Noam Chomsky – Biz Ne Tür Yaratıklarız? (2020)

‘Biz Ne Tür Yaratıklarız?’, düşünür Noam Chomsky’yi bu sefer dilbilimci kişiliğiyle de tamamlayarak karşımıza çıkaran bir eser.

Chomsky’nin insan türü üzerine uzun yıllara yayılan kariyerinin neticelerini sunan çalışma, insan dilinin tam olarak ne olduğunu tartışarak açılıyor.

Buradan insanın anlama kapasitesine ve potansiyellerine uzanan Chomsky, tartışmayı daha üst boyuta taşıyarak insanın yaratacağı bir toplum düzeninin ana hatlarının neler olacağı üzerine düşünüyor.

İnsan ve doğa ilişkisi, doğanın gizemleri gibi konuların da irdelendiği kitap, Chomsky’nin düşüncelerinin dayandığı arka plan hakkında önemli ipuçları sunuyor.

  • Künye: Noam Chomsky – Biz Ne Tür Yaratıklarız?, çeviren: Ahmet Nüvit Bingöl, Taylan Doğan, Öznur Karakaş, Bgst Yayınları, dilbilim, 184 sayfa, 2020

Carlo Rovelli – Zamanın Düzeni (2020)

Zaman, bilimin de felsefenin de hakkında en çok tartıştığı konulardan biridir.

Bu çok doğal, çünkü insan olarak bizler de neredeyse sürekli zaman üzerine düşünüp dururuz.

Carlo Rovelli’nin kaleme aldığı ‘Zamanın Düzeni’ ise, bilim, felsefe ve edebiyatı buluşturan çok güzel bir kitap.

Rovelli, uçsuz bucaksız gibi görünen, farklı yerlerde farklı hızlarda akan zamanın, kendimizi daha iyi anlamak açısından bize neler söyleyebileceği üzerine düşünüyor.

Rovelli’ye göre, zamanı anlayabilmemiz için kendimiz üzerine, kendimizi anlayabilmek için de zaman üzerine düşünmemiz gerekiyor.

Yine yazara göre, zaman kavramı hakkındaki pek çok tartışmanın akıl karıştırıcı olmasının tek nedeni bu kavramın karmaşık ve katmanlı özelliğinin farkında olmamalarıdır.

Bu nedenle de, farklı katmanların birbirlerinden bağımsız olduklarını görmeme hatasına düşerler.

“Gelmeyecek bir geleceğe karşı arzu duyuyoruz. Belleğin ve öngörünün açtığı bu alan, bizi belki bazen kaygılandıran ama özünde bir lütuf olan zamandır.” diyen Rovelli, edebi yetkinliğiyle de öne çıkan kitabında, bizi zaman üzerine daha derinlemesine düşünmeye davet ediyor.

Kitaptan iki alıntı daha:

“’Şimdi’ kavramı işe yaramaz; uçsuz bucaksız evrende mantıklı şekilde ‘şimdi’ diyebileceğimiz hiçbir şey yoktur.”

“Bizim için zaman işte budur: Çok katmanlı, karmaşık, farklı yaklaşık kestirimlerden gelen çok sayıda farklı özelliği olan bir kavram.”

  • Künye: Carlo Rovelli – Zamanın Düzeni, çeviren: Tolga Esmer, Tellekt Kitap, bilim, 168 sayfa, 2020

Yağmur Özgür Güven ve Oğuzcan Kınıkoğlu – Hayvan Deneyleri (2020)

Hayvan sömürüsü hayatımızın her alanında var.

Fakat türcülük, öylesine gözümüzü kör etmiş ki, şiddete, adaletsizliğe ve yaşam hakkı ihlaline maruz kalan hayvanları sürekli görmezden geliyoruz.

Yağmur Özgür Güven ve Oğuzcan Kınıkoğlu imzalı bu nitelikli çalışma ise, hayvanların vahşice sömürüldüğü ve çoğunlukla ses etmediğimiz başka bir sorunu, bilim dünyasındaki hayvan deneylerini tartışmaya açıyor.

Hayvan deneyleri, çoğunlukla farkında olmasak da, hayatımızın her alanında var.

Hastayken kullandığımız ilaçlarda, bindiğimiz aracın yakıtında, çantamızdaki kozmetik ürünlerde, ofisimizdeki kalemin mürekkebinde, elimizdeki cep telefonunda, kısacası yaşamımızın her saniyesinde var.

Tüm dünyada bilim insanları hayvan deneylerine karşı dernekler ve organizasyonlar kuruyor, fakat Türkiye’de bu mücadelede bilim insanlarının oldukça geride durduğu görülüyor.

Daha da vahimi, bu kadar önemli bir konuyla ilgili Türkçede şu ana kadar yazılmış herhangi bir kaynak da yok.

İşte bu konuda bir ilk olan kitap, günümüz bilim dünyasının hayvan deneylerine karşı oluşundaki bilimsel ve ahlaki gerekçeleri ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor, böylece bizde de benzer bir girişime öncülük edecek teorik zemini kuruyor.

Kitap, yakın zamanda vakitsiz bir şekilde aramızdan ayrılan hayvan hakları savunucusu ve vicdani retçi Burak Özgüner’in anısına ithaf edilmiş.

  • Künye: Yağmur Özgür Güven ve Oğuzcan Kınıkoğlu – Hayvan Deneyleri: Hayvanlar Bizim İçin mi Var?, Yeni İnsan Yayınevi, hayvan, 240 sayfa, 2020

Francis Hutcheson – Güzellik ve Erdem İdelerimizin Kökeni Üzerine Bir Soruşturma (2020)

İnsandaki güzellik, estetik duygusu doğuştan mıdır, yoksa sonradan mı kazanılır?

İskoç aydınlanmasının önde gelen simalarından Francis Hutcheson, estetik ve ahlaki değerlerimizin kökeni üzerine öncü bir eserle karşımızda.

Thomas Hobbes’un egoizmine ve Samuel Pufendorf’un ödül-ceza görüşüne karşı iyilikseverliği öne süren Hutcheson, kitabının ilk incelemesinde, güzellik, düzen, uyum ve tasarımdan hareketle insanda doğuştan bir güzellik duyusu olduğunu ortaya koymaya çalışıyor.

Hutcheson ikinci incelemesinde ise, ahlaki görüşlerini bu temel üzerine inşa etmeye koyuluyor.

Düşünür, kamunun, neyin doğru ve neyin yanlış olduğunu yargılarken yerleşik bir ahlaki duyuya sahip olduğunu ileri sürüyor.

Hutcheson’un düşüncelerinin, Hume, Smith ve Bentham gibi filozofların yanı sıra, Amerika Birleşik Devletleri’nin kurucularını da büyük ölçüde etkilediğini ayrıca belirtelim.

  • Künye: Francis Hutcheson – Güzellik ve Erdem İdelerimizin Kökeni Üzerine Bir Soruşturma, çeviren: Merve Menekşe Özer ve Adnan Akdağ, Say Yayınları, felsefe, 280 sayfa, 2020

Giorgio Agamben – Yeminin Arkeolojisi (2020)

Yemin ile kutsal arasındaki bağ nedir?

Ve bu bağlamda egemenlik, yasa, dil ve din arasında nasıl bir ilişki vardır?

Giorgio Agamben, ‘Yeminin Arkeolojisi’nde, bu girift ilişkiyi çarpıcı değerlendirmelerle izliyor.

“Yeminin vuku bulabilmesi için aslında, her şeyden önce, yaşamı ve dili, eylemleri ve sözleri bir şekilde ayırt edebilmek ve bir araya getirebilmek şarttır.” diyen Agamben, yemini, dil ile siyasal iktidarın ara kesitine yerleştirerek biyopolitika, egemenlik, yasa, din ve dil arasındaki çoklu ilişkiye özgün bir ışık tutuyor.

Düşünür ayrıca, Foucault’nun insanı “yaşayan varlık olarak, siyasetinde kendi varoluşunu, mesele eden hayvan.” şeklindeki tanımlamasını, “İnsan, dilinde kendi yaşamını mesele eden yaşayan varlıktır.” tanımlamasıyla başka bir boyuta taşıyor.

  • Künye: Giorgio Agamben – Yeminin Arkeolojisi: Dilin Kutsal Ayini, çeviren: Önder Özden, Nika Yayınevi, felsefe, 2020

D. N. Rodowick – Gilles Deleuze’ün Zaman Makinesi (2020)

Gilles Deleuze, Fransa’nın en ünlü yirminci yüzyıl filozoflarından biri olmasına rağmen, sinema teorileri büyük ölçüde göz ardı edilmiştir.

Film teorisyeni D. N. Rodowick ise, bu boşluğu Deleuze’ün film ve görüntüler üzerine çalışmalarının ilk kapsamlı analizini sunarak dolduruyor.

Rodowick, Deleuze’ün sinema üzerine fikirlerini 1960 ve 1970’lerin Fransız kültür teorisi bağlamında ele alarak, Deleuze’ün teorisinin mantığını ve felsefi açılımlarını ayrıntılı bir şekilde irdeliyor.

Rodowick bununla da yetinmiyor ve Deleuze’ün film, imge ve işaret hakkındaki görüşlerini, düşünürün diğer kitaplarında ele alınan daha büyük felsefi problemlerle nasıl ilişki içinde olduğunu, bunun yanı sıra Deleuze’un film teorisinin, sinemadaki baskın geleneği nasıl yoğun bir şekilde etkilediğini de gözler önüne seriyor.

Deleuzyan bir görsel-işitsel kültür politikasının ne anlama geldiğini açıklayan çalışma, Deleuze’den yola çıkarak yeni görme, söyleme ve düşünme yollarının imkânlarını tartışmasıyla çok önemli.

  • Künye: D. N. Rodowick – Gilles Deleuze’ün Zaman Makinesi, Küre Yayınları, sinema, 2020

Peter Wohlleben – Hayvanların Gizli Yaşamı (2020)

Bir hayvanın sesini duyduğumuzda, günümüz birden güzelleşiverir.

Hayvanlar neden önemlidir?

Neden vazgeçilmezdir?

Peter Wohlleben, farkında olsak da olmasak da onlardan etkilendiğimiz ve onları da çokça etkilediğimiz, hatta yaşam alanlarını insafsızca tükettiğimiz hayvanların dünyasına bambaşka bir pencere açıyor.

Bu pencereye dikkatle bakmamız önemli, çünkü yaşayacağımız dünyanın ileride nasıl olacağını bu belirleyecek.

Wohlleben’in harikulade çalışması, hayvanlarla duygu, düşünce ve değerler dünyamızdaki ortaklıkları çarpıcı örneklerle ortaya koymasıyla önemli.

Kitapta, birbirlerine adlarıyla seslenen kuzgunlardan kendi yaptıklarına kafa yorup pişman olan sıçanlara, tavukları kandıran horozlardan sadık domuzlara, utangaç atlardan yas tutan geyiklere ve yavrularını eğiten keçilere kadar, yeryüzünü paylaştığımız türlü çeşit hayvanın hikâyesine yer veriliyor.

Wohlleben’in bilimsel keşiflerle kendi deneyimlerini harmanladığı kitabı, yeryüzünün diğer canlılarının renkli ve zengin yaşamları hakkında bizi bilgilendiren, enfes bir çalışma.

  • Künye: Peter Wohlleben – Hayvanların Gizli Yaşamı, çeviren: Zehra Aksu Yılmazer, Kolektif Kitap, hayvan, 213 sayfa, 2020

Byron Reese – Yapay Zekâ Çağı (2020)

Yapay zekâ; ateş, tarım, tekerlek ve yazı gibi tarihin yönünü tümüyle değiştirecek icatlardan biri midir, yoksa insanlığın sonunu getirecek bir felaket midir?

Kimilerine göre bugün, dördüncü bir çağın, yapay zekâ çağının başlangıcındayız ve bu günler, geleceğimizi kökten dönüştürecek nitelikte potansiyellere sahip.

Byron Reese’in bu rehber kitabı da, yapay zekâ çağına dair akla gelen bütün sorulara yanıt veriyor.

Kitap, günümüze kadar gelen süreçte insanlığın nasıl bir gelişim kat ettiğini inceleyerek açılıyor.

Reese burada, insanlığın hem doğaya hem de otoritelere karşı verdiği bin yılları bulan mücadelenin bugüne, yani bilgisayarların ve makinelerin yüzyılına nasıl ulaştığını adım adım izliyor.

Ardından yapay zekânın günümüz insanlığı için ne anlama geldiğini irdeleyen Reese, felsefeden sinemaya, tarihten mühendisliğe uzanarak yapay zekânın ne gibi dönüşümlere vesile olabileceğini anlatıyor, aynı zamanda insanları da konu hakkındaki önyargılarıyla hesaplaşmaya çağırıyor.

“Bilgisayarlar herhangi bir şey hissedebilir mi?”, “Bilinç kazanmaları mümkün mü?”, “Eğer bilinçlenirlerse, bu bizi bir insan-robot savaşına yönlendirir mi?” ve “Etiğin bütün bunlar üzerindeki etkisi nedir?” gibi soruların yanıtlarını veren ayrıca bu konudaki kimi hurafelerle de hesaplaşan kitap, okurunu yapay zekâ üzerine daha derinlemesine düşünmeye sevk edecek türden.

  • Künye: Byron Reese – Yapay Zekâ Çağı, çeviren: Mihriban Doğan, Say Yayınları, bilim, 360 sayfa, 2020

François Savatier ve Silvana Condemi – Homo Sapiens (2020)

Şimdiye kadar, modern insan ve yakın atalarının atası Homo Sapiens’in, 200 bin yıl önce Doğu Afrika’da ortaya çıktığı düşünülüyordu.

Peki, ya bu doğru değilse?

Ya bu tuhaf tür, bu tarihten çok daha önce de yaşıyorsa?

Son bulgular, onun söz konusu tarihten çok önce, kıtanın her yerinde zaten yaşamakta olduğuna işaret ediyor.

François Savatier ve Silvana Condemi, bilim dünyasında Homo Sapiens’le ilgili son bulguları, gelişmeleri bizimle paylaşıyor.

Kitaptan öğrendiğimize göre, Çin’de çok daha eski fosiller keşfedilene dek, Homo Sapiens’in Afrika’dan 80 bin yıl önce ayrılıp dünyaya yayıldığı düşünülüyordu.

Fakat genetik bilimi, çok da uzun olmayan bir süre öncesine kadar bu gezegeni başka insan türleriyle paylaştığımızı, onlarla gen alışverişi yaptığımızı ortaya koydu.

İşte elimizdeki kitap, bu ve bunun gibi, Homo Sapiens’e ilişkin son haberler konusunda bizi aydınlatıyor ve bunu yaparken de, insanın evriminin Australopithecus’tan Neolitik Çağ’a kadar uzanan etkileyici öyküsünü sunuyor.

  • Künye: François Savatier ve Silvana Condemi – Homo Sapiens, çeviren: Fatmagül Ezici, Say Yayınları, bilim, 160 sayfa, 2020

Jean-Luc Nancy – Esersiz Ortaklık (2020)

Zorlu ve bir o kadar da büyük dönüşümlere gebe bir döneme tanıklık ediyoruz.

Jean-Luc Nancy’nin ‘Esersiz Ortaklık’ı, bu kritik günlerin bizi nereye götüreceği üzerine düşünürken komünizm fikrini yeni baştan tartışmaya açarak çıkış yolları arıyor.

Nancy’nin sorgusunu özgün kılan asıl husus, komünizm üzerine düşünürken kültür/toplum ya da elitler/kitleler gibi ilk akla gelen aşırı basit şemalara başvurmadan sorunun terimlerini yeni baştan tartışmaya açması.

Filozofa göre, eğer komünizm üzerine düşüneceksek, asıl işlerlik kazandırılması gereken şey bizzat ortaklık meselesidir, başka bir deyişle topluluk meselesidir.

Zira ayakları yere basan bir komünist fikrin ve pratiğin yeniden düzenlenişi, tamı tamına bu meseleye bağlıdır.

‘Esersiz Ortaklık’, komünizmin sürüklendiği aşırılıkları inkâr etmeden, ayrıca beraberinde getirdiği borcu da unutmadan, nasıl bir gelecek tahayyülü kurabileceğimizi irdelemesiyle önemli.

  • Künye: Jean-Luc Nancy – Esersiz Ortaklık, çeviren: Devrim Çetinkasap, MonoKL Yayınları, felsefe, 192 sayfa, 2020