışma alanlarından.

Yazar, tarihi roman tarzındaki eseri ‘Sultan’ın Mutfağı’nı da, bu alandaki deneyimlerinden hareketle kaleme almış.

Sarayda Sultan’ı doyurmakla görevli dört başaşçı etrafında dönen kurgu, aşçıların rutin hayatının esrarengiz bir olay neticesinde alt üst oluşunu hikâye ediyor.

Dört aşçının her biri farklı dinlere, farklı tanrılara inanır.

Günün birinde Sultan, kendisine en leziz yemeği yapan aşçıya iki bin altın vereceğini ilan eder.

Bu durum, en lezzetli yemeği yapmaya koyulan aşçılar arasında örtük ama büyük bir rekabetin yaşanmasına neden olur.

Fakat bu esnada, nedeni anlaşılamayan bir ölüm ve mutfağı yok eden korkunç bir yangın, sarayın tüm düzenini alt üst edecektir.

  • Künye: Özlem Kumrular – Sultan’ın Mutfağı, Doğan Kitap, roman, 482 sayfa

Heath W. Lowry – Trabzon Şehrinin İslamlaşması ve Türkleşmesi (2010)

Heath W. Lowry elimizdeki nitelikli çalışmasında, 1461-1583 zaman aralığında Trabzon’un İslamlaşması ve Türkleşmesi sürecini inceliyor.

Yazar kitabının ilk bölümünde 15. yüzyıl Bizans ve Osmanlı tarihlerini inceleyerek, Trabzon’un Osmanlılar tarafından fethedilişinin şehrin yerli nüfusu üzerindeki etkisini araştırıyor.

Lowry ikinci bölümde, şehrin nüfus profilini veriyor ve takip eden üç bölümde de, 1523, 1553 ve 1583 yıllarının tahrir defterlerini inceleyerek, şehrin İslamlaştırılmasının 1523 ile 1583 yılları arasında gerçekleştiğini gösteriyor.

Yazar kitabının altıncı bölümünde, Trabzon şehrinin İslamlaştırılması sorununu ele alıyor ve ardından, Osmanlı fethinden altmış ile yüz yirmi yıl sonra, şehrin Hıristiyanlarının büyük ölçüde İslamiyete döndürüldüklerini ortaya koyuyor.

  • Künye: Heath W. Lowry – Trabzon Şehrinin İslamlaşması ve Türkleşmesi, çeviren: Demet Lowry ve Heath W. Lowry, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, tarih, 247 sayfa

Barbara Pusch ve Tomas Wilkoszewski – Türkiye’ye Uluslararası Göç (2010)

Elimizdeki kitap, 07-12 Mart 2007’de Goethe Enstitüsü ile Orient Enstitüsü İstanbul tarafından düzenlenen ‘Türkiye’ye Gelen Uluslararası Göçün Farklı Yönleri’ başlıklı sempozyuma sunulan bildirilerden bir seçki.

Kitapta yer alan makaleler, Türkiye’nin hem transit bir ülke hem de göç alan bir ülke olarak değişik yönlerini saptamaları ve konuya dair kapsamlı bilgiler sunmalarıyla ilgi çekecek nitelikte.

Üç bölümden oluşan kitapta ilk olarak, Türkiye’ye gelen göçün toplumsal ve siyasi koşulları ele alınıyor.

İkinci bölüm Türkiye’ye emek göçünü, yani Türkiye’de bulunan yabancı çalışanlar konusunu irdeliyor.

Kitabın son bölümü ise, Almanya’dan Türkiye’ye göç eden Almanlar, Ermenistanlı kadın göçmenler, Iraklı, Özbek, Uygur, Türkistan ve Afrikalı göçmenler gibi, Türkiye’deki yabancı topluluklara odaklanıyor.

  • Künye: Barbara Pusch ve Tomas Wilkoszewski – Türkiye’ye Uluslararası Göç, çeviren: Mutlu Çomak-Özbatır, Kitap Yayınevi, sosyoloji, 330 sayfa

Vedat Milor – Akdeniz Lokanta ve Şarap Rehberi: İtalya (2010)

Vedat Milor ‘Akdeniz Lokanta ve Şarap Rehberi: İtalya’da, Akdeniz’in zengin mutfaklarından birine odaklanıyor.

İtalya’ya tutkusunu her fırsatta dile getiren Milor eserinde, ülkenin yemek ve içki lezzetlerini, anılarıyla da harmanlayarak okuyucularıyla paylaşıyor.

Kitapta yer alan 130 lokanta ve 200’ün üzerinde şarap önerisi, kuşkusuz İtalya’nın ne denli büyük ve görkemli bir mutfağa sahip olduğunun göstergesi olarak da okunabilir.

Milor, İtalyanların mutfakta fabrikasyon olana yüz vermediklerini, bizde olduğu gibi lokanta adı altında üç yüz kişinin yemek yiyeceği “fabrikalar” kurmadıklarını ve yemek yeme gibi önemli bir işte modern kapitalist ekonominin dikte ettirmeye çalıştığı güçlere teslim olmadıklarını söylüyor.

İtalya’nın Roma, Piemonte, Venedik ve Toscana gibi kesimlerinden yemek ve şarap lezzetlerini barındıran kitap, görsel zenginliğiyle de dikkat çekiyor.

  • Künye: Vedat Milor – Akdeniz Lokanta ve Şarap Rehberi: İtalya, NTV Yayınları, kültür, 333 sayfa