Mark Tushnet – Otoriter Anayasacılık (2020)

Özellikle son yıllarda dünyanın dört bir tarafında ülkeler hızla otoriter hale dönüştü.

Peki, otoriter ülkelerdeki anayasalcılık nasıl işler?

Amerika’da anayasa hukuku alanında önde gelen otoritelerden olan Mark Tushnet’in bu kitabı, otoriter anayasalcılık üzerine dört dörtlük bir analiz.

Çalışması için Singapur’u örnek vaka olarak inceleyen Tushnet, otoriter ülkelerde anayasalcılığın ve mahkemelerin tanımlarının nasıl işlediğini eleştirel bir gözle tartışıyor.

Tushnet, otoriter anayasacılığın özelliklerini tanımladığı gibi, yüksek düzeyli sürekli etnik çatışmalar gibi belirli sosyal ve siyasi sorunları olan ülkelerde anayasacılığın normatif yapısının nasıl dönüştüğünü de ortaya koyuyor.

Kitap, bugün dünyanın dört bir tarafında hızla otoriter hâle dönüşen ülkelerin analizine önemli katkı sunmasıyla da dikkat çekiyor.

  • Künye: Mark Tushnet – Otoriter Anayasacılık, çeviren: İzzet Eroğlu ve Hasan Erikli, Astana Yayınları, hukuk, 154 sayfa, 2020

Friedrich Nietzsche ve Richard Wagner – Nietzsche – Wagner Yazışmaları (2020)

Friedrich Nietzsche ile Richard Wagner arasında, bilindiği gibi sevgiyle nefret arasında gidip gelen ve kimi zaman tonu oldukça sertleşen bir ilişki vardı.

İşte, bu kitapta bir araya getirilen iki ismin yazışmaları, bu ilişkiye dair bilinmeyenleri aydınlatmasıyla çok önemli.

Nietzsche, 1888 yılında yaşadığı zihinsel çöküşten birkaç hafta önce şöyle demişti:

“Hayatıma can katan tesirlerden bahsederken beni en derinden ve hakiki anlamda yenileyip tazelemiş olana minnetimi ifade etmem şart. Bahsettiğim şüphesiz ki Richard Wagner ile olan münasebetimdir. Geriye kalan diğer bütün beşerî ilişkilerim onunla olan ilişkimizin yanında hafif kalır; fakat Tribschen’da geçirdiğim günlerin, o karşılıklı güven, sevinç, insanın içine işleyen anların yüce hatıralarıyla dolu günlerin her ne pahasına olursa olsun üstüne leke sürmem.”

Nietzsche’nin kız kardeşi Elizabeth’in derlediği mektupların çoğu, daha önce başka yerde yayımlanmamış.

Mektuplar, Nietzsche’nin Wagner ile olan derin dostluğuna ışık tutmasıyla önemli.

Nietzsche’ye ilgi duyanların kaçırmaması gereken bir çalışma.

  • Künye: Friedrich Nietzsche ve Richard Wagner – Nietzsche – Wagner Yazışmaları, derleyen: Elizabeth Förster-Nietzsche, çeviren: Peren Gülmez, Kanon Kitap, mektup, 306 sayfa, 2020

Euripides – Kyklops (2020)

Euripides, kimi araştırmacılara göre çağdaş tiyatroya en yakın eserler veren klasik ozan veya modern ozanların ilkiydi.

O’nun oyun kahramanları insana özgü zayıflık ve kusurları taşırlar, yaşadıkları trajediler de asıl olarak bu kusurları ile vazgeçemedikleri tutkularından kaynaklanır.

Kendisinin bu oyunu da, Homeros, Kytheralı Philoksenos ve İskenderiyeli Theokritos gibi isimlerin de işlediği Kyklops temasını konu ediniyor.

Euripides’in ise, temaya alaycı ve komik bir yaklaşımla ele alarak diğer yorumculardan ayrılıyor.

‘Kyklops’un, günümüze kadar tam olarak gelen tek satyrikon drama olduğunu da ayrıca belirtelim.

  • Künye: Euripides – Kyklops, çeviren: Ari Çokona, İş Kültür Yayınları, oyun, 72 sayfa, 2020

Lawrence M. Principe – Simyanın Sırları (2020)

Simya, simya kuramları ve uygulamaları üzerine derinlemesine bir inceleme arayanlar, bu kitabı kaçırmasın.

Lawrence M. Principe, simyanın ne olduğunu ayrıntılı bir şekilde ortaya koyarken, aynı zamanda simya konusundaki görüşümüzü romantikleştiren, yanlış yönlendiren ya da bulandıran pek çok anlayışı ve yaklaşımı da düzeltiyor.

Kitabın bir diğer katkısı da, simyanın teknolojinin, bilimin ve bizim dünyayı anlayışımızın evriminde nasıl önemli bir rol oynadığını gözler önüne sermesi.

Geçmişi yüzyıllara dayanan bir geleneğin kalbindeki tarihsel fikirler, uygulamalar ve kişilikler hakkında sağlam bir kaynak.

  • Künye: Lawrence M. Principe – Simyanın Sırları, çeviren: Umut Hoşafçı, Altıkırkbeş Yayınları, tarih, 264 sayfa, 2020

Ernst H. Gombrich – Gölgeler (2020)

Resim sanatında gölgenin kullanımı, sanat tarihinde dönüm noktasıdır.

Ünlü sanat tarihçisi Ernst Gombrich de bu kısa ama çarpıcı kitabında, Batı sanatında gölgenin izini sürüyor.

Sanatta gölgelere ışığın etkisini artırmak ve objelerin biçimlerini belirginleştirmek amacıyla sık sık başvuruldu.

Gölgeler öyle etkilidir ki, hem betimlenen sahnenin atmosferini belirlemeye yardımcı olabilir hem de resmedilen alanın dışında kalan öğelerin varlığını açığa çıkarabilir.

Gombrich de burada, mitler, efsaneler ve felsefede gölge kavramının muğlak doğasına değiniyor, aynı zamanda ışığın kaynağının yeri, aydınlanan objenin biçimi, gölgenin düştüğü yüzey ve izleyicinin pozisyonu gibi belirleyici unsurları da ayrıntılı biçimde inceliyor.

Gombrich Rönesans’tan 17. yüzyıla kadar sanatçıların gölgeleri nasıl betimlediğini Caravaggio, Rembrandt ve da Vinci gibi ressamların eserleriyle örneklendiriyor.

Yazar ayrıca, takip eden yıllarda Romantik, İzlenimci ve Gerçeküstücü sanatçıların resimlerinde gölgeleri gerçekçilik ya da dramatiklik illüzyonu yaratmak amacıyla nasıl kullandıklarını da açıklıyor.

Kitabın, renkli illüstrasyonlar içeren özel bir baskıyla yayımlandığını da özellikle belirtelim.

  • Künye: Ernst H. Gombrich – Gölgeler: Düşen Gölgenin Batı Sanatında Tasviri, çeviren: Merve Yalçın, Everest Yayınları, sanat, 96 sayfa, 2020

Paul Martin ve Patrick Bateson – Oyun, Oyunseverlik, Yaratıcılık ve Buluş (2020)

 

Paul Martin ve Patrick Bateson, daha önce yayımlanan ‘Oyun, Oyunbozanlık, Yaratıcılık ve İnovasyon’ adlı kitaplarında, pozitif duygu durumuyla oynanan oyunu, “oyunbaz oyun” olarak tanımlamış ve böylece oyun ve yaratıcılık literatürüne yeni bir kavram kazandırmışlardı.

Yazarlar söz konusu çalışmada, oyunbaz oyunun ne olduğunu çok yönlü bir şekilde ortaya koydukları gibi, oyunbaz oyunun düşünce, evrim ve gelişimde oynadığı rolü de irdelemişti.

Martin ve Bateson şimdi de, çalışmalarını bir adım daha ileriye taşıyor ve oyun ile oyunbazlığın yaratıcılık ve buluştaki rolünü ele alıyor.

Yazarlara göre, oyunbaz davranış ve oyunbaz düşünce, fiziksel ve toplumsal çevrenin önümüze çıkardığı engelleri aşmada bize muazzam katkıda bulunabilir.

Özellikle yaratıcı süreçlerin kökenlerine ilişkin önemli bilgiler barındırmasıyla dikkat çeken kitap, konuyu yaratıcı gelişim seçeneklerinin itici gücü olarak oyun, bir davranışsal yenilik kaynağı olarak oyun ve bireysellik ve toplumun daha kapsamlı sorunlarına yönelik düşünceler ve yaklaşımların kaynağı olarak oyun bağlamında irdeliyor.

Hayvanın bilme yetisinden çocuk gelişimine, hayal kurmaktan hezeyana yol açan ilaçlar ve uyuşturuculara kadar dikkat çekici pek çok konunun irdelendiği kitabın anlaşılır bir üslupla yazıldığını da belirtelim.

  • Künye: Paul Martin ve Patrick Bateson – Oyun, Oyunseverlik, Yaratıcılık ve Buluş, çeviren: Melih Pekdemir, Ayrıntı Yayınları, bilim, 192 sayfa, 2020

Antonio G. Iturbe – Auschwitz Kütüphanecisi (2020)

Büyük bir vahşetin yaşandığı Auschwitz toplama kampında kitaplara tutunarak hayatta kalmaya çalışan on dört yaşındaki Dita Kraus’un gerçek yaşam öyküsüne dayanan bir roman.

Dita, anne ve babasıyla birlikte Prag’tan Naziler tarafından esir alınıp toplama kampına konmuştur.

Dita burada, dehşet ve korku içinde günlerini geçirmektedir.

Bir süre sonra buradaki esirler gizli bir okul kurar.

Fakat kitapların kampa girmesi kesinlikle yasaktır.

Günün birinde, Alman asıllı bir Yahudi olan blok sorumlusu Fredy Hirsch, Dita’ya mahkûmların gizlice içeri soktukları kıymetli sekiz kitaptan bahseder ve ondan bu kitaplarla ilgilenmesini, onları korumasını ister.

Başından beri kitaplara tutkun olan Dita da, seve seve bu görevi kabul eder.

Dita, artık Auschwitz’in kütüphanecisidir.

Kahramanımız, şiddetin, kötülüğün ve korkunun egemen olduğu kampta, tek silahı olan kitaplardan güç alarak cesaretini korumaya, direnmeye ve ümidini kaybetmemeye çalışacaktır.

  • Künye: Antonio G. Iturbe – Auschwitz Kütüphanecisi, çeviren: Ceren Kıran, Pegasus Yayınları, roman, 408 sayfa, 2020

Platon – Kriton (2020)

Sokrates, toplumun inandığı tanrılara saygı duymama, yeni tanrılar icat etme ve gençlerin ahlakını bozma suçlamasıyla mahkûm edilmiştir.

Artık cezanın infaz edilmesine çok az vakit kalmıştır.

Sokrates’in yakın dostu, varlıklı Kriton ise kendisini zindanda ziyaret eder ve O’nu son şans olarak kaçmaya ikna etmeye çalışır.

Sokrates ise, yurttaşlık görevi gereği bu teklifi reddeder ve bunun nedenlerini derli toplu bir şekilde gerekçelendirmeye koyulur.

Platon’un ilk dönem eserlerinden olan ‘Kriton’ diyalogu, Sokrates’in tezlerinden yola çıkarak yurttaş, yasalar, bireyin yasalarla karşılaşması, yasalara itaat, suç ve ceza gibi konular üzerine derinlemesine bir sorgulama.

Diyalogun bir diğer özelliği de, Sokrates’in son anlarına dair önemli ayrıntılar barındırması.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Kötülüğe maruz kalan birinin bu kötülüğe misliyle karşılık vermesi, çoğunluğun da kabul ettiği gibi, hakkaniyetli mi olur, yoksa hakkaniyetsiz mi?”

“Asıl değer verilmesi gereken şey yaşamak değil, iyi yaşamaktır.”

“İnsan sahiden ya çocuk sahibi olmamalı ya da çocuklarını yetiştirip adam etmek için bütün zorluklara sonuna kadar göğüs germeli.”

“Çünkü ben akıl süzgecinden geçirip de en muteber saydığı düsturdan başkasına kulak asmayacak cinsten bir adamım; hem ilk defa şu an böyleyim de demiyorum, her zaman böyleyim ben.”

  • Künye: Platon – Kriton, çeviren: Eyüp Çoraklı ve Cana Vilken Çoraklı, Alfa Yayınları, felsefe, 96 sayfa, 2020

Carl Sagan – Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı (2020)

Özellikle bugünlerde, bilimin ve bilimsel düşüncenin ne kadar hayati olduğuna bir kez daha tanık olduk.

Corona virüsü, bütün gericileri ve yobazları susturdu.

Carl Sagan’ın, yeni bir çeviriyle Türkçeye kazandırılan ve okurunu bilimin harikulade dünyasına davet eden bu çalışması da, bilimsel düşünceye methiye niteliğinde bir yapıt.

Şarlatanlığın, soytarılığın, sahte bilimin, Yeni Çağ inançlarının ve köktendinci fanatizmin yükselişe geçtiği günümüzde Sagan, hakikat yolunda ilerlememizin neden çok hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.

Sagan’a göre, bilimi kendimize kılavuz edinmezsek kendi adımıza düşünemeyiz, otoriteyi sorgulayamayız ve sonuçta devletleri yönetenlerin ellerinde oyun hamuruna döneriz.

Yazar, ancak yurttaşlar bilimsel bir eğitim aldıklarında ve kendi fikirlerini üretebildiklerinde, devletleri yönetenlerin kendileri için değil halk için çalışacaklarını söylüyor.

Akıldışılığın ve batıl inançların egemen olacağı yeni bir Karanlık Çağ’ın eşiğinde olup olmadığımızın yanıtını arayan ‘Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı, bir yandan bilimsel çalışmalara neden kara çalındığı sorguluyor, bir yandan da uzaylılarca kaçırılma, “bağlantı kurma” ve şifacılık gibi konuların içyüzü ortaya konuluyor.

  • Künye: Carl Sagan – Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı, çeviren: Can Evren Topaktaş, Say Yayınları, bilim, 672 sayfa, 2020

Nermin Saybaşılı – Mıknatıs-Ses (2020)

“Şu (gök)gürültülü dünyada bir nebze de olsa sessizliğe ulaşmak için yazıyorum.”

Nermin Saybaşılı’nın ‘Mıknatıs-Ses’i, mutlak sessizlik, kendisinin deyimiyle “kristalleşmiş ses/sessizlik” üzerine felsefi ve sanatsal bir tefekkür.

Doğası gereği sesin kulaktan bedene aktığını, bedene yerleşip onda taşındığını söyleyen Saybaşılı burada, nefes ile düşünce arasında nasıl bir ilişki olduğunu ve duyup dinlediğimiz seslerin bizde ne gibi imgelere dönüştüğünü sorguluyor.

Yazar, kültürel ve sanatsal faaliyetin, bedenlerin ve dillerin ötesine uzanan bir üretim fazlalığını devreye soktuğundan hareketle imge ile sesi, dil ile yazıyı bir tür “taşkınlık eylemi” olarak inceliyor.

Saybaşılı bunu yaparken de, gözmerkezci ve sözmerkezci dünya, Gezi’nin dili ve sesleri, “Öteki”nin dili, sanatın dili, yazının sesi, sesin kareografisi, coğrafyanın ritimleri ve imgenin nabzı gibi pek çok kavrama başvurarak konuyu çok boyutlu bir bakışla tartışıyor.

Saybaşılı, “mıknatıs-ses” kavramını ise, sesin kendine özgü cismaniliğini, titreşimden kaynaklanan kendine özgü ilişkiselliğini vurgulamak için kullanıyor.

Yazara göre, ses çeker ve iter; dolayısıyla sesin kendisi mıknatıslıdır, yani ses mıknatıslar.

  • Künye: Nermin Saybaşılı – Mıknatıs-Ses: Rezonans ve Sanatın Politikası, Metis Yayınları, felsefe, 304 sayfa, 2020