Yaacov Hecht – Demokratik Okullar (2022)

Demokratik okullar, bireye özel eğitim programlarıyla ortaya çıkar, öğretmenler ve öğrenciler kendi sorumluluklarını eşit görür.

Her çocuğa kendisi için kıymetli olan bilgiyi edinebilmesi için uygun araçlar sunar.

1987’de Dünyadaki ilk demokratik okulu açmış Yaacov Hecht’in deneyimlerinden süzülmüş bu kitap, eğitim tüm bir toplumu nasıl kökten dönüştürebileceğini gözler önüne seriyor.

Demokratik eğitimin altyapısındaki fikirleri açık ve erişilebilir şekilde yansıtan kitap, bu yöntemin eğitim aracılığıyla demokratik deneyimlerin sonraki kuşaklara aktarılmasında ne denli hayati olduğunu gösteriyor.

Artık heyecanını kaybetmiş bir eğitim sistemimiz var.

Yapılan bir çalışmaya göre öğrencilerin %98’i derslerde sıkılıyor.

Öğretmenler öğretme motivasyonlarını kaybediyor.

Liseyi bitirinceye kadar saatlerce İngilizce dersine giren öğrenciler, bir tek cümle kuramaz durumdalar.

Mevcut sistem sürdürülebilir değil.

O hâlde hep beraber arayış içinde olmalıyız.

‘Demokratik Okullar’ böyle bakınca bize fikir verebilir.

İlham almak için fırsat sunabilir.

Demokratik eğitimin başlıca amaçlarından biri, öğrencinin, hedeflerinin farkına varması için araçlar edinmesine yardımcı olmaktır.

Her çocuk, kendisi için kıymetli olan bilgiyi edinme yollarını bulmaya çalışır.

Okul ve öğretmen bu noktada onun en büyük destekçisidir.

Bu sayede öğrenme, pasif yapılan bir iş hâlinden çıkıp, öğrencinin aktif olduğu bir konuma yükselir.

Dünyadaki ilk demokratik okulun kurucusu ve müdürü Yaacov Hecht, kendi deneyimlerinden hareketle demokratik eğitimden anladıklarını özgürce paylaşıyor.

Kendisi de bir zamanlar öğrenme güçlüğü çeken yazar, yıllar sonra birbirinden farklı öğrencilerin kendilerini bulmalarına yardımcı olmak için Hadera Demokratik Okulunu inşa ediyor.

‘Demokratik Okullar’, yalnızca bir okulun bir çocuğun hayatına ne denli tesir edebileceğini anlatmıyor.

Aynı zamanda bir çocuğun bir okula neler katabileceğini de gösteriyor.

  • Künye: Yaacov Hecht – Demokratik Okullar, çeviren: Eda Askeri, Yeni İnsan Yayınevi, eğitim, 280 sayfa, 2022

Steven Roger Fischer – Yazının Tarihi (2022)

Yazma eylemi, yazı sistemleri ve alfabelerin tarihsel gelişim süreçlerinin belli başlı uğrakları hakkında harika bir inceleme.

Dünyanın başlıca yazı sistemleri ve alfabelerinin kökenleri, biçimleri, işlevleri ve kronolojik değişimleri üzerine kapsamlı bir çalışma olan bu kitap, Steven Roger Fischer’ın on sekiz yılı antik yazıya ve eski yazıtların deşifre edilmesine adanmış kırk yıla yaklaşan filoloji ve dilbilim kariyerinin bir meyvesi.

Yazma eylemi, insan konuşmasını yeniden üretmek için biçimlendirilmiş bir icat ancak kusurlu bir araçtır ve bu yüzden de yazı sistemleri ve alfabeler ilettikleri dile göre daha yavaş bir şekilde de olsa sürekli değişim halindedir.

Fischer bu tarihsel gelişim süreçlerinin belli başlı uğraklarına ışık tutarken bir yandan da Mezopotamya’dan Yunanistan’a ve Çin’e kadar dünyada en yaygın biçimde kullanılmış yazı sistemlerini derinlemesine ele alıyor.

Yazı sistemlerinin tarihsel gelişimi doğal bir evrim olmamakla birlikte, bir zamanlar yalnızca birkaç bin kişinin uzmanlaştığı yazma faaliyetinin bugün dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 85’i tarafından icra edilen bir beceriye dönüştüğü tarihsel bir süreçle karşı karşıyayız.

İşte eldeki çalışma, bu sürecin nasıl geliştiğini kapsamlı şekilde ortaya koymasıyla önemli.

Kitaptan bir alıntı:

“Bir zamanlar kâğıdın parşömenin yerini alması gibi, sayfa inceliğindeki e-mürekkepli plastik ekranlar, artık kolayca erişilebilen kâğıdın yerini günün birinde alabilir. İnsanlık değiştikçe yazma eylemi de değişmekte. Yazma, bu anlamda, insanlık durumunun bir göstergesidir.”

  • Künye: Steven Roger Fischer – Yazının Tarihi, çeviren: A. Handan Konar, İş Kültür Yayınları, inceleme, 368 sayfa, 2022

Scott Richard Shaw – Böceklerin Gezegeni (2022)

Gezegenin tarihini böceklerin gözünden okumak kesinlikle ufuk acıcı bir deneyim.

Entomoloji profesörü ve Böcek Müzesi küratörü Scott Richard Shaw, eğlenceli bir dille eski ve yeni böceklerin tarihini anlatarak yeryüzünün tüm canlılarının birbiriyle nasıl sıkı ilişki içinde olduğunu ortaya koyuyor.

‘Böceklerin Gezegeni’, üzerinde yaşadığımız gezegenin kısa ama canlı tarihini, milyonlarca yıldır karalara egemen olan böceklerin bakış açısından anlatan özgün bir kitap.

Shaw, renkli anlatımıyla bizi böcekli gezegenimizin tarihinde eğlenceli ve şaşırtıcı bir yolculuğa çıkarıyor.

Shaw’un ayrıntılı çalışması, eski ve yeni böcekleri canlılığın tarihindeki yerine oturtarak yeryüzündeki tüm canlıların birbirine nasıl bağlı oluğunu gözler önüne seriyor.

Okurlar bu kitabı okuyup böceklerin çeşitliliğini ve marifetlerini gördüklerinde, yeryüzündeki görkemli böcek çeşitliliğine ve evrime daha farklı bir gözle bakacaktır.

  • Künye: Scott Richard Shaw – Böceklerin Gezegeni: Yeryüzünün Gizli Sahipleri, çeviren: Gamze Bayram, Fol Kitap, bilim, 304 sayfa, 2022

Kolektif – II. Dünya Savaşının Kısa Tarihi (2022)

Tarihin en büyük ve yıkıcı savaşı olan İkinci Dünya Savaşı üzerine usta işi bir çalışma.

‘İkinci Dünya Savaşının Kısa Tarihi’, Müttefik ve Mihver güçlerin nasıl bir araya geldiğini, dünyanın faşizm ve komünizm arasında nasıl bölündüğünü, küresel savaşı tetikleyen tüm unsurları, toplama kamplarını, bu dönemde geliştirilen silahları, artan casusluk faaliyetlerini ve savaş sonrasındaki yeni dünyayı tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

Birinci Dünya Savaşında yenilmiş ve içinde bulunduğu durumdan memnun olmayan Almanya’da artan milliyetçilik akımı, Hitler’in yönetime geçmesiyle beraber ayyuka çıkar.

İtalya’da Mussolini, Hitler’in gücünden ve ülkesinin üzerindeki hâkimiyetinden etkilenir ve Ulusal Faşist Partisini kurarak ülkesinin resmi ideolojisini değiştirir.

Japonya ise Asya’nın tek hâkimi olma yolunda saldırgan bir tutum benimser ve Çin’i işgal ederek dünya savaşının boyutlarını genişletir.

Kitap, bütün bu süreci çok yönlü bir bakışla ortaya koyarak konuyu derli toplu bir şekilde aktarıyor.

  • Künye: Kolektif – II. Dünya Savaşının Kısa Tarihi, danışman editör: Richard Holmes, çeviren: Ahmet Fethi Yıldırım, Alfa Yayınları, tarih, 560 sayfa, 2022

Serpil Sancar – Din, Siyaset ve Kadın (2022)

Türkiye’de son yıllarda din, siyaset ve kadın konusunda yaşanan gelişmeler hepimizi korkutmalı.

Serpil Sancar, bu tartışmaları yanı başımızdaki “uzak” komşumuz İran üzerinden ele alarak kadınların hayatta kalma mücadelesinin neden özünde bütün bir toplumun varlık mücadelesi olduğunu ortaya koyuyor.

Günümüzde, din, siyaset ve kadın, kamusal tartışmaların en çok yoğunlaştığı başlıklar arasında.

Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi, Türkiye’de de kamusal alanda din, laikliğin aldığı yeni biçimler, kadınların toplumsal yaşama katılımı ve dinsel şiddet gibi konular pek çok toplumsal ve siyasal çatışmanın ana belirleyeni durumunda.

Son yıllarda tüm dünyada dinin artan etkisi, bu tartışmalarda daha belirgin bir konum kazanmasına neden oluyor.

Kadınlar, bu tartışmalarda ve çatışmalarda ya pasif bir “nesne” olarak ele alınıyor ya da erkek egemen bu tartışmaların ve çatışmaların mağduru oluyor.

Özellikle İslam toplumlarında kadınlar üzerinden yürüyen laiklik tartışması, erkek egemen sistemin tüm baskıcı unsurlarını taşıyor.

Türkiye’de son yıllarda din, siyaset ve kadın konusunda yaşanan gelişmeler, toplumun bütününün yaşamının her alanını ilgilendiren bir hal almış durumda.

Sancar, ‘Din, Siyaset ve Kadın’ kitabında, bu tartışmaları yanı başımızdaki “uzak” komşumuz İran üzerinden ele alıyor.

Sancar’ın temel tartışma noktası, içeriği ve biçimi değişen erkek egemen siyasi yapılanmalar ve din arasında kalan kadınların varlık mücadelesi.

Kadınların hayatta kalma mücadelesi elbette tüm toplumun varlık mücadelesi halini alıyor.

Din ve siyaset ilişkisi, toplumsal yaşamın belirlenmesi bağlamında eski dönemlerden bu yana tartışmalı ve çatışmalı bir biçimde sürerken, günümüzde laiklik ve din ilişkisi daha karmaşık ve demokratik mekanizmaları korumak için yoğun bir mücadele gerektiren bir hal alıyor.

Sancar, İran İslam Devrimi öncesi ve sonrasında kadınların, toplumsal ve siyasal yaşama katılımı, ortaya çıkardıkları örgütlenmeler, yayınlar ve yaptıkları eylemleri incelerken, dinin kamusal alandaki yeri konusunda tartışmaların yaşandığı pek çok ülkedeki sorunlar konusunda da ufuk açıcı örnekler sunuyor.

Sancar’ın İran üzerinden yürüttüğü tartışma, Türkiye gibi günümüzde bu sorunları her yönüyle daha yoğun bir şekilde yaşamaya başlayan ülkelerdeki tartışmalara ışık tutuyor.

Sancar, kadınların özgürlük mücadelesinin, bütün bir halkın özgürlükler dünyası için nasıl kilit bir role sahip olduğunu ortaya koyuyor.

  • Künye: Serpil Sancar – Din, Siyaset ve Kadın: İran Devrimi, Nika Yayınevi, inceleme, 284 sayfa, 2022

Kolektif – Uluslararası Göç ve Mültecilik (2022)

Zorunlu göç krizi hakkında doğru bildiğimiz pek çok yanlış var.

Bu özenli derleme de, uluslararası göç ve mülteciliği farklı disiplinler çerçevesinde irdeleyerek konu hakkında hem nitelikli bilgi hem de yapıcı bir tartışma barındırmasıyla önemli.

Dünyanın farklı coğrafyalarından insanların hayatta kalabilme adına başka ülke topraklarına doğru giriştikleri zorunlu göç hareketleri, içinde bulunduğumuz yüzyılın en önemli insani krizlerinden biri haline geldi.

Türkiye ise topraklarında ağırladığı milyonlarca insanla bu krizi en fazla hisseden ülkelerden biri.

Şüphesiz ki zorunlu göç krizinin sorumluluğu tüm insanlığın omuzlarındadır.

Zira dünyanın herhangi bir noktasındaki insanları ölüm tehlikesiyle, işkenceyle, ağır insan hakları ihlalleriyle baş başa bırakmış bir dünyanın medeni olma iddiası inandırıcı olmayacaktır.

Bugün zorunlu göç ve mültecilik konularında nitelikli bilgiye ve yapıcı entelektüel tartışmalara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuluyor.

Nitelikli bilginin üretilebilmesi ve yapıcı entelektüel tartışmaların ortaya çıkabilmesi ise ancak farklı disiplinlerin katkıları ile mümkün olabilecektir.

Bu çerçevede, ‘Uluslararası Göç ve Mültecilik’ kitabı, sosyal ve beşeri bilimlerin farklı disiplinlerinin katkılarını bir araya getirme amacıyla yola çıkmıştır.

Kitapta farklı disiplinlerden on üç başlık yer alıyor.

Bu başlıklarda zorunlu göç ve mültecilik meselesinin küreselden yerele, karar alma süreçlerinden toplumsal ve bireysel sonuçlarına kadar birbirinden farklı boyutlarıyla ele alınıyor.

Bu hedef doğrultusunda kitapta, konuyu siyaset bilimi, uluslararası ilişkiler, hukuk, kamu yönetimi, iktisat, yönetim ve organizasyon, sosyoloji, toplumsal cinsiyet çalışmaları, kültürel çalışmalar, iletişim ve eğitim bilimleri gibi pek çok disiplinden hareketle tartışan metinler yer alıyor.

  • Künye: Kolektif – Uluslararası Göç ve Mültecilik, editör: Burak Başkan ve Mehmet Emirhan Kula, Siyasal Kitabevi, sosyoloji, 256 sayfa, 2022

Zénaïde A. Ragozin – Asurlar (2022)

1200 yıl boyunca ayakta kalabilmiş Asurlar, Mezopotamya’nın en güçlü imparatorluklarındandı.

Zénaïde Ragozin de eldeki önemli incelemesinde, bu görkemli uygarlığın yükselişinden yıkılışına uzanan serüvenini adım adım izliyor.

Mezopotamya: Avcı-toplayıcı yaşamlarına veda eden insanların çiftçilik yaparak medeniyetler kurmaya başladıkları bu toprak parçası ‘Gılgamış Destanı’ndan Hammurabi’nin “göze göz” deyişini ortaya çıkaran ünlü hukuk kurallarına kadar dünya tarihi ve kültürüne çok önemli katkılarda bulundu.

Mezopotamya’nın hikâyesi sürekli değişen sınırlar, yükselen ve çöken imparatorluklar, savaşlar ve fetihlerle doludur.

Akad, Sümer, Babil gibi ünlü devletleri içeren bu listede en büyük şöhreti, kuşkusuz Asur imparatorluğu hak ediyor.

İnşa ettikleri imparatorluğun yükselişi ve yaklaşık 1200 yıl boyunca nasıl ayakta kaldığının hikâyesi, Ragozin’in canlı anlatımıyla gözler önüne seriliyor.

  • Künye: Zénaïde A. Ragozin – Asurlar: İmparatorluğun Yükselişinden Ninova’nın Düşüşüne Kadar, çeviren: Ekin Duru, Say Yayınları, tarih, 320 sayfa, 2022

Joseph Raz – Otorite ile Yorum Arasında Hukuk Teorisi (2022)

Hukukun nasıl yorumlandığı, hukukun niteliğini birebir belirler.

Joseph Raz, hukuk teorisini otorite, ahlak ve yorum kavramları bağlamında tartıştığı önemli bir eserle karşımızda.

  • Hukuki akıl yürütme nasıl işler?
  • Yorum hukuk pratiğinin neden merkezindedir?
  • Hukuk ve ahlak arasındaki sınırı nereye çizmeliyiz?
  • Yorumun hukuk pratiğindeki önemi nedir?
  • Yorumda otoritenin rolü nedir?

Çağdaş hukuk felsefesinin en önemli isimlerinden Raz, otorite, ahlak ve yorum kavramı temelinde hukuk teorisini ortaya koyuyor.

Hukuk teorisinin mahiyeti, otoriteye dair hizmet anlayışı, hukuki yorumun anlamı, hukuki akıl yürütmenin işlevi eserde tartışılan temel konulardan.

“Hukuk nedir?” sorusu, “Hukuk nasıl yorumlanmalı?” sorusuyla iç içe geçmiş hâldedir.

Bu açıdan eser, okura hukukun doğasına ilişkin farklı perspektifler sunuyor.

  • Künye: Joseph Raz – Otorite ile Yorum Arasında Hukuk Teorisi, çeviren: Ertuğrul Uzun, Fol Kitap, hukuk, 352 sayfa, 2022

Valerie Hansen – Küreselleşmenin İlk Adımları (2022)

1000 yılı, küreselleşmenin başlangıcı olarak kabul ediliyor.

Valerie Hansen de, denizciler, tüccarlar ve göçmenlerin eşlik ettiği o dönemin canlı bir fotoğrafını çekerek bizi modern dünyanın nasıl oluştuğuna yakından bakmaya davet ediyor.

Hansen, ‘İpek Yolu’ ile başladığı tarih yolculuğuna bu kez 1000 yılını anlattığı bu özenli eseriyle devam ediyor.

Küreselleşmenin başlangıcı da kabul edilen 1000 yılı malların, teknolojilerin, dinlerin dönüştüğü ve etkilendiği bir dönem.

İnsanların yurdundan ayrılıp yeni yerlere gitmesine olanak tanıyan, dünya çapındaki ticaret yollarının şekillendiği önemli bir zaman dilimi.

Bunun sonucunda ortaya çıkan değişimler o kadar köklü ki medeniyetleri ve insanları da kapsayan etkilere sahip.

‘Küreselleşmenin İlk Adımları’, modern dünyanın nasıl oluştuğunu yakından takip etmesiyle dikkat çekiyor.

  • Künye: Valerie Hansen – Küreselleşmenin İlk Adımları: 1000 Yılı, çeviren: Gökçe Çiçek, Nora Kitap, tarih, 320 sayfa, 2022

Mete Tunçay – Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Solun Tarihine Düşülen Notlar (2022)

Mete Tunçay’ın Toplumsal Tarih dergisinde sol hareketin gelişimini Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan geniş bir çerçevede araştırdığı yazıları, bu kitapta.

‘Solun Tarihine Düşen Notlar’, Türkiye solunun özgün dinamiklerini daha iyi kavramak için birebir.

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş̧, imparatorluğun yapısını değiştirmekle kalmadı.

Aynı zamanda siyasal, sosyal, kültürel değişmeleri de beraberinde getirdi.

Siyasal hareketler imparatorluk yapısından ulus-devlet bünyesine “aktarılırken” bu değişimleri de taşıyarak var olmak zorunda kaldı.

Benzer bir dönüşüm Rusya için de geçerliydi ve imparatorluk Bolşevik devrimiyle ortadan kalktı; sosyalist ve komünist hareketler için bambaşka bir dünya kuruldu.

Tunçay, uzun yıllara yayılan araştırmalarında Türkiye’de solun tarihini kendi bütünlüğü içinde takip ederken, II. Meşrutiyet’ten 1930’ların sonuna uzanan bir tarihsel kesitte konunun çeşitli yönlerini, eksik parçalarını, tek-partinin kurulusu ve iktidarı sırasında sol hareketlerin konumlarını ve hükûmet karsısındaki pozisyonlarını, Sovyetler Birliği ile ilişkilerini, parti yapısı ve çalışmalarını, sol örgütlenmeler içinde yer alan bireylerin etki ve önemlerini bir arada incelemeyi gözeten bir yaklaşım ortaya koyuyor.

  • Künye: Mete Tunçay – Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Solun Tarihine Düşülen Notlar: Toplumsal Tarih Yazıları, İletişim Yayınları, tarih, 363 sayfa, 2022