Kevin J. Hayes – Herman Melville (2021)

Amerika’dan çıkmış en büyük yazarlardan biri olan Herman Melville’in çarpıcı hayatı ve eserleri hakkında usta işi bir çalışma.

Kevin Hayes imzalı kitabın en özgün katkılarından biri de, Melville’in eserlerinin yaşadığı dönemde nasıl alımlandığını da irdelemesi.

Roman yazarı ve şair Herman Melville, pek çok kişi tarafından Amerika’dan çıkmış en yetkin yazar olarak değerlendirilir.

1819 yılında New York’ta dünyaya gelen Melville, biçime yönelik cüretkâr yenilikçi tavrıyla dünya edebiyatının da en iyi yazarlarından biri olarak anılır.

Nitekim başyapıtı ‘Moby Dick’ de dünyanın dört bir yanından okurları kendine çekmeye devam ediyor.

Hayes bu akıcı çalışmasında, Melville’in başlıca eserlerini değerlendiriyor, iş hayatının ve özel yaşamının ilginç hikâyesini anlatıyor.

Hayes’e göre Melville’in eserlerinin otoriteler ve okurlarca keşfedilmesi, I. Dünya Savaşı’nın bilançolarının görüldüğü ve modernizmin yükselişe geçtiği zamanlara denk gelir.

Romanları, hikâyeleri ve hayatının son kırk yılında yazdığı şiirleri de dâhil olmak üzere Melville’in bütün eserlerinin yapılarını inceleyen Hayes, bununla yetinmeyerek bu eserlerin yazıldıkları dönemde nasıl alımlandıkları meselesine de eğiliyor.

Melville’in hayatına ve içerisinde yaşadığı döneme dair bol bol yeni bilgi içeren bu biyografide, dünyaca tanınan ve fakat çoğu zaman yanlış anlaşılan yazarın en az kendi eserleri kadar merak uyandıran hikâyesini bulacaksınız.

  • Künye: Kevin J. Hayes – Herman Melville, çeviren: Arlet İncidüzen, Runik Kitap, biyografi, 197 sayfa, 2021

Jean Anthelme Brillat-Savarin – Lezzetin Fizyolojisi ya da Yüce Mutfak Üzerine Düşünceler (2021)

“Yeni bir yemeğin keşfi, insan ırkının mutluluğuna, bir yıldızın keşfinden daha çok katkıda bulunur.”

Jean Anthelme Brillat-Savarin, gastronominin teorik temelleri ve yemeğin bütün bir hayatımızdaki yeri üzerine harikulade bir çalışmayla karşımızda.

Brillat-Savarin bu kitabı yazarken asla göz ardı etmediği bir çift amaç güttüğünü belirtiyor: Birincisi, bilimler arasında tartışılmaz olarak hak ettiği sıraya yerleşebilmesi için, gastronominin teorik temellerini koymak; ikincisi, yemekseverlik denince ne anlamak gerektiğini doğru biçimde tanımlamak ve bu sosyal niteliği, böylesine yersizce karıştırıldığı pisboğazlıktan ve aşırılıktan ebediyen ayırmak.

Yemek ve lezzet konularına fizik ve kimya açılarından yaklaşan ve damak tadına bilimsellik katan ‘Lezzetin Fizyolojisi’, moleküler gastronominin temel taşlarından sayılır.

Brillat-Savarin için gastronomi yemekle ilgili her şeydir.

Gastronomik bilgiler her insan için gereklidir, çünkü bunlar, insanlara bahşedilmiş olan zevk miktarının artmasını sağlar.

Kitaptan bir alıntı:

“Gasterea güzel sanatların onuncu perisidir: Damak zevklerini yönetir.

Gastronomi, lezzeti zevk açısından olduğu gibi, acı açısından da ele alır; lezzetin yol açabileceği dereceli heyecanları keşfetmiştir, bunun etkilerini düzenlemiş ve kendisine saygısı olan bir insanın asla aşmaması gereken sınırları belirlemiştir.

Mutfak sanatı, sanatların en eskisidir, çünkü Âdem aç doğmuştur ve yeni doğan bebek bu dünyaya ulaşır ulaşmaz, ancak sütannesinin koynunda dinen çığlıklar atar.

Sofra zevki her yaşta, her koşulda, her ülkede ve her gün vardır. Bu, diğer zevklerle birlikte yaşanır ve diğerlerini kaybettiğimizde bizi avutan son zevk olarak kalır.”

  • Künye: Jean Anthelme Brillat-Savarin – Lezzetin Fizyolojisi ya da Yüce Mutfak Üzerine Düşünceler, Oğlak Yayınları, yemek, 352 sayfa, 2020

Ernst von Aster – Bilgi Teorisi ve Mantık (2021)

Bilgi teorisi ve mantığın temel kavramları konusunda klasik bir yapıt arayanlar bu kitabı kaçırmasın.

Kitap, Ernst von Aster’in 1941 ile 1945 arasında İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünde verdiği dersleri bir araya getiriyor.

Varlık, düşünce ve dil arasındaki bağlantıları ‘haritalandırmak’ felsefenin başlıca hedeflerinden biri olagelmiştir.

Yirminci yüzyılın istikrarsız, yeniliklere ve değişimlere gebe düşünsel coğrafyasında böyle bir harita çıkarmanın öncelikle güvenilir ve istikrarlı düşünme araçlarına sahip olmaktan geçtiği düşüncesi, yüzyılın ilk yarısından itibaren mantık ve bilgi teorisinin felsefede öne çıkması ve rağbet görmesi için yeterli oldu.

İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünde on iki yıl (1936-1948) boyunca öğretim üyeliği yapmış Alman filozof Ernst von Aster’in 1941 ile 1945 yılları arasında sistematik felsefe dalında verdiği ders notlarının Macit Gökberk tarafından çevrilip kitaplaştırılmasıyla ortaya çıkmış bu eser, bilgi teorisi ve mantığın en temel kavramlarının bir dökümünü çıkarıyor.

Bilginin neliği, mantık ve bilgi arasındaki ilişki, tümevarım, görecilik ve yöntem sorunu gibi bilgi teorisinin en çetrefil problemlerini, felsefeyle kıyısından köşesinden ilgilenen herkesin anlayabileceği berrak bir dille irdeliyor.

  • Künye: Ernst von Aster – Bilgi Teorisi ve Mantık, çeviren: Macit Gökberk, Fol Kitap, felsefe, 224 sayfa, 2021

İ. Arda Odabaşı – Osmanlı Matbuat Kapitalizmi ve Milliyetçilik (2021)

Balkan Savaşları’yla birlikte Türk milliyetçiliğinin kitleselleşmesi, kapitalist yayıncılığın desteği sayesinde mümkün oldu.

Arda Odabaşı, 1913-1914 senelerinde gerek Osmanlı medya sisteminin dönüşümü gerekse Türkçülüğün yükselişi, Balkan Savaşları ve 1913-1914 Boykotu’nun statükoyu sarstığı koşullarda matbuat kapitalizmi ile Türkçülüğün nasıl etkileşime girdiğini ortaya koyuyor.

Bu zaman diliminde payitahtta gözlenen matbu canlanma, ifadesini en başta bir dergi patlamasında bulur.

Milliyetçi tonlar da içeren dergi furyası, Osmanlı matbuat kapitalizminin yeni atağını ve artık “Türk matbuat kapitalizmi” yoluna girişini temsil eder.

Milliyetçiliğin yükselişi bir yönüyle, kendileri milliyetçi ve hatta Türk olsun veya olmasın, kâr amacı güden yayıncıların dahliyle ilgilidir.

“Kitaphane/kütüphane” olarak anılan bu yayıncı kitapçılardan başka, genç yazarlar, matbuat emekçileri ve seyirci okurlar da sürecin dinamik unsurları olarak göze çarpar.

Kapitalist yayıncılığın geliştiği koşullarda görsellik, promosyon ve reklam gibi araçlar öne çıkarken piyasadaki rekabet, ifadesini giderek şiddetlenen polemiklerde bulur.

Kökeninde ticari çıkar ve rekabet yatan polemikler siyasi ve ideolojik kisvelere bürünür, ulvi ideallerle perdelenir.

Gazete, dergi, yıllık gibi süreli yayınların, her formda kitabın, panorama, albüm, fihrist, katalog, broşür, fotoğraf, kart, kartpostal, el ve duvar ilanı, afiş gibi matbu türlerin, dönemin yeni kitle iletişim aracı sinemanın toplamından müteşekkil “medya sistemi”, mücadelenin ve dönüşümün arenası olur.

  • Künye: İ. Arda Odabaşı – Osmanlı Matbuat Kapitalizmi ve Milliyetçilik (1913-1914), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 410 sayfa, 2021

Karsten Brensing – Hayvanların Gizemi (2021)

Bonobolar küfürlü konuşur…

Kambur balinalar modayı takip eder…

Köpekler hainliği cezalandırır ama özür dilenince affedebilir…

Biyolog ve davranış bilimci Karsten Brensing, hayvanların gizemli, olağanüstü zihinlerinin nasıl işlediğini aydınlatıyor.

Yunuslar birbirlerine isimleriyle hitap eder…

Şempanzeler stratejik savaşlar yürütür…

Fareler parti düzenlemekten çok hoşlanır…

Karıncalar aynada kendi görüntüsünü tanır ve yuvasına dönmeden önce kendine çekidüzen verir…

Ördek yavruları soyut düşünmeyi gerektiren çetrefil testleri geçebilir…

Örümcekler mesleğini karakter özelliklerini ve kişisel zevklerini dikkate alarak seçer…

Ve insanlar bu gizem karşısında şaşırıp kalır.

Brensing okurunu insan ve hayvanlarda zihin gelişiminin kökenlerine götürüyor.

‘Hayvanların Gizemi’, hayvanların zihninde neler olup bittiğini merak eden herkes için şahane bir kitap.

  • Künye: Karsten Brensing – Hayvanların Gizemi, çeviren: Esra Even, Hep Kitap, psikoloji, 352 sayfa, 2021

Kolektif – Kayıp Yüzleşme (2021)

‘Kayıp Yüzleşme’, Levinas ve Lacan’ı karşılaştıran çok önemli bir çalışma.

Felsefe ve psikanalizin buluşmasının bize ne denli ufuk açıcı bir perspektif kazandıracağını görmek isteyenler kaçırmasın.

Çalışma, 20. yüzyıl düşüncesinin iki büyük ismi Levinas ve Lacan’a, öteki, iyi, arzu ve yüceltim başlıkları üzerinden karşılaştırmalı bir okuma sunuyor.

Bu, hem psikanaliz ile etiğin, trajedi ile metafiziğin bir araya geldiği bir yeniden düşünme olanağı hem de Hegel, Freud, Heidegger, Derrida ve Irıgaray’ı birlikte okuma imkânı sunan bir karşılaşma.

  • İnsan arzusu ile ötekilik arasında nasıl bir ilişki vardır?
  • İnsan deneyimi bağlamında kökensel olanın kaybı ne anlama gelmektedir?
  • Kişisel tarihimizin sorumluluğunu almak için hangi başlangıç koşullarını kabul etmemiz gerekir?
  • Bu başlangıç koşulları trajik midir, yoksa geri alınamaz bir belirlenimin sonucu mudur?
  • İnsan olmanın anlamı ve sınırı nerede başlar, nerede biter?

Felsefenin hep yeni baştan başlamayı gerektirdiği yerde, Levinas ve Lacan’ı hiç yapılmadığı şekilde bir araya getirme çabası, hem yakın geçmişin hem de şimdinin yakıcı problemlerini bir kez daha düşünmek adına okura önemli olanaklar sunuyor.

  • Künye: Kolektif – Kayıp Yüzleşme: Levinas ve Lacan, editör: Sarah Harasym, çeviren: Kadir Gülen, Fol Kitap, felsefe, 328 sayfa, 2021

Lennard J. Davis – Obsesyon (2021)

Obsesyonun izini Rönesans döneminin şeytan girmesinden modernite ile obsesyon arasındaki ilişkiye uzanarak izleyen enfes bir kitap.

Lennard Davis kapsamlı çalışmasında, obsesif aşk ve obsesyon ile sanat arasındaki ilişki gibi çok ilginç konuları da tartışıyor.

Davis burada, obsesyonun izini Rönesans kültüründe hâkim olan posesyon (yani şeytan girmesi) ile sürmeye başlıyor ve bunun obsesyonla ilişkisini inceliyor.

Obsesyonun kökeninin ardından obsesyonun tarihsel sürecini histeri, buharlar, melankoli, hipokondriyle incelemeye başlıyor ve akabinde delilik kategorilerini genel olarak ele alır ve buna ilişkin örnekler sunuyor.

Yazar, bu tarihsel yolculuğun devamında edebiyata geniş bir yer ayırır.

Merak ile obsesyon arasındaki ilişkiyi ve monomaniyi inceliyor.

Cinsellik, aşk ve obsesyon üçgenine geniş bir yer ayıran Davis, yaşadığımız yüzyıla yaklaşırken de obsesyon ile resim, heykel gibi görsel sanatlar arasındaki ilişkiye odaklanıyor ve tüm bunları da biyokültürel bir çerçevede ele alıyor.

Davis, daha çok 19. ve 21. yüzyıllar arasını mercek altına alıyor, zira modernite ile obsesyon arasında büyük bir ilişki olduğu kanısı bu çalışmaya yön veriyor: “Modernite öyle bir dönem olarak görülmektedir ki, normal olmak bir nevi deli olmakla, özellikle de obsesif olmakla örtüşen bir şey olarak tanımlanır.”

  • Künye: Lennard J. Davis – Geçmişten Günümüze Obsesyon, çeviren: Deniz Uludağ, Doğu Batı Yayınları, psikoloji, 387 sayfa, 2021

Sam Kean – Casuslar Tugayı (2021)

Hitler’in atom bombasını yapmasına ramak kalmıştı.

Zira Almanlar reaktör mimarisi ve uranyum zenginleştirmede epey yol kat etmişti.

Sam Kean, polisiye roman tadında okunacak ‘Casuslar Tugayı’nda, ABD ve Almanya arasındaki atom bombası yarışını aydınlatıyor.

İkinci Dünya Savaşının hemen arifesinde Avrupalı fizikçiler uranyum çekirdeğinin parçalanmasının mümkün olduğunu keşfederler.

Fakat bu çok tehlikeli bilgiyi sır olarak saklamayı beceremezler.

Sırrı öğrenen Amerikalılar, İkinci Dünya Savaşı patlak verince, Nazileri durdurmak için bir atom bombası yapmaya koyulurlar.

Ancak Müttefik istihbaratçılar Almanların reaktör mimarisi ve uranyum zenginleştirme konusunda epey yol kat ettikleri kanısındadır.

Hitler’in bir-iki kilo uranyumla savaşın seyrini değiştirme gücüne kavuşacağı düşüncesi Amerikalıları telaşlandırır.

Hemen bilim adamları, komandolar ve ajanlardan oluşan özel bir birlik kurup Nazi atom bombası programını durdurmak üzere bir dizi operasyon başlatırlar.

Bu elit birlik Nazilerin kontrolü altındaki bölgelere sızacak, casusluk, sabotaj yapacak ve mecbur kalırsa cinayet işleyecektir.

‘Casuslar Tugayı’, sadece ABD ve Alman atom bombası programlarının yarışını esprili bir dille anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda radyoaktivitenin keşfi ile başlayıp Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasıyla sonuçlanan bilimsel gelişmeleri, bilim insanlarının merak ile ahlak daireleri arasında bocalayışlarını çarpıcı biçimde ele alıyor.

Kitap, bilim ve tarihin güzel bir bireşimi olarak okunabilir.

  • Künye: Sam Kean – Casuslar Tugayı: Nazi Atom Bombası Programının Durduruluşunun Nefes Kesici Öyküsü, çeviren: Sema Özgün, Say Yayınları, tarih, 488 sayfa, 2021

Huricihan İslamoğlu – Dünya Tarihi ve Siyaset (2021)

Batı modernliğinin “evrenselliği” bugün yoğun bir şekilde tartışılıyor.

Huricihan İslamoğlu da, Batı merkezli modernleşme söylemine karşı eleştirel bir bakış açısı geliştirerek buna alternatif bir geleceği yeniden tahayyül ediyor.

Yüzlerce yıldır verili gerçeklik olarak kabul edilen Batı modernliğinin “evrenselliği”, Batı merkezli dünya tarihi anlayışları artık tartışmaya açılmış̧ durumda: Dünyadaki güç dengelerinin de değişmesiyle gerek siyasi gerek akademik alanda farklı ülkelerin, bölgelerin dünya tarihindeki yeri, Batı’ya hiç̧ de benzemeyen gelişim çizgileri, modelleri ele alınıyor.

Öteden beri tarihteki süreğenliğe dikkat çeken Huricihan İslamoğlu da alışılagelmiş̧ Batı merkezli modernleşme söylemine karsı eleştirel bir bakış̧ acısı geliştiriyor.

Kitaptaki yazılar farklı bir dünya tarihi tahayyülü arayışını temsil ediyor.

Bu arayışın çıkış noktasıysa 13. yüzyıldan 20. yüzyılın ortalarına kadar varlıklarını sürdürmüş Avrasya imparatorlukları.

Liberalizmin bitmek bilmeyen “devlet” meselesi, serbest piyasacı yaklaşımın açmazları, İslamiyetin yaygın olduğu coğrafyayı dünya tarihi içinde konumlandırma cabaları, hukuk-mülkiyet-meşruiyet ilişkisi gibi konuları tartışan ve Çin, Osmanlı ve Babür imparatorlukları örneklerinin kapsamlı bir değerlendirmesini, Batı’yla karşılaştırılmasını da sunan İslamoğlu, ortak bir gelecek tahayyülünün imkânlarını araştırıyor.

  • Künye: Huricihan İslamoğlu Dünya Tarihi ve Siyaset, çeviren: Yağız Ay, İsmail Ilgar ve Aytek Soner Alpan, İletişim Yayınları, tarih, 255 sayfa, 2021

Menderes Çınar – Siyasal Bir Sorun Olarak İslamcılık (2021)

Siyasal İslamcılığın nasıl bir çıkmaz olduğunu görmek için Türkiye’nin son 20 yılına bakmak dahi yeter de artar.

Menderes Çınar, 40 yıl önceki Milli Görüş hareketinden bugüne uzanarak siyasal İslamcılığın demokrasiye ve siyasete indirdiği ağır darbeleri gözler önüne seriyor.

Çınar’ın çalışması, siyasetin konjonktür, mekan ve ajan üçlüsünün eklemlenmesi ile yarattığı ivmeyi 40 yıl öncesine giden Milli Görüş hareketinden başlatarak son

19 yılın siyasal ve sosyal evrenini tamamen kaplayan İslamcı bir siyaset özelinde tartışıyor.

Çınar, son dönem iktidarlarının siyasete indirdiği ağır yaralayıcı darbelerin ülke insanında yarattığı umutsuzluğu da yas tutmadan, açıklayıcı ve umut verici bir tartışmayla ele alıyor.

  • Künye: Menderes Çınar – Siyasal Bir Sorun Olarak İslamcılık: AKP’nin 20 Yılı, Nika Yayınevi, siyaset, 264 sayfa, 2021