Mirgün Cabas – 2001: Eski Türkiye’nin Son Yılı (2017)

2001, Türkiye’nin hem siyasi hem ekonomik hem de toplumsal olarak büyük kırılmalar yaşadığı ve bizi bugünlere getiren süreçlerin adım adım ortaya çıktığı simge yıllardan biri.

İşte deneyimli gazeteci Mirgün Cabas da, bu yıl içinde yaşanmış her biri diğerinden önemli tam otuz olayı kayda alarak hem aydınlatıcı hem de tebessüm ettiren bir belgesel ortaya koymuş.

Dile kolay, tamı tamına on altı yıl geçmiş aradan.

Kitapta AKP’nin kuruluşundan MGK krizine, ekonomik krizin ortaya çıkışından krizin sebep olduğu protestolara, Kemal Derviş’in gelişinden Bülent Ecevit’in iktidardan düşürülme sürecine, 11 Eylül saldırılarından “Hayata Dönüş” operasyonunun yarattığı büyük yıkıma ve Abdullah Öcalan’ı İmralı’dan kaçırma teklifini reddeden PKK sorumlularına kadar pek çok önemli konu anlatılıyor.

Cabas, 2001’in yalnızca siyasi ve ekonomik gelişmelerini anlatmakla yetinmiyor.

Reha Muhtar’ın sıra dışı haberciliği, UFO’ya taş atan köylü, kendisini kapkaç profesörü olarak tanımlayan kişi de bu anlamda okuyacağımız keyifli konular.

Kitabı nitelikli kılan bir husus da, bu dönemi yaşamış kimi aktörlerle yapılmış söyleşilere yer vermesi.

Cabas’ın röportaj yaptığı Mesut Yılmaz, Dinç Bilgin, Mehmet Bekaroğlu, Murat Yetkin ve Mehmet Demirkol’un da içinde bulunduğu on beş isim, 2001 yılında aktörü, tarafı veya tanığı oldukları gelişmeleri analiz ediyor.

Mirgün Cabas’ın iyi bir gazetecilik çalışması olan kitabı, Türkiye’nin bugününü daha iyi kavramak için iyi bir fırsat.

  • Künye: Mirgün Cabas – 2001: Eski Türkiye’nin Son Yılı, Can Yayınları, tarih, 544 sayfa

Jack El-Hai – Nazi ve Psikiyatrist (2017)

Hırslı Amerikan ordu psikiyatristi Dr. Douglas Kelley ile üst düzey Nazi yöneticilerinden Hermann Göring arasındaki tehlikeli ilişkinin izini süren bir biyografi.

Dr. Douglas Kelley, Amerikan ordusu tarafından, rütbeli Nazilerin mahkemede yargılanmaya akıl sağlığı bakımından elverişli olup olmadıklarını araştırmakla görevlendirilmiş genç bir psikiyatristti.

Bu yönde çalışmalar yapmaya başlayan Kelley, alan için altın değerinde bir arşiv yapar.

Öte yandan Kelley’nin, bu araştırma esnasında yanıtını öğrenmek istediği başka sorular da vardır:

Nazileri diğer insanlardan ayıran psikolojik ve karakteristik ortak özellikleri var mıdır?

Her insanda, Nazilerdekine benzer şekilde, vahşete sebep olma potansiyeli var mıdır?

Kelley bu soruların yanıtlarını ararken, diğer mahkûmlardan daha çok öne çıkan, Adolf Hitler’in sağ kolu Hermann Göring ile yakınlaşır.

Fakat kısa süre sonar samimi bir ilişki kuran Kelley ile Göring arasındaki mesafe tümüyle ortadan kalkmaya başlar.

Bu ilişkinin Kelley açısından asıl trajik yönü ise, Göring’in baskın kişiliğinin etkisinde kalması ve giderek bu usta manipülatörün yönlendirmelerine maruz kalmasıdır.

Zira Kelley’nin hayatı, bu aşamadan sonra alt üst olacaktır.

Kitap, hem tarihin en korkunç suçlularından birinin dünyasına inmesi, hem Nazilerin zihniyetini ortaya koyması ve hem de kötülüğün doğasını serimlemesiyle ilginç bir okuma vaat ediyor.

  • Künye: Jack El-Hai – Nazi ve Psikiyatrist, çeviren: Tolga Yalur, Pegasus Yayınları, biyografi, 352 sayfa

Susan Neiman – Niçin Büyüyelim? (2017)

“Yargıda bulunmak, öğrenilebilir bir şeydir fakat öğretilemez”

Susan Neiman’ın ‘Ahlâki Açıklık’ı, geçen yıl Türkçeye çevrilmişti.

Yazar söz konusu kitabında, sola egemen olan bozguncu ruh halinin nedenlerini irdelemiş, bu duruma meydan okumuş ve solu ahlâkın, idealizmin ve Aydınlanma’nın alanına geri dönmeye davet etmişti.

Yazar ‘Niçin Büyüyelim?’de ise, felsefenin bize olgunlaşmanın teslim olmakla, tevekkülle eşdeğer görülmediği bir model bulmada yardımcı olup olamayacağını sorguluyor.

Neiman, büyümenin genellikle umutlarımızdan ve hayallerimizden vazgeçme, verili olan gerçekliğin çizdiği sınırlara rıza gösterme olduğu varsayımına meydan okuyor, aksine büyümenin kendinde bir ideal olduğunu belirtiyor.

“Çocukluk dogmalarına takılıp kalan insanlar, tüm yaşamlarını dünyanın önemsedikleri inançlarla bağdaşmadığı gerçeğini inkâr ederek geçirirler.” diyen yazar, gerçek anlamda büyümenin, özgürlük ve sorumluluk etiğini içselleştirmekle mümkün olduğunu savunuyor.

Neiman bu bağlamda emeğin, eğitimin ve seyahatin anlamlı deneyimler olarak insanın olgunlaşmasına nasıl katkıda bulunduklarını tartışıyor.

Yazara göre, Aydınlanma değerleri de, bize bu anlamda önemli katkılar sunma potansiyeline sahip.

Kitabında, Aydınlanma düşüncesinin dünyanın nasıl bir yer olduğuna ve deneyimlerimizi daha da öteye taşıma konusunda bize ne gibi perspektifler kazandıracağına odaklanan Neiman, Kant’ın fikirlerini merkeze alarak, Rousseau ve Arendt’in düşüncelerini tartışıyor.

  • Künye: Susan Neiman – Niçin Büyüyelim?: Çocuksu Bir Çağ İçin Altüst Edici Düşünceler, çeviren: Nagehan Tokdoğan, İletişim Yayınları, felsefe, 208 sayfa

William John Childs – Yürüyerek Anadolu: Samsun-Halep, 1911-1912 (2017)

William John Childs, ilginç bir sima.

Kendisi, Britanya Amirallik Dairesi’nde istihbarat subayıydı.

Childs’ın asıl ilginç yanı ise, kendisinden önceki seyyahların aksine, Anadolu yolculuğunu yürüyerek gerçekleştirmesi.

Yazarın ‘Yürüyerek Anadolu’ isimli bu kitabı, onun 1911-1912 yılları arasında beş aylık bir dönemde yaklaşık 2 bin kilometreyi bulan Anadolu yolculuğuna dair izlenimlerinden oluşuyor.

Trablusgarp Savaşı’nın yaşandığı bu dönemde Childs, önce bir gemiyle Samsun’a gider ve oradan da yanında eşyalarını taşıyan bir yük beygiri ve onun sürücüsüyle birlikte Anadolu’nun içlerine, oradan Halep’e ve Kırıkhan’a doğru yol almaya başlar.

Childs’ın asıl amacı elbette Britanya adına istihbarat toplamaktı.

Fakat kitap hem renkli anlatımı hem de dönemin iyi bir tanıklığına sunmasıyla, her şeyden önce değerli bir tarihi belge.

Yazar anlatısında, dönemin Osmanlı kent ve kasabalarına, toplumsal hayatına dair gözlemlerini paylaştığı gibi, Türklerin Çerkez, Laz, Ermeni ve Rum halklarıyla ilişkilerinin nitelikli bir fotoğrafını da çekiyor.

Kitabı önemli kılan bir diğer husus da, o dönemde etkileri yoğun olarak hissedilen Müslüman-Hıristiyan ve özellikle de Müslüman-Ermeni ilişkilerindeki gerilimleri saptaması.

Kitapta, Childs’ın kendi çektiği 62 fotoğrafın yer aldığını da belirtelim.

  • Künye: William John Childs – Yürüyerek Anadolu: Samsun-Halep, 1911-1912, çeviren: Füsun Tayanç ve Tunç Tayanç, Kitap Yayınevi, tarih, 438 sayfa

Edward W. Soja – Postmodern Coğrafyalar: Eleştirel Toplumsal Teoride Mekânın Yeniden İleri Sürülmesi (2017)

Mekânın zamanla ilişkisini irdeleyen ve mekânı içerecek bir eleştirel toplumsal teori üzerine düşünen bir çalışma.

Edward W. Soja, çağdaş toplumsal teori ve analizde eleştirel bir mekânsal perspektifin yeniden yerleştirilmesi gerektiğini belirtiyor.

Soja öncelikle şu saptamayı yapıyor:

Zaman ve tarih, Batı Marksizminin ve eleştirel beşeri bilimlerin pratik ve teorik bilincinde yüz yıldır imtiyazlı bir konuma sahip ve bu süreçte tarihin nasıl yapıldığını bilmek de, özgürleştirici bilginin ve pratik siyasi bilincin öncelikli kaynağıydı.

Soja bu saptamadan yola çıkarak, zamandan çok mekânı öne çıkarıyor ve bu bağlamda kendi teorisini “tarihin yapımı”ndan ziyade “coğrafyanın yapımı” üzerine bina ediyor.

Kitap, Michel Foucault, John Berger, Fredric Jameson, Anthony Giddens, Ernest Mandel ve Henri  Lefebvre’in fikirlerine başvurarak eleştirel toplumsal teorinin düşünsel tarihini mekân, zaman ve toplumsal varlığın yanı sıra coğrafya, tarih ve toplumun değişken diyalektiklerini  kapsayacak  şekilde  yeniden  yazarak  geleneksel  anlatıyı mekânsallaştırıyor.

Kitabın ilk iki bölümünde, mekânı konu edinen bir yorumbilgisinin ikincil konuma düşürülmesinin izleri, tarihselciliğin on dokuzuncu yüzyıla uzanan köklerine ve ardı sıra gelişen Batı Marksizmiyle eleştirel beşeri bilimlere dek sürülüyor.

Üçüncü ve dördüncü bölümlerde, toplumsal ve mekânsal diyalektiğin, kentsel olanın teorik özelliğinin ve kapitalizmin varlığını sürdürmesinde coğrafi eşitsiz gelişimin hayati rolüne odaklanıyor.

Beşinci bölüm, yeni bir mekânsal perspektif kazanmış Nicos Poulantzas’ın, Batı Marksizm tarihini belirleyen mekân ve zamana dair yanılsamalar üzerine yaptığı gözlemleri ontolojik bir gözle yorumluyor.

Soja, çalışmasının son bölümünde ise, günümüz Los Angeles’ının post-Fordist peyzajında sahnelenmekte olan kentsel yeniden yapılandırmanın siyasal iktisadını ana hatlarıyla çiziyor.

  • Künye: Edward W. Soja – Postmodern Coğrafyalar: Eleştirel Toplumsal Teoride Mekânın Yeniden İleri Sürülmesi, çeviren: Yunus Çetin, Sel Yayıncılık, kent çalışmaları, 352 sayfa

Hakan T. Karateke – Padişahım Çok Yaşa! (2017)

Halen Chicago Üniversitesi, Yakın Doğu Dilleri ve Uygarlıkları bölümünde Osmanlı ve çağdaş Türk kültürü alanında ders veren Hakan Karateke’yi, Osmanlının kültürel dünyasını farklı yönleriyle irdelediği çalışmalarıyla biliyoruz.

Karateke’nin ilkin on üç yıl önce yayımlanmış, şimdi de genişletilmiş bir baskıyla raflardaki yerini alan elimizdeki ilgi çekici çalışması ise, Osmanlı devletinin son yüzyıllarındaki merasimlere odaklanmakta.

Kitapta da görüleceği gibi, Osmanlı açısından devlet törenlerinin en büyük değişimi geçirdiği dönem, 19. yüzyıldı.

Zira Osmanlı, ilk kez bu dönemde Avrupa saraylarında geçerli teşrifat kurallarına uyan diplomatik törenler düzenlemeye başladı.

Bu törenler, Osmanlı sarayına gelen Avrupa elçilerine prestij kazandırmakla kalmadı, aynı zamanda saray hayatının bizzat kendisini modernleştiren bir sürece doğru evrildi.

İşte Karateke’nin çalışması da,

  • Cülus ve Beyat merasimleri,
  • Kılıç kuşanma,
  • Muayede,
  • Cuma selamlığı,
  • Kabul törenleri
  • Ve diğer dini merasimleri, kapsamlı bir bakışla ele almasıyla önemli.

Kitap, Osmanlı’nın 19. yüzyılda hem Batı’yla hem de kendi tebaasıyla kurduğu ritüel ilişkiye daha yakından bakmak isteyenler için sağlam bir kaynak.

  • Künye: Hakan T. Karateke – Padişahım Çok Yaşa!, İş Kültür Yayınları, tarih, 400 sayfa

Lev Şestov – Dostoyevski ve Nietzsche: Trajedinin Felsefesi (2017)

Tam adıyla Lev İsaakoviç Şestov, tüm çalışmalarında geleneksel akılcı felsefeye karşı, merkezinde insanın varoluş çelişkilerinin olduğu trajedi felsefesini koydu.

‘Dostoyevski ve Nietzsche’ için de, Şestov’un bu tavrının doruğa ulaştığı yapıtlardan biri diyebiliriz.

İkisi de ışığı aramış, ama nihayetinde dipsiz bir bataklığı keşfetmiş Dostoyevski ve Nietzsche, bize trajedi konusunda neler söyler?

Şestov, ruh ikizi olarak tanımladığı Dostoyevski ve Nietzsche’nin hayatlarının ve düşüncelerinin izini sürüyor ve bu iki isimde modern anlamda trajik düşüncenin asıl ifadesini bulduğunu belirtiyor.

Şestov’un 1903’te yayımlanan kitabı hem Dostoyevski ve Nietzsche’nin düşüncelerini kavramak açısından değerli hem de trajediyi, felsefi sistemlerin kabul edemeyeceği şekilde, bizzat felsefenin bir konusu olarak ele alıp tartışmasıyla önemli.

  • Künye: Lev Şestov – Dostoyevski ve Nietzsche: Trajedinin Felsefesi, çeviren: Kayhan Yükseler, Notos Kitap, felsefe, 226 sayfa

Fahir Armaoğlu – Filistin Meselesi ve Arap-İsrail Savaşları, 1948-1988 (2017)

Arap-İsrail savaşları, yalnızca Filistin sorununu daha içinden çıkılmaz hale getirmedi, aynı zamanda yarattığı büyük dalgalanmalarla günümüz Orta Doğu’sunun tarihsel dinamiklerinde de önemli roller üstlendi.

Fahir Armaoğlu bu kapsamlı incelemesinde, yıllar geçtikçe daha yakıcı hale gelen Filistin meselesini merkeze alarak, 1948-1988 arasında yaşanmış Arap-İsrail savaşını ele alıyor.

Yaklaşık kırk yıl sürmesiyle modern çağın en uzun savaşı olarak bilinen Arap-İsrail savaşı, uluslararası niteliğiyle de bizim de içinde bulunduğumuz geniş bir coğrafyayı etkiledi.

Armaoğlu, Osmanlı’nın Orta Doğu’dan çekilmesinin, burada önemli bir boşluk yarattığını ve Filistin meselesiyle Arap-İsrail çekişmesinin de bu istikrarsız ortamın neticesi olduğunu savunuyor.

Yazar bu tezini işlerken, bölgeyi hem güncel hem de tarihsel bir perspektifle irdeliyor.

Çalışma, sadece Filistin sorunu ve Arap-İsrail savaşları için değil, en basitinden bugün Suriye’nin içinde bulunduğu durumu da daha iyi kavramak için iyi bir kaynak.

  • Künye: Fahir Armaoğlu – Filistin Meselesi ve Arap-İsrail Savaşları, Kronik Kitap, tarih, 584 sayfa

Serap Sarıtaş Oran – Sermayeyi BES’lemek: Bireysel Emeklilik Sistemi ve Emekliliğin Finansallaşması (2017)

Bireysel Emeklilik Sistemi (BES), 2017 yılından itibaren 45 yaş altı tüm özel ve kamu sektörü çalışanları için katılımı zorunlu kılan, çalışanların ve sendikaların yoğun eleştirileriyle karşılanan yeni bir düzenleme.

Serap Sarıtaş Oran’ın elimizdeki kapsamlı çalışması ise, BES’in tarihsel gelişimi kadar, emeklilik fonlarının işleyişini, bunların risk ve getiri düzeylerini, sistemden emekli olma ve devlet katkısına hak kazanma koşullarını ve nihayet, çalışanların BES’ten nasıl ve ne şekilde cayabilecekleri gibi konularda merak edilen pek çok noktayı aydınlatıyor.

Kitap, konuyla ilgili bir rehber kitap oluşunun yanı sıra,

  • BES’in Türkiye’nin 2001 sonrası finansallaşma süreciyle nasıl ilişkili olduğu,
  • BES gibi sistemlerin ne gibi tehlikeli ekonomik ve toplumsal sonuçlar doğuracağı,
  • Ve emeklilik fonlarının dünyadaki farklı örnekleri gibi konuları akademik bir çerçeveden irdelemesiyle de değerli.

Hem emeklilik sistemleri, hem finansallaşma hem de Türkiye ekonomisine meraklı okurlara fazlasıyla hitap edecek bir çalışma.

  • Künye: Serap Sarıtaş Oran – Sermayeyi BES’lemek: Bireysel Emeklilik Sistemi ve Emekliliğin Finansallaşması, Nota Bene Yayınları, iktisat, 207 sayfa

Bernardo Atxaga – Yalnız Kadın (2017)

Bask edebiyatının önde gelen yazarlarından Bernardo Axtaga’nın ‘Bask Üçlemesi’nin son kitabı olan ‘Yalnız Kadın’, bir kadının ruhsal yolculuğunu ve arayışını hikâye ediyor.

Romanın başkahramanı, Barcelona’da hapishaneden henüz çıkmış, 37 yaşındaki Irene’dir.

Dört yıllık işkencelerle dolu hapishane hayatını geride bırakan Irene, cezaevinden çıktıktan sonra bir dönem hayatını dahi feda edebileceği örgütüyle de tüm bağlarını koparmıştır.

Hapisten çıktıktan sonra doğduğu yer olan Bilbao’ya doğru bir otobüs yolculuğuna çıkan Irene, bu yolculukta hayatıyla, idealleriyle ve geleceğiyle büyük bir muhasebeye girişecektir.

Feminist çerçevesiyle de dikkat çeken ‘Yalnız Kadın’ romanında Bernardo Atxaga, Irene’in yaşadıkları üzerinden, İspanya tarihinde büyük yıkımlara sebep olmuş Franco’nun ardında bıraktığı korkunç mirasın izlerini sürüyor.

  • Künye: Bernardo Atxaga – Yalnız Kadın, çeviren: Mesut Özden Gözütok, Aylak Adam Yayınları, roman, 128 sayfa