Leonard Mlodinow – Akıllı Homo Sapiens (2019)

Bildiğimiz anlamıyla insanın, dünya üzerindeki macerası çok uzun değildir.

Onu, atası Homo Sapiens olarak milyonlarca yıl önce, taş aletlerin yardımıyla güç bela hayatını sürdürürken görürüz.

Peki, ne oldu da bir zamanlar yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış bu varlık, günümüzün bu öngörülmemiş uygarlığını ve akıl almaz teknolojisini geliştirdi?

Leonard Mlodinow, Afrika’daki kökenlerimizden bugüne uzanarak, insanlık tarihinin ve en önemlisi de bu tarihi mümkün kılan bilimsel gelişmelerin kapsamlı bir belgeselini sunuyor.

İnsanoğlunun uygarlaşma serüveninde öne çıkmış fikirler ve yaklaşımlar ile bu macerada etkili olmuş belli başlı filozof ve bilginlerin katkılarını da ortaya koyan Mlodinow, bilimin insanlığın macerası içinde nasıl bir yer tuttuğunu ve bugün hangi bilimsel sorunların gündemde olduğunu ele ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor.

Kolay anlaşılabilir bilimsel çalışma arayanların muhakkak edinmesi gereken bir kitap.

  • Künye: Leonard Mlodinow – Akıllı Homo Sapiens, çeviren: Mihriban Doğan, Say Yayınları, bilim, 464 sayfa, 2019

Sean McMeekin – Osmanlı’da Son Fasıl (2019)

“Ölüm döşeğindeki bir hasta olarak bakıldığında, Avrupa’nın Hasta Adamı’nın ölmesi uzun bir süre aldı. Osmanlı gerilemesinin başlangıç tarihini belirlemek, modern tarihin harika entelektüel salon oyunlarından biridir.”

Sean McMeekin’in bu kapsamlı çalışması, Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki durumu ve savaş sonrasında Ortadoğu’nun yeniden biçimlenişi hakkında tam bir başvuru kaynağı.

Yeni açılan Osmanlı ve Rus kaynaklarının yanı sıra, İngiliz, Alman, Fransız, Amerikan ve Avusturya-Macaristan arşivlerinden de yararlanmasıyla dikkat çeken kitap,

  • Osmanlı’nın çözülüşüyle sonuçlanan etnik-dinsel buhranı,
  • Zorunlu göçleri,
  • Balfour Bildirisi’ni,
  • Halifeliğin yıkılışını,
  • Irak ve Suriye’nin paylaşımını,
  • Ve daha da önemlisi, bütün bu meselelerin günümüze tam olarak nasıl bir miras bıraktığını derinlemesine irdeliyor.

Künye: Sean McMeekin – Osmanlı’da Son Fasıl: Savaş, Devrim ve Ortadoğu’nun Şekillenişi 1908-1923, çeviren: Nurettin Elhüseyni, Yapı Kredi Yayınları, 516 sayfa, 2019

Ali Güveloğlu – Antik Çağ’da Beslenme ve Damak Tadı (2019)

Antik Çağ’ın yemek kültürü nasıldı?

Soruyu daha da genişletecek olursak, Antik Çağ’da yemek ihtiyacı ile sömürgecilik faaliyetleri arasında nasıl bir ilişki vardı?

Ali Güveoğlu’nun bu şahane kitabı, Eski Çağ tarihi ile yemeğin nasıl iç içe geçtiğini çarpıcı ayrıntılar eşliğinde ortaya koyuyor.

Kitapta,

  • Hellenlerin tahıl tarımı yapabilecekleri arazilere duydukları ihtiyaç neticesinde, kolonizasyon faaliyetlerine girişme süreçleri,
  • Romalıların birçok alanda kullandıkları silphium bitkisini neslini tüketmek pahasına ithal etmeleri,
  • Zeytin ve zeytinyağının Hellen uygarlığındaki belirleyici rolü,
  • İmparatorlar sofralarında en seçkin yemeklerin bulunması için yapılan sonu gelmez uğraşları ve bu lüks için ödenen bedeller,
  • Ve bunun gibi yemeğin tarihle ilişkisi anlamında pek çok dikkat çekici konu irdeleniyor.

Antik Çağ ve beslenme kültürü hakkında okumayı sevenler, konuya ilgi duyan araştırmacılar ve lisansüstü eğitim gören öğrencilerin muhakkak edinmesi gereken bir çalışma.

Kitaptan birkaç alıntı:

Mısırlılar hiçbir hayvanın başını yemezler, çünkü hayvanı kurban etmeden önce benim başıma gelecek kötülükler bu başa gelsin diyerek beddua eder, böylece kötülüklerden korunacaklarını düşünürlerdi.

…bir kral doğası gereği etle beslenen bir hayvandır. (Plut. Cato. VIII. 8.)

Doğa az bir şeyle savuşturulur: aç midemiz değil, açgözlülüğümüz bizim için pahalıya mal olur. (Sen. Ep. VI. 60. 3)

Birçok Hellen kentiyle birlikte Syrakusa’nın da tiranı olan Gelon (M.Ö. 491-78) lükse düşkün olmasıyla tanınıyordu. Sicilyalı Diodoros Akragas kenti sakinlerinin tirana balık sağlayabilmek için nehir ve kaynak sularıyla doldurdukları neredeyse bir mil uzunluğunda ve otuz ayak derinliğinde bir havuz yaptırdıklarından söz eder. Bunu tiranın lüks ve hazza dayalı yeme isteğini karşılamak amacıyla yapmışlardır, ancak havuz sonradan kaybolmuştur.

  • Künye: Ali Güveloğlu – Antik Çağ’da Beslenme ve Damak Tadı, Pinhan Yayıncılık, tarih, 272 sayfa, 2019

Emil Michel Cioran – Yeni Tanrılar (2019)

Emil Michel Cioran, bütün maharetinin yanı sıra, Nietzsche ile birlikte aforizma türünün de ustasıdır.

Cioran’ın ‘Yeni Tanrıları’ da, başka birçok şeyin yanı sıra, bu maharetin en iyi ürünlerini barındırmasıyla göz dolduruyor.

Cioran tabiri caizse, zehir dillidir.

Onun bu acımasız eleştirilerinden hemen her şey nasibini alır.

Çelişkileri ustaca kullanır ki, tarzındaki belki de asıl çarpıcılık budur.

Bu kitap da, tüm bu saydıklarımızın vücut bulmuş hali olarak karşımızda duruyor.

‘Yeni Tanrılar’ insanı, onun yarattıklarını temelden reddeden, bunu yaparken de hiçbir teselli vermeyen, Cioran’a yakışır sert bir metin.

Kitaptan birkaç alıntı şöyle:

Hepimiz, her anı bir mucize olan bir cehennemin dibindeyiz.

Delilik belki de artık değişim geçirmeyen bir acıdan başka bir şey değildir.

Hangi eski yazarda okudum üzüntünün kanın yavaşlamasından ileri geldiğini? Tam da budur üzüntü: Durgunlaşan kan.

Bilgelik yaralarımızın kılığına bürünür, bize nasıl gizlice kanayacağımızı öğretir.

  • Künye: Emil Michel Cioran – Yeni Tanrılar, çeviren: Murat Erşen, Redingot Kitap, felsefe, 136 sayfa, 2019

Hannah Arendt – Kant’ın Siyaset Felsefesi Üzerine Dersler (2019)

Kant’ta yargılama, kendisini “öğretilemeyen fakat sadece icra edilebilen hususi bir yetenek” olarak gösterir.

Hannah Arendt de, 1970 güz döneminde New School For Social Research’te verdiği ve bu kitapta bir araya getirilen derslerinde, zor bir konu olan Kant’ın siyaset felsefesini ustaca yaklaşımıyla soruşturuyor.

Arendt bu derslerinde, Kant’ın ‘Yargı Yetisinin Eleştirisi’ eserine odaklanıyor ve buradan yola çıkarak kendi siyaset felsefesini geliştiriyor.

Düşünür bunu yaparken de,

  • İnsan yaşamına anlam ve değer verenin ne olduğu,
  • Metafizik hakikatlerden yoksun oluşumuzun sonuçları,
  • Eleştirel düşüncenin neden vazgeçilmez olduğu,
  • İnsan onurunun ne demek olduğu,
  • Tarihsel düşünümün doğası,
  • İlerleme fikri ile bireyin otonomisi arasındaki gerilim,
  • Evrensel ile tikel arasındaki ilişki,
  • Ve yargı yetisinin kurtarıcı rolü gibi, önemli konuları tartışıyor.

Kitabın, Ronald Beiner’in açıklayıcı yorumları ve kitabın Türkçe baskısı için kaleme aldığı aydınlatıcı bir önsözle yayımlandığını da özellikle belirtelim.

  • Künye: Hannah Arendt – Kant’ın Siyaset Felsefesi Üzerine Dersler, derleyen: Ronald Beiner, çeviren: Devrim Sezer ve İsmail Ilgar, İletişim Yayınları, siyaset, 264 sayfa, 2019

M. Ertan Kardeş – Yönsüzleşmiş Savaşlar (2019)

Günümüzde savaşlar bile kanıksanmıştır.

Bu uzun zamandır bilinen bir olgu.

Fakat bugünün savaşlarını daha öncekilerden ayıran asıl yön, bu savaşların daha yıkıcı, daha hak hukuk tanımayan nitelikler arz etmesi.

Peki, insan uygarlığının bu denli geliştiğinin savunulduğu bir çağda, bu nasıl mümkün oluyor?

Ertan Kardeş’in elimizdeki kitabının konusu, yönsüzleşmiş savaş ve bunun korkunç bir gerçek olarak karşımızda durduğu.

Bugünün savaşlarını “politik felsefenin bir sınır meselesi” olarak tanımlayan Kardeş, felsefenin tanınma, kriz, çatışma gibi güncel konu ve kavramlarını savaş hakkındaki verili kavrayışımızdan yola çıkarak yeniden tartışmaya açıyor.

Bilhassa, savaşların kendisini şiddet olarak yeniden üretme biçimlerini derinlemesine analiz etmesiyle dikkat çeken ‘Yönsüzleşmiş Savaş’, bu sorunu tartışırken Hobbes, Rousseau, Hegel, Clausewitz, Schmitt ve Aron’un isimlerin katkılarını çok yönlü bir bakışla izliyor.

Çalışmayı, dünyanın yeni bir karanlık çağa girdiği bugün, savaşların toplumları ve geleceğimizi nasıl etkilediği üzerine derinleşmek isteyenlere şiddetle tavsiye ediyoruz.

Kitaptan birkaç alıntı:

Dron, liberal devletin ideolojisiyle çelişmeden ürettiği savaşın adıdır: Savaş yapılır ama fedakârlık yapılmadan.

Kazanmak için öldürülür ancak öldürmek için kazanmaya çalışan insandan daha zalimi yoktur.

Kazanılmayan savaşları sürdüren dokunulmaz bir iktidarın paradoksu şudur: Sürekli savaşlara doğru yol almak.

Dronun, işleyeceği bir savaş suçu faili açısından belirsizdir. Sonuçta fiil dron tarafından icra edilmektedir ancak sorumluluğun pilotta mı, generalde mi yoksa ülkenin başkanında mı olduğu muammadır. Dron ‘sorumsuzluk fabrikası’nın tipik bir dispozitifidir.

  • Künye: M. Ertan Kardeş – Yönsüzleşmiş Savaşlar: Politik Felsefenin Bir Sınır Meselesi olarak Savaşa Dair, Pinhan Yayıncılık, inceleme, 192 sayfa, 2019

Wolfram Eilenberger – Küçük İnsanlar, Büyük Sorular (2019)

Wolfram Eilenberger, felsefi düşüncelerin, politika, kültür ya da spor gibi alanlara uygulanmasını ve böylece gündelik yaşamımız ile felsefe arasında sıkı ilişkiler kurulmasını tutkuyla savunan isimlerden.

Yazarın elimizdeki kitabı, tam da böylesi bir nitelik arz etmesiyle önemli.

Eilenberger burada, yirmi felsefi hikâye aracılığıyla hayata dair kendimize sıklıkla sorduğumuz sorulara yanıt veriyor.

Kitapta yanıtı aranan kimi sorular şöyle:

  • Oğlan olamaz mıydım?
  • Benim aynen böyle, olduğum gibi olmamı sağlayan nitelikler nelerdir?
  • Tanrı şu anda bize bakıyor mu?
  • Taşlar acı duyar mı?
  • Köpekler neden konuşamaz?
  • Neden özür dilemeliyim?
  • İnsan sözünü tutmak zorunda mıdır?
  • Büyükbabam şimdi nerede?

Eilenberger bu sorulara, felsefeden ve somut yaşamdan yola çıkarak tatmin edici yanıtlar veriyor.

  • Künye: Wolfram Eilenberger – Küçük İnsanlar, Büyük Sorular: Yarının ve Bugünün Büyükleri İçin 20 Felsefi Hikâye, çeviren: Süreyya Turhan, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 160 sayfa, 2019

Jacques Rancière – Kurmacanın Kıyıları (2019)

 

Jacques Rancière’in ‘Kurmacanın Kıyıları’, edebiyat, eleştiri ve felsefenin iyi bir bireşimi.

Rancière burada, Honoré de Balzac, Armand de Pontmartin, Edgar A. Poe, Stendhal, Rainer Maria Rilke, Marcel Proust, Flaubert,Joseph Conrad, William Faulkner ve W. G. Sebald gibi yazarların eserleri üzerinden zengin açılımlara varıyor.

Rancière bunu yaparken de, Georg Lukács ve Erich Auerbach gibi önemli isimlerin fikirleriyle bağlantılar kuruyor.

Kitapta,

  • Sosyal bilimlerdeki kuramların polisiye kurmacalarla bir ilişkisinin olup olmadığı,
  • Karl Marx’ın ‘Kapital’deki üslubunun tragedya tarzıyla ilişkisi,
  • Gazete haberlerinde gerçekliğin sunuluş şekli,
  • Ve “gerçekçi” olarak sunulan romanlarda kurmacanın nasıl rol üstlendiği gibi konular tartışılıyor.

Edebiyat, eleştiri ve felsefenin bir araya geldiği sağlam bir analiz isteyenler ‘Kurmacanın Kıyıları’nı sevecektir.

  • Künye: Jacques Rancière – Kurmacanın Kıyıları, çeviren: Yunus Çetin, Metis Yayınları, edebiyat inceleme, 184 sayfa, 2019

Wilhelm von Rubruk – Moğolların Büyük Hanı’na Seyahat (2019)

Wilhelm von Rubruk’un 1253-55 arasını kapsayan bu efsane gezisi, Moğollar hakkında ilk köklü bilgileri veren birinci el kaynaklardan biri.

On üçüncü yüzyılda, hızla yükselen ve önüne çıkan her gücü adeta öğüten Moğollar, Doğu’nun yanı sıra Batılı ülkeler için de büyük bir tehlike olarak belirmeye başlamıştı.

Bu süreçte Hıristiyan dünyanın ilk adımı, doğal olarak Moğolları tanımak amacıyla onların yaşadığı bölgeye misyonerler göndermek oldu.

İşte tanınmış seyyah Rubruk da, Fransa Kralı’nın emriyle misyonerlik yapmak üzere Moğol dünyasını gönderilen isimlerden biriydi.

Rubruk’un seyahati, Moğolların siyasî ve toplumsal tarihi hakkında çok önemli detaylar sunuyor.

Burada, Moğollara dair anlatılan kimi konular şöyle:

  • Moğolların evleri,
  • Çadır yaşamları,
  • Dinî âdetleri,
  • Beslenme ve süt ekonomileri,
  • Yedikleri hayvanlar,
  • Giyimleri,
  • Avcılıkları,
  • Estetik beğenileri,
  • Erkekleriyle kadınları arasındaki iş bölümü,
  • Aile yapıları,
  • Yasaları,
  • Coğrafyası ve iklimi,
  • Mimari yapıları,

Rubruk bütün bu konuların yanı sıra, seyahati boyunca karşılaştığı Nasturîleri, Müslümanları ve putperestleri, ayrıca Moğol Hükümdarı Möngke Han’ın huzuruna çıkışını da ayrıntılı bir şekilde tasvir ediyor.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Rubruk’un kitabı, Plano Carpini’nin hemen hemen ayrı dönemde yazılmış ve daha önce burada da yer verdiğimiz seyahatnamesiyle birlikte, Moğollara dair en önemli kaynaklardan biri.

  • Künye: Wilhelm von Rubruk – Moğolların Büyük Hanı’na Seyahat: 13. Yüzyılda İstanbul’dan Karakurum’a Yolculuk, 1253-1255, çeviren: Ergin Ayan, Kronik Kitap, seyahatname, 224 sayfa, 2019

Terry Eagleton – Radikal Kurban (2019)

Terry Eagleton bu çarpıcı çalışmasında kurban mefhumunu Antikçağdan günümüze, pek çok düşünür ve yazarın eserlerini kat ederek tartışmaya açıyor.

Ölüm, trajedi ve kurban gibi meseleler, kültür ve siyaset kuramcıları kadar bunları fazla teolojik bulan politik solun da pek incelemediği meselelerdir.

Eagleton’ın kitabı, tam da bu kavram ve konuları dert etmesiyle öne çıkan kitap, kurban mefhumu teolojik ve felsefi macerasının nasıl geliştiğinden kurban mefhumu ile çarmıha gerilme, tragedya, eros, ahlak ve aşırılık kavramlarıyla ilişkisine pek çok konuyu tartışıyor.

Eagleton ayrıca, kendi formülleştirdiği hâliyle “radikal kurban” fikrinin, siyaset ve devrimle nasıl ilişkilendirilebileceği üzerine de düşünüyor.

Kitap, Marksizm, göstergelim, psikanaliz ve edebiyat eleştirisi gibi farklı disiplinlerin bir araya geldiği zengin bir tartışma sunuyor.

  • Künye: Terry Eagleton – Radikal Kurban, çeviren: Aslı Önal, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 224 sayfa, 2019