Bob Jessop – Devlet: Dün, Bugün, Gelecek (2018)

Devletin rolü ve niteliği hakkında tartışmalar modern politikaların merkezinde yer alsa da, devletin kendisini tanımlamak zordur, zira devlet kavramı bir dizi tarihsel yoruma tabidir.

Bob Jessop’ın bu kitabı, tam da böylesi bir tarihsel yorum ekseninde devleti anlamaya çalışmasıyla önemli bir boşluğu dolduruyor.

Kitapta, devletin soy kütüğü, ulus-devlet, devlet formasyonları, devletlerin dönemleştirilmesi, çağdaş devletler ve mevcut devlet yapılarının geleceği gibi önemli konular irdeleniyor.

Kitabın devamında ise,

  • Devletin en iyi şekilde; zor kullanma kapasiteleri, kurumsal mahiyeti, sınırları, içsel işleyişleri ve uluslararası sistem içerisindeki egemen konumu üzerinden tanımlanıp tanımlanmayacağı,
  • Devletin sosyal ilişki ya da siyasal eylem yönelimine yardımcı olup olmadığı,
  • Ve devlet ve siyaset, devlet ve hukuk, devlet ve sivil toplum, özel ve kamu, devlet iktidarı ve mikro iktidar ilişkileri arasında ne tür bağların olduğu gibi konular tartışılıyor.

Her yerde olan devleti anlamak, bilmek ve bunu daha iyi yorumlamak için, yaşayan en önemli devlet kuramcılarından biri olan Bob Jessop’ın bu incelemesine muhakkak bakılmalı.

Kitap, Jessop’ın daha önce yayınlanmış ‘Kapitalist Devletin Geleceği’ ve ‘Devlet Teorisi’ adlı kitaplarıyla başladığı üçlemenin son cildi.

  • Künye: Bob Jessop – Devlet: Dün, Bugün, Gelecek, çeviren: Atilla Güney, Epos Yayınları, siyaset, 484 sayfa, 2018

Michael Albert – Mümkün Ütopya (2018)

İnsanların küçümsendiği bir sığınak yerine karşılıklı yardım için bir aracıya dönüşen bir hareketi nasıl inşa edebiliriz?

Michael Albert’ın şahane çalışması ‘Mümkün Ütopya’, muhalefetin bugün içinde bulunduğu çıkmazları çok iyi analiz eden ve bundan çıkmanın yeni yollarını anlatan heyecan uyandırıcı bir çalışma.

“Peşine düşülen hedeflere erişmek için insanlar acı ve öfkeden sıyrılıp harekete geçmeli, bölünmüşlükten beraberliğe ve mücadeleden zafere yürümeli.” diyen Albert, şu an için en acil ihtiyacımızın, anlık zaferlerin ötesinde, yeni toplumsal ilişkiler biriktiren ve çeşitlendiren kazanımlar olduğunu söylüyor.

Kitap, yeni bir toplum yaratmak için yola çıkan aktivistlerin, toplumsal değişime nereden başlayacağını, nihai hedeflerinin neler olması gerektiğini ve başlangıç noktasından bitiş noktasına nasıl gidebileceklerini çok açık ve net biçimde ortaya koymasıyla dikkat çekiyor.

Aşağıdaki soruların yanıtını yanıt arayanların, muhakkak bakması gereken bir kitap:

  • Birbirimiz adına nasıl harekete geçebiliriz?
  • Harekete geçtiğimizde karşılıklı olarak nasıl fayda sağlarız?
  • Kendimizi nasıl örgütleriz?
  • Siyasal bağlantılarımız sebebiyle ne tür faydalar ve sorumluluklar ediniriz?
  • İnsanlar bir toplumsal harekete katıldıktan ve o hareketin tanımlanmış hedefleriyle aynı çizgiye geldikten sonra neden o hareketi terk ederler?

Michael Albert’ın bu önemli kitabının, Noam Chomsky’nin önsözüyle açıldığını da belirtelim.

  • Künye: Michael Albert – Mümkün Ütopya, çeviren: Barış Baysal, Kolektif Kitap, siyaset, 304 sayfa, 2018

Brian Innes – İşkencenin Tarihi (2018)

İşkence bireyin haklarına ve itibarına ahlaksız ve alçakça bir müdahale, insanlık adına işlenen çok büyük bir suç ve hiçbir geçerli mazereti olmayan ve olamayacak bir eylemdir.

Fakat ne yazık ki, işkenceye bugün de, bir itiraf ettirme ve sindirme aracı olarak her fırsatta başvuruluyor.

Uluslararası Af Örgütü’nün sıklıkla ortaya koyduğu gibi, vahşet sadece devletin düşmanları üzerinde değil, bizzat devletin zorbalarının hedefi olmuş masumların üzerinde de uygulanıyor.

Brian Innes bu kapsamlı incelemesinde, eski Yunan ve Roma İmparatorluğu’nda işkenceden Guantanamo esir kampındaki işkencelere kadar, geniş bir zaman diliminde işkencenin tarihini anlatıyor.

Kitap, işkencenin tarihini anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda düşünürlerin, siyasetçilerin, devletlerin ve sivil toplum kuruluşlarının işkenceye bakışlarındaki dönüşümü de kayıt altına alıyor.

Kitapta,

  • Eski Yunan ve Roma’da işkence,
  • Engizisyon mahkemelerindeki işkenceler,
  • İspanyol engizisyonu,
  • İngiltere ve sömürgelerindeki işkenceler,
  • Avrupa’da cadı avı dönemindeki kan donduran işkenceler,
  • Çin, Japonya ve Hindistan’da işkence,
  • yüzyılda işkence,
  • 11 Eylül saldırılarından sonra işkence,
  • IŞİD’in gerçekleştirdiği işkenceler
  • İşkencelerde kullanılan yöntemler,
  • İşkence aletleri,
  • Ve 20. yüzyılla birlikte geliştirilen psikolojik işkence yöntemleri gibi konular ele alınıyor.

İşkencenin tarihini, kurbanların çektiği eziyetleri ve yüzyıllar boyunca bu eziyeti ortaya çıkaran belirli aletleri ve yöntemleri anlatan önemli bir kitap.

  • Künye: Brian Innes – İşkencenin Tarihi, çeviren: Silya Zengilli, Paris Yayınları, tarih, 254 sayfa

Bruno Cany – Filozof-Sanatçının Rönesansı (2018)

Bruno Cany’nin bu kısa ama etkili çalışması, Nietzsche’nin bir süre tutkulu bir biçimde ortaya koyduğu “filozof-sanatçı” kavramından yola çıkarak Platon’dan bugüne sanatçı-felsefe konusunda yürütülen tartışmalara önemli katkı sunuyor.

Cany, kitabın ilk bölümünde, Nietzsche’nin “filozof-sanatçı” kavramını, metafizik resmin yaratıcısı olarak kabul edilen Giorgio de Chirico’nun çalışmalarında ortaya konan düşüncenin görselleştirilmesi kavramıyla karşılaştırıyor.

Cany bunun yanı sıra, Jean-Pierre Faye’in fikirleri üzerinden “felsefi anlatı”yı, Platon ve Nietzscheci anlamda “düşünce tiyatrosu”nu, Eisenstein ve Artaud bağlamında “total imaj” pragmatiği gibi, sanatçı-felsefe kavramının alanına giren kimi ilgi çekici konuları da tartışıyor.

  • Künye: Bruno Cany – Filozof-Sanatçının Rönesansı, çeviren: Sevgi Türker Terlemez, Kırmızı Yayınları, sanat, 158 sayfa, 2018

 

Victor Serge – Gücümüzün Doğuşu (2018)

Victor Serge’in elimizdeki epik romanı, devrimci hareketlerin Avrupa’yı kasıp kavurduğu 1917-1919 yıllarını, İspanya ve Rusya’da yaşanan büyük devrimci atılımları merkeze alarak anlatıyor.

Dünyanın büyük bir savaşla boğuştuğu 1917 yılının baharıyla açılan roman, Rusya’da ve İspanya’da önlenemez bir şekilde ortaya çıkan devrimci kalkışmaların işçilerin yanı sıra bütün bir toplumu nasıl dönüştürdüğünü gözler önüne seriyor.

İspanya’daki devrim fiyaskoyla sonuçlansa da, Rusya’da işçiler, köylüler ve askerlerin bir araya geldiği mücadele başarıya ulaşarak tarihi yeniden yazacak Ekim Devrimi’yle neticelenecekti.

Serge’in, iki şehirde yaşananları birbiriyle karşılaştırarak hikâyesini kurgulaması ise, romanı etkili kılan başlıca husus.

Sıkı bir devrimci olan Victor Serge, 1912-1917 yılları arasını hapiste geçirdi.

Hapisteyken Bolşevik Devrimi’ni heyecanla izleyen Serge, çıktıktan sonra sonra Rusya’ya gitti. 1919’da, devrimden iki yıl sonra Bolşeviklere katılan Serge, karşıdevrimci Beyaz Ordu’ya karşı Petrograd savunmasında yer aldı ve ayrıca gazeteci, editör ve çevirmen olarak Komintern’in ilk üç kongresinde görev üstlendi.

Serge bu romanını da, Stalin’in devrimi boğmaya varan diktatörlük uygulamalarına açıkça karşı çıktığı için yarı-tutuklu bulunduğu bir dönemde kaleme aldı.

  • Künye: Victor Serge – Gücümüzün Doğuşu, çeviren: Gülen Aktaş, Ayrıntı Yayınları, 224 sayfa, 2018

Martha C. Nussbaum – Yapabilirlikler Yaratmak (2018)

Hâkim kalkınma paradigmasının özünü oluşturan ekonomik rasyonalizm, insan yaşamını nesneleştirir, daha da korkuncu, insanın temel ihtiyaçlarını bile pazarlık konusu yapar.

Bu yaklaşıma göre, ülkelerin gelişmişlik düzeyleri gayri safi yurtiçi hâsıla gibi rakamlara göre belirleniyor.

Yine bu egemen bakış açısı, adil bölüşüm, temel ihtiyaçlar, ekonomik ve sosyal adalet, kamusal tartışmanın dışında konumlandırılıp “ideolojik” olmakla eleştirir.

İşte Martha C. Nussbaum’un bu önemli çalışması, yeni bir model olarak son zamanlarda ilgi çekmeye başlayan ‘İnsani Gelişmişlik’ veya ‘Yapabilirlikler Yaklaşımı’nı kapsamlı bir şekilde bize anlatıyor.

Temel olarak “İnsanlar gerçekte neler yapabilir ve ne olabilirler?” sorusunun yanıtını arayan bu model, bugün var olan ekonomik rasyonalizme güçlü bir alternatif olmayı amaçlıyor.

Bu modelin, Dünya Bankası’ndan Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’na (UNDP) kadar refahla uğraşan birçok uluslararası kuruluş üzerinde giderek artan bir etkisi bulunuyor.

‘Yapabilirlik Yaklaşımı’, bugüne kadar yalnızca konunun uzmanları için yazılmış makale ve kitaplarda ele alınmıştı ve genel okuyucu kitlesi ile lisans düzeyinde ders veren akademisyenler kapsamlı bir kitabın olmamasından uzun süredir yakınmaktaydı.

Nussbaum’un çalışması ise, bu boşluğu dolduruyor ve yaklaşımın kilit unsurlarını ortaya koyarak onu rakip modellerle karşılaştırarak değerlendiriyor.

Nussbaum’un bu yaklaşımı, insan öyküleri içine yerleştirilerek anlatması da, kitabın bir diğer katkısı.

  • Künye: Martha C. Nussbaum – Yapabilirlikler Yaratmak: İnsani Gelişmişlik Yaklaşımı, çeviren: Selda Somuncuoğlu, İletişim Yayınları, iktisat, 240 sayfa, 2018

Joseph Schumpeter – Emperyalizmlerin Sosyolojisi (2018)

Joseph Schumpeter’in bu önemli çalışması, emperyalizmin tarihsel ve toplumsal dinamiklerini aydınlatıyor.

Emperyalizmin, güncel toplumsal, siyasi ve iktisadi şartlardan ziyade geçmiş zamanın üretim ilişkileriyle açıklanabilecek unsurlar üzerinde büyük rol oynadığını söyleyen Schumpeter, emperyalizmi ortaya çıkaran yaşamsal zorunlulukların kaybolması durumunda emperyalizmin de zamanla ortadan kalkması gerektiğini belirtiyor.

‘Emperyalizmin Sosyolojisi’, özellikle emperyalizmin taşıyıcısı olan toplumsal yapıların çökmesi halinde, emperyalizmin nasıl çözüldüğünü geniş kapsamda tartışmasıyla önemli.

  • Künye: Joseph Schumpeter – Emperyalizmlerin Sosyolojisi, çeviren: Cem Bico, Dipnot Yayınları, sosyoloji, 152 sayfa, 2018

Emma Goldman – Hayatımı Yaşarken, Cilt 1-2 (2018)

“Dans edemeyeceksem, devriminiz sizin olsun.”

Bu söz, hayatı boyunca taviz vermemiş bir anarşist, göçmen ve Yahudi olarak yaşamış Emma Goldman’ın en meşhur sözlerinden biri olarak tarihe geçti.

Bu iki ciltlik çalışma da, Emma Goldman’ın 71 yıl süren hayatına sığdırdığı muazzam olayların ilk elden tanıklığını sunmasıyla, gerçek anlamda tutkulu ve devrimci bir hayat yaşamamız konusunda yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.

Goldman,

  • Birinci Dünya Savaşı’nda savaş karşıtıydı,
  • Milliyetçiliğe düşmandı,
  • Ekim Devrimi’nden sonra Sovyetler Birliği’ni ziyaret etti,
  • Lenin’le tartışıp büyük hayal kırıklığı yaşadı,
  • Ateizmi, özgür aşkı ve eşcinsellerin evliliğini savundu,
  • Doğum kontrolü için mücadele etti,
  • İspanya İç Savaşı’nda Anarşistleri destekledi,

Goldman’ın tutkulu mücadelesini kayda alan otobiyografisi, bir anlamda büyük dönüşümlerin yaşandığı bir “devrimler çağı” olarak tanımlayabileceğimiz 20. yüzyılın siyasi tarihi açısından da altın değerinde bir kaynak.

Bu basımı bilhassa özel ve güzel kılan husus ise, 68 Devrimi’nin 50. yılında yapılmış olması.

  • Künye: Emma Goldman – Hayatımı Yaşarken, çeviren: Beril Eyüboğlu ve Emine Özkaya, Metis Yayınları, otobiyografi, 2 Cilt, 1016 sayfa, 2018

Zygmunt Bauman – Kapımızdaki Yabancılar (2018)

Son zamanlarda bütün dünyayı etkisi altına alan göçmenlik meselesi, Avrupa’nın eski korkularını depreştirmesine vesile olması yönüyle dahi olsun incelenmeyi ziyadesiyle hak ediyor.

Zygmunt Bauman ince ama etkili çalışması, Avrupa’da şu anda yaşanan göç paniğini ve bunun o eski korkular adına nasıl suistimal edildiğini gözler önüne seriyor.

Bauman bunu yaparken, bir yandan bizi nefretin antropolojik kökenlerine doğru bir yolculuğa çıkarıyor, öte yandan bu kadar muazzam tarihsel deneyime sahip olduğu halde Batılının bu kaygılarını ehlileştirememesinin altındaki tarihsel, siyasi ve sosyolojik etken ve bahaneleri tartışıyor.

Ben bu sözleri yazarken, nasırlaşmış bir duyarsızlık ve ahlaki körlükten doğan başka bir trajedi gelip çatmak için pusuda bekliyor.” diyen Bauman, kamuoyunun, reyting açgözlüsü medya ile işbirliği içinde mülteci trajedisinden bıkkınlık noktasına doğru gitgide ve durmaksızın yaklaştığına dair işaretlerin biriktiğini söylüyor.

  • Künye: Zygmunt Bauman – Kapımızdaki Yabancılar, çeviren: Emre Barca, Ayrıntı Yayınları, sosyoloji, 96 sayfa, 2018

Kolektif – Siyasi İktisat ve Küresel Kapitalizm (2018)

Neoliberalizmin yön ve şekil verdiği 21. yüzyıl toplumsal düzenini farklı yönleriyle irdeleyen makaleler.

Toplumsal eşitlik ve üretim mekanizmalarındaki güncel krizi kapsamlı bir şekilde ortaya koyan kitap, bunu yaparken hem Marksist eleştiriden hem de Robert Brenner, Giovanni Arrighi ve David Harvey gibi çağdaş düşünürlerden de yararlanıyor.

Kitapta ele alınan kimi dikkat çekici konular şunlar:

  • Küresel adalet ve yeni büyüme kuramı,
  • Emek gücünün metalaştırılması,
  • Sermayenin merkezileşmesi,
  • ABD tahakkümünün derinleşen çelişkileri ve yeni bir küresel düzen mücadelesi,
  • Neoliberalizm ve ekonomik belirlenim,
  • Kapitalist ekonominin ekolojik hakimiyeti,
  • Neoliberal geçişte para politikası,
  • Dayatılan kemer sıkma politikalarının iktisadi, politik ve toplumsal etkileri,
  • Metalaşma ve küreselleşmeyi tersine çevirme yoluyla direniş,
  • Aile, devlet ve eğitim kurumları gibi, kapitalist olmayan kurumların aşınması ve kapitalizmin yeniden üretimi,
  • Neoliberal mülkiyet rejimine karşı küresel akış ekonomisi,
  • Yeşil Marksizm ve küresel sosyalist bir geleceğin kurumsal altyapısı,
  • Sermaye teorisinde iktisadi çevre ve sürdürülebilirlik…

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Alfred Saad-Filho, Bob Jessop, Robert Albritton, Moishe Postone, Tony Smith, Patrick Bond, David M. Kotz, Julie Matthaei, Barbara Brandt, Kees Van Der Pijl ve Richard Westra.

  • Künye: Kolektif – Siyasi İktisat ve Küresel Kapitalizm: 21. Yüzyıl, Bugün ve Yarın, derleyen: Robert Albritton, Bob Jessop ve Richard Westra, çeviren: Can Cemgil, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, iktisat, 296 sayfa, 2018