Sami Selçuk – Suç Yargılama Süreci Hukuku (2022)

Türkiye’de hukuk ve mahkemeler ne yazık ki iktidarların elinde muhaliflere yönelik sopa işlevi görmekten öteye geçemedi.

Sami Selçuk, tam 847 sayfalık bu çalışmasında, yargılama sürecinin siyasetten tümüyle arındırılarak bilimsel şekilde uygulanmasının neden hayati derecede önemli olduğunu tartışıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Atatürk, istediği kadar ‘Yaşamda en doğru yol gösterici bilimdir’ desin, bu özdeyişle ne denli üniversitelerin duvarlarına kazınırsa kazınsın, oralarda bir süs bitkisi işlevini üstlenecek; yerini ‘bilim başka, uygulama başka’ önyargısına, daha doğrusu saçmalığına, safsatasına bırakacak; beyinlere kaskatı yerleşen bu safsata da yükselme kaygısıyla ikonlaşıp yaygınlaşarak herkesi tutsak kılacaktı.

Türk insanının, Türk Hukukçusunun sorunu, hastalığın virüsü işte buydu. ‘Bu yapılan doğru mu?’ sorusunu sormaksızın, yaşananları sorgulamaksızın kendisinden öncekilere öykünmek, onları taklit etmek!

Elbette kolaycılık olmasının da ötesinde bir hastalıktı bu. Kanımca da, ‘eleştirel düşünme’yi ve ‘eleştirel yaklaşımı’, sorgulamayı dışlayan öğretim dizgemizin (sistem) bunda büyük payı vardı.

Öyle ya, yasalar ve fakültelerde okutulan bilgiler hiç uygulanmayacaksa, neden bu bilim yuvaları açılmışlardı; oralarda dört yıl süreyle çoğu beş yüz sayfayı aşan ders kitapları niçin okutuluyordu?

Öte yandan bakıyorsunuz, bu ülkede Atatürk’ü gerçekten hemen herkes seviyordu. Öyleyse onun değişmez hedefini kavrayanlar neden bu denli çok azdı?

Hukuk devrimi, çağ atlamanın, Atatürk’ün Tevfik Fikret’ten alarak dile getirdiği ‘fikri hür, irfanı hür vicdanı hür’ kuşaklar yetiştirmenin en iyi ve vazgeçilmez bir yoludur.

Bunun için de bilimsel yöntemle yola çıkarak ilkin yargılama süreci hukukları dogmatiğinden; özellikle de bu dalların en önemli aşaması olan ‘duruşma’dan başlayarak bilimsel yolu izlemeliyiz.”

  • Künye: Sami Selçuk – Suç Yargılama Süreci Hukuku: Dogmatiği ve/ya Grameri, İmge Kitabevi, hukuk, 847 sayfa, 2022

Zbigniew Kotowicz – R. D. Laing ve Anti-Psikiyatrinin Yolları (2022)

Psikiyatri kurumuna meydan okumuş R. D. Laing’in çalışmaları üzerine harikulade bir eleştirel inceleme.

Zbigniew Kotowicz, aynı zamanda devrim yaratmış kimi anti-psikiyatri denemelerini de kapsamlı şekilde ele alıyor.

1960’lı ve 1970’li yıllarda R. D. Laing’in radikal ve vizyoner fikirleri, tanının bilimsel olarak anlamsız olduğu iddiasıyla psikiyatri kurumuna meydan okudu.

Bu görüşler psikiyatri pratiğindeki düşüncelerde ve deliliğin anlamında bir devrim yarattı.

‘Bölünmüş Benlik’ten ‘Düğümler’e, Laing’in çalışmaları kısa süre içinde hemen herkes tarafından tanınmasını sağladı.

‘R. D. Laing ve Anti-Psikiyatrinin Yolları’, çağdaş bir perspektiften Laing’in çalışmalarının kapsamlı bir değerlendirmesini sunuyor.

En üretken olduğu on yıla odaklanarak yazar, Laing’in teorik yazılarının gerekçelendirilmiş bir eleştirisini yapıyor ve ilk eserleri üzerinde etkili olan fenomenoloji ve varoluşçuluk ile kişilerarası iletişim çalışmalarına etki eden Amerikan aile etkileşimi araştırmalarını ve Sartre dâhil Laing’in düşüncesine tesir eden etkenlerin izini sürüyor.

Kitap aynı zamanda, deneysel bir terapi topluluğu olan Kingsley Hall’ü, Almanya’daki Sosyalist Hastalar Kolektifi ve İtalya’daki tüm psikiyatri sisteminin yeniden şekillendirilmesi gibi diğer anti-psikiyatri denemelerine paralel olarak ele alıyor.

  • Künye: Zbigniew Kotowicz – R. D. Laing ve Anti-Psikiyatrinin Yolları, çeviren: Beyza Konuk, Albaraka Yayınları, psikiyatri, 172 sayfa, 2022

Ksenophanes – Fragmanlar (2022)

Ksenophanes, Sokrates öncesi Yunan felsefesinin devlerindendir.

Bu enfes kitap da, Ksenophanes’in teoloji, metafizik ve epistemoloji alanındaki fragmanlarının Eski Yunanca ve Latinceden yapılmış çevirisini ve analizini içeriyor.

Ksenophanes şair ve filozof kimliğiyle 21. yüzyılın insanını sadece evrenin ve insanın varoluşunu düşünmeye ve sorgulamaya değil, aynı zamanda bizzat toplumun içinde yanlış bildiğimizi yüksek sesle eleştirmeye de çağırıyor.

Hiç kuşku yok ki bu, bugünün yanlış inanç ve âdetlerinden sıyrılacak olan yarınki kuşaklarda da yankı bulacak bir çağrıdır.

Bu çalışma MÖ 6. yüzyılda yaşayan Ksenophanes’in hayatı ve düşünceleriyle ilgili antik literatürdeki en eski kaynaklar olan fragmanlarının Eski Yunanca ve Latinceden yapılmış çevirisini ve analizini içeriyor.

Bu fragmanlar, eserleri günümüze ulaşmayan Ksenophanes’i anlamanın en güvenilir araçlarıdır.

  • Künye: Ksenophanes – Fragmanlar: Bir veya Tanrı Üzerine, çeviren: C. Cengiz Çevik, Can Yayınları, 2022

Brian O’Connor – Adorno (2022)

Aydınlanma diyalektiğinden şeyleşmeye negatif diyalektikten özerkliğe, Theodor Adorno felsefesinin merkezi unsurlarını aydınlatan harika bir giriş.

Brian O’Connor’ın özenli çalışması, kronoloji ve terimler sözlüğünün yanı sıra ek okuma önerileriyle de zenginleşmiş.

Adorno, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin önde gelen filozof ve toplum kuramcılarından biridir.

Eleştirel Kuramın gelişmesinde önemli rolü olan, özgün ve de genellikle zor olan yazıları sadece temel felsefi sorular ileri sürmekle kalmayıp aynı zamanda edebiyat, sanat, müzik, sosyoloji ve siyaset kuramına ilişkin derin analizler de sunar.

Bu kapsamlı kitapta O’Connor, Adorno’nun felsefesini, onun eserleriyle ilk kez karşılaşanlara açıklıyor.

O’Connor, bu amaçla, yaşamı ve entelektüel çevresinin bağlamını oluşturan ana felsefi görüşleri aracılığıyla Adorno felsefesinin merkezi unsurlarını değerlendiriyor.

Bu bağlamda Aydınlanmanın diyalektiği, şeyleşme, bütünsellik, dolayımlama, özdeşlik, özdeşsizlik, deneyim, negatif diyalektik, içkinlik, özgürlük, özerklik ve sanatta taklit gibi kavramları, felsefesinin temel alanları üzerinden tartışıyor.

Kronoloji ve terimler sözlüğünün yanı sıra ek okuma önerileri de içeren Adorno, felsefe, edebiyat, sosyoloji ve kültürel çalışmalarla ilgilenenler için kaçırılmayacak bir giriş kitabı.

  • Künye: Brian O’Connor – Adorno, çeviren: Soner Soysal, Alfa Yayınları, felsefe, 264 sayfa, 2022

Mehmet Özhanlı – Antiokheia (2022)

Hellenistik dönemde kurulmuş Antiokheia, paganizm ve Hıristiyanlığın hac merkeziydi.

Mehmet Özhanlı, bugün Yalvaç ilçesinde bulunan bu kentin bize fısıldadığı kadim tarihin izini sürüyor.

Zamanın yolunda yüründüğünde, yaşamın ilk insandan günümüze dek kesintiye uğramadığı ve değişen tek şeyin yönetimler olduğu görülür.

Antiokheia’ya ya geldiğinizde kentin kurulduğu Hellenistik dönemden kentin bugünkü Yalvaç ilçesinin bulunduğu alana tamamen taşındığı, MS 12. yüzyıla kadar yaşanmış olanları görebilir ve yaşamın Yalvaç ve köylerinde devam ettiğine şahit olursunuz.

Günümüz köylerinin altında, yanı başında bulunan höyük ve kale yerleşimleri ise bölgenin, Hellenistik Dönem öncesini anlatan arkeolojik tanıtım levhalarıdır.

Değişen tek şey isimler.

  • Künye: Mehmet Özhanlı – Pisidia’nın Başkenti, Paganizm ve Hıristiyanlığın Hac Merkezi Antiokheia, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, arkeoloji, 176 sayfa, 2022

Evren Balta ve Fuat Keyman – Gelecek Siyaseti (2022)

‘Gelecek Siyaseti’, salgını kritik bir dönemeç olarak görüp küreselleşmeye, devlete, demokrasiye ve kolektif kimliklerin geleceğine bakıyor.

Evren Balta ve Fuat Keyman, yaşanabilir demokratik bir geleceği nasıl inşa edilebileceğini tartışıyor.

Kitap, sosyal bilimin sadece bugünü açıklamak değil, aynı zamanda geleceğe doğru hayal gücünü harekete geçiren bir işleve sahip olması gerektiğinin altını çiziyor.

Balta ve Keyman, bugün alacağımız kararların, seçeceğimiz patikaların geleceğimizi belirlemede önemli bir rol oynayacağını gösteriyor.

Gelecek siyaseti ne geçmişe yönelik bir nostalji ne de gelmekte olan krizin araçsallaştırılması anlamına geliyor.

Yazarlara göre gelecek siyaseti, yaşanabilir demokratik bir gelecek için yaşanabilir ve demokratik bir şimdiyi inşa etmek demek.

  • Künye: Evren Balta ve E. Fuat Keyman – Gelecek Siyaseti: Küreselleşme, Devlet, Demokrasi ve Kimlik, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 128 sayfa, 2022

Peter Berger ve Thomas Luckmann – Modernite, Çoğulculuk ve Anlam Krizi (2022)

Modern çoğulculuk anlamı ve bilgi kavrayışımızı nasıl tehlikeli bir biçimde dönüştürdü?

Peter Berger ve Thomas Luckmann, hem modern dönemde ortaya çıkan anlam krizinin izini sürüyor hem de bu krizden nasıl çıkılabileceğine dair bir yol haritası sunuyor.

Anlam, bir beden içerisinde bireyleşen ve bir şahıs olarak sosyalleşen insanın bilincinde inşa edilir.

İnsanlık tarihinin her döneminde görülen yüksek anlam katmanları hem gündelik hayata karşılık gelen hem de gündelik hayatı aşan alanla ilgili krizlerin üstesinden gelinmesinde önemli bir rol oynar.

Fakat modern dönemde anlamın üretilmesi ve iletilmesi derin bir kriz içerisine girdi.

Yazarlara göre, modern çağda bireysel ve toplumsal düzlemde anlam krizini oluşturan en önemli faktör, modern sekülarizm değil; modern çoğulculuktur.

Zira modern çoğulculuk, aklıselim bilgiye zarar verdi.

Dünya, toplum, yaşam ve kimlik başta olmak üzere, hemen her şey çoklu sorgulamalara tabi tutuldu, bunlara dayanak oluşturan anlam ve değer sistemlerinin “sorgulanmaksızın kabul edilme” statüsü ortadan kalktı.

Berger ve Luckmann’a göre bütün sosyal ve psikolojik sonuçları ile birlikte sorgulanmaksızın kabul edilen şeylerin kaybının en belirgin görünümü ise din alanında gerçekleşti.

  • Künye: Peter L. Berger ve Thomas Luckmann – Modernite, Çoğulculuk ve Anlam Krizi: Modern İnsanın Yönelimi, çeviren: Mustafa Derviş Dereli, Albaraka Yayınları, sosyoloji, 108 sayfa, 2022

Andreas Malm – Bir Boru Hattı Nasıl Patlatılır? (2022)

Andreas Malm, kömür madenlerine sabotajlar gerçekleştirmiş sıkı bir iklim aktivisti.

Malm bu kitabında da, karşı karşıya kaldığımız ekolojik çöküş sürecinde, iklim hareketinin kullandığı yöntemlerin daha da keskinleşmesi için ateşli bir çağrı yapıyor.

Diktatörleri alaşağı eden halk devrimlerinden, Apartheid karşıtı harekete ve kadınların oy hakkı için süfrajetlerin sabotajlarıyla gerçekleşen kitlesel değişimin nasıl gerçekleştiğine değin bir karşı tarih anlatımı da sunan Malm, mülkiyet yıkımının ve hayatlara zarar vermeden gerçekleştirilecek bir şiddet biçiminin stratejik olarak kabul edilmesinin devrimci değişim için tek yol olduğunu savunuyor.

Almanya ormanlarından Londra sokaklarına, İran’dan Irak çöllerine kadar yaşanan farklı eylem döngülerini kendine özgü bir anlatımla sunan Malm, pasifizm ve şiddet, demokrasi ve sosyal değişim, strateji ve taktikler ve son olarak da iklim hareketinin siyasi tavrı ve etik anlayışı üzerine hem yüreklerimize hitap ediyor hem de zihinlerimizi kurcalayan çarpıcı bir tartışma sunuyor: Sivil direniş mi, yoksa sabotaj mı? Alevler içinde bir dünyada nasıl mücadele etmeliyiz?

  • Künye: Andreas Malm – Bir Boru Hattı Nasıl Patlatılır?: Yanmakta Olan Bir Dünyada Mücadele Etmeyi Öğrenmek, çeviren: Kurtay Kağan Işıtan, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 176 sayfa, 2022

Jacques Lacan – Freud’un Teorisinde ve Psikanalizin Tekniğinde Ben (2022)

Jacques Lacan’ın bu çalışması, özellikle Freud’un geleneksel ben tasavvurundan nasıl koptuğunu göstermesiyle çok önemli.

‘Freud’un Teorisinde ve Psikanalizin Tekniğinde Ben’, farklı düşünürlerle zengin bir diyaloga girmesiyle de dikkat çekiyor.

Lacan bu seminerinde Sigmund Freud’un yorumlanmasına odaklanıyor yine: Özellikle Freud’un en önemli metinlerinden saydığı ‘Haz İlkesinin Ötesinde’nin yanı sıra psikanaliz tarihinde bir dönüm noktası oluşturan “Irma’ya İğne Yapılması Rüyası”ndan yola çıkarak, bir yandan Freud’un geleneksel ben tasavvurundan nasıl koptuğunu gösteriyor, bir yandan da Freud’dan sonra bu tasavvurdan uzaklaşılmasını örnekleriyle eleştiriyor.

Edgar A. Poe’nun ünlü öyküsü “Çalınmış Mektup”tan ve dönemin öncü bilimi sibernetikten yola çıkarak da simgesel düzeni ve öznelerarasılığı tartışıyor.

Claude Lévi-Strauss, Alexandre Koyré, Maurice Merleau-Ponty ve Jean Hyppolite gibi düşünürlerin gerek konferansları gerekse eserleriyle girilen diyalog semineri daha bir zenginleştiriyor.

‘Freud’un Teorisinde ve Psikanalizin Tekniğinde Ben’, psikanalizin yanı sıra felsefe ve beşeri bilimlere ilgi duyan okurların çokça yararlanacağı bir kitap.

  • Künye: Jacques Lacan – Freud’un Teorisinde ve Psikanalizin Tekniğinde Ben (Seminer 2. Kitap, 1954-1955), çeviren: Savaş Kılıç, Metis Yayınları, psikanaliz, 408 sayfa, 2022

Thomas M. Siebel – Dijital Dönüşüm (2022)

Yeni teknolojiler dünyayı köklü bir biçimde dönüştürdü.

Silikon Vadisi yatırımcılarından Thomas Siebel de, bugünün yeni bilgi ekonomisini tarihsel bir perspektifle irdeliyor ve bu ekonomide hayatta kalabilmenin yollarını açıklıyor.

Siebel, doğru kullanılmazlarsa iş dünyası ve devletler için yıkıcı olabilecek yeni teknolojileri derinlemesine inceliyor ve organizasyonlara dijital kurumlara dönüşmek için bu teknolojilerden yararlanma yollarını gösteriyor.

Yazara göre elastik bulut bilişim, büyük veri, yapay zekâ ve nesnelerin internetinin birbirlerine yaklaşması, işletmelerin ve devletlerin 21. yüzyılda faaliyet gösterme biçimlerini temelden değiştirecek.

Yazar, dijital dönüşüme yol açan bu teknolojileri ele alıyor ve bunlardan stratejik bir fırsat olarak yararlanmanın yol haritasını çiziyor.

Enel, 3M, Royal Dutch Shell, ABD Savunma Bakanlığı ve başka kurum ve kuruluşların yapay zekâ ve nesnelerin internetini nasıl uyguladıklarını ve bu sayede müthiş sonuçlar aldıklarını anlatıyor.

  • Künye: Thomas M. Siebel – Dijital Dönüşüm: Kitlesel Yok Oluş Çağında Hayatta Kalmak ve Başarılı Olmak, çeviren: Berkan Bayındır, Deniz Yengin ve Tamer Bayrak, Paloma Yayınevi, inceleme, 268 sayfa, 2022