Costica Bradatan – Fikirler İçin Ölmek (2018)

Bir kişinin fikirleri uğruna ölmesi için nasıl bir filozof olması gerekir?

Tarih boyunca iktidarların gadrine uğramış tüm filozofların ortak noktası, felsefenin her şeyin ötesinde gerçeğe uygulanan bir şey olduğu fikrine duydukları derin sadakattir.

Buna çok sayıda örnek verebiliriz, ama en bilinenleri şöyle:

  • Sokrates, MÖ 399 yılında mahkeme tarafından ölüme mahkûm edilmesinin üzerine zehir içerek hayatını kaybetti.
  • İskenderiyeli pagan bir kadın filozof olan Hypatia MS 415 yılında şehrin patriği Cyril tarafından tahrik edilen Hıristiyan güruh tarafından işkence edilerek katledildi.
  • Sör Thomas More, 1535 yılında “krala ihanetten” suçlu bulunduktan sonra Londra Kulesi’nde kafası kesilerek idam edildi.
  • Giordano Bruno Katolik kilisesine bağlı engizisyon mahkemesi tarafından ölüme mahkûm edilmesinin ardından 1600 yılında Roma’da yakılarak idam edildi…

Costica Bradatan’ın bu önemli çalışması, felsefelerini reddedip sağ kalmak yerine felsefelerine bağlı kalıp ölmeyi tercih eden filozoflar üzerinden felsefenin ne olduğu hakkında zengin bir tartışma yürütüyor.

Yazar ilkin, fenomenolojik açıdan, “bir amaç uğruna ölmenin” ne demek olduğunu ve “bir amaç uğruna ölen” birinin bizde yarattığı karmaşık duyguları irdeliyor.

Bradatan devamında, sosyolojik bir bakış açısıyla, filozofun ölümünü, René Girard’ın kurban teorisi bağlamında tartışıyor.

Bradatan devamında da, filozofun ölümü ile entelektüel ve felsefi geleneklerin kuruluşu arasında nasıl bir ilişki olduğuna odaklanıyor.

‘Fikirleri İçin Ölmek’, aydınlatıcı, ufuk açıcı bir çalışma.

  • Künye: Costica Bradatan – Fikirler İçin Ölmek: Filozofların Tehlikeli Hayatları, çeviren: Kübra Oğuz, Can Yayınları, felsefe, 296 sayfa

Samuel Alexander – Parayı Tahrif Et (2018)

Sinoplu Yunan filozof Diyojen, MÖ 412 yılında doğdu ve felsefe hayatına amaçsızca dolaşan bir dilenci olarak başladı.

Antik dünyanın en etkili Kiniği olan Diyojen, sıklıkla fıçı denilen genişçe bir varilde yaşadı, eski püskü kıyafetler giydi ve tüm felsefesini de tamı tamına bu şekilde, bütün yüklerinden arındırarak özgürleştirdi.

Samuel Alexander da bu özgün çalışmasında, Diyojen’in hayatını ve fikirlerini yeniden canlandırıyor.

Kitapta yer alan altı diyalog, 2 bin 500 yıl önce bize sesleniyor ve Diyojen’in fikirlerini bugüne uyarlıyor.

Kitap, Diyojen’in bir elinde fener diğerinde bastonla Pazar yerindeki o ünlü gezintisinden başlayarak, yine bu hikâye kadar ünlü İskender’le olan konuşmasına ve oradan da Diyojen’in kitaplarının yakılmasına ve ölümüne uzanan süreci diyaloglaştırmış.

Samuel Alexander’ın yarı-Sokratik tarzda kurguladığı bu harika diyaloglar, Diyojen’in basitlik, ölçülülük ve doğallıkla ördüğü düşünce sisteminin ne denli devrimci ve ölümsüz olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.

  • Künye: Samuel Alexander – Parayı Tahrif Et: Diyojen’in Kayıp Diyalogları, çeviren: Onur İşci, Heretik Yayıncılık, diyalog, 107 sayfa, 2018

Cem Eroğul – Marksizm ve Birey Sorunsalı (2018)

Marksizmin birey konusunda sistematik bir yaklaşımının olmadığı söylenir.

Başka bir deyişle Marksizm birey hakkında, kapitalizm için geliştirdiği gibi sistematik ve özgül bir kuram geliştirmediği savunulur.

Oysa Lev Vyogtski’den başlayarak Erich Fromm’a, oradan Lucien Séve ve István Mészáros’a, daha güncel örnekler olarak da Bertell Ollman ve David MacNally gibi birçok isim, bu alanda önemli çalışmalara imza attı.

Dolayısıyla Marksizmin, bugüne dek birey konusunda dişe dokunur bir düşünce geliştirmediğini söylemek yanlıştır.

Cem Eroğul’un uzun yıllara yayılan bu çalışması da, Marksizmin birey sorununa nasıl yaklaştığını enine boyuna tartışmasıyla bu alana önemli bir katkı sunuyor.

Marksizmin birey konusunun yanı sıra biyolojik, toplumsal ve psikolojik belirlenmelere nasıl yaklaştığını da irdeleyen Eroğul, ruhumuzu, toplumsallığın bireysel biçimi olarak değerlendiriyor.

Eroğul burada ayrıca, “duygutür” kavramını da geliştirerek alana özgün bir katkı sunuyor.

  • Künye: Cem Eroğul – Marksizm ve Birey Sorunsalı, Yordam Kitap, kuram, 96 sayfa, 2018

Roberto Esposito – Communitas (2018)

Topluluğun üyelerini ortak kılan “şey” nedir ve bu şey sahiden de olumlu “bir şey” midir?

Özellikle biyopolitika teorisine katkılarıyla bildiğimiz Roberto Esposito, topluluk fikrinin siyasi ve felsefi bir bağlamda irdeliyor.

“Topluluk, politik-felsefi sözcük dağarcığına, onu bütünüyle tahrif etmeden (daha doğrusu çarpıtmadan) tercüme edilemez; son yüzyılda bunu oldukça trajik bir şekilde gördük. Bu durum siyaset felsefesinin, topluluk sorununda tam da kendi nesnesini görme eğiliminde olan belirli bir türüyle çelişiyormuş gibi görünüyor.” diyen Esposito, kavramın etimolojik kökenlerine dair kapsamlı bir analiz eşliğinde “communitas” kavramının siyaset felsefesindeki yerini de çok yönlü bir perspektifle ele alıyor.

Esposito bunu yaparken Hobbes, Rousseau, Kant, Heidegger ve Bataille’ın toplum ve topluluk üzerine fikirlerini de tartışıyor ve böylece alan için önemli bir çalışmaya imza atıyor.

  • Künye: Roberto Esposito – Communitas: Topluluğun Kökeni ve Kaderi, çeviren: Onur Kartal, İletişim Yayınları, siyaset, 248 sayfa, 2018

Nicola Chalton ve Meredith MacArdle – Bir Nefeste 20. Yüzyıl (2018)

1900 yılı geldiğinde pek çok insan hâlâ atalarının yüzyıllardır yaşadığı gibi yaşıyordu.

Ne olduysa bu tarihten kısa bir süre sonra oldu.

İşte Nicola Chalton ve Merediht MacArdle da, başka hiçbir yüzyılda yaşanmamış toplumsal, siyasi, teknolojik ve bilimsel gelişmelerin yaşandığı 20. yüzyılın nitelikli bir tarihini sunuyor.

Kitapta, Birinci Dünya Savaşı’ndan Ekim Devrimi’ne, Nazilerin önlenemez yükselişinden İkinci Dünya Savaşı’na, Filistin’in bölünüşünden İsrail’in kuruluşuna, 1968 olaylarından Soğuk Savaş’a ve Sovyetlerin çöküşünden AB’nin kuruluşuna ve yeni dünya düzenine, pek çok olay ele alınıyor.

Haritalarla da zenginleşmiş kitap, 20. yüzyıldaki dönüm noktalarını tanımlıyor, sebeplerin ve bunların sonuçlarının altını çiziyor, modern dünyayı şekillendiren karmaşık olaylar ve gelişmeler konusunda bize rehberlik ediyor.

Künye: Nicola Chalton ve Meredith MacArdle – Bir Nefeste 20. Yüzyıl, çeviren: Osman Bulut, Maya Kitap, tarih, 220 sayfa, 2018

Robert Albritton – Ekmek Yoksa Abur Cubur Yesinler (2018)

Robert Albritton’ın bu önemli çalışması, bugün yaşanan küresel kıtlığın altındaki temel dinamikleri ortaya koyan, klasik olmaya aday bir çalışma.

Çünkü Albritton esas sorunun tarım ve gıda tedarikinin kapitalist yönetiminde görülen mantıksızlık ve çelişkiler olduğunu ve mevcut küresel kıtlığın da bunun en rahatsız edici belirtilerinden sadece biri olduğunu gözler önüne seriyor.

Kitap ayrıca, kapitalizmin gıda ve tarımda yarattığı şu tahribatları da ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor:

  • Küresel ısınma çağında ve petrolün taşma noktalarına eriştiği bir dönemde yoğun petrol içeren bir gıda sistemi,
  • Ekilebilir arazilerin gıda yerine yoğun bitimde etanol ve gıda olmayan diğer ekinleri yetiştirmek için kullanılması,
  • Gıda zincirleri boyunca çiftçilerin ve işçilerin düşük gelirleri,
  • Toprak, hava ve su kirliliği,
  • Temiz su kaynaklarının hızla tükenmesi,
  • Abur cubur gıdanın yaygın biçimde pazarlanması,
  • Yeryüzünde yaşamın geleceğini temellerinden sarsan ormansızlaşma,
  • Genetiği değiştirilmiş gıdaların (GDO) taşıdığı büyük tehlikeler,
  • Devasa boyuttaki kapalı hayvan besiciliği ve işletmelerinde hayvanlara yapılan kötü muamele,
  • Dev gıda ve tarım şirketlerinin toplumsal hayatı yozlaştırması,
  • En az 3 milyar insanın yeterli miktarda ya da kaliteli gıdaya ulaşamaması…

Albritton bütün bu rahatsız edici gerçekleri ayrıntılı biçimde ele alırken, ABD merkezli küresel gıda rejiminin tarihsel ve güncel bir analizini yapıyor ve aynı zamanda daha etkin ve hesap verebilir bir kamu sektörü ile hesap verebilir şirketler oluşturulması için nasıl bir mücadele yöntemi ortaya koyabileceğimizi tartışıyor.

‘Ekmek Yoksa Abur Cubur Yesinler’, değişimin mümkün olduğunu gösteriyor.

  • Künye: Robert Albritton – Ekmek Yoksa Abur Cubur Yesinler: Kapitalizm Açlığı ve Obeziteyi Nasıl Yarattı?, çeviren: Ramazan Güngör, Otonom Yayıncılık, siyaset, 328 sayfa, 2016

David Edmonds ve Nigel Warburton – Felsefe Muhabbetlerine Dönüş (2018)

‘Felsefe Muhabbetlerine Dönüş’, bu seriden yayınlanan üçüncü kitap ve felsefenin çeşitli temalarını, bugün bu alanda fikir üreten 27 isimle konuşmaya, kaldığı yerden devam ediyor.

Kitapta felsefeciler; zevk, acı, mizah, ahlaki statü, işkence, hayvan köleliği, bilinç, materyalizm, benlik algısı, hayal gücü, özgür irade, cezai sorumluluk, hoşgörü, istismar, itibar, siyasette kirli eller, metafizik, aklın enigması, anlam ve yorum, hayatın anlamı ve ölümden sonraki yaşam gibi pek çok güncel konu ve sorunu tartışıyor.

‘Felsefe Muhabbetleri’ni ilgiyle takip etmiş okurların bu kitabı da severek okuyacağını düşünüyoruz.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Thomas Hurka, Michael Tye, Noël Carroll, Jeff McMahan, John Mikhail, Raimond Gaita, Gary L. Francione, Ned Block, Patricia Churchland, Frank Jackson, Galen Stawson, Alison Gopnik, Daniel Dennett, Fiery Cushman, Nicola Lacey, Victor Tadros, Philip Pettit, Susan Mendus, Hillel Steiner, Rae Langton, Nancy Fraser, C. A. J. Coady, Kit Fine, Dan Sperber, Stephen Neale, Susan Wolf ve Samuel Scheffler.

  • Künye: David Edmonds ve Nigel Warburton – Felsefe Muhabbetlerine Dönüş, çeviren: Esra Nur (Sözbilici) Acar, Maya Kitap, felsefe, 307 sayfa, 2018

Lars Svendsen – Yalnızlığın Felsefesi (2018)

En iyi zamanlarımızı yalnızken yaşayabiliriz.

Oysa yalnızlık, ona maruz kalanlar için ciddi bir sorun olabilir. Zira çoğu insan için yalnızlık, onların yaşam kalitelerini önemli ölçüde etkilemektedir.

Ayrıca böyle durumlarda, utanç dediğimiz duygu da işin içine girer.

Bu kitabın yazarı Lars Svendsen ise, yalnızlığı, kendi başına olma (solitude) şeklinde tarif ediyor.

Öte yandan yazara göre, adı ister yalnızlık veya solitude olsun, bu durum kendimiz ve dünyadaki yerimiz hakkında önemli şeyler söyler.

Kitap, yalnızlığın tam olarak ne olduğunu, kimlere tesir ettiğini, yalnızlık hissinin neden doğduğunu, neden kolayca geçmeyip sonra da kaybolduğunu ve hem bireyler hem de toplum olarak yalnızlıkla nasıl ilişkilenebileceğimizi inceliyor.

“Hiç yalnızlık duymamış bir kişi büyük olasılıkla duygusal bir eksiklik ya da kusurdan mustariptir.” diyen Svendsen, yalnızlığı ele alırken felsefe ile deneysel bilimleri harmanlıyor.

Kitapta,

  • Psikoloji ve sosyal bilimlerde yalnızlık,
  • Duyguların doğasına dair tartışmalar,
  • Yalnızlık deneyimini tetikleyen etkenler,
  • Yalnızlık ile güven, arkadaşlık ve sevgi arasındaki ilişki,
  • Modern birey ve yalnızlık,
  • Yalnızlığın olumlu biçimi olarak kendi başınalık,
  • Yalnızlığımızla baş edebilmek için her birimize düşen bireysel sorumluluklar,
  • Ve bunun gibi konular tartışılıyor.

Svendsen’in modern bireyin yalnızlığıyla ilgili burada dillendirdiği tezi de dikkat çekici.

Yazar, modern toplumun ana sorunun çok fazla yalnız olmamız değil, aksine yeterince tek başına kalmamamız olduğunu savunuyor.

  • Künye: Lars Fredrik Händler Svendsen – Yalnızlığın Felsefesi, çeviren: Murat Erşen, Redingot Kitap, felsefe, 213 sayfa, 2018

Stewart Lee Allen – Kahvenin Hikâyesi (2018)

Avrupalılar kahve içmeye ne zaman başlamışlardı ve kahve onların hayatında neyin yerini almıştı?

Stewart Lee Allen, bu sorunun yanıtını aramak için dünyanın dörtte üçünü, yani yaklaşık olarak otuz iki bin kilometreyi trenle, Arap yelkenlisiyle, çekçekle, kargo gemisiyle, en sonunda bir eşekle kat etmiş ve ortaya bu kitabı çıkarmış.

Kitap, 2 bin yıldan daha uzun bir zaman önce Etiyopya’da kahvenin ilk kez bulunmasından başlayarak, okurunu bir dünya ve tarih yolculuğuna çıkarıyor.

Bu yolculukta karşımıza, sekiz yüzyıl önce kahvenin ilk kez ekildiği Güney Yemen’in köyleri, dünya üzerindeki en ilginç kahve içme mekânları, Fransız İhtilali zamanlarındaki Paris salonları ve kafeleri, Amerika’nın yol kenarı lokantaları, kahve içmenin kültürler üzerindeki yansımaları ve bunun gibi birçok enteresan bilgi çıkıyor.

  • Künye: Stewart Lee Allen – Kahvenin Hikâyesi, çeviren: Merve Yalçın, Maya Kitap, tarih, 224 sayfa, 2018

Guy Haarscher – Laiklik (2018)

Bilinç ve ifade özgürlüğü için verilen uzun mücadelelerin sonucunda kazanılan laikliğin, özellikle Batı’da uzun bir tarihi var.

İşte Guy Haarscher’in bu önemli kitabı da, hem laikliğin gelişimi hem de Batı’da şu an laiklik hakkında yürütülen güncel ve yoğun tartışmaları ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor.

Fransa’da kiliseyle devlet arasında tüm bağları koparan 1905 tarihli yasal düzenleme, o günden bu yana farklı tartışmaların konusu olageldi.

Haarscher’in çalışması da, bu gelişme ekseninde laikliğin bugünkü durumunun geniş bir yorumunu sunuyor.

Kitap, yalnızca laikliğin tarihsel gelişimi ve dönüşümünü kavramak için değil, laikliğin din, bilinç ve ifade özgürlüğü açısından hem günümüzde hem de gelecekte neden vazgeçilmez olduğunu gözler önüne sermesiyle de önemli.

  • Künye: Guy Haarscher – Laiklik, çeviren: Rana Arıkan Pekin, Dost Kitabevi, siyaset, 131 sayfa, 2018