Stephen Gaukroger – Felsefenin Başarısızlıkları (2024)

Felsefe tarihleri, felsefenin tarihini bugüne kadar genellikle bir başarı öyküsü olarak anlattılar: Bilimlerin belki de en uzun süre tahtında kalan kraliçesi, ihtirası ve kararlılığıyla son 2.500 yılda Batı kültürünün şekillenmesinde büyük bir rol oynadı.

Görünenin ardına geçip gerçeğe ulaşmayı, evrensel hakikatleri kavramayı, insanlığın değişmez sorularına bir yanıt vermeyi vaat etti.

İyi yaşamın sırrını, kendini ve dünyayı tanımanın anahtarını sunduğu iddiasıyla hareket etti.

Zamanı geldiğinde vakur bir tavırla tahtının vârislerine, bilimlere bıraktı, onlara tavsiyeler vermekle yetindi.

En azından bu öykü çoğu zaman bu şekilde anlatıldı.

  • Peki, gerçekten de felsefenin öyküsü bir başarı öyküsü mü?
  • Felsefe gerçekten de değişmez sorulara farklı yanıtlar veren bir ve aynı gelenek mi?
  • Felsefeciler tarih boyunca aynı etkinliği mi gerçekleştirdiler?
  • Soruları ve sorunları, amaçları ve yöntemleri birbirinin devamı mıydı?
  • Farklılıklar sadece farklı dönemlerin şartlarının bir yan ürünü müydü?
  • Terk edilenler sadece sistemler veya anlayışlar mıydı?

Tanınmış felsefe tarihçisi Stephen Gaukroger bu kışkırtıcı kitabında felsefe tarihinin pek anlatılmayan, çoğu zaman sessizlikle geçiştirilen öyküsünü anlatıyor ve bu gibi sorulara bir yanıt veriyor.

Felsefe tarihinden zengin örneklerle tarihte sadece tek tek felsefi sistemlerin, okulların ve görüşlerin değil felsefenin ta kendisinin defalarca başarısız olup çöktüğünü, bazen yüzyıllarca terk edildiğini, yerini başka etkinliklerin aldığını gösteriyor.

Felsefeyi felsefe olarak anlamanın yolunun onun başarısızlıklarını da denkleme katmaktan geçtiğini ortaya koyuyor.

  • Künye: Stephen Gaukroger – Felsefenin Başarısızlıkları: Bir Yükselişin ve Çöküşün Anatomisi, çeviren: Kadir Gülen, Fol Kitap, felsefe, 336 sayfa, 2024

Christoph Vandreier – Neden Geri Döndüler? (2024)

Adolf Hitler’in Ocak 1933’te Almanya Şansölyesi olarak atanması, bir seçimin değil; General Paul von Hindenburg’un önderlik ettiği az sayıda ordu ve hükümet yetkilisinin dahil olduğu bir siyasi komplonun sonucuydu.

Bunun sonuçları, II. Dünya Savaşı, Holokost ve milyonlarca kişinin yok edilmesi oldu.

Üçüncü Reich’ın çöküşünden yaklaşık yetmiş beş yıl sonra, neo-Nazi sağ Almanya’da büyük bir siyasi güçtür.

‘Neden Geri Döndüler?’, günümüzde Nazizmin ve Alman militarizminin canlanması sürecinde üst düzey siyasi komplocular, medya propagandacıları ve Berlin Humboldt Üniversitesi’ndeki sağcı akademisyenler arasındaki etkileşimi çözümlüyor.

  • Künye: Christoph Vandreier – Neden Geri Döndüler?, çeviren: Artin Gaduyan, Mehring Yayıncılık, siyaset, 180 sayfa, 2024

Edvard Munch – Mahrem Günlükler (2024)

Çığlık adlı tablosuyla küresel bir kültür ikonuna dönüşen Norveçli ressam Edvard Munch (1863-1944) eserlerinde melankoli, endişe, bunalım, korku ve iç sıkıntısı temalarını ustalıkla işledi.

İlk çizimlerinden itibaren benzersiz bir üslup geliştiren Munch, insan ruhunun derinliklerine nüfuz eden bakışı ve dışavurumcu tarzıyla âdeta huzursuzluğun resmini yapmayı başardı.

Munch ressam olduğu kadar yazar olarak da yeteneklerini ortaya koydu.

Nitekim gençliğinden itibaren anı, kurgu, portre yazıları, şiir ve felsefi deneme tarzında metinler kaleme aldı.

İnsanlık durumunun hem coşkusunu hem de karanlık dehlizlerini şiirsel bir dille günlüklerine yansıtan Munch, yazılarında resimlerini bütünlüyor gibidir.

Munch günlüklerinde sadece sanat anlayışını ya da eserlerini var eden unsurları değil, kişiliğinin gizli yanlarını da bazen ironik, komik, sevecen, bazen gotik, romantik sözlerle ve hikâyelerle ortaya koyuyor.

Yer yer Nietzsche’nin üslubuna yaklaşan, kimi zaman ise kendi uçurumundan kaçmaya çalışan Munch’un günlüklerini okuyanlar, ressamın yaşam öyküsünü takip ederek dostluk, aile ve aşk hakkındaki düşüncelerini öğreneceği gibi, onun kronik depresyonunu ve içindeki Çığlık’ı da hissedecektir…

Munch, “Benim gözümde hayat bir hücrenin penceresinden dışarıya bakmak gibidir. Vaat edilmiş topraklara asla ulaşamayacağım” diyor.

  • Künye: Edvard Munch – Mahrem Günlükler: “Bizler Dünyadan Püsküren Alevleriz”, çeviren: Orhan Düz, Beyoğlu Kitabevi, günlük, 224 sayfa, 2024

Paul Murdin – Gezegenlerin Gizli Yaşamı (2024)

Güneş sisteminin genellikle bir saat veya planetaryum gibi mükemmel bir düzen ve uyum içinde olduğunu düşünürüz.

Evet, doğrudur ama sadece çok kısa zaman aralıklarında böyledir.

Daha geniş bir zaman penceresinden baktığımızda gezegenler ve uyduların hiç de öyle olmadığını, bir sürü düzensizliğin yaşandığını ve heyecan verici bir yaşamları olduğunu görürüz.

Örneğin, Satürn’ün uydusu Titan’da, tıpkı Dünya’da yaşam ortaya çıkmadan önceki gibi sıvı metan dolu göller ve tepelerle vadiler bulunduğunu pek çoğumuz bilmeyiz ya da Merkür’ün en utangaç gezegen olduğunu; Mars’ın en büyük volkanının Dünya’nınkinden 100 kat daha büyük olduğunu; en derin kanyonunun Arizona eyaletindeki Grand Canyon’dan 10 kat daha derin ve kırmızı değil de mavi renkte olduğunu bilmeyiz.

Ve daha pek çok şeyi…

Yaşamını astronomi çalışmalarına adayan ve sınırsız bir merakla beslenen Paul Murdin’in bu büyüleyici yeni kitabı; gezegenler, uydular ve güneş sistemindeki konumumuz hakkında ayrıntılı bir keşif sunuyor ve gezegenlerle ilgili tüm sorularınıza yanıt veriyor.

  • Künye: Paul Murdin – Gezegenlerin Gizli Yaşamı: Güncel Bir Güneş Sistemi Kullanım Kılavuzu, çeviren: Sinan Akbaytürk, Orenda Kitap, bilim, 224 sayfa, 2024

Dan Jones – Taht ve İktidar (2024)

Alarik komutasındaki Vizigotlar Roma’yı üç gün boyunca yağmalayıp harabeye çevirdiğinde artık bir dönem kapanıyor ve bin yıl sürecek derin bir dönüşüm başlıyordu.

Öyle ki etkisi insanlığın bütün pratiklerini değiştirecek ve günümüz dünyasını şekillendirecekti.

Attila ve Charlemagne’dan Cengiz Han ve Fatih Sultan Mehmet’e kadar büyük isimlerle dolu sürükleyici anlatısında Dan Jones, Orta Çağ’ı baştan sona adımlıyor, gelişmekte olan Avrupa’da, geç Antik Çağ’ın büyük başkentlerinde ve İslam dünyasının etkili şehirlerinde bir yolculuğa çıkarıyor.

  • Roma’nın çöküşüyle Avrupa’da yaşanan otorite boşluğu nelere yol açtı?
  • Attila Papa’ya diz çöktürdü mü?
  • Cengiz Han dünyaya nasıl korku saldı?
  • Emeviler Avrupa’nın ortalarına kadar nasıl ilerledi?
  • Plantagenet, Habsburg, Hohenstaufen ve Osmanlı gibi dev hanedanlar nasıl doğdu?
  • Konstantinopolis nasıl İstanbul oldu?
  • Fatih Sultan Mehmet’e “Şeytanın, cehennemin ve ölümün oğlu” adını kim, neden verdi?
  • Ticaret rotaları Asya ve Avrupa’yı birbirine nasıl bağladı?

Bin yıldan fazla bir zaman dilimini başarıyla anlatan ‘Taht ve İktidar’, canlı ve eğlenceli üslubuyla “sıkıcı” tarih anlatımına yeni bir soluk getiriyor.

Kendinizi bir zaman kapsülünde hissedeceğiniz bu eserin sayfalarını çevirirken kah Batı Avrupa ovalarına, kah Arap çöllerine, kah Kuzey Denizlerine, kah İstanbul’a gidecek ve her bir dönemin ruhunu hissedeceksiniz.

‘Taht ve İktidar’, güç arayışına ve üstünlük için verilen ebedi mücadeleye tanık olmak isteyen herkes için vazgeçilmez bir kaynak.

  • Künye: Dan Jones – Taht ve İktidar: Orta Çağ’ın Yeni Tarihi, çeviren: Gaye Yavuzcan, Kronik Kitap, tarih, 584 sayfa, 2024

Andrea Cavalletti – Sınıf (2024)

İşçi sınıfını paramparça etmiş neoliberal siyasetlerin yeni icracıları yeryüzünün her köşesinde, dünyalarını yıktıkları insanları anti-demokratik, milliyetçi ve dışlayıcı siyasetlerine alet etmek için ulusalcı hınç siyasetleri doğrultusunda örgütleme yarışında.

İtalyan filozof Andrea Cavalletti bu kitabında sağ popülizmin yükselişi karşısında “sınıf”ın özgül anlamını ve siyasetini ele alıyor.

Sınıf kavramını, bugüne dek karşıtı olarak kabul edilmiş “kalabalık” ve “kitle”yle ilişkisini irdeleyerek, 19. yüzyılın cadı kazanında “toplum”un oluşum sürecini inceliyor.

Sınıf kavramına musallat olmuş yanılsamaları, illetleri, işgalci türeyişleri ayıklıyor.

Cavalletti, sağ popülizmin kitleyi sıkıştıran siyasetinin karşısına, sınıfın gevşeten dayanışmasını koyuyor.

  • Künye: Andrea Cavalletti – Sınıf, çeviren: Mehmet Fahrettin Biçici, Dergah Yayınları, sosyoloji, 152 sayfa, 2024

Rebecca Solnit – Cehennemdeki Cennet (2024)

Rebecca Solnit’in etkileyici eseri ‘Cehennemdeki Cennet: Afetlerde Oluşan Olağanüstü Topluluklar’, felaketlerin ardından ortaya çıkan insan topluluklarının şaşırtıcı hikâyelerini ve dayanışma ruhunu derinlemesine inceliyor.

Solnit, doğal afetler, terör saldırıları ve diğer acil durumlar gibi kriz anlarında ortaya çıkan “felaket toplulukları”nın yarattığı paradoksu mercek altına alıyor.

Kitap, tarihsel ve çağdaş örneklerle, felaket sonrası toplumların nasıl bir araya gelip dayanışma içinde çalışabileceğini ve bireylerin olağanüstü koşullar altında nasıl birlikte hareket edebileceğini gözler önüne seriyor ve tüm bunları yaparken sistemi eleştiriyor.

‘Cehennemdeki Cennet’, felaketlerin insan doğasını ve toplumsal dinamikleri nasıl şekillendirdiğini anlamak için etkileyici bir kaynak olma özelliği taşıyor.

Solnit, incelediği beş felaket üzerinden modern kapitalist topluma sert eleştiriler sunuyor.

  • Künye: Rebecca Solnit – Cehennemdeki Cennet: Afetlerde Oluşan Olağanüstü Topluluklar, çeviren: Abdullah Yılmaz, Alfa Yayınları, inceleme, 480 sayfa, 2024

Antony Beevor – Rusya (2024)

1914’ün sıcak bir    yaz gününde Saraybosna’da ateşlenen tabanca, önce barut fıçısına dönmüş Balkanları ardından da tüm Avrupa’yı alevlere teslim edecekti.

İmparatorlukları birbirine düşüren savaşta halihazırda çatırdamakta olan Çarlık Rusyası yoğun bir seferberlik başlatacak, böylece otokratik yönetimden bunalmış Rusları daha da bezdirecekti.

1917’nin Şubat ve Ekim Devrimleriyle Çar II. Nikolay önce tahttan inmiş, ardından iki meclis ortaya çıkmış ve neticede Bolşeviklerin iktidar yürüyüşü başlamıştı.

Ekim Devrimi’nden hemen sonra patlak veren iç savaş, imparatorluğun dört bir yanının barut kokmasına ve amansız bir mücadeleye yol açacaktı.

  • Çarlık Rusyası nasıl çöktü?
  • Osmanlı İmparatorluğu Çarlık Rusyası’nın çöküşünde nasıl bir rol oynadı?
  • Bolşevikler nasıl güçlendi?
  • Lenin, Troçki ve Stalin gibi isimler nasıl ön plana çıktı?
  • Kanlı iç savaştan Bolşevikler nasıl galip çıktı?

Ünlü tarihçi Antony Beevor ‘Rusya: Devrim ve İç Savaş 1917-1921’de bu ve benzeri pek çok soruyu ustalıkla yanıtlıyor.

Bu döneme ilişkin çalışmalar genellikle siyaset ve ideolojiye odaklansa da Beevor, Rus arşivlerinden elde ettiği yeni materyallerle desteklediği savaşın ham gerçekliğini bir askeri tarihçi becerisiyle tasvir ediyor.

‘Rusya: Devrim ve İç Savaş 1917-1921’, Rusya’da başlayan işçi hareketlerinin ve nihayetinde yol açtığı iç savaşın dünyayı nasıl değiştirdiğini merak edenler için vazgeçilmez bir kaynak.

  • Künye: Antony Beevor – Rusya: Devrim ve İç Savaş 1917-1921, çeviren: Arif Kaplan, Kronik Kitap, tarih, 624 sayfa, 2024

Kolektif – Hukuk ve Marksizm Rehberi (2024)

Berlin Duvarı’nın yıkılmasını izleyen küreselleşmenin zafer gösterileri çok da uzun sürmedi ve kapitalizmin yinelenen krizleri, Marx’a ve Marksizme yönelik geniş çaplı, hiç de şaşırtıcı olmayan bir uyanışa sebep oldu.

Sosyal ilişkiler artı-değer üretme ve biriktirme dürtüsü çerçevesinde ortaya çıkmaya devam ettikçe, kapitalist üretim tarzının sistematik eleştirisi de kaçınılmaz olmaya devam ediyor.

‘Hukuk ve Marksizm Rehberi’ de söz konusu eleştiriyi hukuk ve devlet merkezinde ele alıyor.

Rehber’de, Marx ve Engels’e ilaveten Marksist literatürün hukuk eleştirisi ve açıklaması farklı geleneklerden araştırmacılarca işleniyor.

Kitapta yer alan yazılar, her şeyden önce Marksist eleştirel araçların çeşitliliğine, çok yönlülüğüne ve şaşırtıcı analitik gücüne tanıklık ediyor.

Bu araçlar, kapitalist toplumlarda hukukun, hakların ve devletin rolünü anlamak için her zaman olduğu gibi vazgeçilmezdir.

  • Künye: Kolektif – Hukuk ve Marksizm Rehberi, editör: Paul O’Connell, Umut Özsu, çeviren: Kasım Akbaş, Ertuğrul Uzun, Zoe Kitap, hukuk, 584 sayfa, 2024

Brenna Hassett – Büyümek (2024)

Brenna Hassett, ‘Büyümek: Çocukluğun Evrimi’nde insanların diğer hayvanlara, diğer memelilere, hatta diğer maymunlara kıyasla neden uzun bir çocukluk dönemi geçirdiğini açıklamaya girişiyor.

Cinsel birleşme, hamilelik, yavruların bakımı ve gelişimi açısından insanlar ile diğer hayvanları ilginç -kimi zaman mizahi- bir bakış açısıyla karşılaştırıyor.

‘Büyümek: Çocukluğun Evrimi’, Hominid (insan dâhil) gelişiminin, gebe kalmadan doğurganlık sonrasına kadar her aşamasını kusursuz bir şekilde açıklıyor.

Ayrıca farklı hominidlerin gelişimini karşılaştırmalı olarak ele alıyor.

İnsanların diğer hominidlerle farklılıklarını ve bunun sebeplerini ortaya seriyor.

Hassett bizi antik dönemlerden bugüne uzun ve karmaşık bir yolculuğa çıkarıyor ve bunu çok keyifli bir hale getiriyor.

Sıra dışı doğum sürecimizden uzun bebeklik, çocukluk ve ergenlik dönemlerimize, dişlerimizin gelişiminden anne sütünün yapısına kadar her şeyi kapsayan bu kitaptan kesinlikle bir şeyler öğreneceksiniz.

  • Künye: Brenna Hassett – Büyümek: Çocukluğun Evrimi, çeviren: Serkan Toy, Liberus Yayınları, inceleme, 344 sayfa, 2024