Sosi Antikacıoğlu – Geçmişimden Sesler ve Renkler (2018)

Sosi adı, Ermenicede çınar ağacı anlamına gelir.

Sosi Antikacıoğlu’nun anılarından oluşan ‘Geçmişimden Sesler ve Renkler’ ise, çınar ağacı gibi kökleri Türkiye topraklarının en derinlerine kök salmış Ermeni bir ailenin hikâyesini anlatıyor.

“Yakın çevremizdeki insanlar aramıza ayrılık gayrılık koymadılar, bu nedenle kendimizi yabancı hissedeceğimiz batı ülkelerine göç etmedik. On bir yaşımdan itibaren en yakın arkadaşlarımın, can yoldaşlarımın çoğu Türkler oldu.”

Antikacıoğlu böyle diyor ve kitabında, hem bunun gibi iyimser durumları hem de bu topraklarda Ermeni olmanın beraberinde getirdiği acı gerçekleri, zengin gözlemler eşliğinde bizimle paylaşıyor.

Antikacıoğlu’nun Türkiye’nin 1940’larından günümüze uzanan anılarında kırımdan geçmek de var, 6-7 Eylül de var; Anadolu, Trakya, İstanbul, Şişli, Büyükada ve Boğaziçi Üniversitesi de var.

Antikacıoğlu’nun ve ailesinin hayat macerasından trajik, kimi zaman ilginç ve kimi zaman da tebessüm ettiren anılar sunan çalışma, neticede itibariyle dört dörtlük bir Türkiye anlatısı.

  • Künye: Sosi Antikacıoğlu – Geçmişimden Sesler ve Renkler, İletişim Yayınları, 270 sayfa, 2018

Zeynep Direk – Cinsel Farkın İnşası (2018)

Zeynep Direk’in elimizdeki ufuk açıcı çalışması, cinsiyet konusunu geniş bir felsefi ve siyasi çerçevede irdelemesiyle alan için çok değerli bir çalışma.

Simone de Beauvoir, Hegel, Platon, Georges Bataille, Julia Kristeva, Elizabeth Grosz, Luce Irigaray, Jean-Luc Nancy ve Paul Ricoeur gibi isimlerin düşüncelerini irdeleyen Direk hem iktidarın veya siyasi egemenliğin kadına bakışının düşünsel dayanaklarını hem de felsefenin buna verdiği yanıt üzerinden toplumsal cinsiyet, cinsiyet farklılığı, arzu, erotik deneyim, erotik ilişki, eros etiği, ezilme, şiddet, egemenlik, öznelik ve özerklik gibi pek çok kavramı tartışıyor.

Kitapta,

  • Simone de Beauvoir’da içkinlik,
  • Kristeva ve Battaile’ın dine bakışları,
  • Erotik deneyim ve cinsiyet farklılıkları,
  • Hegel’in birer feminist okuru olarak Irigaray ve Buttler,
  • Egemenlik ve toplumsal cinsiyet,
  • Jean-Luc Nancy’de cinsel ilişki, arzu ve keyif,
  • Ve Paul Ricoeur’de kırılganlık ve özerklik gibi konular ele alınıyor.

“Direniş toplumsal bağlar, ilişkiler kurmaktır; kırılgan öznelerin birlikte güçlenme ve bir toplum inşa etme sürecidir. Bu bakımdan direniş, feda etme veya kurban etmeyi meşrulaştıran bir varoluş biçimi olmamalı, bir oluş, bir yaşam savunusu, bir hayatta kalma mücadelesi olabilmelidir.” diyen Direk, sadece kadınların değil, bütün ezilenlerin bize dayatılan bu hayatla nasıl mücadele edebileceğini, nasıl özerk özneler haline gelebileceğimizi tartışıyor.

  • Künye: Zeynep Direk – Cinsel Farkın İnşası: Felsefi Bir Problem Olarak Cinsiyet, Metis Yayınları, toplumsal cinsiyet çalışmaları, 296 sayfa, 2018

Solomon Volkov – 20. Yüzyıl Rus Kültür Tarihi (2018)

Yirminci yüzyılda Rus kültürü bir mücevher gibi ışıldar, fakat aynı zamanda inanılmaz karmaşıklıklar da barındırır.

Bu karmaşıklığın en önemli nedenlerinden biri de, Sovyetleri yönetenler ile Rus sanatçılar arasındaki ilişkilerin niteliğiydi.

Solomon Volkov da elimizdeki bu önemli kitabında, bu görkemli dönemin zengin bir fotoğrafını çekiyor.

Kitapta, Sovyetlerle yaşanan dönüşümlerin ve bu süreçte deneyimlenen iktidar ilişkilerinin Tolstoy, Gorki, Chagall, Kandinski, Soljenitsin ve Tarkovski, gibi isimlerin yaratımlarını nasıl etkilediği, hatta bu yaratımlara nasıl yön verdiği anlatılıyor.

Özellikle içeriden öyküler anlatmasıyla dikkat çeken kitap, yirminci yüzyıl boyunca Rus kültür hayatına yön veren dinamikleri ve aktörleri daha iyi tanımak için çok önemli bir fırsat.

  • Künye: Solomon Volkov – 20. Yüzyıl Rus Kültür Tarihi: Tolstoy’dan Soljenitsin’e Büyülü Koro, çeviren: Sabri Gürses, Alfa Yayınları, tarih, 415 sayfa, 2018

Demet Taner – Canlar Ölesi Değil (2018)

“Öyle anlar var ki, yaşamın bir değeri kalmıyor. Öyle anlar var ki, eksiliyorsunuz. Ama kalan her zerreniz önceki bütünün bütün artılarını, kendi çekirdeğinde taşıyor.”

Böyle başlıyor, Demet Taner’in, eşi Haldun Taner’in ölümünün onuncu yılında, ilk kez 1996’da yayınladığı elimizdeki kitabı.

Türkiye edebiyatının ve tiyatrosunun önde gelen simalarından Haldun Taner’in hayatından önemli ayrıntılar sunan kitap, ilk yayınlanışının üzerinden yirmi yılı aşkın süre geçtikten sonra şimdi yeniden raflardaki yerini aldı.

Demet Taner, can yoldaşı Haldun Taner’le ilk karşılaşmalarından başlayarak, kendisiyle uzun yıllar süren birlikteliğini, Taner’in bir eş ve insan olarak portresini, edebiyat ve tiyatro alanlarındaki üretimlerinin arka planını ve bunun gibi birçok önemli gelişmeyi bizimle paylaşıyor.

Taner’in kişisel ve edebi hayatının kapsamlı bir dökümü olan kitap, her şeyden önce bir sevgi meseli olarak okunmalı.

  • Künye: Demet Taner – Canlar Ölesi Değil: Fotoğraflarla Haldun Taner’in Yaşamöyküsü, Yapı Kredi Yayınları, biyografi, 136 sayfa, 2018

Zygmunt Bauman ve Carlo Bordoni – Kriz Hâli ve Devlet (2018)

En son 2008 ekonomik krizinde de gördüğümüz gibi, tek tek devletler küreselleşen dünyanın sorunlarını çözme konusunda yetersiz.

Bunun en önemli nedenlerinden biri de, ilk bakışta dünya devletler tarafından yönetiliyor görünse de, aslında tüm iplerin büyük şirketlerin elinde olmasıdır.

Bu durum aynı zamanda, siyaset ile iktidar arasında ne denli büyük bir ayrılık bulunduğunun en açık göstergesi.

Zygmunt Bauman ve Carlo Bordoni ise, kriz üzerine klasik bir analiz yerine, Batılı toplumların bugün karşı karşıya kaldıkları krize sebep olan tarihsel dönüşümlerin izini sürüyor.

Krizin toplumsal ve siyasal alandaki yansımalarını ayrıntılı bir bakışla ele alan Bauman ve Bordoni, bugün yaşadığımız sorunun kökünün eskilere dayandığını ve yaşanan krizi aşmanın tek yolunun da bunların iyice bilincine varıp bu gerçeklerle yüzleşmek, onlarla mücadele etmek olduğunu gözler önüne seriyor.

  • Künye: Zygmunt Bauman ve Carlo Bordoni – Kriz Hâli ve Devlet, çeviren: Yavuz Alogan, İthaki Yayınları, siyaset, 192 sayfa, 2018

Claire Bishop – Yapay Cehennemler (2018)

Claire Bishop’un ‘Yapay Cehennemler’i, geniş bir tarihsel perspektifle çağdaş sanatta katılımcılığın izini sürüyor.

Kitapta,

  • İtalyan Fütürizmi,
  • Rus Konstrüktivizmi,
  • Dada,
  • Sitüasyonizm,
  • Yaratıcılık ve kültür politikası,
  • Özgürleşmiş izleyiciler,
  • Sanat ve sadizm,
  • Sitüasyonist Enternasyonalizm,
  • Bir terör eylemi olarak sanat,
  • Topluluk sanatları hareketi,
  • Emek ve haz olarak performans,
  • Sanatta sapkınlık ve sahicilik,
  • Doğu Avrupa, Arjantin ve Paris’teki Happening’ler,
  • 1970’lerin topluluk sanatı hareketi,
  • Sanatçının özerkliği,
  • İşbirliğine dayalı sanatın gelişimi,
  • Sanatta estetiğin etikle yüzleşme süreci,
  • Ve Thomas Hirschhorn, Tania Bruguera ve Paul Chan gibi sanatçıların eğitim projeleri gibi, çağdaş sanatın gelişimindeki birçok dönüm noktası tartışılıyor.

Katılımcı estetiğin gelişimini kapsamlı bir şekilde ortaya koyması, ayrıca bunu yaparken zengin örnekler sunmasıyla önem arz eden çalışmanın, ilk yayınlandığı zamanlarda beraberinde önemli tartışmaları getirdiğini de belirtelim.

  • Künye: Claire Bishop – Yapay Cehennemler: Katılımcı Sanat ve İzleyici Politikası, çeviren: Mine Haydaroğlu, Koç Üniversitesi Yayınları, sanat, 394 sayfa, 2018

Kolektif – “Yeni Türkiye”ye Varan Yol (2018)

İlk baskısı 2014’te İngilizce yapılan bu kitap, 2002 yılında iktidara gelen AKP’nin iktisadi ve siyasi alanda hegemonya kurma sürecini kapsamlı bir şekilde irdeleyen makaleleri bir araya getiriyor.

Kitapta,

  • 1980 sonrası Türkiye’de otoriterizmin değişen biçimleri,
  • Neoliberal dönemde Türkiye’de devlet ve sermaye,
  • Yine bu dönemde Türk milliyetçilikleri arasında süren hegemonya mücadelesi,
  • AKP’nin Kürt politikası,
  • AKP iktidarında kent rantı ve kentlerin yıkımı,
  • Örgütlü işçi hareketinin sindirilmesi,
  • İslami burjuvazinin yükselişi,
  • AKP iktidarının aile, cinsellik ve toplumsal cinsiyete yansımaları,
  • Ve İslamcı hareket ile Kürt hareketi arasındaki ilişki gibi önemli konular irdeleniyor.

AKP’yi ele alan kitaplardaki temel sorunlardan biri, konuya daha çok devlet elitleri bağlamında yaklaşan, devlet merkezci bakışlarıdır diyebiliriz.

Bu kitabın en özgün katkısı ise, kapitalizmin dinamikleri, sınıfsal ve sosyo-politik güç ilişkileri ve devletin kurumsal mimarisini AKP incelemesine dâhil etmesi, başka bir deyişle AKP’nin elde ettiği politik gücü ve başarıyı neoliberal hegemonyanın inşası çerçevesinde ele alması.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, kitap ilk olarak 2014’te, İngilizce olarak yayınlandı.

Şunu da özellikle belirtmeliyiz: Bu kitapta makaleleri bulunan isimlerin önemli bir bölümü, son zamanlarda peş peşe çıkarılan KHK’larla işlerinden atıldı.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar şöyle: İsmet Akça, İrfan Aktan, U. Uraz Aydın, Ahmet Bekmen, Mehmet Sinan Birdal, Erbatur Çavuşoğlu, A. Ekber Doğan, M. Görkem Doğan, Yasin Durak, F. Serkan Öngel, Barış Alp Özden, Ece Öztan, Güven Gürkan Öztan, Julia Strutz ve Erdem Yörük.

  • Künye: Kolektif – “Yeni Türkiye”ye Varan Yol: Neoliberal Hegemonyanın İnşası, editör: İsmet Akça, Ahmet Bekmen ve Barış Alp Özden, çeviren: Kemal Deniz, İletişim Yayınları, siyaset, 376 sayfa

Tim Powers – Son Çağrı (2018)

Amerikalı yazar Tim Powers Türkiye’de pek tanınmasa da, kendisi bilimkurgu ve fantazi edebiyatın önemli isimlerinden.

Powers Türkçeye yeni çevrilen ‘Son Çağrı’ ve ‘Declare’ adlı iki romanıyla Dünya Fantazi Ödülü’nü kazanmıştı.

Yazarın, 1987 tarihli ‘Gizemli Denizlerde’ adlı romanının Karayip Korsanları’na uyarlandığını da belirtelim.

Powers’ın elimizdeki ‘Son Çağrı’ romanı ise, tek gözlü kumarbaz Scott Crane’in kumar ile inişli çıkışlı ilişkisini hikâye eden bir nevi kara roman.

Crane, yıllar önce tuhaf bir poker oyununda ruhunu kaybetmiştir, üstelik uzun yıllardır oynadığı kumarda neredeyse hiç başarılı olamamıştır.

Şimdi Crane, heba ettiği hayatını geri kazanabilmek için daha büyük bir kumar oynamaya karar vermiştir.

Kahramanımız bu son oyunu kazanırsa, sadece para değil, kaybettiği ruhunu ve onurunu da geri kazanacaktır.

Bu güzel roman, hem sürükleyici ve sürprizlerle dolu kurgusu hem de derinlikli ve tarihsel karakterleriyle dikkat çekiyor.

Tavsiye edilir.

  • Künye: Tim Powers – Son Çağrı, çeviren: Ozan Karakaş, Alfa Yayınları, roman, 680 sayfa, 2018

Immanuel Ness – Güneyin İsyanı (2018)

Gelişmiş ülkelerdeki işçilerin uzun zamandır sesi soluğu çıkmıyor.

Oysa Dünyanın Güney Yarıküresi’ndeki işçi sınıfı, post-endüstriyel kapitalizmin sınır tanımaz azgınlığıyla mücadele etmeye devam ediyor.

Hem de gün geçtikçe güçlenerek…

Siyaset bilimci Immanuel Ness de bu önemli kitabında, Çin, Hindistan ve Güney Afrika’daki işçi sınıfının tarihsel mirasını, bugünkü durumlarını ve kapitalizme karşı mücadelelerinin kapsamlı bir incelemesini yapıyor.

Ness ilkin, emperyalizmin bu bölgedeki etkilerinin, bölgenin yeni endüstriyel proletaryasının oluşumuna ne gibi etkilerde bulunduğunun kapsamlı bir analizini yapıyor.

Yazar ardından, tamamıyla güvencesiz iş hayatı süren bu sınıfın her şeye rağmen baskıcı iktidarlar, küresel sermaye, tekelci kapitalizm ve serbest piyasa ekonomisinin sacayaklarını oluşturduğu bu post-endüstriyel kapitalizme karşıtı mücadelede neden aktif bir güç olma potansiyelini taşıdığını gözler önüne seriyor.

  • Künye: Immanuel Ness – Güneyin İsyanı: Küresel İşçi Sınıfının Gelişi, çeviren: Akın Emre Pilgir, Koç Üniversitesi Yayınları, siyaset, 251 sayfa, 2018

Siddhartha Mukherjee – Gen (2018)

Gen, kalıtımın ve canlılardaki biyolojik bilginin temel birimi.

Siddhartha Mukherjee da bu harika kitabında, kendi ailesindeki şizofreni geçmişinden yola çıkarak bilim tarihindeki en güçlü ve tehlikeli fikirlerden birinin doğuşu, etkileri ve geleceğiyle ilgili aydınlatıyor.

Mukherjee, kronolojik bir sıra takip eden kitabında,

  • “Gen” kelimesinin bile hâlâ ortalıkta görünmediği bir zamanda, Mendel’in 1864’deki gözlerden ırak Moravya Manastırı’ndaki bezelye çiçekli bahçesindeki çalışmalarını,
  • “Gen”in Darwin’in evrim kuramıyla kesişmesini,
  • İngiliz ve Amerikalı reformcuların gen fikriyle büyülenince, insan genetiğini manipüle ederek evrimi hızlandırma fikriyle hayallere dalmasını,
  • Bu fikrin 1940’larda Nazi Almanya’sıyla zirveye çıkarak dünyaya dehşet saçmasını,
  • Nazilerin, insanın ıslahı ülküsünü korkunç deneyler, esir kampları, kısırlaştırma, ötenazi ve toplu katliamlar için bahane olarak kullanmasını,
  • İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gelen bir dizi keşifle biyolojide devrim yaşanmasını,
  • DNA’nın üç boyutlu yapısının ve genetik kodun çözülmesini,
  • 1970’lerde gen dizileme ve gen klonlamanın başlamasını,
  • 1980’lerde hastalıklarla ilgili genlerin tespit edilmesiyle genetik tedavide yeni bir dönemin başlamasını,
  • İnsanın bütün genomunu haritalandırmak ve dizilemek için uluslararası çapta yürütülen Genom Projesini, ve bunun gibi birçok önemli konuyu irdeliyor.

Çalışmasının önemli bir bölümünü kalıtım ve aile ilişkisini irdelemeye ayıran Mukherjee, genetik biliminin yetkin bir etik çerçeveyle örülmüş dehşet ve şaşkınlık uyandıran hikâyesini sunuyor.

Kitabın, Kraliyet Akademisi Bilim Kitabı Ödülü kazandığını da ayrıca belirtelim.

  • Künye: Siddhartha Mukherjee – Gen, çeviren: Cem Duran, Domingo Kitap, bilim, 616 sayfa, 2018