Ferdinand Von Schirach – Terör (2022)

70.000 hayatı kurtarmak için 164 hayat feda edilebilir mi?

Ferdinand Von Schirach’ın bir tiyatro oyunu ile Charlie Hebdo saldırısı üzerine yaptığı bir konuşmadan oluşan eldeki kitap, bizi özgürlük ve uygarlık üzerine yakıcı sorular üzerine düşünmeye çağırıyor.

Bir terörist, pilotları, ele geçirdiği Lufthansa uçağını Münih’teki 70.000 seyirciyle dolu Allianz Arena’ya düşürmeye zorlar.

Hava Kuvvetleri savaş Pilotu Lars Koch, üstlerinden gelen emirleri hiçe sayarak uçağı vurur, içindeki tüm yolcular ölür, arenadakiler kurtulur.

Adam şimdi, mahkeme önünde cinayetten yargılanmaktadır.

Bu davadaki yargıçlar, seyircilerdir.

Suçluluğu ve masumiyeti yargılamak onlara düşer.

Schirach’ın ilk tiyatro oyunu ‘Terör’, okurları ve seyircileri jüri koltuğuna oturtuyor ve çeşitli sorular yöneltiyor.

Özgürlüğü mü yoksa güvenliği mi seçeceğiz?

Terör tehdidine rağmen insan onuru hâlâ dokunulmaz mıdır?

70.000 hayatı kurtarmak için 164 hayat feda edilebilir mi?

Hayat hayatla tartılabilir mi?

Ocak 2015’te Fransız mizah dergisi Charlie Hebdo’ya yapılan saldırı, özgürlük için ödenmesi gereken bedelleri en korkunç haliyle göstermişti.

Schirach’ın ‘Terör’de yer alan Charlie Hebdo üzerine konuşması, düşmanlar karşısında uygarlığa dair bir ifade özgürlüğü talebidir.

  • Künye: Ferdinand Von Schirach – Terör: Bir Tiyatro Oyunu ve Bir Konuşma, çeviren: Firuzan Gürbüz Gerhold, Alfa Yayınları, oyun, 120 sayfa, 2022

Kolektif – Kimlik (2022)

Kimlik üzerine yürütülen tartışmalar, Sokrates’in “Kendini tanı” deyişine kadar götürülebilir.

Bu enfes derleme de, kamusal alanda kimlikten kimlik siyasetine ve kimliğin söylemsel inşasına konuyu geniş bir çerçeveden irdeliyor.

Kimlik temelli tanımlayıcı ontolojik ve epistemolojik zemin arayışını herhangi bir tekil insanın ya da grubun kendisini ayırt edici şekilde konumlandırabilmek amacıyla bir “fark” ilişkisi kurma çabası olarak değerlendirebiliriz.

Bu bağlamda, tanımlayıcı bir ontolojik ve epistemolojik zemin olarak kimlik, bu fark ilişkisinin ürünü olarak görülebilir, etik ve siyasetin de bu fark ilişkisi üzerine kurgulandığı söylenebilir.

Ne var ki, sözü edilen fark ilişkisinin dile getirilen farkı görünür kılmak için dışsal bir varlık kategorisi ile ilişki halinde olma zorunluluğu fark’ın ontolojik, epistemolojik ve buna bağlı olarak etik ve politik temellerini de kaçınılmaz olarak sarsar.

Bu, dile getirilen ilişkinin sonuçlarını zorunluluktan olumsallığa dönüştüren bir sarsıntıdır. Bu sarsıntının sonucunda, tanımlayıcı özellik olarak tasavvur edilen kimlikler sahicilik niteliklerini yitirirler, saydamlık ve geçişkenlik kazanırlar.

İşte bu kitaptaki yazılar da, bu saydamlık ve geçişkenliği farklı boyutlarıyla ele alıyor ve kimlik sorununa dair tartışmaların kapsamının zihnimizde tasarlayabileceklerimizin ötesinde olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: Melike Durmaz, Fahriye Didem Acar, Erol Esen, Kutlu Tuncel, Zeynep Savaşçın, Muharrem Açıkgöz, Eray Yağanak, Murat Bayram, Aziz Ardıç, Rabia Çepik, Umut Kesikkulak, Itır Güneş ve Yavuz Selim Alkan.

  • Künye: Kolektif – Kimlik: Kapsam, Bağlam, Sınırlar, editör: Muharrem Açıkgöz ve Eray Yağanak, Nika Yayınevi, inceleme, 294 sayfa, 2022

Ségolène Débarre ve Gaye Petek – Fransa’da Türklerin Tarihi (2022)

Türklerin Fransa’ya 1960’lardan bugüne uzanan göçü üzerine, Fransa’da konuyla ilgili yapılmış ilk çalışma.

Ségolène Débarre ve Gaye Petek, Türklerin Fransa’daki sosyolojik, toplumsal, kültürel yerlerini aydınlatıyor.

1965 Fransa-Türkiye göç antlaşmalarından bu yana Fransa’daki altı yüz bini geçen Türk göçmenleri ve aileleri pek de tanınan bir topluluk değildi.

Yakın zamanlardaki siyasi gelişmeler, ilk kuşağın Fransız vatandaşı olan çocuklarının “farklı” yetişkinler gibi sahneye çıkmaları Fransız toplumuna yeni bir görünürlük kazandırdı.

Göçlerle birlikte Türklerin Fransa’da yarım yüzyılı geçen varlığı, kalabalık yaşanan bölgeler dışında dikkat çekici bir unsur değildi.

İkinci ve üçüncü kuşakların bu tabloya katılmalarıyla birlikte Fransız devleti ve toplumu süreç içinde sorgulanmaya başladı.

İç evlilikler, ailevi şirketler, gettolaşan mahalleler, zaman içinde gitgide büyüyen ibadet yerleri ve dernekler, “uyum sağlama” konusunda birtakım direnişleri beraberinde getirdi.

Fransız doğan gençler siyasi ve tarihsel konularda Türkiye bahsi açıldığında ve aşırı tepki verdiklerinde dikkatler zaman içinde Türklere yöneldi.

Bu kitap ise, Fransa’da bu konuyla ilgili ilk kapsamlı çalışma.

Débarre ve Petek, Türklerin Fransa’daki sosyolojik, toplumsal, kültürel yerlerini anlatırken birçok özel güzergâhı, insan hikâyelerini kaleme alıyor ve Türk okuru için de “ötekileşmenin” bir örneğini sunuyorlar.

Yabancı bir ülkeye adım atıldığında karşılaşılan zorluklar, dil öğrenme güçlükleri, maddi kaygılar ve derin yurt özlemi birçok gurbet hikâyesini ortak bir noktada buluşturuyor.

  • Künye: Ségolène Débarre ve Gaye Petek – Fransa’da Türklerin Tarihi: 60’lardan Günümüze Türkiye’den Fransa’ya Göçler, çeviren: Erkan Ataçay, Doğu Batı Yayınları, sosyoloji, 213 sayfa, 2022

Stephen Heard – Charles Darwin, Kaya Midyesi ve David Bowie Örümceği (2022)

‘Charles Darwin Kaya Midyesi ve David Bowie Örümceği’, bilimsel isimlerin ardında ne kadar ilginç hikâyelerin yatabildiğini ortaya koyuyor.

Biliminsanlarının yeni türleri nasıl isimlendirdiği ve bu isimlerin insanları onurlandırmak veya bazen aşağılamak için nasıl kullanılabileceğiyle ilgilenen herkes için harika bir kitap.

Bitki ve hayvanların bilimsel isimleri çoğumuza anlaşılmaz gelir; bu Latince terimlerin ancak, tozlu odalarda büyüteçlerle acayip numuneleri inceleyen taksonomistler için ilgi çekici olabileceğini düşünürüz genelde.

Evrimsel ekolog Heard ise bize bu önyargının ne kadar yanlış olduğunu, bilimsel isimlerin ardında ne kadar ilginç hikâyelerin yatabildiğini gösteriyor.

İsveçli botanikçi Carl Linnaeus’ın icadı olan isimlendirme sistemi sayesinde, bilimsel isimlerin (özellikle de belli kişilere gönderme yapan “eponim” isimlerin) biliminsanlarının kişiliklerine açılan bir pencere haline geldiğini belirten Heard şöyle diyor: “Eponim isimlerin açtığı pencereden baktığımızda, insanlığın en iyi ve en kötü yanlarını görürüz. Bilimin, içinde çokça kişilik ve tarih barındıran bütünüyle insani bir faaliyet olduğunu ve isimlendirilen tür, ona ismini veren kişi ve isimlendirmeyi yapan biliminsanı arasındaki şaşırtıcı bağlantılarla şekillendirildiğini anlarız.”

Bu isimlerin gönderme yaptığı kişiler arasında kimler yok ki: Charles Darwin ve Alexander von Humboldt gibi meşhur biliminsanları; Maria Sibylla Merian gibi, daha az bilinen ama bitki ve hayvan bilimine büyük katkısı olmuş insanlar; David Bowie, Beyoncé ve Frank Zappa gibi müzisyenler; ‘Harry Potter’ ve ‘Yüzüklerin Efendisi’ gibi fantastik romanların ve diğer edebi türlerden eserlerin kahramanları; hatta (ne yazık ki) Hitler gibi diktatörler – ve daha niceleri.

Aşktan nefrete, hayranlık ve minnetten horgörü ve intikama birçok insani duyguyu barındıran hikâyelerle örülü olan ve bilim pratiğinin güzel yanlarına olduğu kadar kimi eksiklerine de dikkat çeken bu kitabı bütün bilimseverlere tavsiye ediyoruz.

  • Künye: Stephen B. Heard – Charles Darwin, Kaya Midyesi ve David Bowie Örümceği: Bilimsel İsimler Maceraperestleri, Kahramanları ve Hatta Birkaç Düzenbazı Nasıl Onurlandırır?, çeviren: Bahar Kılıç, Metis Yayınları, bilim, 248 sayfa, 2022

Arhangelos Gavril – Anadolu Osmanlı Demiryolu ve Bağdat Demiryolu Şirket-i Osmaniyesi İdaresi’nin İçyüzü (2022)

1911 tarihli bu kitap, Anadolu ve Bağdat demiryollarının işleyişi ve çalışma koşulları hakkında altın değerinde bir kaynak.

Nevşehirli bir Osmanlı Rumu olan Arhangelos Gavril’in kitabı, şirket yönetiminin haksız uygulama, yolsuzluk ve kanun tanımazlıklarına, bilhassa II. Abdülhamit yönetiminin kimi ileri gelenleri ile şirket idaresi arasındaki samimi ilişki ve menfaat ortaklığına ve bunun halka ve ülkeye bedeline dair bir iddianame niteliği taşıyor.

“Namuslu olabilecek kadar sâhib-i iz’ân olmayanların sülûk edecekleri tarîk, hile ve mefsedettir!”

Doktor Gavril, yıllarca çalıştığı şirkette edindiği deneyimler ve bir araştırmacı titizliğiyle derlediği belgeler aracılığıyla şirketin  yolsuzluk ve kanunsuzluklarını okura sunarken, Anadolu Demiryolları Şirketi’nin –en başta Genel Müdür Hugue’nin olmak üzere– yabancı sermaye ağırlıklı yönetimini ağır ithamlarla suçluyor ve demiryolu hattı idaresinin denetimi ve ıslahına ilişkin Osmanlı yurtseverliği ve meşrutiyetçiliğini temel alan bir siyasal pozisyonu savunuyor.

Üstelik Gavril’in her satırından, demiryolu hattında çalışan emekçilere karşı derin bir ilgi ve yakınlık ile hattın gerçek sahibi olarak nitelediği Osmanlı halkının menfaatlerini gözetmenin en üstün değer olduğunun idrakindeki yurtsever bir bilinç süzülmekte.

Demiryolu emekçilerinin şirket idaresinin keyfilik ve zorbalıklarına karşı örgütlenme çabaları ve gerçekleştirdikleri grevin de örgütleyicilerden olan Gavril’in ilk elden tanıklıkları, geç dönem Osmanlı emek ve iktisat tarihçiliği açısından paha biçilmez bir kaynak.

Memleketin ilk modern büyük projesinin kilometre garantili sözleşmeleri, tarifelerde şirket yararına yapılan oynamalar, akraba kayırmacılığı, liyakatsiz atamalar, sermayeye hükûmet eliyle aktarılan devasa kamu kaynakları, siyaset ile ticaretin iç içe geçişi ve elbette acımasız emek sömürüsüne dair içerden bilgiler aktaran Doktor Gavril’in bu tarihi vesikası, ne hazindir ki yüz yıl sonrasının okuruna da pek tanıdık gelecek!

Stefo Benlisoy’un Önsöz’üyle…

  • Künye: Arhangelos Gavril – Anadolu Osmanlı Demiryolu ve Bağdat Demiryolu Şirket-i Osmaniyesi İdaresi’nin İçyüzü, çeviren: Hamit Erdem, Baha Coşkun ve Fadime Ersin, İstos Yayın, tarih, 352 sayfa, 2022

Raymond Carver – Yazmak Üzerine (2022)

Amerikan öykücülüğünün devlerinden Raymond Carver, yazmak üzerine düşüncelerini bizimle paylaşıyor.

Bir yazarın nasıl ve neden yazdığını merak eden her okurun muhakkak okuması gereken bir kitap.

“Tıpkı yaşarken olduğu gibi, yazarken de özensiz olmaktan vazgeçin.”

Yazmayı konuştuğumuzda ne konuşuruz?

‘Yazmak Üzerine’, adı modern öyküyle eşanlamlı hale gelen Carver’ın yazın hayatını denemelerinin izinden sürüyor.

Carver, kendisine sade bir dille gerçekçi öyküler yazmayı öğreten öğretmenini hatırlıyor, öykülerin aklında şekillendiği ilk anlardan söz ediyor, kendi yapıtları ve farklı yazarların kitapları hakkındaki görüşlerini her zamanki açık sözlülüğüyle dile getiriyor.

Bir yazarın nasıl ve neden yazdığını, hatta bazen nelere rağmen yazdığını ve dilini nasıl oluşturduğunu kendi hayatından örneklerle anlamaya ve anlatmaya çalışırken, okurları da benzer soruları aynı dürüstlükle düşünmeye davet ediyor.

‘Yazmak Üzerine’, Carver’ın dünyasına ve yazarlık felsefesine dair bir tanıklık, neyin söylemeye değer olduğuna ve en samimi şekilde nasıl söyleneceğine dair düşünceleri bir araya getiren dolu dolu bir seçki, öykünün ustasından bir dizi yazarlık dersi.

  • Künye: Raymond Carver – Yazmak Üzerine, çeviren: Ayça Sabuncuoğlu, Can Yayınları, edebiyat kuramı, 192 sayfa, 2022

Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow – Zamanın Daha Kısa Tarihi (2022)

Zamanın Kısa Tarihi’, mizahla örülmüş, günlük yaşamdan örneklerle zenginleşmiş bilimsel yazın alanında bir başyapıttır.

Stephen Hawking’in yeni bir önsöz ve yeni bilgiler eklediği kitabın devamı da yine harikulade.

‘Zamanın Kısa Tarihi’, o dönemde evrenin doğası hakkında öğrendiğimiz en son bilgiler göz önüne alınarak yazılmıştı, öte yandan o günden bu güne hem atom-altı dünyanın hem de büyük ölçekte evrenin gözlem teknolojilerinde olağanüstü ilerlemeler yaşandı.

Bu yeni gözlemler Profesör Hawking’in kitabın ilk baskısında yaptığı kuramsal öngörülerin çoğunu doğrulayan nitelikteydi.

Bu gözlemlere, evrenin başlangıcından sonrasını araştıran ve Hawking’in varlığını ileri sürdüğü uzayzaman dokusundaki kırışıklıkları tespit eden Kozmik Ardalan Kâşifi COBE uydusunun son bulguları da dahil.

Kaleme aldığı özgün metne kendisinin son araştırmasından ve en son gözlemlerden edindiğimiz yeni bilgileri katma arzusuyla Hawking, elinizdeki son baskı için yeni bir önsöz yazmanın yanı sıra, solucan delikleri ve zaman yolculuğuyla ilgili çok etkileyici yepyeni bir bölüm kaleme alarak kitabını güncelledi.

  • Künye: Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow – Zamanın Daha Kısa Tarihi, çeviren: Selma Öğünç, Alfa Yayınları, bilim, 184 sayfa, 2022

Carlo M. Cipolla – Para ve Akdeniz Uygarlığı (2022)

Ortaçağ’da para toplumu ve kültürü ne şekilde dönüştürdü?

Ortaçağ ekonomi tarihi üzerine çalışmalarıyla bildiğimiz Carlo Cipolla, ‘Para ve Akdeniz Uygarlığı’nda paranın kısa tarihini gözler önüne seriyor.

Cipolla gündelik hayat üzerinden örneklerle ulaşım maliyeti, kitap fiyatları üzerinden fiyatların göreli değerini ve toplumun mevcut koşullarını nasıl değiştirdiğini ve kültür üzerindeki etkilerini araştırıyor.

  • Künye: Carlo M. Cipolla – Para ve Akdeniz Uygarlığı, çeviren: Erdal Turan, Alfa Yayınları, tarih, 116 sayfa, 2022

Alain Farel – Mimarlık ve Karmaşıklık (2022)

 

‘Mimarlık ve Karmaşıklık’, karmaşıklık düşüncesinin kent ve mimarlıktaki gelişimi hakkında çok iyi bir kitap.

Özellikle de mimarlığı verimli bir bilmece sayanlar bu çalışmayı kaçırmamalı.

On yedinci yüzyıldan devralınan Rasyonalizmin tartışıldığı, suçlandığı ve fazla basitleştirildiği günümüzde çeşitli disiplinler ortaya yeni bir düşünce biçimi çıkardı.

Gerçeğin karmaşıklığını mimarlık nasıl ele alıyor?

Bu kitabın ilk bölümünde geliştirilen mimarlıkta Rasyonalizm eleştirisi, kent ve mimarlık konusundaki bütün basiteştirici görüşlerin ötesine geçmeyi sağlar.

Günümüzde mimarlık kent olmadan, kent de sakinleri olmadan düşünülemez.

İkinci bölümde ise Louis Kahn, Luis Barragan, Henri Gaudin, Vittorio Gregotti, John Hejduk, Peter Eisenman, Bernard Tchumi, Christan de Partzamparc, Renzo Piano tarafından yapılan çalışmalar karmaşıklık düşüncesinin mimarlıkta nasıl biçimlendiğini örnekliyor.

  • Künye: Alain Farel – Mimarlık ve Karmaşıklık, çeviren: Alp Tümertekin, Janus Yayınları, mimari, 320 sayfa, 2022

Adam Smith – Ahlaki Duygular Kuramı (2022)

Adam Smith’in 1759 tarihli ‘Ahlaki Duygular Kuramı’, ahlaki sistemlerin temellerini yeniden atan; ahlak ve siyasi düşünce tarihinin ana metinlerinden biridir.

Kitap, Smith’in ‘Milletlerin Zenginliği’ adlı çalışmasının öncülü olmasıyla da önemli.

Smith çoğu zaman, insana maliyeti ne olursa olsun, piyasada kişisel çıkar peşinde koşmayı tavsiye eden hesapçı bir rasyonalist olarak yanlış tanıtılsa da ‘Ahlaki Duygular Kuramı’nın gösterdiği gibi, insanın hayırseverlik kapasitesiyle de ilgileniyordu.

Smith, en büyük ihtiyatın, temel ihtiyaçları güvence altına almak için ekonomik kişisel çıkarları izlemekte yatabileceğini öne sürer.

Ancak bu sadece, ahlaki açıdan erdemli bir yaşam elde etmek gibi çok daha yüksek bir hedefe doğru ilk adımdır.

Smith, David Hume’un felsefesinden esinlenen bir faraziyat üzerinde durur.

Akıl yürütmesi, vicdan, ahlaki yargı ve erdem içeren; bir dizi oldukça orijinal farazi duruma yol açan daha sofistike bir sempati kavramı önererek Hume’un mantığını bir adım daha ileri götürür.

Smith’in mirası, ahlaki, sosyal ve bilimsel olarak hem politik ekonomiyi hem de hukuk ve siyaset teorisini kucaklayan bir Aydınlanma fikrinin yeniden inşasından ibarettir.

‘Ahlaki Duygular Kuramı’, Aydınlanma devrinin toplumsal, hukuki ve idari kurumları için rehber bir yapıt haline geldi.

  • Künye: Adam Smith – Ahlaki Duygular Kuramı, çeviren: Berkay Tartıcı, Liberus Yayınları, felsefe, 402 sayfa, 2022