Carlo Petrini ve Stefano Mancuso – Biyoçeşitlilik (2021)

Yoksullaşıyoruz…

Yirminci yüzyılın başında iki binden fazla armut çeşidi yetiştirilirken bugün satılan armutların % 96’sı yalnızca iki tür armuttan oluşuyor.

“Slow Food” akımının kurucusu Carlo Petrini ile botanikçi ve akademisyen Stefano Mancuso, bitkisinden hayvanına biyoçeşitliliği nasıl yeniden kazanabileceğimizi anlatıyor.

Eskiden binden fazla çeşide sahip patates, bugün yerini dört tanesine bıraktı.

Süt makinası olarak algılanan Hollandalı Friesian ineğini yetiştirmek için kurban edilen diğer tüm inekler de armut ve patateslerle aynı akıbeti paylaşıyor.

“Verimlilik” adı verilen düşünce biçimi, gıda üretiminde odaklanılan biricik kavram olmaya devam ederse domates, mısır, çilek ve daha nicesi aynı kaderi paylaşmaya mahkûm olacak, hatta çoktan oldu bile.

Bitkiler üzerine yaptığı olağanüstü çalışmalarla adını duyuran botanikçi bilim insanı Mancuso ile “Slow Food” ve “Terra Madre” oluşumlarının fikir babası, gazeteci-yazar ve aktivist Petrini, biyoçeşitliliği iki farklı bakış açısından ve olağanüstü bir sezgiyle gündeme taşıyorlar.

Dünya’nın kaderini kendine dert edinmiş insanların zihinlerini harekete geçiren Mancuso ile Petrini artık gelecekte değil gündelik hayatımızda karşı karşıya kaldığımız yoksulluğu tersine çevirmeye çabalıyorlar.

Okuru, bir ilham kaynağı olarak doğaya bakmaya davet ediyorlar.

Bitkilerin kapasitesine açık zihinle ve sevgi dolu bir yürekle bakmayı becerebilirsek, insanlığın önüne yeni bir yaşam biçimi serilebilir.

Biyoçeşitlilik bitkisinden hayvanına, gezegenin yeniden kazanmak zorunda olduğu bir zenginlik…

Yeter ki insanlık, gerçek zenginliğin bu olduğuna ikna olsun.

  • Künye: Carlo Petrini ve Stefano Mancuso – Biyoçeşitlilik, çeviren: Fatmagül Ezici, Yeni İnsan Yayınevi, ekoloji, 80 sayfa, 2021

John Dewey – Deneyim Olarak Sanat (2021)

Estetik deneyim ve sanat arasındaki ilişki üzerine sağlam bir tartışma.

Kitap, John Dewey’nin deneyim metafiziği kavramının daha iyi anlaşılması açısından bilhassa önemli.

‘Deneyim Olarak Sanat’, öncelikle deneyimin tamamlanmışlığını ifade eden, deneyimi kültür ve anlamla özdeşleştiren ve insanın dünya ile ilişkisindeki tüm deneyim olanaklarını kapsayan estetik deneyim nosyonunun derinlemesine bir değerlendirmesini sunmasıyla dikkat çekiyor.

Öte yandan, estetik deneyimin bu çok boyutlu ele alınışı özgün bir sanat tanımı ve estetik kuram ortaya koyar.

Bu bağlamda, bu çalışma, hem düşünürün deneyim metafiziğinin anlaşılması hem de bu merkezi kavram temelinde düşünürün sanat ve sanat eseri üzerine görüşlerinin anlaşılması açısından önemli.

Dewey için felsefenin konusu estetik deneyimdir.

Estetik deneyim insanın dünya ile tüm deneyim olanaklarını kapsayan; insanın bir organizma olarak doğa ile ilişkisinde anlam bulduğu, değer atfettiği ve ifade ettiği yegâne deneyim olarak dünya ile etkileşimin nihai noktası ve bütünlüğüdür.

‘Deneyim Olarak Sanat’ın odaklandığı estetik deneyim sıradan deneyimin yoğunlaşmış hâlidir ve tamamlanmış anlamın ifadesini ya da dışavurumunu temsil eder.

Bu açıdan Dewey, deneyim nosyonunu önce Deneyim ve Doğa’da organizmanın yaşayan bir varlık olarak doğa ile etkileşimi olarak sunarken, ‘Deneyim Olarak Sanat’ta anlam arayan, değer veren ve ifade eden yaşayan varlığın anlam ve kültür ortaya çıkarması olarak sunar.

  • Künye: John Dewey – Deneyim Olarak Sanat, çeviren: Nur Küçük, Vakıfbank Kültür Yayınları, sanat, 464 sayfa, 2021

Federico Campagna – Teknik ve Büyü (2021)

Gerçekliğin teknik aracılığıyla inşa edilişi, bizi nihilizmin açmazlarına sürükler.

Federico Campagna bu çarpıcı çalışmasında, büyüyü dünyayı yeniden inşa etmenin bir aracı olarak tartışıyor ve böylece bizi gerçeklik hakkında yeniden düşünmeye davet ediyor.

Yazar burada, tekniğin nihilizme hapseden kapılarını, betimlenemezliğin büyülü anahtarı ile açmayı deniyor.

Teknik’in dünyayı mutlak dil yoluyla ele geçirme girişimi, gerçekliğimizin temellerini sarsıyor, anlam dünyamızı parçalıyor.

Campagna, gerçekliğin teknik aracılığıyla inşa edilen ve nihilizmin açmazlarına sürükleyen yönüne dikkat çekerek, çıkış yolunun güncel siyaset ve ekonomi tartışmalarından çok daha derinlerde yattığını gösteriyor.

Heidegger, Jünger ve Stirner’den İbnü’l-Arabî, Sühreverdî ve Molla Sadra’ya uzanan Campagna, büyüyü varoluşun kalbindeki betimlenemezlik kavramının çevresinde dünyayı yeniden inşa etme kabiliyetine sahip alternatif bir sistem olarak resmediyor. ‘Teknik ve Büyü’ bize dünyayı değiştirmek istersek, ilk yapmamız gereken şeyin onun dayandığı gerçeklik kavramını değiştirmek olduğunu vurguluyor.

  • Künye: Federico Campagna – Teknik ve Büyü, çeviren: Barış Arpaç, Vakıfbank Kültür Yayınları, felsefe, 328 sayfa, 2021

Selen Baranoğlu – Sınırları Aşmak (2021)

Tükettikçe mutsuzlaşıyoruz…

Yalnız kendimizi değil, doğayı ve canlıları da yok ediyoruz.

Selen Baranoğlu, bu önemli çalışmasında, günümüzün en tehlikeli hastalığı haline geldiğini söylediği her yönüyle tüketim hastalığını anlatıyor.

‘Sınırları Aşmak’, aşırı tüketim hastalığının teşhis ve tedavi yöntemlerini sunuyor, hem bireysel hem küresel anlamda iyileşmenin reçetesini veriyor.

Tüketim hastalığının çağımızın vebası olduğunu belirten Baranoğlu, tüketim hastalığının kökenlerini inceliyor, tüketimin tarihine göz atıyor, geçmişten bugüne, tüketim kavramı ve alışkanlıklarının insanlıkla beraber nasıl evrimleştiğini, bu evrimin nedenlerini açıklıyor.

Yazar ardından da tüketim hastalığının bireysel ve küresel belirtilerini ve ondan sonra da hastalığın nasıl tedavi edileceğini anlatıyor.

  • Künye: Selen Baranoğlu – Sınırları Aşmak, Doğan Kitap, inceleme, 192 sayfa, 2021

Marcus Terentius Varro – Latin Dili Üzerine (2021)

Dilin doğasını tartışan efsanevi bir kitap.

Marcus Terentius Varro, bu klasikleşmiş yapıtında, kendi anadili Latinceden hareketle, her dile uygulanabilecek bir dizi mantık ilkesi sunuyor.

‘Romalıların en eğitimlisi’ olarak tabir edilen Varro, bu çalışmasında, dilin kurallı bir yapı olup olmadığını tartışıyor.

Kitap, Antikçağ’da var olduğunu bildiğimiz ama Eski Yunan’daki filolojik izlerine ulaşamadığımız en önemli dil tartışmalarından olan benzeşim (analogia)-ayrışım (anomalia) tartışmasına dair tek derli toplu metin olma özelliğini de taşıyor.

Varro eserinde, tartışmanın her iki tarafına ait savları da aktarıp son olarak kendisinin bu tartışmaya dair fikirlerini örneklerle açıklıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Bazıları kullanım bağlamındaki doğal ereklerin kullanışlılık ve zevk amaçlı olmak üzere iki katmanlı olduğunu öne sürebilir. Zira giyinmeyi sadece soğuktan korunmak için değil, aynı zamanda soylu bir görünüme kavuşmak için isteriz. Bir ev sahibi olmayı yalnızca bir çatı altında sağ salim barınma zorunluluğundan değil, aynı zamanda dünyevi hazzı sürdürebilmek için de dileriz. Kap kacağımızın yalnızca erzakımıza yetmesini değil, aynı zamanda göze hoş gelmesini ve bir sanatçının elinden çıkmasını arzu ederiz. Çünkü biri insanı (homo), diğeri insanlığı (humanitas) tatmin eder.”

  • Künye: Marcus Terentius Varro – Latin Dili Üzerine, çeviren: A. Doğucan Hanegelioğlu, Doğu Batı Yayınları, dilbilim, 181 sayfa, 2021

Martin Arnold – Vikingler: Savaş Kurtları (2021)

Tarihin en çılgın halklarından olan Vikingler üzerine rehber nitelikte bir çalışma.

Martin Arnold, Avrupa’yı kasıp kavurmuş Vikinglerin 8. ve 11. yüzyıllar arasındaki fırtınalı tarihini adım adım izliyor.

Sekizinci yüzyıl sonlarında çetin denizleri aşarak yaşadıkları soğuk coğrafyadan güneye inen Vikingler, başta İngiltere olmak üzere Batı Avrupa krallıklarına düzenledikleri saldırılar ve acımasız faaliyetleriyle Hristiyanların korkulu rüyası hâline geldiler.

İki yüzyılı aşkın devam eden işgaller sonucunda Vikinglerin önemli bir kısmı İngiltere’ye, Fransa’nın kuzeybatısına, Sicilya’ya ve İtalya’ya yerleşti.

Bazıları savaş meydanında yendikleri Hristiyanların dinini kabul etti ve Odin’den yüz çevirip İsa Mesih’e iman etmeye başladı.

Böylece, bir zamanlar korku saldıkları Hristiyan Avrupa kültürünün içinde yavaşça eridiler.

Vikinglerin bir kolu, Batı Hristiyanlığıyla etkileşim kurmak yerine Doğu Avrupa’ya yöneldi ve Hazarlar ve Müslümanlarla ticari ilişkiler tesis etti.

Bir başka kol ise daha batıya yelken açıp İzlanda, Grönland ve Kuzey Amerika’da yeni maceralara atıldı.

Arnold çalışmasında, Vikinglerin gündelik yaşamlarını, inanışlarını, efsanelerini, askeri zaferlerini ve arkalarında bıraktıkları büyük mirası, dönemin kaynakları ve arkeolojik veriler üzerinden canlı bir biçimde anlatarak 8. ve 11. yüzyıllar arasında Avrupa’yı kasıp kavuran Vikinglerin fırtınalı tarihini genel hatlarıyla sunuyor.

  • Künye: Martin Arnold – Vikingler: Savaş Kurtları, çeviren: Sıla Onat, Selenge Yayınları, tarih, 148 sayfa, 2021

Terry Eagleton – Materyalizm (2021)

Materyalizmin günümüz için ne denli ufuk açıcı perspektifler sunduğu üzerine derinlemesine bir tartışma.

Terry Eagleton’ın çalışması, Marx, Nietzsche ve Wittgenstein gibi, birbirinden farklı üç materyalistin düşüncelerini ustaca karşılaştırıyor.

Materyalizmin felsefi tasavvuruna, çağdaş bilim ve kültürle ilişkisine iyi bir başlangıç niteliğindeki bu ufuk açıcı eserinde Eagleton, materyalizmin günümüzün önemli bilimsel, kültürel ve felsefi tartışmalarının merkezinde yer aldığına dair güçlü bir argüman ortaya koyuyor.

İdeoloji ve tarihten dil, etik ve estetiğe kadar geniş bir konu yelpazesi üzerine düşünen ve bunu yaparken de birbirinden hayli farklı üç materyalistin -Marx, Nietzsche ve Wittgenstein’ın- değer ve inançlarını farklı bir bakış açısıyla ele alan Eagleton, bu üç ismin felsefeleri arasında çarpıcı karşılaştırmalar yapıyor.

Eagleton, aynı zamanda düşünce ve bilinci mümkün kılanın bedenlerimiz ve bedensel etkinliğimiz olduğunu ikna edici bir şekilde gösteriyor.

Materyalizm, kendimiz hakkında nasıl düşündüğümüzün ve dünyada nasıl yaşadığımızın derinine inen felsefi düşünce üzerine aydınlatıcı bir metin.

  • Künye: Terry Eagleton – Materyalizm, çeviren: Serkan Gündüz, Tellekt Kitap, felsefe, 136 sayfa, 2021

Klaus Kornwachs – Teknoloji Felsefesine Giriş (2021)

Teknoloji felsefesinin temel akımları üzerine usta işi bir çalışma.

Klaus Kornwachs, antik çağdan günümüze uzanarak teknoloji felsefesi alanında yürütülen tartışmaların sağlam bir özetini sunuyor.

Martin Heidegger, kısa ve öz biçimde, teknolojinin ürkütücülüğünün “çalışmasından” kaynaklandığını ifade etmişti.

Teknolojiyi çoğu zaman bilinçsizce tecrübe ederiz çünkü neredeyse görünmezdir ve durmadığı sürece dikkatimizi çekmez.

Biz onu fen bilimlerinin ve medeniyetin bir kazanımı olarak görürüz ve sorularımızı ancak artık teknolojinin işlemediği veya işlemeyeceği durumlarda sorarız.

Bu süreçte, çoğu zaman teknolojinin nasıl ve neden çalıştığını, kimin onu icat ettiğini, kimin onunla ne gibi bir amaç güttüğünü ve ne gibi çıkarlar gözettiğini bilmediğimizi fark ederiz.

Teknolojiyi takip ederken oluşan şaşkınlığa, karmaşık duygular eşlik eder.

Bu çalışma ise, antik dönemden, yeni çağın ve sanayileşmenin başlangıcından itibaren gelişen iki atılımdan başlayarak Arnold Gehlen, Günther Anders ve Hans Jonas’ın antropolojik ve eleştirel yorumlarına kadar süregelen teknoloji felsefesinin temel akımları ile ilgili bütünlüklü bir bilgi sunuyor.

Ayrıca çağdaş mühendisin ve teknisyenin kim oldukları, otomatikleşme süreci ve teknik çözümlerin sunuluşu da sorgulanan konular arasında yer alıyor.

  • Künye: Klaus Kornwachs – Teknoloji Felsefesine Giriş, çeviren: Sergül Vural Kara, Runik Kitap, felsefe, 132 sayfa, 2021

Kolektif – 21. Yüzyılda Endüstri İlişkileri (2021)

Yeni teknolojiler ve küresel pandemi, işçi, işveren ve devletin taraf olduğu endüstri ilişkilerini nasıl dönüştürdü?

Bu usta işi derleme, endüstri ilişkilerinin 21. yüzyılın sosyal, ekonomik ve politik özellikleri çerçevesinde değişen ve dönüşen dinamik yapısını tartışıyor.

Farklı alanlarda uzmanlaşan toplam on iki akademisyenin katkısıyla ortaya çıkmış çalışma, yeni teknolojiler ve küresel pandemi başta olmak üzere, endüstri ilişkilerindeki dönüşümü farklı açılardan ele alıyor.

Son yıllarda bilgi ve iletişim teknolojilerindeki baş döndüren hızın, özellikle çalışma ilişkilerini ve emeğin yeni biçimlerini nasıl şekillendirdiği kitabın önemli bir bölümünü oluşturuyor.

Kitapta,

  • Yeni iletişim teknolojilerinin işi, işçiyi ve bir bütün olarak çalışma yaşamını nasıl ve hangi yönde etkilediği,
  • Kapitalizmin dijitalleşmesi, platform çalışma ve gig ekonomisi, dijital göçebelik gibi işin ve emeğin teknolojik gelişmelere paralel olarak ortaya çıkan yeni biçimlerinin, geleneksel endüstri ilişkilerindeki konumu,
  • Çalışma hayatında teknolojik dönüşümün işçiler açısından yaratacağı hak kayıpları ve sendikal harekette yaratacağı sorunlar,
  • 2020’nin başlarından itibaren yaşamın bir parçası haline gelen pandemi koşullarının endüstri ilişkileri için nasıl sonuçlar doğurduğu,
  • Küresel pandemi döneminde küresel sendikaların nasıl tavrı aldığı, neler yaptığı / yapmadığı,
  • Küresel pandeminin ulusal mevzuatı nasıl etkilediği, bu süreçte hangi yasal düzenlemelerin yapıldığı ve bu düzenlemelerin çalışma hayatında ne gibi karşılıklar bulduğu,
  • Sosyo-ekonomik, kültürel ve politik birçok faktörün endüstri ilişkilerinde yarattığı dönüşüm,
  • Sosyal devlet bakımından farklı bir yere sahip İskandinav ülkelerindeki endüstri ilişkileri sistemi,
  • Neoliberal politikalar bağlamında, insan kaynaklarının endüstri ilişkilerinde yarattığı paradigma dönüşümü,
  • Endüstri ilişkilerindeki dönüşümün kadınlar üzerindeki etkisi,
  • Tarihsel olarak kadınların modern emek piyasasındaki yeri,
  • Ve kadın emeğinin günümüz emek piyasasındaki durumu gibi pek çok önemli konu tartışılıyor.

Çalışma, endüstri ilişkileri ve sosyal politika alanında güncel gelişmeleri ele alması bakımından önemli bir boşluğu dolduruyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle:  Aysen Tokol, Hüseyin Sevgi, Oğuz Başol, Mehmet Fatih Çömlekçi, Salih Dursun, Gülşen Çetin Aydın, Ceyhun Güler, Seher Demirkaya, Mehmet Atilla Güler, Özal Çiçek, Bora Yenihna ve Ahmet Gökçe.

  • Künye: Kolektif – 21. Yüzyılda Endüstri İlişkileri: Çalışma Yaşamının Dönüşümü, Aktörleri ve Geleceği, editör: Hüseyin Sevgi, Nota Bene Yayınları, inceleme, 416 sayfa, 2021

Cihan Uzunçayır – Neo Faşizmden Popülizme (2021)

Avrupa’da aşırı sağ partilerin tarihsel gelişimi üzerine sağlam bir inceleme.

Cihan Uzunçayır, bilhassa faşizm mirasına sahip olmuş Almanya ve İtalya deneyimlerini karşılaştırarak alana önemli katkıda bulunuyor.

Çalışma, aşırı sağ çalışmalarına birkaç farklı yönden katkı sağlıyor.

Öncelikle seçmen, parti ve siyasi fırsat yapısı boyutlarını ayrı ayrı ele almayıp tüm bu boyutları birbiriyle etkileşim halinde faktörler olarak bir arada analiz ediyor.

İkinci olarak, genellikle göz ardı edilen savaş sonrası dönem koşullarıyla, yeni aşırı sağ partilerin ortaya çıkmasına imkân sağlayan 1980 sonrası koşulların farklılığı seçmenler, partiler ve siyasi fırsat yapısı bağlamında değerlendirme kapsamına alınıyor.

Uzunçayır böylece, ortaya koyduğu analiz çerçevesiyle sadece aşırı sağ partilerin yükselişini açıklamıyor, aynı zamanda onları başarısız kılan koşulları da açıklıyor.

Üçüncü olarak faşizm mirasının iki farklı değerlendirmesini temsil eden Almanya ve İtalya, aşırı sağın başarısı bakımından da iki farklı deneyi ortaya çıkarıyor.

Yazar, seçmenler, partiler ve siyasi fırsat yapısı bağlamında Almanya ve İtalya örneklerini inceleyerek, bize Avrupa aşırı sağı için genellenebilir bazı sonuçlar sunmayı hedefliyor.

  • Künye: Cihan Uzunçayır – Neo Faşizmden Popülizme: Avrupa’da Aşırı Sağ (Almanya ve İtalya Örnekleri), Liberus Yayınları, siyaset, 328 sayfa, 2021