Kolektif – Sanayi Devrimi ve Britanya İmparatorluğunun Yükselişi (2024)

‘Sanayi Devrimi ve Britanya İmparatorluğunun Yükselişi’, 18. yüzyılın sonlarından 20. yüzyılın başlarına kadar uzanan, dünyayı derinden etkileyen Sanayi Devrimi’ni ve bu devrimin baş aktörü Britanya’yı mercek altına alıyor.

Kitapta, alanında uzman pek çok tarihçinin makaleleri bir araya getirilerek, bu dönemdeki ekonomik, kültürel ve toplumsal dönüşümlerin çok yönlü bir analizi yapılıyor.

Burada, Sanayi Devriminin dünyaca ünlü uzmanlarından Joel Mokyr, Jan de Vries, Pat Hudson, Maxine Berg, J. R. Ward gibi isimlerin makalelerinin yanı sıra Andrew Porter, Anthony Howe, Dane Kennedy, Simone Gunn, Michael Winstanley, Clark Nardinelli ve Ruth Watts gibi imparatorluk tarihçilerinin değerlendirmeleri yer alıyor.

Sanayi Devrimi’nin sadece bir teknolojik devrim olmadığı, aynı zamanda toplumların ve uluslararası ilişkilerin şekillenmesinde de belirleyici bir rol oynadığı vurgulanıyor.

Kitap, Britanya’nın bu dönemde nasıl dünyanın en güçlü imparatorluklarından biri haline geldiğini ve bu yükselişin küresel tarih üzerindeki etkilerini mercek altına alıyor.

Eser, Türkiye’deki ilgili alanlardaki çalışmalara yeni bir soluk getirirken hem akademik çevreler hem de tarih meraklıları için kapsamlı bir kaynak niteliğinde.

Özetle, bu kitap, Sanayi Devrimi ve Britanya İmparatorluğu’nun yükselişi hakkında derinlemesine bilgi edinmek isteyenler için kaçırılmaması gereken bir eser.

  • Künye: Kolektif – Sanayi Devrimi ve Britanya İmparatorluğunun Yükselişi, derleyen: Hasan Aksakal, Beyoğlu Kitabevi, tarih, 412 sayfa, 2024

Beth Shapiro – Mamut Nasıl Klonlanır (2024)

Beth Shapiro’nun ‘Mamut Nasıl Klonlanır: Türdiriltimi Bilimi’ adlı kitabı, soyu tükenmiş hayvanları yeniden hayata döndürme fikrinin bilimsel yönlerini inceliyor.

Kitap, özellikle mamutları yeniden yaratma sürecini detaylı bir şekilde ele alıyor.

Evrimsel biyolog ve “antik DNA” araştırmalarının öncüsü Shapiro, kitabında bu sürecin karmaşık ve zorlu olduğunu, ancak imkânsız olmadığını vurguluyor.

Fosil kalıntılardan elde edilen DNA’ların onarılması, genetik mühendisliği ve uygun bir taşıyıcı annenin bulunması gibi birçok aşamadan bahsediyor.

Kitap, sadece bilimsel bir çalışma değil, aynı zamanda etik tartışmaları da gündeme getiriyor.

Soyu tükenmiş bir türü geri getirmenin doğaya ve ekosisteme etkileri, bu tür bir çalışmanın maliyeti ve etik sınırları gibi konulara da değiniyor.

Kısacası, kitap, de-extinction (tükenmiş türleri yeniden canlandırma) adı verilen bu yeni ve tartışmalı bilimsel alan hakkında meraklılara kapsamlı bir bilgi sunuyor.

  • Künye: Beth Shapiro – Mamut Nasıl Klonlanır: Türdiriltimi Bilimi, çeviren: Ulaş Apak, Alfa Yayınları, bilim, 248 sayfa, 2024

Tony Judt – Savaş Sonrası (2024)

Tony Judt’ın etkileyici çalışması ‘Savaş Sonrası: 1945 Sonrası Avrupa Tarihi’, İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıcı etkilerinden sonra Avrupa’nın yeniden yapılanma sürecini kapsamlı bir şekilde ele alıyor.

Judt, bu eserinde, savaş sonrası Avrupa’nın siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel dönüşümünü incelikli bir dille analiz ediyor.

Savaşın yaralarını sarmak ve bölünmüş bir kıtayı yeniden bir araya getirme çabalarını mercek altına alıyor.

Marshall Planı, Avrupa Birliği’nin kuruluş süreci ve Soğuk Savaş’ın Avrupa üzerindeki etkileri gibi önemli dönüm noktalarını detaylı bir şekilde inceliyor.

Komünizm ve kapitalizm arasındaki ideolojik mücadelelerin Avrupa’daki yansımalarını ve bu mücadelelerin kıtanın siyasi ve sosyal yapısını nasıl şekillendirdiğini analiz ediyor.

Savaş sonrası dönemde ulus devletlerin güçlenmesi ve Avrupa kimliğinin ortaya çıkışı arasındaki çelişkili ilişkiyi ele alıyor.

Savaş sonrası Avrupa’da yaşanan hızlı sosyal ve kültürel değişimleri, kadın hakları, göç, gençlik hareketleri gibi konular üzerinden değerlendiriyor.

Savaş sonrası Avrupa’da felsefe, edebiyat ve sanat alanlarında yaşanan gelişmeleri ve bu gelişmelerin siyasi ve sosyal hayata etkilerini inceliyor.

Judt, Avrupa tarihine dair geniş bir perspektif sunarak, karmaşık olayları anlaşılır bir şekilde açıklıyor.

Yazar, Avrupa’nın savaş sonrası tarihindeki olumlu ve olumsuz gelişmeleri objektif bir şekilde değerlendiriyor.

Kitap, Avrupa’nın günümüzdeki sorunlarını anlamak için önemli bir kaynak niteliği taşıyor.

Judt’ın akıcı ve anlaşılır üslubu, kitabı geniş bir okuyucu kitlesi için erişilebilir kılıyor.

Sonuç olarak kitap, Avrupa’nın 20. yüzyılın ikinci yarısında yaşadığı dönüşümü anlamak isteyen herkes için önemli bir başvuru kaynağı.

  • Künye: Tony Judt – Savaş Sonrası: 1945 Sonrası Avrupa Tarihi, çeviren: Dilek Şendil, Alfa Yayınları, tarih, 1016 sayfa, 2024

Avedis Hadjian – Türkiye’nin Gizli Ermenileri (2024)

Avedis Hadjian’ın kaleme aldığı ‘Türkiye’nin Gizli Ermenileri’, 1915’ten sonra Türkiye’de yaşamaya devam eden Ermenilerin hikayelerini derli toplu bir şekilde sunuyor.

Yazar, bu zorlu süreçte kimliklerini gizlemek zorunda kalan, dilini ve kültürünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalan insanların hikayelerini, uzun yıllar süren araştırmaları ve yüzlerce kişiyle yaptığı görüşmeler sonucunda ortaya koyuyor.

Hadjian, 1915’ten sağ kurtulanların ve onların torunlarının yaşadığı zorlu süreci anlatıyor.

Kimliklerini korumak için Müslüman, Kürt veya başka bir kimlikle yaşamak zorunda kalan insanların hikayeleri, kitabın merkezinde yer alıyor.

Yazar, Ermeni kökenli insanların nasıl bir hayat yaşadıklarını, hangi zorluklarla karşılaştıklarını ve kimliklerini nasıl koruduklarını detaylı bir şekilde anlatıyor.

Ermeni dilinin, geleneklerin ve kültürel mirasın kaybolma sürecini inceleyen Hadjian, bu kayıpların bireyler ve toplum üzerindeki etkilerini de ele alıyor.

Hrant Dink’in cinayeti sonrası bazı Ermenilerin kimliklerini açıklamaya başlamaları ve bu durumun toplum üzerindeki etkileri de kitapta önemli bir yer tutuyor.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen, Ermeni kimliğini koruyan ve gelecek nesillere aktarmaya çalışan insanların hikayeleri, kitaba umut ve direnç dolu bir atmosfer katıyor.

Kitap, uzun yıllar boyunca görmezden gelinen veya hafızalardan silinmeye çalışılan bir hikayeyi gün yüzüne çıkarıyor.

Hadjian’ın çalışması, 1915 Ermeni Soykırımı sonrası Türkiye’deki Ermenilerin durumu hakkında önemli bir tarihsel belge niteliği taşıyor.

Kitap, kimlik, aidiyet, hafıza ve unutma gibi evrensel temalara değinerek, okuyucuyu derin düşüncelere sevk ediyor.

Hadjian, kitabıyla adalet ve hakikat arayışının önemini vurguluyor ve unutulanların sesini duyurmaya çalışıyor.

  • Künye: Avedis Hadjian – Türkiye’nin Gizli Ermenileri, çeviren: Akın Emre Pilgir, İletişim Yayınları, inceleme, 624 sayfa, 2024

Matthew Arnold – Kültür ve Anarşi (2024)

Matthew Arnold, 19. yüzyılın önemli İngiliz düşünürlerinden biridir.

‘Kültür ve Anarşi’ adlı eseri, Viktorya dönemi İngiltere’sindeki toplumsal ve siyasi durumu ele alırken, kültürel bir dönüşümün gerekliliğini savunur.

Arnold’a göre, İngiliz toplumunda artan bireycilik ve materyalizm, toplumun ahlaki ve kültürel temelini zayıflatmaktadır.

Arnold, kültürün bireyleri birleştiren, toplumun ahlaki ve estetik değerlerini yükselten bir güç olduğuna inanır.

Kültür, toplumun karmaşasını önleyerek birlik ve uyumu sağlar.

Arnold, toplumdaki artan bireycilik ve özgürlük anlayışının, bir tür “anarşiye” yol açtığını savunur.

Bu durum, toplumun ortak değerlerini zayıflatır ve bireylerin kendi çıkarlarını ön plana çıkarmasına neden olur.

Arnold, orta sınıfın kültürel düzeyini yükseltmenin, toplumun genel kültürel seviyesini yükseltmek için önemli olduğunu düşünür.

Arnold, eğitimin, bireylerin kültürel ve ahlaki gelişiminde önemli bir rol oynadığına inanır.

Eğitim, bireylere eleştirel düşünme becerileri kazandırır ve onları daha iyi vatandaşlar yapar.

Arnold, kültürel etkinliklerin yaygınlaştırılması, iyi edebiyatın okunması ve sanata verilen önemin artırılması gibi önerilerde bulunur.

Eğitim sisteminin, bireylerin sadece bilgi edinmesini değil, aynı zamanda ahlaki değerler kazanmasını sağlaması gerektiğini savunur.

Arnold, toplumun farklı kesimleri arasında birlik ve dayanışmanın sağlanması gerektiğini vurgular.

‘Kültür ve Anarşi’, sadece Viktorya dönemi İngiltere’si için değil, tüm modern toplumlar için geçerliliğini koruyan bir eserdir.

Kitap, kültürün birey ve toplum üzerindeki etkilerini derinlemesine inceleyerek, modern dünyanın karşı karşıya olduğu birçok soruna dair önemli ipuçları sunar.

Arnold’un kültürel bir dönüşümün gerekliliği vurgusu, günümüzde de hala geçerliliğini koruyan bir çağrıdır.

  • Künye: Matthew Arnold – Kültür ve Anarşi: Bir Siyasi ve Toplumsal Eleştiri Denemesi, çeviren: Uğur E. Küçükboyacı, Fol Kitap, inceleme, 2024

Çağatay Yücel, Bahar Çerioğlu – Zagros Bölgesi Tarih Öncesi Dönem Piedmont Yerleşimleri (2024)

Mezopotamya’nın Kuzeydoğusunda yer alan Zagros Dağları’ndaki tarih öncesi yaşamı derinlemesine inceleyen kapsamlı bir çalışma.

Bu kitap, Paleolitik Dönem’den Neolitik Dönem’e kadar uzanan geniş bir zaman diliminde Zagros coğrafyasının, ikliminin ve bölgedeki insan topluluklarının evrimini ele alır.

İlk bölümler, Zagros bölgesinin araştırma tarihçesine ve bu bölgedeki çeşitli Paleolitik kültürlere odaklanırken, sonraki bölümlerde Neolitik Dönem perleşimlerinin yapısı, tarımın ve hayvancılığın gelişimi detaylandırılıyor.

Kitap, aynı zamanda tarih öncesi sanat ve inanç sistemlerine dair önemli bulgulara ışık tutuyor.

Arkeolojiye ve tarih öncesi kültürlere ilgi duyan herkes için eşsiz bir başvuru kaynağı olan bu eser, Zagros’un benzersiz kültürel mirasını kapsamlı bir şekilde sunmaktadır.

  • Künye: Çağatay Yücel, Bahar Çerioğlu – Zagros Bölgesi Tarih Öncesi Dönem Piedmont Yerleşimleri, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, arkeoloji, 228 sayfa, 2024

Bülent Diken – Yeni Despotizm (2024)

Bülent Diken, ‘Yeni Despotizm: Eski Bir Canavarın Yeniden Canlandırılması’ adlı eserinde, günümüz dünyasında yükselen otoriter eğilimleri ve bu eğilimlerin tarihsel köklerini derinlemesine inceliyor.

Diken, bu kitabında modern demokrasilerin karşı karşıya kaldığı en büyük tehditlerden biri olarak gördüğü yeni despotizmi, farklı coğrafyalarda ve farklı siyasi sistemlerde ortaya çıkan ortak özelliklerle ele alıyor.

Diken, yeni despotizmi, geleneksel otoriter rejimlerden farklılaşan, ancak demokratik kurumları içten çürüten bir yönetim biçimi olarak tanımlıyor. Yeni despotizmin temel özellikleri arasında kişi kültü, hukukun zayıflatılması, medya üzerindeki baskı, siyasi muhalefetin bastırılması ve popülist söylemler yer alıyor.

Diken, yeni despotizmin köklerini 20. yüzyıl totaliter rejimlerinde ve daha eski despotik yönetimlerde arıyor.

Ancak, yeni despotizmin, geçmişteki totaliter rejimlerden farklı olarak, demokratik araçları kullanarak iktidara geldiğini ve sürdürdüğünü vurguluyor.

Diken, küreselleşmenin, yeni despotizmin yükselişinde önemli bir rol oynadığını savunuyor

Globalleşmenin yarattığı ekonomik eşitsizlikler, kültürel değişimler ve siyasi belirsizlikler, popülist liderlerin yükselişine zemin hazırlıyor.

Diken, kitabında Türkiye’yi yeni despotizmin yükselişine örnek olarak gösteriyor.

Türkiye’de yaşanan siyasi değişimleri, hukukun zayıflatılmasını ve demokratik kurumların erozyonunu detaylı bir şekilde analiz ediyor.

Diken, günümüz dünyasının en önemli sorunlarından biri olan otoriter eğilimleri, tarihsel ve karşılaştırmalı bir perspektifle ele alarak önemli bir boşluğu dolduruyor.

Sonuç olarak ‘Yeni Despotizm: Eski Bir Canavarın Yeniden Canlandırılması’, günümüz dünyasının siyasi ve sosyal yapısını anlamak isteyen herkes için önemli bir kaynak.

Diken, kitabında, demokrasinin korunması ve güçlendirilmesi için yapılması gerekenleri de tartışarak, okurlara önemli bir çağrıda bulunuyor.

  • Künye: Bülent Diken – Yeni Despotizm: Eski Bir Canavarın Yeniden Canlandırılması, çeviren: Ayşecan Ay, Metis Yayınları, siyaset, 2024

Kolektif – Varoluş (2024)

Rollo May, Ernest Angel ve Henri F. Ellenberger gibi varoluşçu psikolojinin öncülerinin editörlüğünü yaptığı ‘Varoluş: Psikiyatri ve Psikolojide Yeni Bir Boyut’ kitabı, 1958’den beri psikolojide varoluşçu yaklaşımın en kapsamlı ve anlaşılır açıklaması olarak kabul edilir.

Kitap, varoluşçu analitik hareketin önde gelen isimlerinin yazılarını bir araya getirerek, akıl hastalıklarını anlamaya çalışan varoluşçu yaklaşımı tanımlıyor.

Klasik vaka örnekleri ve diğer yazılar aracılığıyla, insanı konu alan bilimlerde çalışanlara varoluşçu bakış açısı sunuyor.

Anksiyete, özgürlük, sorumluluk, ölüm, anlam arayışı gibi konular derinlemesine inceleniyor.

Varoluşçu terapinin temel ilkeleri, teknikleri ve uygulama alanları hakkında bilgi veriliyor.

Varoluşçu psikoloji, psikanaliz, davranışçılık gibi diğer psikolojik yaklaşımlarla karşılaştırılıyor ve farklılıkları vurgulanıyor.

Kitap, varoluşçu psikolojinin günümüzde farklı alanlarda nasıl kullanıldığına dair örnekler sunuyor.

Varoluşçu psikoloji, insanın iç dünyasını ve deneyimlerini daha bütüncül bir şekilde anlamamıza yardımcı oluyor.

Varoluşçu terapi, özellikle anksiyete, depresyon ve varoluşsal krizler gibi sorunlarda etkili bir tedavi yöntemi olarak kabul ediliyor.

Kitap, varoluşçu psikoloji üzerine yapılan araştırmalara temel bir kaynak olmuştur.

İnsanın varoluşsal deneyimlerini anlamak isteyen herkes için önemli bir kaynak niteliğinde.

Kitap, psikologlar, psikiyatristler, felsefe ve din bilimleriyle ilgilenenler ve kendi iç dünyasını keşfetmek isteyen herkes için değerli bilgiler sunuyor.

  • Künye: Kolektif – Varoluş: Psikiyatri ve Psikolojide Yeni Bir Boyut, editör: Rollo May, Ernest Angel, Henri F. Ellenberger, çeviren: Ebru Kılıç, Albaraka Yayınları, psikoloji, 456 sayfa, 2024

Kolektif – Zaman ve Mekân (2024)

Çağlar boyunca insan, hayatını sürdürdüğü mekânlara ait, hem kendisiyle ilgili hem kendisi dışındaki olaylar karşısında hissettiği acziyetin üstesinden, dehşetini meraka dönüştürme kabiliyetiyle gelmeye çalışmıştır.

O âna kadar kendisinde çaresizlik uyandıran bilinmezlikle tefekkürle ilişki kurmanın bir yolunu bulmaya, varoluşunu sürdürmeye uğraşmıştır.

Doğanın, kendisine ve yaşam alanlarına hükmeden koşullarının gizemini çözme ihtiyacıyla içinde zamanı kurmuş, yaşadığı mekânla ilişkisine yeni bir boyut olarak zamanı katmıştır.

Psikanalitik Bakışlar Sempozyumu’na ait konuşmaların derlendiği bu kitap, okuyucuyla birlikte, “zaman” ve “mekân” kavramlarının insan ruhsallığındaki izlerini sürme imkânını sunan bir zemin olma umudunu taşıyor.

Psikanalizde, geçmiş deneyimlerin bireyin şimdiki halini ve geleceğini şekillendirdiği düşüncesi ön plandadır.

Çocukluk travmaları, kayıplar, ilk bağlanma deneyimleri gibi geçmişte yaşanan olaylar, bilinçaltında iz bırakır ve yetişkinlik dönemindeki düşünce ve davranışları etkiler.

Psikanalizde, mekanlara da sembolik anlamlar yüklenir.

Örneğin, ev, iş yeri, doğa gibi yerler, bireyin iç dünyasıyla ilgili farklı anlamlara gelebilir.

Ev, güvenli bir sığınak olarak algılanırken, iş yeri rekabet ve başarı gibi temaları yansıtabilir.

Özetle, psikanaliz, zaman ve mekânı statik ve objektif kavramlar olarak değil, bireyin subjektif deneyimleri ve iç dünyasıyla bağlantılı dinamik kavramlar olarak ele alır.

Geçmiş, şimdiki an ve gelecek arasındaki ilişkiler, bireyin zihinsel süreçleri ve davranışları üzerinde derin etkiler yaratır.

Psikanalitik terapi, bu etkileri anlama ve bireyin yaşam kalitesini artırma amacıyla kullanılır.

İşte bu derleme, bütün bu ilişkileri çok boyutlu bir bakışla irdeliyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: Burçak Erdal,  Yeşim Korkut, Rosine Jozef Perelberg,  Bella Habip, Gülgün Alptekin, Alp Kamazoğlu, Güven Güzeldere, Refhan Balkan Öztürk, Stefano Bolognini, Özay Özdemir, Derya Kulu, Rudi Vermote, Yeşim Can, Özlem Yıldız, Yücel Yılmaz, Çağla Pınar Sevinç Yalçın, Zeynep Baran Tatar ve Jülide Kenar.

  • Künye: Kolektif – Zaman ve Mekân, derleyen: Burçak Erdal, Minotor Kitap, psikanaliz, 328 sayfa, 2024

Chowra Makaremi – Kadın! Yaşam! Özgürlük! (2024)

‘Kadın! Yaşam! Özgürlük!’, 2022 Eylül’ünden itibaren İran’da yaşanan ve “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganıyla birleşen geniş çaplı protestoları derinlemesine inceliyor.

Kitap, bu hareketin ortaya çıkış nedenlerini, gelişme sürecini ve İran toplumundaki yankılarını detaylı bir şekilde ele alıyor.

Jina Amini’nin ahlak polisi tarafından gözaltına alınmasının ardından yaşamını kaybetmesi, ülke genelinde büyük bir öfkeye yol açmış ve protestoların fitilini ateşledi.

Kitap, bu olayın protestoların başlangıç noktası olduğunu vurguluyor.

Protestoların en önemli özelliklerinden biri, gençlerin öncülük etmesi.

Kitap, gençlerin cesaretini, yaratıcılığını ve mücadele azmini anlatarak, onların bu hareketteki kilit rolünü ortaya koyuyor.

“Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganı, kadınların eşitlik ve özgürlük taleplerini merkeze alıyor.

Kitap, kadınların bu hareketteki aktif rolünü ve mücadelelerini detaylı bir şekilde inceliyor.

Protestolara farklı etnik ve dini gruplardan insanlar katılmış, bu da İran toplumunun çeşitliliğini ve birlik ruhunu gözler önüne sermiştir.

Kitap, bu çeşitliliği ve farklı kimliklerin bir araya gelmesini vurguluyor.

Protestolar, dünya genelinde büyük bir dayanışma ile karşılanmıştır.

Kitap, uluslararası medyanın rolünü, sosyal medyanın gücünü ve diğer ülkelerdeki destek gösterilerini ele alıyor.

İran rejimi, protestolara şiddetli bir şekilde müdahale etmiştir.

Kitap, rejimin taktiklerini, insan hakları ihlallerini ve protestoculara yönelik baskıyı detaylandırıyor.

Kitap, Ortadoğu’nun en önemli siyasi olaylarından biri olan İran protestolarını ilk elden takip etmek isteyenler için değerli bir kaynak.

Kitap, kadınların hakları için verilen mücadeleyi ve bu mücadelenin evrensel boyutunu ortaya koyuyor.

Gençlerin değişim için nasıl bir güç olabileceğini ve geleceğin şekillenmesindeki rolünü vurguluyor.

Kitap, İran toplumunun karmaşık yapısını, farklı kimlikleri ve siyasi dinamiklerini daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor.

  • Künye: Chowra Makaremi – Kadın! Yaşam! Özgürlük!: İran’da Devrimci Bir Ayaklanmanın Yankıları, çeviren: Sinem Özer, Otonom Yayıncılık, feminizm, 320 sayfa, 2024