Kolektif – Deleuze’den Sonra (2025)

Bu kitap 2025 Ocak’ta, tam da Gilles Deleuze’ün yüzüncü doğum gününde, Göçebe Düşünce Derneği tarafından düzenlenen “Deleuzecü Yüzyılda Deleuze’ün Yüzüncü Yılı” başlıklı sempozyumda sunulan konuşmaların bir araya getirilmesinden oluşuyor.

Kitap, bir düşünürü açıklamak ya da tamamlamak için değil, onunla birlikte düşünmeye devam etmek için yazılmış metinlerden oluşuyor. “Deleuze’den sonra” ifadesi, kronolojik bir sonu değil, kavramların yeni bağlamlarda yeniden çalıştırılmasını işaret ediyor. Deleuze’ün felsefesi burada kapalı bir sistem ya da korunması gereken bir miras olarak değil, hâlâ işleyen, rahatsız eden ve risk alan bir düşünme pratiği olarak ele alınıyor.

Çalışma, felsefeyi temsil eden bir üst anlatı olmaktan çıkarıp doğrudan üretim yapan yaratıcı bir güç olarak konumlandırıyor. Kavram yaratımı, içkinlik ve deneyim vurgusu bu yaklaşımın merkezinde duruyor. Kitap boyunca hâkim olan tutum, Deleuze’e sadakati bir bağlılık meselesi olarak değil, kavramlarla yüzleşmeyi göze alan bir düşünsel cesaret olarak ele alıyor.

Eğitimden politikaya, toplumsal bilinçdışından ekolojiye uzanan metinler barındıran kitap, Deleuzecü kavramları sabitlemeden yeniden dolaşıma sokuyor. Fark, tekrar ve varyasyon kavramları hem düşünsel hem de siyasal bir imkân olarak ele alınıyor. Metinler arasında tam bir uzlaşma yok; aksine verimli gerilimler ve yön değişimleri var.

Ortaya çıkan bütün, Deleuze’ü konu edinen kapalı bir yorumlar toplamı değil; felsefenin güncel sorunlara temas edebileceğini ve düşünmeyi konfor alanından çıkarabileceğini gösteren kolektif bir çaba olarak beliriyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: Zeynep Gambetti, Hakan Yücefer, İlke Karadağ, Sercan Çalcı, Burcu Yalım, Emre Koyuncu, Erkin Şen, Emre Sünter, H. Deniz Özcan ve Corry Shores.

  • Künye: Kolektif – Deleuze’den Sonra: Farklar, Tekrarlar, Varyasyonlar, derleyen: İlke Karadağ, H. Deniz Özcan, Livera Yayınevi, felsefe, 331 sayfa, 2025

Ian Morris – Coğrafya Kaderdir (2025)

Ian Morris bu çalışmasında, Britanya’nın on bin yıla yayılan tarihini, coğrafyanın sunduğu imkânlar ile insanın bunları nasıl kullandığı arasındaki gerilim üzerinden anlatıyor. Ada olmanın sağladığı görece güvenlik, denizlere açıklık ve Avrupa ile kıta dışı dünyalar arasında kurulan doğal köprü, Britanya’nın erken dönemden itibaren dışa dönük bir toplumsal yapı geliştirmesini sağlıyor. Morris, bu fiziksel koşulların tek başına belirleyici olmadığını, coğrafyanın ancak teknolojik yenilikler ve örgütlenme biçimleriyle birleştiğinde tarihsel bir avantaja dönüştüğünü vurguluyor.

‘Coğrafya Kaderdir: Britanya ve Dünya (10.000 Yıllık Bir Tarih)’ (‘Geography Is Destiny: Britain and the World: A 10.000-Year History’), tarımın adaya gelişiyle başlayan uzun süreci şehirleşme, devletleşme ve imparatorluk aşamalarına bağlayarak ilerliyor. Atlantik dünyasına açılım, köle ticareti ve deniz gücü, Britanya’nın küresel sistemde merkezî bir konum kazanmasını sağlıyor. Sanayi Devrimi ise coğrafi avantajları katlayarak Britanya’yı ekonomik ve askerî bir süper güce dönüştürüyor. Morris, bu yükselişi Batı’nın genel tarihsel ivmesiyle ilişkilendirirken, Britanya’nın bu süreçte kilit bir laboratuvar işlevi gördüğünü gösteriyor.

Ancak anlatı yalnızca yükselişle sınırlı kalmıyor. İki dünya savaşı, imparatorluğun çözülmesi ve küresel güç dengesinin Atlantik’ten Pasifik’e kayması, Britanya’nın tarihsel rolünü yeniden düşünmesini zorunlu kılıyor. Morris’e göre asıl mesele Avrupa içi tartışmalar değil, Asya merkezli yeni dünya düzenine nasıl uyum sağlanacağı sorusu oluyor. Kitap, coğrafyanın kaderi çizdiğini ama bu kaderin her dönemde insan iradesiyle yeniden şekillendiğini savunarak, Britanya tarihini küresel tarih açısından neden önemli olduğunu ikna edici biçimde ortaya koyuyor.

  • Künye: Ian Morris – Coğrafya Kaderdir: Britanya ve Dünya (10.000 Yıllık Bir Tarih), çeviren: Abdullah Yılmaz, Alfa Yayınları, tarih, 704 sayfa, 2025

Tımışvarlı Osman Ağa – Paşalar ve Generaller Arasında (2025)

Bu eser, Osmanlı ile Habsburg İmparatorluğu arasındaki sınır hattında, savaş ile barış arasına sıkışmış bir coğrafyada diplomasinin nasıl işlediğini içeriden bir bakışla anlatıyor. Büyük antlaşmaların soyut hükümlerinin, serhadde yaşayan aktörler için nasıl somut krizlere, pazarlıklara ve kırılgan dengelere dönüştüğünü gösteriyor. Diplomasi burada merkezî bir devlet aklının mekanik uygulaması değil; kişisel sezgiler, dil becerileri, karşılıklı güven ve sürekli müzakere gerektiren canlı bir pratik olarak ele alınıyor. Kitap, sınırın iki yakasında da silahların susmasının ancak kelimelerin dikkatle seçilmesiyle mümkün olduğunu hissettiriyor.

Anlatının odağında, Karlofça Antlaşması sonrasında ortaya çıkan belirsizlikler yer alıyor. Antlaşmanın maddeleri kâğıt üzerinde barışı tesis ediyor gibi görünse de, uygulama aşamasında sınır ihlalleri, yerel çatışmalar ve karşılıklı suçlamalar gerilimi sürekli diri tutuyor. Metin, 1707–1709 yılları arasında yaşanan krizlerin nasıl büyüdüğünü ve yeniden savaşa dönüşmeden nasıl yönetildiğini adım adım izliyor. Böylece diplomasi, yalnızca devletler arası bir ilişki değil, sınırdaki gündelik hayatın düzenlenme biçimi olarak beliriyor.

Eserin en çarpıcı yönlerinden biri, diplomasinin insanî yüzünü görünür kılması. Paşalar ile generaller arasındaki görüşmeler, resmî protokollerin ötesinde kişisel ilişkiler, tercümanlar ve arabulucular üzerinden ilerliyor. Diller arası geçişler, kültürel farklar ve karşı tarafın zihniyetini anlama çabası, müzakerelerin seyrini doğrudan etkiliyor. Bu anlatı, Osmanlı diplomasisinin yalnızca sert güçle değil, esneklik ve ikna kabiliyetiyle de şekillendiğini ortaya koyuyor.

Sonuçta kitap, sınır diplomasisini merkezî tarihin kenarında kalan tali bir alan olmaktan çıkarıyor. Büyük siyasetin nasıl yerelde sınandığını, barışın ne kadar kırılgan olduğunu ve devletler arası ilişkilerin çoğu zaman bireylerin omuzlarında taşındığını gösteriyor. Okur, bu metinle birlikte, antlaşmaların arkasındaki gerçek sürecin müzakere, sabır ve sürekli denge arayışı olduğunu görüyor.

  • Künye: Tımışvarlı Osman Ağa – Paşalar ve Generaller Arasında: Osmanlı-Habsburg Serhad Diplomasisi (1707-1709), hazırlayan: Abdulhadi Uysal, Dergah Yayınları, tarih, 288 sayfa, 2025

Kolektif – Lenin: Biyografi (2025)

Bu kitap, Vladimir İlyiç Lenin’i yalnızca bir devrimci lider olarak değil, Marksizmin tarihsel koşullar içinde nasıl dönüştüğünü somutlayan bir siyasal özne olarak ele alıyor. Sovyetler Birliği Komünist Partisi Marksizm-Leninizm Enstitüsü tarafından hazırlanan bu kolektif çalışma, Lenin’in çocukluk yıllarından başlayarak düşünsel şekillenişini, politik mücadelelerini ve devrimci pratiğini tarihsel materyalizmin bütünlüğü içinde izliyor. Metin, Lenin’in kişisel yaşamını yüceltmekten çok, onu işçi sınıfı mücadelesinin zorunlu bir ürünü olarak konumlandırıyor.

‘Lenin: Biyografi’ (‘Lenin: Eine Biographie’), Lenin’in teorik üretimini, örgüt kurma pratiğiyle iç içe değerlendiriyor. Emperyalizm çözümlemeleri, öncü parti anlayışı ve devrim stratejisi, somut tarihsel koşullarla birlikte ele alınıyor. Kitabın önsözünde özellikle vurgulanan nokta, Lenin’in düşüncesinin donmuş bir doktrin değil, mücadele içinde gelişen bir yönelim olduğudur. Revizyonizme ve oportünizme karşı yürütülen ideolojik mücadele, kişisel bir polemik değil, devrimci sürekliliğin zorunlu bir parçası olarak sunuluyor.

Kitap, Ekim Devrimi’ni bir tarihsel kopuş kadar uzun soluklu bir hazırlığın sonucu olarak yorumluyor. Lenin’in liderliği, bireysel karizmadan çok kolektif örgütlenme ve disiplinli siyasal irade üzerinden açıklanıyor. Bu yönüyle eser, Leninizmin Marksizmin yeni bir aşaması olarak neden belirleyici olduğunu gösteriyor ve modern devrimci hareketlerin düşünsel temellerini anlamak için vazgeçilmez bir kaynak oluşturuyor.

  • Künye: P. N. Pospelov, V. Y. Yegrafov, V. Y. Sevin, L. F. İlyiçov, F. V. Kostantinov, A. P. Kossulnikov, S. A. Lyovina, G. D. Obiçkin, P. N. Fedoseyev – Lenin: Biyografi, çeviren: Gönül Özen Sezer, Yordam Kitap, biyografi, 608 sayfa, 2025

Orna Ophir – Şizofreni (2025)

Orna Ophir bu kitapta, şizofreniyi yalnızca klinik bir hastalık olarak değil, modern dünyanın akıl, normallik ve sınır fikrini sürekli yeniden kuran tarihsel bir eşik olarak ele alıyor. Şizofreni, Ophir’e göre, bireysel bir ruhsal bozulmadan çok daha fazlasını ifade ediyor; modernliğin korkularını, belirsizliklerini ve denetim arzusunu yoğunlaştıran bir ayna işlevi görüyor. Bu nedenle kitap, tanı koyma çabalarının ardındaki kültürel, siyasal ve kurumsal dinamikleri görünür kılıyor.

‘Şizofreni: Bitmemiş Bir Tarih’ (‘Schizophrenia: An Unfinished History’), şizofreni kavramının 19. yüzyıl sonundan itibaren nasıl üretildiğini, genişletildiğini ve zamanla nasıl daraltıldığını izliyor. Psikanalizden biyolojik psikiyatriye, hastanelerin gündelik pratiklerinden bilimsel sınıflandırma rejimlerine uzanan bu süreçte, tanının hiçbir zaman nötr olmadığını gösteriyor. Ophir, her dönemin kendi korkularını ve beklentilerini şizofreni kavramına yüklediğini, böylece hastalığın hem bilimsel hem ideolojik bir nesneye dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Kitap, sessiz bırakılmış hasta deneyimlerine özel bir dikkat gösteriyor. Kurumların diliyle bireyin yaşantısı arasındaki uçurumu açığa çıkarırken, damgalama, dışlama ve normalleştirme mekanizmalarının nasıl işlediğini tartışıyor. Şizofreni burada, aklın sınırlarını test eden rahatsız edici bir hatırlatma olarak beliriyor.

‘Şizofreni: Bitmemiş Bir Tarih’, psikiyatrinin tarihine eleştirel bir katkı sunarken, akıl sağlığı politikalarının toplumsal arka planını anlamak isteyen herkes için temel bir eser olarak öne çıkıyor.

  • Künye: Orna Ophir – Şizofreni: Bitmemiş Bir Tarih, çeviren: Oya Gürbahçe, Fol Kitap, psikiyatri, 384 sayfa, 2025

Şenay Aydemir – AKP’nin Kültür Savaşı (2025)

Şenay Aydemir bu çalışmasında, AKP iktidarlarının kültür-sanat alanında yürüttüğü uzun soluklu dönüşümü bir “kültür savaşı” olarak ele alıyor ve bu savaşın hem yapısal çerçevesini hem de gündelik hayatta bıraktığı izleri görünür kılıyor. Kitap, muhafazakâr bir alternatif kültür vaadiyle yola çıkan siyasal hattın, zaman içinde “yerli ve milli” söylemi etrafında şekillenen, baskı ve denetimi merkezine alan bir kontrol rejimine nasıl evrildiğini ortaya koyuyor.

Aydemir, kültür-sanat alanının piyasalaşmasını ve izleyicinin bir yurttaştan çok müşteriye dönüştürülmesini, ideolojik yönlendirmeyle iç içe geçen bir süreç olarak inceliyor. Ekonomik gücün dağıtımı kadar krizlerin yarattığı kırılmaların da bu alanda nasıl inkâr, tasfiye ve imha mekanizmaları ürettiğini gösteriyor. Büyük anlatının yanında, TRT’den dizi sektörüne, tiyatrolardan film festivallerine, Yeşilçam’ın yeniden çözülüşünden kayyım politikalarının kültürel sonuçlarına uzanan çok sayıda somut örnekle bu dönüşümün “minyatür” sahnelerini kayda geçiriyor.

Sansürün açık yasaklardan ziyade giderek sivilleşmiş, normalleşmiş biçimlerde yerleştiği; otosansürün ise kültürel üretimin neredeyse refleksi haline geldiği bir iklimi tarif eden kitap, bugünün kültürel çoraklaşmasını tarihsel bir seyir defteri gibi önümüze seriyor. Böylece yalnızca olup biteni anlatmakla kalmıyor, kültür-sanat alanında yaşanan bu daralmanın siyasal ve toplumsal anlamını da tartışmaya açıyor.

  • Künye: Şenay Aydemir – AKP’nin Kültür Savaşı: İmha ve İnkâr Kıskacında Sanat, İletişim Yayınları, inceleme, 245 sayfa, 2025

Kevin Reilly – İnsanın Yolculuğu (2025)

Kevin Reilly bu çalışmasında, insanlık tarihini kronolojik bir olay dizisi olarak değil, temel sorular etrafında ilerleyen uzun bir deneyim süreci olarak ele alıyor. Kitap, insanın doğayla kurduğu ilişkiden başlayarak toplumsal örgütlenmenin, üretimin ve düşüncenin nasıl dönüştüğünü anlamaya odaklanıyor. Reilly, insan davranışlarının biyolojik temelleri ile kültürel çeşitliliği birlikte düşünerek, “insan olmak” fikrinin tarih boyunca nasıl şekillendiğini gösteriyor.

Eserde tarımın ortaya çıkışı, şehirlerin kurulması, yazının ve demirin kullanımı gibi büyük eşikler, yalnızca teknik ilerlemeler olarak değil, toplumsal eşitsizlikleri, iktidar ilişkilerini ve yeni yaşam biçimlerini doğuran kırılmalar olarak ele alınıyor. Evrensel dinlerin yükselişi, küresel ticaret ağlarının kurulması ve imparatorlukların yayılması, insan topluluklarının hem birbirine yaklaşmasını hem de çatışmasını mümkün kılan süreçler olarak tartışılıyor.

Reilly, sanayileşme, devrimler, demokrasi ve eşitlik mücadelelerini modern dünyanın merkezine yerleştirirken, zenginliğin kaynaklarını ve adalet arayışını tarihsel bir perspektifle değerlendiriyor. Her bölümde tek bir dönem ve tema etrafında yoğunlaşan bu yaklaşım, okurun geçmişi bugünün sorularıyla yeniden düşünmesini sağlıyor. ‘İnsanın Yolculuğu: Dünya Tarihine Kısa Bir Giriş’ (‘The Human Journey: A Concise Introduction to World History’), güncel akademik araştırmalara dayanan, ancak didaktik olmaktan kaçınan üslubuyla, dünya tarihini insanlığın ortak hikâyesi olarak anlatan bütünlüklü bir giriş sunuyor.

  • Künye: Kevin Reilly – İnsanın Yolculuğu: Dünya Tarihine Kısa Bir Giriş, çeviren: Ertuğrul Genç, Selenge Yayınları, tarih, 536 sayfa, 2025

Levent Ünsaldı – Üniversite, Sosyoloji, Toplum (2025)

Levent Ünsaldı’nın ‘Üniversite, Sosyoloji, Toplum’ adlı kitabı, akademik üretimi yalnızca bilgi aktarımı olarak değil, doğrudan bir müdahale biçimi olarak ele alan metinlerden oluşuyor. Ünsaldı, Heretik Yayınları tarafından yayımlanmış kitaplar için yıllar boyunca kaleme aldığı takdim yazılarını bir araya getirirken, üniversitenin bugünkü işleyişini, sosyal bilimlerin yerleşik pratiklerini ve sosyolojinin eleştirel imkânlarını aynı anda tartışmaya açıyor. Bu metinler, yayımlanan eserleri “tanıtmak”tan çok, onların iç mantığını sıçrama tahtası olarak kullanarak üniversiteyi ve akademik rutini sorgulayan düşünsel hamlelere dönüşüyor.

Kitap boyunca sosyoloji, steril bir disiplin değil; dertle, çatışmayla ve kurumsal sınırlarla iç içe geçmiş bir entelektüel mücadele alanı olarak beliriyor. Ünsaldı, eşlik etmek ile bozmak, açıklamak ile rahatsız etmek arasındaki gerilimi bilinçli biçimde koruyor. Üniversitenin giderek daralan ufkuna karşı, sosyal bilimlerin büyü bozucu potansiyelini hatırlatıyor; akademik metnin, konforlu bir uzlaşma dili yerine eleştirel bir nefes taşıması gerektiğini savunuyor.

Metinlerin hiçbirinin sonradan düzeltilmemesi, kitabı aynı zamanda bir dönem tanıklığına dönüştürüyor. Bu tercih, hem yazıldıkları bağlamı hem de üniversiteye dair umut ve hayal kırıklıklarını olduğu gibi muhafaza ediyor. Üniversite, Sosyoloji, Toplum, üniversiteyi içeriden ve dışarıdan düşünen, sosyal bilimi kurumsal itaate indirgemeyi reddedenler için; akademinin neye dönüştüğünü ve neyi hâlâ mümkün kıldığını sorgulayan, ısrarlı ve dertsiz olmayan bir kitap.

  • Künye: Levent Ünsaldı – Üniversite, Sosyoloji, Toplum, Heretik Yayıncılık, sosyoloji, 238 sayfa, 2025

Charles Downer Hazen – Modern Avrupa Tarihi (2025)

Charles Downer Hazen’in bu eseri, 18. yüzyılın ortalarından Birinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasına uzanan dönemi, Avrupa’nın siyasal ve toplumsal dönüşümlerini merkeze alarak ele alıyor. Hazen, Fransız Devrimi’yle açılan yeni çağın yalnızca Fransa’yı değil, tüm kıtayı ve dolaylı biçimde dünyayı nasıl etkilediğini gösteriyor. Devrim fikrinin monarşileri nasıl sarstığını, yurttaşlık, hak ve egemenlik kavramlarını köklü biçimde dönüştürdüğünü tarihsel bağlamı içinde anlatıyor.

‘Modern Avrupa Tarihi’ (‘Modern European History’), Napolyon Savaşları’ndan 19. yüzyıl devrimlerine, milliyetçiliğin yükselişinden liberalizm ve muhafazakârlık gibi fikir akımlarına kadar geniş bir alanı kapsıyor. Sanayi Devrimi’nin toplumsal yapıyı nasıl dönüştürdüğünü, sınıf ilişkilerini nasıl yeniden şekillendirdiğini ve Avrupa devletleri arasındaki güç dengelerini nasıl etkilediğini ayrıntılı biçimde inceliyor. Hazen, diplomasi, sömürgecilik ve uluslararası rekabeti yalnızca büyük devletler üzerinden değil, Avrupa’nın tamamını kapsayan bir perspektifle değerlendiriyor.

Eserin ayırt edici yönlerinden biri, yazarın Birinci Dünya Savaşı sonrasında yaptığı öngörülerin metin içinde hissediliyor olması. Hazen, savaşın yarattığı kırılmanın Avrupa siyasetini kalıcı biçimde dönüştürdüğünü vurguluyor ve modern dünyanın temellerinin bu dönemde atıldığını savunuyor.

Kitap, Avrupa’nın bugünkü siyasal ve toplumsal yapısını anlamak isteyenler için, alanında neden temel bir başvuru eseri olduğunu hâlâ koruyor.

  • Künye: Charles Downer Hazen – Modern Avrupa Tarihi: Fransız İhtilalinden Birinci Dünya Savaşına, çeviren: Hüseyin Efe Örnek, Selenge Yayınları, tarih, 568 sayfa, 2025

Olivier Bouquet – Osmanlı İmparatorluğu (2025)

Olivier Bouquet bu çalışmasında, Osmanlı Devleti’nin sıradan bir beylikten altı yüzyıl ayakta kalan bir imparatorluğa nasıl dönüştüğünü tartışıyor. Kuruluşu bir kader anlatısı olarak değil, somut siyasal tercihler, esnek ittifaklar ve pragmatik kurumlar üzerinden okuyor. Osmanlı’nın hızla genişlemesini sağlayan şeyin yalnızca askeri güç değil, hukuku, toprağı ve nüfusu birlikte düşünmeyi bilen bir yönetim aklı olduğunu söylüyor.

‘Osmanlı İmparatorluğu: Nasıl Kuruldu, Nasıl Yönetti, Nasıl Yıkıldı?’ (‘Pourquoi l’Empire Ottoman?: Six siècles d’histoire’), Osmanlı’nın nasıl yönettiği sorusunu merkeze alıyor. Merkez ile taşra arasındaki denge, tımar sistemi, vergi rejimi, ordunun örgütlenmesi ve nüfusun kayda geçirilmesi ayrıntılı biçimde ele alınıyor. Bouquet, imparatorluğun farklı dinleri ve toplulukları tek bir kalıba sokmadığını, aksine farklılıkları yöneten bir idare mantığı kurduğunu vurguluyor. Bu sistem, esneklik sayesinde uzun süre işliyor ve meşruiyet üretiyor.

Son bölümde yıkılış kaçınılmaz bir çöküş olarak değil, değişen dünya koşullarına verilen gecikmiş ve çelişkili tepkilerin sonucu olarak yorumlanıyor. Osmanlı, modern devletlerle rekabet etmeye çalışırken kendi kurumsal dengesini zorluyor. Bouquet’nin sentezi, Osmanlı tarihini romantize etmiyor ama indirgemiyor da. İmparatorluğun nasıl kurulduğunu, nasıl yönettiğini ve neden çözüldüğünü birlikte düşünmeye çağırıyor ve alanında neden temel bir eser olduğunu gösteriyor.

Yazarın arşivlere dayanan yaklaşımı, haritalarla desteklenen anlatımı ve erken dönemlere verdiği ağırlık, Osmanlı’yı donmuş bir model olarak değil, sürekli uyum sağlayan bir siyasal organizma olarak kavratıyor. Bu yönüyle kitap, Osmanlı tarihine yalnızca ne oldu sorusuyla değil, neden böyle oldu sorusuyla yaklaşan okurlar için kalıcı bir düşünme çerçevesi sunuyor.

  • Künye: Olivier Bouquet – Osmanlı İmparatorluğu: Nasıl Kuruldu, Nasıl Yönetti, Nasıl Yıkıldı?, çeviren: İsmet Birkan, İletişim Yayınları, tarih, 415 sayfa, 2025