Pierre Bayard – Peki, Ya Eserler Yazar Değiştirseydi? (2022)

Borges sayesinde artık hepimiz ‘Don Quijote’nin gerçek yazarının Pierre Ménard olduğunu biliyoruz.

Peki Kafka’nın ‘Yabancı’yı, Tolstoy’un ise ‘Rüzgâr Gibi Geçti’yi yazdığını ya da Hitchcock’un ‘Potemkin Zırhlısı’ filmini çektiğini biliyor muydunuz?

Edebiyat profesörü ve denemeci Pierre Bayard’a göre, eserlerin müelliflerini değiştirmek ve onları başka bir bakış açısıyla incelemeye çalışmak hem algımızı zenginleştiren hem de bizi daha çok hayal kurmaya teşvik eden bir yöntem.

Bayard, Don Quijote’yi bir 20. yüzyıl bilimkurgu yazarına atfeden Borges’in ve 1968’de “müellifin ölümü”nü ilan eden Roland Barthes’ın yolundan ilerliyor; Nietzsche’yi Karamazov Kardeşler’i yazmaya iten sebepleri sorguluyor, Balzac’ın Parma Manastırı’ndaki üslubunu inceliyor.

Peki, Ya Eserler Yazar Değiştirseydi? tarihe ters köşe yaparak alışılmadık bir okuma biçimi öneriyor.

  • Künye: Pierre Bayard – Peki, Ya Eserler Yazar Değiştirseydi?, çeviren: Murat Erşen, Everest Yayınları, deneme, 156 sayfa, 2022

Anonim – Öreke Sohbetleri (2022)

Doğal sebeplerle gelişen olaylara doğaüstü yorumlar yapılmasıyla oluşan batıl inançlar her toplumda kendine yer bulur.

Birbirinden kilometrelerce uzak yerlerde ve ayrı zaman dilimlerinde dahi benzer inanışlar görürüz.

Çünkü dinlerimiz, ırklarımız ve coğrafyalarımız farklı olsa da benzer olaylara, kendi kültürümüzden de bir şeyler katarak benzer yorumlar çıkartabiliyoruz.

Kara kediler, merdiven altından geçmeler, siyah kıyafetler, tuz dökmeler gibi birbirini andıran inanışlar uzar gider.

‘Öreke Sohbetleri’, alışık olduğumuz batıl inançlar konusunda daha özele inerek bizlere, 15. yüzyıl Fransız kadınlarının bakış açısına göre yüzlerce yıl doğru kabul edilen inanışları anlatır.

Korkulardan beslenen bu inanışların dönemin sosyal yapısı, dinî yaşantısı, cinsiyetlerin rolleri ve hatta felaketleri bile aynı olan Orta Çağ Avrupa’sında farklı olması beklenemez.

Bu nedenle hikâye anlatısı tarzında aktarılan bu kitapla, aslında Orta Çağ Avrupa’sındaki kadınların hayatlarına konuk oluyoruz.

Gülnur Özer’in titiz çevirisiyle okuyucuyla buluşan ‘Öreke Sohbetleri: Orta Çağ Kadınlarının El Kitabı’ adlı eseri okurken burada anlatılan inanışları ya daha önce bir yerlerden duyduğunuzu anımsayacaksınız ya da aklınızdan hiç çıkartamayacaksınız.

Kitaptan bir alıntı:

“Akşam yemeğinden sonra, saat yedi ila sekiz arasında altı hanım, düzenli olarak katılan tüm komşular ve yeni katılımcılarla birlikte bu gizemi dinlemek için buluştular. Bir yandan örekelerini eğirirken diğer yandan anlatıcıya kulak kesildiler.”

  • Künye: Anonim – Öreke Sohbetleri: Ortaçağ Kadınlarının El Kitabı, derleyen: Fouquart de Cambray, Anthoine du Val ve Jean d’Arras, hazırlayan: Paul Jannet, çeviren: Gülnur Özer, Selenge Yayınları, tarih, 118 sayfa, 2022

Herakleitos – Fragmanlar (2022)

Sokrates öncesi filozoflardan Herakleitos Antik Çağ’dan günümüze dek şöhretini korumuş, felsefi anlayışı ve düşüncesi Platon, Aristoteles, Stoacılar, Sextus Empiricus, Porphyrios, Hegel, Kierkegaard, Nietzsche, Bergson ve Heidegger gibi birçok düşünür üzerinde büyük etkiler bırakmıştır.

Hıristiyanlığın ilk savunucuları dahi onun düşüncelerine bigâne kalamamış, Sokrates ile birlikte onu, İsa gelmeden önceki Hıristiyanlar olarak kabul etmişlerdir.

Herakleitos’un yaşamına dair bilgiler ne yazık ki günümüze bazı zayıf, kanıtlanması imkânsız rivayetlerle ulaştı.

Felsefi düşünüşüne dair derli toplu bir eserinin bugüne kalmaması hiç şüphesiz büyük bir eksiklik olsa da bu büyük ismin düşüncesine ve yaşantısına dair bazı parçalar etrafındakilerin aktarımıyla günümüze kaldı.

Düşüncelerinin muğlak ifadelerle dolu, bölük pörçük ve kimi zaman da anlaşılmaz bir üslupla aktarılmış olması, Herakleitos’un Antik Çağ’dan beri anlaşılması zor bir düşünür olarak nitelendirilmesine yol açmış, hatta kendisine bu üslubu nedeniyle “Karanlık” lakabı verilmiştir.

Kimilerince, sıradan insanların düşüncelerine kolayca ulaşmasını istemediği için kasıtlı olarak böyle bir üslup kullanmıştır.

Tüm bu eksik parçalara, elde olanların karanlığına rağmen elinizdeki eser Herakleitos’un usta bir düşünür olduğunu gösteriyor.

Herakleitos’a ait olduğu düşünülen Fragmanlar ile onun hayatı ve öğretisi üzerine kaynakların derlenip toparlandığı ‘Tanıklıklar’, Okan Demir’in çevirisi ve eklediği açıklayıcı notları, Eski Yunanca ve Latince asıllarıyla düşünce tarihinin en büyük isimlerinden Herakleitos’un dünyasına bir yolculuk imkânı sunuyor.

  • Künye: Herakleitos – Fragmanlar, çeviren: Okan Demir, Kronik Kitap, felsefe, 144 sayfa, 2022

Michio Kaku – Tanrı Denklemi (2022)

Newton kütleçekimi yasasını keşfettiğinde, gökleri ve Dünya’yı yöneten kanunları birleştirmiş oldu.

O zamandan beri fizikçiler, giderek daha önemli hale gelen teorilere yeni kuvvetler ekliyor.

Ancak, belki de nihai mücadele, geriye kalan iki teorinin, yani görelilik ve kuantum teorisinin sentezini yapmak.

Bilimdeki en büyük sır perdesini aralayıp,

  • Büyük Patlama’dan önce ne oldu?
  • Kara deliklerin diğer tarafında ne var?
  • Başka evrenler ve boyutlar var mı?
  • Zaman yolculuğu mümkün mü?

gibi sorulara cevap vermek için doğanın tüm kuvvetlerini muhteşem bir denklemde birleştirmek, bilimin en önemli başarısı olacaktır.

Kaku ayrıca, bu teori etrafında dönen yoğun tartışmayı, söz konusu hayati soru karşısında zıt taraflarda yer alan bilim insanlarına dayandırarak açıklıyor.

Kaku’nun kendine özgü coşkunluğu ve yalınlığı ile yazılan bu destansı macera, ‘Tanrı Denklemi’nin hikâyesidir.

  • Künye: Michio Kaku – Tanrı Denklemi: Her Şeyin Teorisi Arayışı, çeviren: Ege Can Karanfil, ODTÜ Yayıncılık, bilim, 184 sayfa, 2022

Fatma Eda Çelik – Kişisel İktidardan Millet Meclisine, Saltanattan Cumhuriyete (2022)

Bizde, son 20 yıla özgü bir durum olarak algılansa da, ülkeyi kendi şahsi mülkü olarak gören anlayışın derin tarihi kökleri vardır.

Fatma Eda Çelik, bu sorunun kişilerden değil, toplumun örgütlenme biçiminden kaynaklandığını çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor.

Türkiye’de son yirmi yıldır devlette köklü değişiklikler yaşanıyor.

Buna paralel, devlet hem kurumsal yapısı hem de aktörleriyle yoğun şekilde tartışılıyor.

Ancak bu tartışmalarda çoğunlukla ya kişilere ya da güncel teknik değişikliklere yoğunlaşılıyor.

Bugünü anlamak için tarihe başvurulduğunda ise, çoğu zaman umutsuz bir şekilde değiştirilemez olduğu kabul edilen ezeli ve ebedi bir güçlü devlet miti tekrarlanıyor.

Fakat, hem günümüz devletini ve yaşadığı dönüşümü hem de köklerini bulduğu iddia edilen dönemleri anlamak için devleti tarihsel ve toplumsal bütünlüğü içinde incelemek gerekiyor.

İşte, Çelik’in bu kitabı, tartışmaların fay hattını oluşturan bir konuya, “kişisel iktidara”, ve onun kurumsal boyutuna, “devlet başkanlığına”, bu bakış açısıyla bir çözümleme getirme iddiası taşıyor.

Tartışmanın tarihsel köklerine yoğunlaşarak, Osmanlı Beyliği’nin tarih sahnesine çıktığı dönemden başlayarak Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu döneme kadar geçen süreci inceliyor.

Sorunun kişilerden değil, toplumun örgütlenme biçiminden kaynaklandığını ve ancak toplumsal sınıfların devinimi içinde açıklanabileceğini gösteriyor. Toplumsal iktidarın farklı yoğunlaşma ve merkezileşme biçimleri aldığını; devlet başkanlığının da tarih boyunca bu doğrultuda biçimlendiğini ortaya koyuyor.

Bu nedenle, 1920’li yıllarda, iki kişi, Vahdettin ve Atatürk; iki hükümet, İstanbul ve Ankara Hükümetleri biçiminde görülen karşıtlığın, aslında iki farklı örgütlenme tarzının karşı karşıya gelmiş olmasından kaynaklandığını söylüyor.

Cumhuriyet’in, “mülk”ün temelini oluşturan “kişisel iktidar”a karşı, nasıl Büyük Millet Meclisi ve Başkanı’nda cisimleşen bir “gayri-şahsi iktidar” yarattığını ortaya koyuyor.

Böylelikle, devletin değişim ve dönüşümüne vurgu yaparak, bu sürecin somut tarihsel gelişimi içinde nasıl incelenebileceğini gösteriyor.

  • Künye: Fatma Eda Çelik – Kişisel İktidardan Millet Meclisine, Saltanattan Cumhuriyete, İmge Kitabevi, siyaset, 504 sayfa, 2022

Otto Rank – Sanat ve Sanatçı (2022)

Otto Rank, ‘Sanat ve Sanatçı’ adlı kitabında sanatın birey ve toplumla olan ilişkisine yoğunlaşmakta ve sanatçının, sanat eseri ortaya koyma güdüsünü ele almaktadır.

Freud’un sanat ve nevroza dair fikirlerini kültürel bir bağlamda işleyen bu kitap, Henry Miller ve Anais Nin başta olmak üzere 20. yüzyılın birçok yazar ve düşünürü üzerinde etkili oldu.

‘Sanat ve Sanatçı’, sanatçıyı bireysel güdülerinin de ötesinde din, mitoloji ve sosyal perspektiflerden değerlendiriyor.

Rank’ın psikoloji ve psikanaliz alanlarında sahip olduğu geniş bilgi birikimi; antropoloji ve kültürel tarih gibi disiplinleri de kapsayarak insan doğasına ilişkin geniş bir anlayışa ulaşıyor.

Kitap ayrıca, sanatçı ve eserini disiplinler arası bir bağlamda inceleyerek okuruna, genel manada sanat teorisine dair bir perspektif sunuyor.

  • Künye: Otto Rank – Sanat ve Sanatçı, çeviren: Orhan Düz, Albaraka Yayınları, sanat, 384 sayfa, 2022

Erhan İşözen – Bir Semtin Arayüzü: Ortaköy (2022)

Erhan İşözen, 1989-1992 yılları arasında gerçekleştirilen “Ortaköy Meydanı ve Çevresi Kentsel Tasarım Projesi”nin hem mimarı hem de sürecin birinci dereceden tanığı olarak; semtin tarihini, önemli yapılarını, sosyal yaşamını, sakinlerini, alınan kararları, tasarım planlarını, uygulamaları, eleştirileri, övgüleri, arşiv belgeleri ve fotoğraflar eşliğinde anlatıyor.

Projeye başladıkları dönemi “Gördüklerimi, projeyi, fikirlerimi herkese açıkladım, tartıştım, paylaştım, katılımcı bir ortam yaratmaya çalıştım” diye tanımlayan İşözen, kitabı hazırlama gerekçesini şöyle özetliyor:

“… Bu kitapta sadece mimarlık mecmualarında, kitaplarda mimari plan, kesit ve görünüşleri gösteren çizimleri, fiziksel planlamayı ‘şöyle yaptım, böyle yaptım’ diye anlatmak değil amacım. Semtte yaşayanları, mekânın yerle kurduğu ilişkiyi, sosyal hayatı, mahallenin tarihini; bütün bunları akademik bir dille değil, tarihi ve mimari okumaların tümünü karma bir yazı diliyle, yaşadıklarımın öyküsünü de anlattım. Ortaköy tarihi, farklı inançların barış ve dostluk içinde yaşadığı İstanbul tarihi demektir. Cami, kilise, sinagog yan yanadır.

Ortaköy özenti bir anlayışla, biçimsel bir amaçla tasarlanmadı. Bu Boğaziçi köyü; camisi, iskelesi, çınar ağaçları ve çeşmesi ile yere ait özel yapısıyla geleneksel bir ‘Osmanlı Boğaziçi köyü’ karakterini taşır. Var olan şehirlerin, meydanların kopyası değildir. Ortaköy’ün zaten var olan, etkileyici olan, kendi tarihidir.

Ortaköy Meydanı henüz İstanbul’un sahte kamusal alanlarının inşa edilmediği, alışveriş merkezlerinin gündelik yaşamımıza girmediği bir sanat ve kültür ortamıydı. Bu çalışma, Ortaköylüleri, buraya gelecek insanları mutlu etmek amacıyla yapılmış, kullanıcıların sosyal hayatını iyileştirme çabasıydı. Otuz yıl boyunca bu çabaya doğru eklemlenen hiçbir şey yapılmadı…”

Kitapta; Ortaköy Camisi (Büyük Mecidiye Camisi), Küçük Mecidiye Camisi, Hüsrev Kethüda Hamamı, Naime Sultan Yalısı, Esma Sultan Yalısı, Feriye Karakolu, Damat İbrahim Paşa Çeşmesi, Ayios Fokas Rum Ortodoks Kilisesi, Etz Ahayim Sinagogu, Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi, Simon Kalfa Apartmanı, Suzan Apartmanı, Makbule Hanım Apartmanı gibi semte kimliğini kazandıran yapıların tarihçelerine, yaşadıkları değişim ve dönüşümlere ayrıntılı olarak yer veriliyor.

  • Künye. Erhan İşözen – Bir Semtin Arayüzü: Ortaköy (1989-2019), YEM Yayın, mimari, 388 sayfa, 2022

Mehmet Sakınç ve Orhan Küçüker – Çekiç, Mercek ve Yelkovankuşları (2022)

Türkiye’de botanik, zooloji, jeoloji ve paleontolojinin tarihsel gelişimi üzerine eşsiz bir çalışma.

Mehmet Sakınç ve Orhan Küçüker, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi bilim insanlarının dünyasına iniyor.

‘Çekiç, Mercek ve Yelkovankuşları’nda Sabuncuoğlu Şerefeddin’in meşhur tiryakından Darüşşifaların botanikçileri Saydalân ve Aşşâblar’a, Arslanhaneler’den Bursa korvetinin mühendisi Faik Bey’in pantanal kedisine, Çırağan Sarayı’nın Londra’da unutulan limonluğundan bankacı Pierre-JulienRene du Parquet’nin Eyüp’te Mısır akbabası avına, Mehmet Tahir Münif Paşa’nın doldurulmuş ayısından Namık Kemal’in baykuşlarına, Hamamizade İhsan Bey’in Hamsinamesi ’nden Sait Faik Abasıyanık’ın dülgerbalığına, Karl Eduard Hammerschmidt’in trilobitlerinden Walther Penck ve Hamit Nafiz Pamir’in Darülfünûn’da ilk jeoloji ve paleontoloji derslerine, Reichstag yangınından 1933 Üniversite Reformu’na, Süleymaniye Biyoloji ve Yüksek Ziraat enstitülerinden Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü’ne Türkiye’de botanik, zooloji, jeoloji ve paleontolojinin tarihsel gelişimi, insanlar, mekânlar ve anılar penceresinden anlatılıyor.

Kitaptaki Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi bilim insanlarının ortak noktasının “sistematik yaratıcı düşünme” olduğu görülüyor.

Öğreticiler olarak adlandırılabilecek bu insanlar, doğada meydana gelen olayları merak etme ve sorgulama niteliklerini taşıyor.

Öğreticiler –muallim, müderris, öğretmen ve üniversite öğretim elemanı– için “doğru bilgi” ön plandadır ve doğa bilimleri eğitimi ve öğretiminde “yenilenme ve yaratıcılık” temel hedefleri arasındadır.

Başta Kıta Avrupası olmak üzere dünya üzerindeki doğa tarihi müzeleri ile hayvanat ve botanik bahçelerindeki izlenimlerini, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi okuryazar kitlesi ve öğrencilerine seyahat notlarıyla aktaran elçi, aydın, yazar ve gazeteciler de unutulmuyor.

Jeoloji ve paleontolojinin Çekiç’i, botanik ve zoolojinin Mercek’i, doğa bilimcilerin Yelkovankuşları ile tarihte bir bilimsel yolculuk sizleri bekliyor…

  • Künye: Mehmet Sakınç ve Orhan Küçüker – Çekiç, Mercek ve Yelkovankuşları: Türkiye’nin Doğa Bilimleri Tarihinden İnsanlar, Mekânlar ve Anılar, İş Kültür Yayınları, inceleme, 464 sayfa, 2022

Francis Macdonald Cornford – Platon’un Epistemolojisi (2022)

Klasik dönem uzmanı Francis Macdonald Cornford tarafından tercüme edilen ve Platon’un iki diyalogunun yer aldığı ‘Platon’un Epistemolojisi’, okuyucuya, Platon’un epistemolojisiyle ilgili yararlı birtakım arka plan bilgilere ek olarak metnin anlaşılmasında eşsiz içgörüler de sağlayan kapsamlı yorumlar sunuyor.

Bu yönüyle eser (ve eser içinde yer alan diyaloglar) yalnızca felsefe öğrencileri için değil, aynı zamanda her okurun daima gündeminde tutabileceği türden soruları ele alıyor.

Bu çerçevede, ‘Theaitetos’ diyalogu, “Bilgi nedir?” sorusunun sistematik bir incelemesini sunar.

Diyalogun büyük kısmı Sokrates ile öğrenci Theaitetos arasında geçer ve diyalog boyunca araştırdıkları cevaplar –algı olarak bilgi; doğru inanç olarak bilgi; doğru inanç ve bir açıklama (yani gerekçelendirilmiş doğru inanç) olarak bilgi– ele alınır.

Çoğu Sokratik diyalog gibi, ‘Theaitetos’ da nihai bir yanıt vermeden biter, yani diyalog, okurun bu mesele üzerine düşünebilmesi için bir sonuca bağlanmaz.

İlgili ve diğer bir diyalog olan ‘Sofist’te ise Platon “sofist” terimini yeniden tanımlar.

Platon bu terimi değersizleştirmekle beraber, felsefede safsatalara yani dilsel muğlaklıklara dayanan aldatıcı görüşleri ele alır.

  • Künye: Francis Macdonald Cornford – Platon’un Epistemolojisi: Theaitetos ve Sofist Çevirisi ve Açıklaması, çeviren: Ahmet Cevizci, Albaraka Yayınları, felsefe, 446 sayfa, 2022

Ruşen Keleş, Yusuf Erbay ve Kemal Görmez – Kentsel Dönüşümden Kentsel Ranta (2022)

Türkiye’nin 1980 sonrasında dünya kapitalist sistemiyle hızlı bir şekilde bütünleşmeye yönelmesi, her alanda yeni-liberal politikaların uygulanmasını kaçınılmaz kıldı.

Yeni-liberalizm, 2000’li yıllarla birlikte kentsel politikalar üzerinde de egemen anlayış haline geldi.

Kentsel dönüşüm uygulamaları, yeni-liberal politikaların kent mekânındaki egemenliğinin en açık şekilde gözlemlendiği alanlar oldu.

Bu uygulamalar sonucunda, oluşan kentsel rantın eşit ve adil olmayan biçimde dağıtıldığı ve bu olumsuzlukların giderek büyüdüğü yönündeki eleştiriler artıyor.

Kentlerin sağlıklı ve düzenli bir biçimde gelişebilmesi için, insan yerleşimlerinin bugününe ve geleceğine planlı olarak müdahale edilmesi kaçınılmazdır.

Türkiye’de imar planı değişikliklerinden çoğu, rant yaratıp paylaştırmayı ilke olarak benimsemiş durumda.

Çarpık kentleşmeye çare olarak sunulan “çarpık kentsel dönüşüm” uygulamalarının en rahatsız edici örnekleri, merkezi bir kurum olarak bütün ülkede yetkili kılınan TOKİ tarafından hayata geçiriliyor.

Bu kurumun kimi belediyelerle işbirliği yaparak gerçekleştirdiği kentsel dönüşüm projelerinde, kent toprağının artan değerinin paylaşım yönteminden, halk ve geleceğin kuşakları sürekli olarak zarar gördü ve bugün de görüyor.

İşte üç yazarlı eldeki kitap, bu süreci çok yönlü bir şekilde irdeleyen metinler barındırıyor.

  • Künye: Ruşen Keleş, Yusuf Erbay ve Kemal Görmez – Kentsel Dönüşümden Kentsel Ranta, İmge Kitabevi, kent çalışmaları, 168 sayfa, 2022