Özgür Velioğlu – Kötülüğe Yenik Düşen Türk Sineması (2017)

Toplumları en iyi yansıtan sanat araçlarından olan sinema, kötülükle nasıl bir ilişki içinde?

Özgür Velioğlu’nun bu ilgi çekici çalışması, Türkiye sinemasını merkeze alarak söz konusu sorunun yanıtını arıyor.

Kötülük konusu, felsefenin, psikolojinin ve sosyolojinin uzun tarihinde sıklıkla üzerine eğildiği olgulardan.

Velioğlu da, öncelikle bu alanların kötülüğe nasıl baktığını ayrıntılı bir şekilde irdeleyerek kitabına başlıyor.

Kitabı özgün kılan hususların başında ise, kötülüğü saf bir bireysel sorun olarak ele almayıp, bizzat geç kapitalizmin beslediği ve toplumları terbiye etmek için başvurduğu bir olgu olarak gözler önüne sermesidir diyebiliriz.

Ardından, Türkiye’de son dönemde yaşanan sosyo-ekonomik ve siyasi gelişmelerin toplumda kötülük algısını nasıl biçimlendirdiğini irdeleyen Velioğlu, bu bağlamda kötülüğün ülke sinemasındaki görünümlerini de üç film üzerinden irdeliyor.

Bu filmler ise, Yavuz Turgul’un Eşkıya’sı, Mustafa Altıoklar’ın Ağır Roman’ı ve yine Yavuz Turgul’a ait Gönül Yarası.

Kitap, hem kötülüğün söz konusu filmlerde nasıl sıradanlaştırıldığını hem de toplumun değişen kötülük algısını gözler önüne sermesiyle önemli.

  • Künye: Özgür Velioğlu – Kötülüğe Yenik Düşen Türk Sineması, Agora Kitaplığı, sinema, 288 sayfa

Francisco de Vitoria – Dersler (2017)

Modern hukuk ve siyasi düşüncenin gelişimine önemli katkılarda bulunmuş, Salamanca Üniversitesi’nin altın çağı olarak anılan döneminin önemli teologlarından Francisco de Vitoria, aynı zamanda ikinci skolastik akımının da öncüsüydü.

Üniversitede Tommaso d’Aquino’nun, daha aşina olduğumuz ismiyle Aquinolu Tomas’ın düşünceleri üzerine dersler veren de Vitoria’nın yayımlanmış hiçbir kitabı bulunmuyor.

Öğrencileri tarafından ders notlarının bir araya getirilmesiyle ortaya çıkan bu kitap, ilk kez Türkçeye çevriliyor.

de Vitorio burada, dediğimiz gibi Tommaso d’Aquino’nun dini düşüncelerini, bu düşüncelerin gelişimini ve etkilerini kapsamlı bir bakışla ele alıyor.

1546’da ölen de Vitoria’nın, İspanyolların Amerika’daki sömürgecilik faaliyetlerini ahlaki açıdan sorguladığı da biliniyor.

Bu kitabın önemli katkılarından biri de, de Vitorio’nun bu konuyu işlediği “İspanyolların Yerlilere Savaş Açma Hakkı Üzerine” başlıklı dersinin notlarını da barındırması.

Kitapta ayrıca, de Vitorio’nun “Yeni Keşfedilen Yerliler Üzerine” ile “Sivil İktidar Üzerine” başlıklı dersleri de yer almakta.

  • Künye: Francisco de Vitoria – Dersler, çeviren: Ali Dokuzlu, Cansu Muratoğlu ve Merve Sağıroğlu, Dost Kitabevi, din felsefesi, 278 sayfa

Taha Parla – Din, Devlet, Demokrasi (2017)

Türkiye’nin siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanının önde gelen isimlerinden Taha Parla’nın daha önce yayımlanan ‘Türkiye’nin Siyasal Rejimi: 1980-1989’ çalışması, 12 Eylül’e dair dönem yazılarının derlemesi; ‘Türk Sorunu Üstüne Yazılar: 1998-2007’ de, asker vesayetinin eski gücünü yitirdiği, AKP iktidarının adım adım yükseldiği bir dönemi kapsamlı bir perspektifle anlatıyordu.

Her iki kitap da halen, irdeledikleri dönemler hakkında aydınlanmak için birer rehber niteliğinde.

Parla’nın 2007-2016 arasında çeşitli dergiler için kaleme aldığı siyasi yazılarını bir araya getiren elimizdeki ‘Din, Devlet, Demokrasi’ ise, AKP iktidarının artık yerini sağlamlaştırdığı, AKP’nin dinci ve reaksiyoner politikalarıyla doruğa ulaşan anti-laik uygulamalarına karşı, artık eski gücü kalmamış Kemalist tortuların çatışmalarını ele alıyor.

“Dönemin dikkati çeken çok tehlikeli özelliklerinden biri AKP’nin ortadan kaldırmak istediği ve ihlal ettiği bazı evrensel norm ve değerlerin de Kemalizme yakıştırılıp, genel, yüzeysel ve sözde bir Kemalizm kritiğine dahil edilerek küpeşteden denize atılmasıydı.” diyen Parla, benzer bir yönelim sergileyen İkinci Cumhuriyetçilerin ve “liberal” “solcular”ın buna nasıl önayak olduklarını ayrıntılı bir bakışla tartışıyor.

  • 2007 seçimleri AKP-asker koalisyonunun tescili miydi?
  • Gülenciliğin asıl güçlenişi AKP ile yaptığı dini-siyasi ve çıkarcı ittifakla mı gerçekleşmiştir?
  • Bu dönemde yasama, yürütme yargı ilişkileri nasıl dönüştü?
  • Yeni Anayasanın beraberinde getirdiği sorunlar nelerdir?
  • AKP döneminde sivil toplum nasıl adeta bir silah olarak kullanıldı?
  • Bugün bir Türk-İslam-NATO sentezinden bahsedilebilir mi?

Parla, kitabında bu ve bunun gibi pek çok sorunun yanıtını arıyor.

Kitapta, Türkiye’ye dair meselelerin yanı sıra, Taha Parla’nın ABD Başkanlık seçimi, ABD emperyalizminin ana hatları, kapitalizmin krizleri, otoritarizm, faşizm, laiklik ve dünya anayasalarında laiklik gibi konulara odaklandığı aydınlatıcı yazıları da bulunuyor.

  • Künye: Taha Parla – Din, Devlet, Demokrasi: Siyasi Yazılar 3: 2007-2016, Metis Yayınları, siyaset, 256 sayfa

Fritjof Capra ve Ugo Mattei – Hukukun Ekolojisi: Doğa ve Toplumla Uyumlu Bir Hukuk Sistemi (2017)

Ekolojik yıkımı telafi etmek için, özel mülkiyetin tümüyle aşıldığı yepyeni bir hukuk sistemi inşa etmemiz mi gerekiyor?

Fizikçi Fritjof Capra ile hukukçu Ugo Mattei, modernist yaklaşımın doğaya ve insana mekanikçi bir gözle yaklaştığını, şimdiye kadarki bütün tasarılarını böyle inşa ettiğini ve doğaya saygılı bir ilkeler bütününün, ancak bu mekanikçi görüşün aşılmasıyla mümkün olabileceğini düşünüyor.

Yazarlar,

  • Doğa kanunları ile hukukun antikçağdan bu yana süren birlikteliğinin bize ne gibi açılımlar sunabileceği,
  • Bilim ve hukuk arasındaki ilişkilerin nasıl yeniden tanzim edilebileceği,
  • Modernitenin mekanikçi mirasının nasıl mekanikçi bir bilim ve mekanikçi bir hukuk inşa ettiği,
  • Ve bütün bu olumsuzluklara karşı nasıl bir eko-hukuksal devrim yaratılabileceği gibi konuları tartışıyor.

Kitap, okurunu, toplumun gücünü artıracak, aynı zamanda devletler ile şirketlerin bugünkü sınır tanımaz güçlerini kısıtlayacak, ekolojik ilkeler ışığında yeniden oluşturulmuş bir düzen üzerine düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Fritjof Capra ve Ugo Mattei – Hukukun Ekolojisi: Doğa ve Toplumla Uyumlu Bir Hukuk Sistemi, çeviren: Ebru Kılıç, Koç Üniversitesi Yayınları, ekoloji, 251 sayfa

Afet İnan – Anılar (2017)

Profesör Afet İnan’ın oğlu Arı İnan tarafından hazırlanan bu kitap, İnan’ın hayatının bilinmeyen noktalarını aydınlatmasıyla, özellikle kendisine dair yorumların çokça arttığı bugün oldukça önemli bir işlev üstleniyor.

İnan, ‘Geçen Günlerim’ adını verdiği ve yeni bir baskıyla raflardaki yerini alan kitabında, bir memur çocuğu olarak ülkenin çeşitli yerlerindeki yaşantısını okurlarıyla paylaşıyor ve böylece dönem Türkiye’sinin toplumsal ve siyasi bir fotoğrafını çekiyor.

İnan burada,

  • Çocukluk ve gençlik yıllarını,
  • Memleketi Doyran’ı,
  • Doğduğu yer Kesendire’yi,
  • Adapazarı, Ankara, Mihalıççık, Biga, Alanya, Elmalı, Aydın, Söke, İzmir, Bursa, İnegöl ve Sinop’ta geçen yaşamını,
  • Mustafa Kemal ile tanışma sürecini,
  • Verdiği Yurt Bilgisi derslerini,
  • Kadın hakları alanındaki faaliyetlerini,
  • Tarih çalışmalarına başlamasını,
  • Türk Tarih Kurumu’ndaki çalışmalarını,
  • Cenevre’deki eğitim yıllarını,
  • Çevresinde bulunmuş insanları,
  • Özel yaşamını,
  • Ve bunun gibi pek çok anısını paylaşıyor.

Afet İnan’ın anıları, hem kendi hayatına hem de bir döneme ışık tutmalarıyla önemli bir tarihi belge.

  • Künye: Afet İnan – Anılar, hazırlayan: Arı İnan, Remzi Kitabevi, anı, 312 sayfa

Otto von Busch – Moda Praksisi (2017)

Bu kitap her şeyden önce, Hannah Arendt’in siyaset, iktidar, şiddet, yargı ve sorumluluk üzerine fikirlerini modanın politik gerçekliğine uygulamasıyla dikkat çekiyor.

Arendt’e göre, fikirlerle meşgul olma kapasitemiz, bizi insan yapan yönümüzdür. O halde praksis, işbirliği, katılım ve toplumsal refahın sağlanması idealini de beraberinde getiren bir çeşit “toplumsal birliktelik” şeklidir.

Arendt, katılımcı demokrasinin, kapsayıcı katılım mekanizmalarıyla, modern çağın büyük bir kısmına yayılmış olan ve moda sistemlerinde de sıklıkla gördüğümüz elitist ve bürokratik politik formların aksine hareket ettiğini belirtir.

Bu kitap da, modanın çoksesli bir toplumsal birliktelik biçimi olduğundan hareketle, modayı Arendt’in “praksis” kavramıyla paralel olarak inceliyor.

Kitap, insanın ortak katılımcı gerçekliklerini vurgulayan, kapitalizmin ve toplumun akışına yön veren moda endüstrisinin yönettiği rekabetçi, dışlayıcı ve elitist moda anlayışını dengeleyen araçlar sunmayı amaçlıyor.

Kitabın asıl üzerinde durduğu nokta da, küreselleşme ve emek meseleleri gibi modanın daha yaygın siyasi yönleri değil, sevgi ve insan ilişkileri gibi, modanın daha temel unsurları ve bu unsurların siyasi içerikleri.

Kitap,

  • Günümüzde modanın neden bu kadar güçlü olduğu,
  • Modayı kimin yaptığı,
  • Modanın nerelerde yapıldığı,
  • Modayı politikleştiren unsurların neler olduğu,
  • Modanın gücünün kişisel deneyimlenmesinin nasıl gerçekleştiği,
  • Ve modanın neler yapabildiği hakkında kapsamlı bir kaynak.

Künye: Otto von Busch – Moda Praksisi, çeviren: Dilara Kılıç, Yeni İnsan Yayınevi, moda, 144 sayfa

İbrahim Ö. Kaboğlu – 15 Temmuz Anayasası (2017)

Anayasa hukukçusu Profesör İbrahim Kaboğlu, son dönemdeki KHK’lardan biriyle üniversitedeki görevinden atıldı.

Türkiye’nin anayasa çalışmaları denince ilk akla gelen isimlerden olan Kaboğlu elimizdeki önemli çalışmasında da, OHAL altında, KHK’ların gölgesinde 16 Nisan’da, sonuçlarına dair önemli şüphelerin bulunduğu bir referanduma götürülen yeni anayasayı tartışıyor.

Yazar,

  • Yeni anayasanın neden kabul edilemez olduğunu,
  • Yeni anayasanın siyasi, ekonomik ve toplumsal açılardan neler getireceğini,
  • Türk tipi başkanlık sisteminin sakıncalarını,
  • Ve yurttaşların, bütün bunlara karşı, yılların mücadelesine dayanan demokratik kazanımlarına nasıl sahip çıkabileceklerini irdeliyor.

Çalışma, yeni anayasanın beraberinde neler getirdiğini tüm açıklığıyla görmek için iyi bir fırsat.

  • Künye: İbrahim Ö. Kaboğlu – 15 Temmuz Anayasası, Tekin Yayınevi, hukuk, 232 sayfa

Oleksandra Şutko – Hürrem Sultan (2017)

Kanuni Sultan Süleyman’ın eşi Hürrem Sultan, Osmanlı tarihinin en gizemli figürlerinden.

Hürrem Sultan o denli etkiliydi ki, sarayın en güçlülerinden biri olduğu gibi, aynı zamanda Kanuni ile felsefe ve şiir konularında sohbet edecek kadar bilgiliydi de.

Hürrem Sultan hakkında şu ana kadar yapılan çalışmalar azımsanmayacak sayıda, fakat bu kitabı diğerlerinden ayıracak en önemli yönü, bizzat Hürrem Sultan’ın hemşerisi olan Ukraynalı tarihçi Oleksandra Şutko tarafından kaleme alınması.

Şutko, Osmanlı ve Batı kaynaklarının yanı sıra, Ukrayna ve Rus kaynaklarına da dayanarak Hürrem Sultan hakkında nitelikli bir çalışmaya imza atmış.

Kitapta,

  • Hürrem Sultan’ın doğduğu çevre,
  • Ukrayna’da esir düşmesi,
  • Osmanlı sarayına getirilme süreci,
  • Zekâsı ve bilgisiyle Kanuni Sultan Süleyman’ın aklını ve yüreğini fethetmesi,
  • Sarayın zorlu iktidar savaşlarında öne çıkışı,
  • Büyük mücadelelerden sonra oğlu Selim’i tahta geçirmesi,
  • Ve bunun gibi pek çok konu ele alınıyor.

Şutko’nun çalışmasının diğer önemli katkısı da, Hürrem Sultan’ı entrikalar, komplolar ve iktidar savaşları üzerinden değil, sarayın zorluklar ve tehditlerle örülü dünyasında ayakta kalmaya çalışan bir insan ve anne olarak tasvir etmesi.

  • Künye: Oleksandra Şutko – Hürrem Sultan, çeviren: Hazal Yalın, Kitap Yayınevi, tarih, 235 sayfa

Arzu Özsoy Özmen – Kamuda Güvencesizlik: Direniş ve Uyum (2017)

Özellikle son 10-15 yılda, neoliberal politikaların egemen oluşuyla birlikte kamu hukukunda yapılan büyük değişiklikler ve sendikal hakların yontulması sonucunda, kamuda çalışanlar açısından büyük bir güvencesizlik ortaya çıkmaya başladı.

Kapitalist piyasa ilişkilerinin tümüyle egemen olduğu günümüzde, kamu çalışma ilişkileri de aşındı.

İşte Arzu Özsoy Özmen, bizzat kendi deneyimlerinden de yola çıkan bu çalışmasında, kamuda güvencesizliğin güncel halinin kapsamlı bir analizini sunuyor.

Konuyu tarihsel, toplumsal ve hukuki boyutlarıyla ele alan çalışma, aynı zamanda memurlar, akademisyenler ve taşeron firma çalışanlarıyla yapılan birebir görüşmeler ve anketlere dayanıyor.

Alan için önemli veriler ve saptamalar barındıran sağlam bir eser.

  • Künye: Arzu Özsoy Özmen – Kamuda Güvencesizlik: Direniş ve Uyum, Nota Bene Yayınları, siyaset

Paolo Vittoria – Paulo Freire: Diyaloğun Pedagojisine Giden Yol (2017)

Paulo Freire’in, meşhur çalışması ‘Ezilenlerin Pedagojisi’nde kavramsallaştırdığı ve pratiğe döktüğü ekolü, Brezilya’da başlayıp adım adım tüm dünyayı etkileyen eğitim sistemlerinden.

1997 yılında hayata veda eden Freire, 20. yüzyılın en etkili eğitim düşünürlerinden biri olarak ardında muazzam bir miras bıraktı.

Neoliberal politikaların eğitim kurumlarını birer piyasa şirketine dönüştürdüğü, eğitim sistemlerinin dünya çapında tutucu bir biçim kazandığı günümüzde, Freire’in özgün sisteminin vazgeçilmez olduğunu şimdi daha iyi anlıyoruz.

Paolo Vittoria’nın kaleme aldığı bu kitap, Freire’in düşünsel yolculuğunun nitelikli bir dökümü niyetine okunmalı.

Vittoria, Freire’in Brezilya’da eğitim sistemindeki sorunlara karşı eleştirel pedagoji sistemini nasıl ortaya çıkardığını, bunu yaparken hangi kaynaklardan yararlandığını ve bu sistemin eğitim alanına ne gibi katkılar sunduğunu detaylı bir bakışla serimliyor.

Freire’in eleştirel pedagoji akımı hakkında bilgilenmek isteyen her okura şiddetle tavsiye edilir.

  • Künye: Paolo Vittoria – Paulo Freire: Diyaloğun Pedagojisine Giden Yol, çeviren: Yasemin Tezgiden Cakcak ve Erdal Cakcak, Kalkedon Yayınları, eğitim, 178 sayfa