Çağla Derya Tağmat – Sosyo-Kültürel Boyutlarıyla İstanbul’da Helenizm (2020)

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte İstanbul Rumlarının sosyo-kültürel örgütlenmesi ne gibi dönüşümler geçirdi?

Çağla Derya Tağmat, Tanzimat’tan Mütareke’ye uzanarak bu sorunun yanıtını arıyor.

Bu dönemde hayırseverlik, sosyal yardımlaşma, eğitim ve kültür, spor, sanat, din ve mesleki örgütlenmelerden kadın örgütlenmesine İstanbul Rumlarının sosyo-kültürel örgütlenmelerini çok yönlü bir şekilde işliyor.

Rumların sosyo-kültürel dönüşümünü dönemin değişen şartlarıyla birlikte ele almasıyla dikkat çeken çalışma ve bunun yanı sıra, pek çok Yunanca nizamname ve raporlar barındırmasıyla özellikle büyük önem arz ediyor.

Çağla Derya Tağmat bu çalışmasını, iki yılı bulmuş bir araştırma sonucu hazırladı.

  • Künye: Çağla Derya Tağmat – Sosyo-Kültürel Boyutlarıyla İstanbul’da Helenizm (1839-1922), Libra Kitap, tarih, 328 sayfa, 2020

Carl Gustav Jung – Psikiyatri Araştırmaları (2020)

Jung’un kariyerinin ilk döneminde, yani 1902-1905 arasında kaleme aldığı makaleler, bu kitapta.

Jung’un toplu eserlerinin birincisi olan bu cilt, betimleyici psikiyatri alanındaki çalışmaları kapsamasıyla önemli.

Kitap, Jung’un yayımlanan ilk çalışması olan doktora teziyle, “Okült Denen Fenomenlerin Psikolojisi ve Patolojisi Üstüne” ile açılıyor.

Ki bu makale, Jung’un sonraki çalışmalarına çerçeve oluşturan bir incelemedir.

Diğer makaleler ise, genel olarak histeri üzerine kaleme alınmış, bir kısmı da kriptomnezi, manik bozukluk ve delilik taklidi gibi histeriyle bağlantılı olan rahatsızlıklarla ilgilidir.

Bu makaleler, Paris’te Salpêtrière Hastanesinde ona rehberlik eden Pierre Janet’nin ve Zürih’te Burghölzli Hastanesinde ona müdürlük yapan Eugen Bleuler’in etkilerini görmek açısından da ayrıca önemlidir.

  • Künye: Carl Gustav Jung – Psikiyatri Araştırmaları, çeviren: İsmail Hakkı Yılmaz, Pinhan Yayıncılık, psikiyatri, 240 sayfa, 2020

Kolektif – Yurttaşlık ve Demokrasi (2020)

Demokrasinin ön koşulu, yurttaşları eşitlikçi bir düzlemde bir araya getirmektir.

Fakat bu iki kavram arasında düşündüğümüzden çok daha çetrefilli bir ilişki vardır.

Özellikle bugün karşı karşıya kaldığımız toplumsal, ekonomik ve siyasi sorunlara demokrasi içerisinde bir yanıt bulunmadığı gibi, yurttaşlık kavramı da önemini yitirerek gündelik yaşamın tikel bir sosyalliğe dönüşüyor ve neticede de etnik gerilimler yeniden artıyor.

İşte farklı yazarların katkıda bulunduğu bu derleme de, yurttaşlık ve demokrasi arasındaki zorlu ilişkiyi çok yönlü bir bakışla tartışıyor.

Çalışma, hem bugünün neoliberal demokratik toplumlarını daha iyi kavramak hem de geleceğe dönük normatif bir bakış açısı edinmek açısından çok iyi fırsat.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Armağan Öztürk, Doğancan Özsel, Elif Gazioğlu Terzi, A. Özgür Gürsoy, Efe Baştürk, Bartosz Płotka, İsmet Parlak, Mehmet M. Basmacı, Kemal Bakır, Zafer Yılmaz, C. Cengiz Çevik ve Thomas Aquinas.

  • Künye: Kolektif – Yurttaşlık ve Demokrasi, derleyen: Armağan Öztürk ve Doğancan Özsel, Nika Yayınevi, siyaset, 344 sayfa, 2020

Kolektif – Sürdürülebilir Yaşam Rehberi (2020)

Dünya, başta açgözlü şirketler olmak üzere, insanoğlundan kaynaklı büyük yaralar ve tahribatlar aldı, almaya da devam ediyor.

Peki, bozulan doğal denge nasıl yeniden inşa edilebilir?

İşte sürdürülebilirlik tam da bu amaçla ortaya çıkmış bir hareket.

Bu güzel derlemede bir araya getirilmiş makaleler ise, sürdürülebilir bir yaşam kurmak için tek tek bireylerin yanı sıra iş, eğitim ve siyaset dünyasının üzerine düşen sorumlulukların neler olduğunu irdeliyor, daha da önemlisi, bu konuda pratik öneriler sunuyor.

Kitaba katılan yazarlar, beslenme şeklimizi nasıl değiştirebileceğimizi, sürdürülebilir sanat ve estetik anlayışının ne anlama geldiği, fiziksel aktivite ve sürdürülebilir ekolojik bir yaşam arasındaki ilişki ve çevreyle barışık bir atık yönetiminin nasıl olması gerektiği gibi pek çok konuyu ele alıyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: Müberra Mızıkacı, Zeynep Akyol Ataman, Damla Ceyhan, Duygu Ağagündüz, Derya Dikmen, Ersin Yaman, Nilgün Çoşkun Yakar, Gizem Köse, Merve Çapaş, Ceyhan Temürcü, Fatma Mızıkacı ve Esen Yeşil.

  • Künye: Kolektif – Sürdürülebilir Yaşam Rehberi, editör: Öykü Yaman ve Emine Aksoydan, Yeni İnsan Yayınevi, ekoloji, 136 sayfa, 2020

Abdullah Aysu – Osmanlı’da Tarım Politikaları (2020)

Osmanlı’da tarım organizasyonu ve tarım politikaları nasıldı?

Üleş sisteminden tımarlı sipahilere, mirî araziden çift bozana, tarımsal vergilerden tarımsal kooperatifçiliğe, sömürülen köylülerden sömüren zalimlere, Osmanlı’da tarım politikaları hakkında arşivlik bir eser.

Osmanlı’nın tarımdaki örgütlenişini sosyal, tarihsel ve siyasi perspektiflerden izleyen Abdullah Aysu, Osmanlı’da başlangıçta toprak düzeninde toprakta şahıs mülkiyetinin bulunmayışını, fakat yükselme dönemiyle birlikte toprakta daha önce olmayan kişisel mülkiyetin oluşmaya başlamasının dinamiklerini çok yönlü bir bakışla izliyor.

Osmanlı’da toprak düzenini analiz ederek kitabına başlayan Aysu, devamında da,

  • On altıncı yüzyıldan on dokuzuncu yüzyıla uzanan süreçte Osmanlı tarımının geçirdiği dönüşümü,
  • Osmanlı’da tarım ticaretini,
  • Osmanlı’nın çöküş sürecindeki iç ve dış borçların tarım üzerindeki etkilerini,
  • Tütün politikalarını,
  • Osmanlı toplumunda sınıfları,
  • Tarımsal vergilerin köylülüğe etkilerini,
  • Tarımsal eğitimi,
  • Nakliye, demiryolları, banka ve sigorta şirketlerinin gelişiminin tarıma etkilerini,
  • Kentlerdeki iaşe sorununun tarıma yansımalarını,
  • Tarımsal kooperatifçiliği,
  • Tarıma dayalı sanayiyi,
  • Ve Osmanlı tarımında devlet (kamu) teşkilatı gibi pek çok önemli konuyu irdeliyor.

Künye: Abdullah Aysu – Osmanlı’da Tarım Politikaları, Yeni İnsan Yayınevi, tarım, 376 sayfa, 2020

Jonathan Clements – Japonya Nasıl Japonya Oldu? (2020)

Japonya’nın 20. yüzyılın ikinci yarısında süratle elde ettiği güçlü konum, bugün komşusu Çin’in göz kamaştırıcı yükselişinin gölgesinde kalmış durumda.

Peki, Japon mucizesini olanaklı kılan koşullar nelerdi?

Uzun yıllar Japonya’da yaşamış Jonathan Clements, modern Japonya tarihini 2. Dünya Savaşı’ndan günümüze uzanarak izliyor.

Japonya’nın 70 küsur yıllık hikâyesini anlatan kitabın ilk bölümü, çok önemli bir dönüm noktasını, Japonya’nın 2. Dünya Savaşı’nda teslim olup işgal edildiği dönemini anlatıyor.

Kitabın devamı bölümlerinde ise,

  • Japonya’nın işgal yılları atmosferinden kurtulmak için verdiği mücadele, ulusal para birimi yenin değerinin düşük oluşunun imkân verdiği ekonomik patlama ve Japon endüstrisinin yeniden canlanışını,
  • Petrol fiyatlarının aniden yükselmesi sebebiyle kaynak açısından yoksul Japonya’nın Batı dünyasıyla birlikte 1970’li yılların karanlık günlerinde yaşadığı sorunları,
  • 1980’li yılların yükselen “balon” ekonomisinin Japonya sürümünü ve o zamanlar Batılı çoğu insanın Japon şirketlerine dair benimsediği imajı,
  • Japonya’nın kasvetli ve çelişkili 1990’lı yıllarını,
  • Japonya’nın popüler kültürünü,
  • Nükleer güç hayaleti ve geniş bir emekli nüfusuyla giderek düşen doğum oranlarının sebep olduğu çifte nüfus felaketini,
  • Ve bunun gibi pek çok ilgi çekici konuyu irdeliyor.

Modern Japonya’nın özenli bir tarihini arayanların muhakkak okuması gereken bir kitap.

  • Künye: Jonathan Clements – Japonya Nasıl Japonya Oldu?, çeviren: Cansen Mavituna, Metropolis Kitap, ülke, 143 sayfa, 2020

Slavoj Žižek ve Alenka Zupančič – Hegel ve Freud (2020)

Hegel’in “soyut olumsuzlama”sı, Freudcu “Bu, benim olmadığım şey” cümlesiyle uyum içindedir.

Slavoj Žižek ve Alenka Zupančič de, Hegel ile Freud arasındaki ilişkiyi derinlemesine tartışıyor.

Žižek, söz konusu ilişkiyi şöyle açıklıyor:

“Hegel ile psikanaliz arasındaki bağ şurada yatar: Asla psikolojik olmayan, net anlamıyla bir öz-bilinç psikanalize göre bir nesnedir konumumun farkında olmadığım yanlışlığını açığa vuran bir tik, bir semptomdur o. Örneğin, yanlış bir şey yaparım ve onu yapmaya hakkım olduğunu kendime bilinçli bir şekilde söylerim; gelgelelim, bana esrarengiz ve anlamsız gibi görünen kompülsif bir edim, ben farkında olmadan, suçumu “kaydeder”, suçumun bir yerlerde işaretlendiğine tanıklık eder.”

  • Künye: Slavoj Žižek ve Alenka Zupančič – Hegel ve Freud: Olumsuzlamadan Dürtüye, çeviren: Erkal Ünal, Encore Yayınları, psikanaliz, 120 sayfa, 2020

Gayatri Chakravorty Spivak – Madun Konuşabilir mi? (2020)

Madun ne zaman konuşabilir, kendini ne zaman ifade edebilir?

Gayatri Chakravorty Spivak, çağdaş siyaset kuramında bugün klasik haline gelmiş bu makalesinde, bu sorunun yanıtını arıyor.

Bu metninde, madunların konuşabilmelerinin önündeki çeşitli engelleri ifşa eden Spivak’a göre direniş için, konuşabilmek için belli bir kuramsal arka plan yahut geçerlileştirme mekanizmaları gereklidir.

Zira düşünüre göre, bu mekanizmaların yokluğunda madunun sesi indirgenmiş, asimile edilmiştir olarak kalacaktır.

Kitabın bir özgünlüğü de, Spivak’ın kitaba adını veren makalesini yıllar sonra yeniden gözden geçirdiği başka bir yazısına da yer vermesi.

Spivak bu ikinci metninde ise, ‘Madun Konuşabilir mi?’ makalesine yönelik eleştirilere yanıt veriyor, aynı zamanda söz konusu makaledeki kimi tezlerini de güncelliyor.

  • Künye: Gayatri Chakravorty Spivak – Madun Konuşabilir mi?, çeviren: Emre Koyuncu, Dipnot Yayınları, siyaset, 130 sayfa, 2020

Ozan Çavdar – Sivas Katliamı (2020)

2 Temmuz 1993’te, Sivas’ta, Madımak Otel’de, saatlerce süren, ne polisin ne de jandarmanın hiçbir şekilde müdahale ettiği bir kuşatmanın ardından otuz üç insan yobazlar tarafından yakılarak katledildi.

Madımak, kendi başına korkunç bir olaydır, fakat aynı zamanda Çorum, Ortaca, Maraş, Malatya ve Gazi Mahallesi’nde yaşanan katliamlarla benzer hattı takip eder, aynı zihniyetin elinden çıkmadır.

Katliamın gerçekleştiği zaman on yaşında olan Ozan Çavdar’ın bir bellek çalışması olarak okunabilecek bu çalışması ise, Madımak’ın ardında bıraktığı büyük yıkımı çok yönlü şekilde kayda alıyor.

Sivas’ta yakınları öldürülen insanların Madımak’ı nasıl hatırladığını, nasıl anlattığını, nasıl andığını ve bu travmatik anıyla nasıl başa çıktığını inceleyen Çavdar, Sivas’ta yakınları öldürülen kişiler ve ailelerle yapılan derinlemesine görüşmeler çerçevesinde yas ve bellek çalışmaları literatürüne önemli bir katkıda bulunuyor.

Çavdar’ın çalışması, Fransız sosyolog Maurice Halbwachs’ın kolektif bellek kavramsallaştırmasını irdelemesiyle de dikkat çekiyor.

  • Künye: Ozan Çavdar – Sivas Katliamı: Yas ve Bellek, İletişim Yayınları, siyaset, 272 sayfa, 2020

Paul Anderer – Kurosawa’nın Raşomon’u (2020)

Kurosawa’nın ikonik filmi ‘Raşomon’, dünya sinemasında bir dönüm noktasıdır.

Fakat bir yönüyle de bundan çok daha fazlasıdır.

Çarpıcı bir aile dramıdır ve çekildiği döneme has kültürel ve sosyal çatışmalar üzerine harika bir filmdir.

Paul Anderer’in bu önemli çalışması, bu kült filmi merkeze alarak Kurosawa’nın hayatını başından sonuna değin izliyor.

Anderer, önce genç bir sosyalist ve bir ressam olarak Kurosawa portresini sunuyor, ardından da şiddetli çatışmalar yaşayan, sıra dışı bir duyarlığa sahip ağabeyi Heigo’nun O’nun hayatındaki rolünü irdeliyor ve bütün bunları da, köklü kültürel değişimlerin yaşandığı yirminci yüzyıl Japonya’sının yükseliş ve çöküş öyküsü bağlamında anlatıyor.

Bilhassa İkinci Dünya Savaşı’ndan büyük bir yenilgiyle çıkmış, çökmüş bir ülkeyi ve burada yetişen Kurosawa ailesinin dramını gözler önüne sermesiyle dikkat çeken çalışma, Kurosawa’nın karakterini belirleyen şartların kapsamlı bir dökümünü yapıyor.

Anderer ayrıca, Kurosawa’nın ‘Raşomon’u ortaya çıkarmaya giden süreçte hem kişisel hem de mesleki anlamda nasıl bir ruh hali içinde olduğunu da izliyor.

  • Künye: Paul Anderer – Kurosawa’nın Raşomon’u, çeviren: Selçuk Işık, Can Yayınları, sinema, 312 sayfa, 2020